Gönderen Konu: "Kuran'ın Kökeni" Bir Kitap (Arif Tekin)  (Okunma sayısı 19801 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
"Kuran'ın Kökeni" Bir Kitap (Arif Tekin)
« : Mayıs 09, 2009, 01:30:07 ÖS »
İslam inancına göre Kuran, hayat nizamını belirleyen bir kitaptır, o halde çok zor ve bulmaca şeklinde değil, gayet açık ve net ifadelerle topluma sunulması gerekir. Nitekim Kuran diliyle müteşabih diye tabir edilen bazı ayetler hariç ( örneğin, Ali İmran Suresi"nin 7. ayetinde değinildiği gibi ) onun her şeyi apaçık bir Arapçayla ifade edilmiştir. Bunu zaten Kuran"ın kendisi de defalarca dile getirmiştir. Örneğin, Şuara Suresi"nin 195, 198 ve 199. ayetlerinde özetle, "˜Uyarıcılardan olasın diye Cebrail Kuran"ı apaçık Arap diliyle senin kalbine indirdi. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de o bunu okusaydı, o zaman ona iman etmezlerdi" deniyor. Yine Fussilet Suresi"nin 44. ayetinde özet olarak, "˜ Eğer biz Kuran"ı yabancı bir dille sana gönderseydik, onlar, "˜Ayetleri tafsilatlı bir şekilde açıklanmalı değilmiydi, muhatapları Arap olduğu halde Arapça olmayan bir kitap mı geldi ? "˜ diyeceklerdi" denilip Kuran"ın çok fasih/anlaşılır bir Arapçayla indiği belirtiliyor. Hatta Kuran"ın isimlerinden biri "˜el-Mübin"dir. Yani olayları üstü kapalı değil, apaçık, net anlatan kitap demektir. Dolayısıyla, "˜Kuran"ın içerdiği anlam çok derindir, herkes bilmiyor" demek, pek itibar görmeyen abartılı bir söylemdir, genelde Kuran"ın anlamını bilmeyenler/şartlanmışlar bunu öne sürerler. Bir zamanlar ben de bu tür savunmaların etkisinde kalıyordum. Çünkü herşeyden önce Arapça bilgim eksikti, onunla Kuran"ı çözecek durumda değildim. Arapça bilgimi geliştirince, bu sefer de az önce açıklamaya çalıştığım olumsuzluklara, ( cennet-cehennem, çevrem, radikallerin tehditleri, bağlı olduğum dini kurum vb. ) ek olarak. Kuran"ın anlamını kavramaya yönelen bir insana karşı engel teşkil eden çok abartılı bir koşullar listesiyle karşı karşıya kaldım. Bu, Kuran"a karşı eleştirel yaklaşım gösteren hocaların elini kolunu bağlayan bir liste. Mesela, meşhur olan hocalarımız bize şunları anlatıyorlardı : "˜Her insan Kuran"ın manasını açıklayamaz, ona müdahale edemez, aksi taktirde günaha girer. Bir insanın, Müfessir, ( Kuran"ı açıklayan hoca ) olabilmesi için, birçok şeyler bilmesi gerekir. Bunlar şifahi olarak bize söylendiği gibi, tefsir usulü kaynaklarında da vardı. Mesela, İmam Suyuti, El-İtkan adlı tefsir usulü yapıtında, bu konuda 80 maddelik bir koşullar listesini öne sürüyor. Keza, İmam Zerkeşi, El-Burhan fi Ulumi"l Kuran adlı dört ciltlik tefsir usulü eserinde bu listeyi 46 madde şeklinde açıklıyor. Ayrıca, asrımızın meşhur yazarlarından Vehbe-z Züheyli otuziki ciltlik et-Tefsir"ül Münir fi"l Akideti ve Şeriati ve"l Menhec adlı tefsirinde bu sayıyı 30 maddeye  indirgemiştir. Tabi ki "˜Usulü"t Tefsir ilminde uzman olanlar, bu maddeler hakkında farklı belirlemelerde bulunmuşlardır.

İşte bizim toplumumuz gibi anadili Arapça olmayan, dini bilgilerini sadece bir İslam ülkesinde yaşadığı için taklit yoluyla çevresinden öğrenen, çok cüzi din kültürüne sahip olan bir insan, yukarıda geçen 80 maddelik kabarık listeye karşı hayretini dile getirip eli kolu bağlı olarak susmak zorunda kalır, Kuran"da olup bitenler hakkında sıhhatli bir fikir edinemez, tam tersine kafası hep eski kaynaklara takılı kalır. Böylesine biz insan nezdinde kim Arapların bu eski kaynaklarını iyi bilirse, o "˜allame-i cihan" kesilir. Medreselerdeki hayat hep bu minval üzere geçiyordu. Fakat zaman içinde bilgimi geliştirince, beynim yavaş yavaş ön plana çıktı ve "˜Dur artık yeter, söz sahibi benim !" deme cesaretinde bulundu. Kuran lehinde söylenenlerin pek o kadar isabetli olmadıklarını, sadece kuru bir inanç mahsulü olarak öne sürülen iddialar olduklarını çabucak öğrendim. Bu aşamaya gelene kadar çok zaman kaybettim ama, sonunda akıl ve ilim galip geldiği için fevkalade mutluyum.

"˜Bilgimi geliştirince..." sözlerinden sakın abartma ve kendime pay çıkarma gibi bir anlam sezinmesin, bu konuda ne kadar haklı olduğum, ancak bu eserin sonuna kadar okunmasından sonra anlaşılabilir.
Yukarıdaki bilgileri somutlaştırmak gerekirse, Kuran"ın anlaşılabilmesi için tefsir usulü uzmanları tarafından öne sürülen o 30,46 ve 80 koşulu gözden geçirince, Kuran"a kupkuru bir taklitle inandığımı hemen anladım.

Şimdi deKuran"ın anlaşılabilmesi için İslam alimleri tarafından öne sürülen o 80 koşulun en önemlilerinden bir kaçını sunalım :

1. Bir ayetin Muhammed"e, Mekke"de iken mi, yoksa Medine"de iken mi geldiğini,
2. Bir ayetin gece mi, yoksa gündüz mü indiğini,
3. Ayetin yolcu iken mi, yoksa evde iken mi geldiğini,
4. Yine bir ayetin yerde iken mi, yoksa gökte iken mi indiğini,
5. Ayetin, yazın mı, yoksa kışın mı indiğini,
6. Muhammed yatakta iken mi, yoksa yatak dışında iken mi ona indiğini,
7. Kuran"da Araplardan hangi kabilenin lehçesinin kullanıldığını,
8. Aynı konuda birbirleri ile çelişen ayetlerden hangisinin önce ( Mensuh ), hangisinin de sonra ( Nasih ) geldiğini,
9. Sebeb-i nüzul denilen, ayetlerin sebep-sonuç ilişkilerinin bilinmesi,
10. Vücuh ( çokanlamlılık ) ve nezair"i (eşanlamlılık),
11. İlk ve son inen ayetleri,
12. Kuran"da kullanılan mecaz, teşbih, nahiv-sarf kaideleri (gramer), Arap Lügatı, Arap Edebiyatı, muhkem ve müteşabih ayetleri, insicam denilen sure ve ayetler arasındaki münasebet/uygunluk vb. şeyleri bilmesi gerekiyor.

İşte bir hocanın, Kuran anlamına müdahale edebilmesi için, bilmesi gereken en önemli koşullardan birkaçı.  İnsan bunları öğrenince gerçekten hayretler içinde kalır.

Burada sorulması gerekli bazı sorular vardır : Kuran ortaya çıktığı zamanda ve koşullarda böyle bir kitabın insanlar tarafından oluşturulup ortaya konulması imkansızmıydı, yoksa tam tersine onu oluşturacak uygun bir ortam ve mükemmel bir insan kadrosu mu vardı, veya iddia edildiği gibi Muhammed gerçekten okuryazar değilmiydi, yoksa okur yazar olmadığı iddiası, Kuran"a olan inanırlığı artırmak için kullanılan bir taktik olup, aslında o kendini çok iyi yetiştirip ekibini de kuran fevkalade profesyonel bir bilgi kaçakçısı ve aynı zamanda da dinler tarihinde, mitolojide uzman bir kişi miydi ?

Bu sorulara yanıt aranırken temel eleştiriler yaratıcıya yönelik değil de, Kuran"ın Tanrı"dan geldiği inancına ve iddiasına yöneliktir. Muhammed"in, varlığına inanılan yaratıcıyı (iftirayla) arkasına alıp insanlara karşı kullandığı gerçeğini ispatlamaya çalışıyoruz. O günkü sosyo kültürel yapıya bakıldığında halk, Muhammed"in öne sürdüklerini kabullenmeye müsaitti.

"˜Kuran, tarih boyunca insanlar tarafından ortaya atılan yasaların ve dini inançların (biraz da ilaveler) bir toplamıdır. bir özetidir, bunun ikinci bir ihtimali yoktur" diyoruz.
İnsanları disiplin altında tutabilmek için, o günkü koşullarda din adı altında böyle bir oluşuma başvurmak etkili ve inandırıcı olabiliyordu, ama bugünkü uzay çağında hala bunu uygulamak fevkalade tehlikeli bir yaklaşımdır. Şunu samimiyetle söyleyebilirim ki, Muhammed bugün sağ olsaydı, "˜Arkadaşlar! zamanımdaki koşullarda insanları ancak malum olan bu din olgusuyla yola getirebilirdim" derdi. Zira onları kontrol altında tutabilmek için başka alternatifim yoktu. Ama bugünkü çağda ben Muhammed olarak, artık sizi bu eski inançlarla yönetemem" deyip, bu sözlerle İslam alemini uyaracaktı. Kendisi de zaten o günkü insanlar için, "˜insanlar yüz deve gibidir. Bu yüz deveden birine binmek istiyorsun, ama hepsi tehlikeli, insanı yere düşürecek tipten, bunlardan doğru dürüst birini seçemezsin demiştir.
( Tecrid-i Sarih, Diyanet Tercemesi, No.2040- Buhari, Müslim Hadisleri, el-Lü-lüü ve"l Mercan, No.1651-Müslim, Fedail, No.2547, Buhari, Rikak,35 )

İşte Kuran"ın ortaya çıktığı dönemde insanlar böyleydi, biz böylesine bir toplumun kanununu nasıl cesaret edip de bugünkü insanlara uyarlamaya kalkışıyoruz!

Eğer hala insanlar dinle yönetilmek isteniyorsa, bunun  üç önemli nedeni vardır :
1. Yöneticilerin, iyi bir sistem ortaya çıkaramadıkları için çaresizliklarinden ötürü-bilerek- dine başvurmaları,
2. Yöneticilerin, Kuran"ın gerçekten Allah"tan geldiğine inanarak buna sahip çıkmaları,
3. Yöneticilerin, insanları sömürmek için "“yine bilerek- dini formüle başvurmaları.   

 


Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
SÜMERLER'DEN, İSLAM'A DİNSEL KİTAPLAR 1
« Yanıtla #1 : Temmuz 16, 2009, 10:02:51 ÖS »
Arif Tekin, Diyanet İşleri Başkanlığından emekli bir imam"dır.



ANA BAŞLIKLAR:  

1-Kutsal dinlerde anlatılan kainat yaradılışının tarihteki kökeni.

2-Vahyin/mesajın tanrıdan gelme hikayesi.

3-Sümerlerde, demokrasi, eğitim ve adalet.

4-İslam"daki başörtüsü ile Hac"da yapılması gereken tıraş işleminin Sümer"deki kökeni

5-Kutsal kitaplardaki önemli cezaların kökeni

6-Kur"an ve Tevrat"a göre Musa peygamber katil, kardeşi Harun peygamber de put ustasıydı.

7-Kur"an scud ve petriot füzelerini mi anlatıyor!

8-Muhammed tanrıya inanır mıydı, yoksa...?

+

ÖNSÖZ:

A) Neden acaba durup dururken kalkıp Kur"an hakkında, "Eski örf adetlerin, mitolojilerin bir biçimiyle devamıdır, bunun tanrısal bir yani yoktur, Muhammed"se sadece kendi döneminin önemli bir ismi/ bir devrimcisidir"¦" gibi çok sert eleştirilerde bulunayım ki!

Acaba hangi nedenler beni bu aşmaya getirdi veya ne gibi etkenler beni bu gibi yazıları yazmağa zorladı?

Kitleleri ilgilendiren inanç gibi çok hassas konularda yayın yoluyla kamuoyuna bilgi vermek, salt Kur"an"in içeriği akla uygun değildir, hepsi masaldır gibi soyut ifadelerle onu karalamak tabi ki gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Evet; elbetteki Kur"an konusunda  beni benzer yazıları yazmaya sevk eden önemli ve hakli nedenler olmasaydı  bu yolu seçmezdim. Kitapta bunları hep birlikte göreceğiz.

Hemen burada bir hatırlatma yapayım: Kitabin önsözü bir hayli uzun olacak. Çünkü bana göre bunlar önemli şeylerdir. İnanıyorum ki okuyucu rahatsız olmaz.

 İlk başta İslamiyet, diğer Müslümanlar gibi tahlil sonucu tercih ettiğim bir inanç modeli değildi/ İslam bir çevrede dünyaya geldiğim için işin doğası gereği benimsemek zorunda kaldım. Dünyanın (diğer inançlara sahip) bir başka coğrafyasında doğup büyüseydim ben de oranın inançlarını benimserdim; bu herkes için geçerlidir. Ne diyelim, Müslümanlar İslam bir çevrede dünyaya geldikleri için tanrıya daha fazla ibadet etsinler; hele eğer Küba, Çin gibi islamla hiç ilgisi olmayan bir toplumda dünyaya gelselerdi vay hallerine hepsi kafir olacaktı! Demek ki tanrı onlara torpil yapmış!

Benim çocukluktan beri hep tepkici bir yanım vardı/ her söylenene hemen "evet" demezdim. Bununla birlikte Kur"an"in Allah"tan geldiğine inanırdım. Zaman zaman aklimin kabul etmediği ayetler hakkında notlar tutar, tefsirlere/Kur"an"in şerhlerine bakardım; ancak bu durum, Kur"an"i inkâr edecek derecede inancımı sarsmıyordu.

Beni, Kur"an"i eleştirmekten uzak tutan, inancımın sarsılmaması noktasında sigorta durumunda olan bilgi değil; korkuydu (Bu korku, her Müslüman için geçerlidir). şöyle ki, Kendi kendime, "Bak! Dünyanın hemen hemen her cogrfyasindan yaklaşık bir milyar insan islamiyeti benimsiyor; kala kala bu tehlikeli iş sana mi kaldı/sadece bu bilgileri sen mi biliyorsun? Çok yazıktır; hem akrabanı, dostlarını... kaybedersin, hem de tüm inananlar sana düşman kesilir. Ayrıca daha önce ne cin, ne de insanlardan hiç kimsenin kendilerine dokunmadığı (Rahman suresi, 56,74. ayetler) cennetteki tomurcuk memeli kızlardan/ hurilerden (burada okuyucunun affına sığınıyorum; tomurcuk memeli terimi Kur"an"in kendi ifadesi olduğu için yazdım; yoksa terbiyem bunu kaldırmaz), yine cennetteki  şarap, süzme bal ve süt ırmaklarından (Muhammed suresi, 15. ayet) ve cennetin diğer nimetlerinden mahrum kalacaksın; aksine cehennemde ebediyen yanacaksın..." der, sanki kendimde bir kusur, bilgi eksikliği var gibi inanır,  eleştirilere cesaret edemezdim.

Bu durum 1990"lara kadar zikzaklı geçti. Bu tarihten itibaren Kur"an sistemini eleştirme konusunda -imkanlarım nispetinde- çalışmalarıma başladım. Çünkü aklim Kur"an"daki olup bitenleri bir türlü kabul etmiyordu.

Ayrıca çevrem bilir ki o dönemlerde çok karmaşık problemlerim de vardı; buna rağmen araştırma işimden vazgeçmedim. Ilk yillarda herkesin kafasina gelebilecek basit çelişkiler zihnimi kurcaliyordu. "Ilim maluma tabidir" misali, ben de ilk önce gördüklerimden etkilendim. Örnegin; müslüman olan arap ülkeleriyle Israil çelişkisi, Avurupa ve ABD"nin islam ülkelerine nisbeten çok ileride olmalari gibi faktörler etki yapti.

 Tabi ki Islamiyetin pratiginden bu gibi somut olumsuzluklari görünce, ister istemez Kur"an hakkinda,"Kişinin zikri ne ise acaba fikri de mi odur?" sorusu aklima geliyordu. Benzer nedenlerden dolayi islamin anayasasi olan Kur"an"in içerigi üzerinde durmaga karar verdim; neticede vardigim sonuç hiç de pratikten farkli çikmadi. Bunu, kitap boyunca hep birlikte görecegiz. Ilk yillarda beni Kur"an hakkinda çelişkilere sevkeden az önceki örnekleri biraz açmak istiyorum.

1)ABD ve Avrupa gibi demokrasi ile yönetilen ülkelerin her bakimdan islam ülkelerinin önünde olmalari önemli bir çelişki: Bu konuda kendi kendime "mademki iddialara göre Kur"an"in arkasinda kainatin yaraticisi vardir, o halde neden daha dün keşfedilen ABD şu an dünya lideri durumunda ve islam tarihine baktigimizda buraya hiçbir peygamber de gönderilmemiş.

Islami kaynaklara göre 124 bin (hatta bazi rivayetlere göre 224 bin) peygamber-genelde- Misir, Hicaz, Israil, Filistin bölgelerine gönderildi de ne halledildi, tanri niçin pes etti, neden elini uzattigi yerler (her yönüyle) geri kaldi?

Başka bir deyimle, neden Amerika ve Avrupa (gerçi Hiristiyanlik Avrupa"ya ithal edilip onun yüzünden birçok zayiatlar oldu, engizisyon mahkemelerinde sayisiz bilim adamlari süründü ise de, Avrupa sonunda din olayini arka plana çekebildi) tanri modeli dişinda kendi kurduklari sistemleriyle bu günkü aşamaya gelebildiler de tanrinin o kadar özen gösterdigi bölgeler geri kaldi?

Tabi ki bu gibi sorularin yanitini şimdilik vermiyorum; kitapta benzer sorularin temel yanitlari bulunacaktir. Ancak yanit mahiyetinde şimdilik kisa bir bilgi vermek istiyorum. Kur"an"a göre Kur"an"in kendisi Allah"in kelamidir ve kiyamete kadar da tüm sistemlerin önünde /üstünde olmalidir. Tabi ki durum böyle olunca insanin fikrinde gelişme olamaz. Çünkü Kur"an"î anlayişa göre her şey bu kitapta vardir. Bu durumda da dogal olarak toplumda tikanma meydana gelir. Basit bir örnek vereyim. Türkiye"de, Bediuzzam Sait Nursî"nin (1876-1960) mimari oldugu Nurculuk hareketi meşhur. Şu an Türkiye"de varolan tüm dini cemaatler içerisinde en etkili olanin bu oldugu zaten tartişmasizdir.  

 Sait Nursi Kur"an"daki, "Yaş, kuru her şey kitapta vardir" anlamindaki ayetlere (örnegin, En"am suresi, 59) takilarak nerdeyse bütün teknolojik ürünler için Kur"an"da yer bulmaga çalişmiş, bu yöntem için de kendi kaynaklarinda ilginç örnekler vermiştir.  

Kur"an"da "Sebe" suresinin 15.ayeti, Sebelilerin evlerini anlatir. Sait Nursi bu ayeti, (ebced hasabini  uygulayarak) Istanbul"un 1453"te fethedilecegine kanit olarak göstermiştir.

Yine kiyamet günü Allah"in peygamber ve inananlardan hoşnut olacagini ifade eden "Tahrim" suresinin 8. ayetine de kendi kurdugu "Nurculuk" hareketini yerleştirmiş, tabir caizse kendi yazdiklarina da bu ayette yer edinmege çalişmiştir.

Muhammed zamaninda olmayan, daha sonra icadedilen tren için de "Yasin" suresi 42. ayette yer bulmaya çalişmiştir. (Sirf ebces/ matematiksel yöntemle olaylari zorla Kur"an"a yerleştirme konularina  "Sikke-i Tasdik-i Gaybi" adli eserini ayirmiştir.

Istanbul"un 1453"te fethedilecegine ilişkin açiklamayi ise "Büyük Sözler" adli yapitinda yapmiştir /Hele şu örnek gerçekten çok Ilginç: Kur"an"da Al-i Imran suresinin 154.ayetinde/ cümlesinde nerdeyse arap alfabesinin tüm harfleri geçiyor. Ayet bir savaş esnasindaki müslümanlarin halini anlatiyor. Sait Nursi bu ayetteki harflerin sayilari hakkinda şunu söylüyor: Allah öylesine adildir ki, bakin bir cümle oluştururken cansiz olan harfler arasinda bile eşitlikten vazgeçmiyor.

Kendisi burada öyle bir hesap yapiyor ki (ebced hesabi) bunun gerçekle hiç ilgisi yoktur. Kaldi ki, yaptigi hesap da yanliştir. Çünkü bu cümledeki harfler arasinda bir eşitlik söz konusu degildir. üstelik Kur"an"daki 7 bine yakin ayetten buna benzer ikinci bir ayet de yoktur. Yani diyelim 7 bin ayetten bir ayetteki harflerin sayisi tesadüfen eşit çikti; bundan kalkip olaganüstü bir anlam çikarmak dogru olur mu?

Gerçekten şahsen merak ediyor acaba bu anlayişta olanlar, hizla icadedilen teknolojinin bu sayilmayacak yeni ürünlerini Kur"an"in neresine yerleştirecekler! En ilginci, bazi Islami yazarlarin (ki gerçekle hiç ilgisi olmadigi halde) Kur"an"a yerleştirmege çaliştiklari şeyler de hep gayri müslimlerin icatlari. Yani inanmayanlar teknoloji ürünlerini var erdiyorlar, islami yazarlarsa Kur"an"a yerleştirmek için bunlara ayet bulmakla maşguller; ama Kur"an"in ayetleri bitti fakat teknoloji sonsuza dek devam edecek.

Maalsef bir toplumda inanç bu olunca onun ilerleme imkâni hiç mümkün olamaz. Sait Nursi ayni zamanda kendi kitaplarinda, "Avrupa islamiyete gebedir, er geç müslüman olacaktir" diyor. Kendisi 1960"da vefat edince, hemen akabinden Türkiye"nin o günkü yöneticileri Avrupa Birligine üye olmak için müracaatta bulunuyorlar.

Demek ki iş islam düşünürlerine kalirsa Türkiye yaklaşik 40 yildir boşuna Avrupa Birligine üye olmak için ugraşiyor. Ona göre nerdeyse an meselesidir ki tüm Avrupa islamiyeti kabul etmek üzeredir! Benzer islamî düşünürler çoktur; ancak Sait Nursi"nin Türkiye"de 1. derecede etkili bir isim olmasi nedeniyle ben burada bilerek  ondan birkaç örnek sundum (*)

2) Dedigim gibi beni Kur"an hakkinda ilk etapta şüpheye sevkeden noktalardan biri de müslüman araplarla Isarail"in durumu oldu. Bu konuda kisaca şöyle diyeyim: Maide suresinin 64. ayetinde Kur"an"in Allah"i, "Biz, yahudilerin aralarina tâ kiyamete kadar düşmanlik ve kin biraktik. Ne zaman savaş için bir ateş yakmişlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuga koşarlar. şüphesiz Allah bozgunculari sevmez" demesi ve yine Allah"in Muhammed"e hitaben ayni suresnin 82.ayetinde yeminle başlayarak, "iman edenlere karşi düşmanlik yönünden insanlarin en şiddetlisi olarak yahudileri ve Allah"a ortak koşanlari bulursun. Yine inananlara sevgi bakimindan en yakin olarak da: "Biz hiristiyanlariz" diyenleri bulursun. Çünkü onlar içinde kibirlenmeyen keşişler ve rahipler vardir" demesi, bugünkü islam-Israil ilişkisi noktasinda ciddi bir çelişki olarak karşima çikiyordu.

Burada iki nokta önemli: Birincisi, kutsal kitaplara göre Allah ilkin yahudilik dinini gönderiyor, bunu yaymak için de birçok peygamber görevlendiriyor; hatta bazen baba-ogul (Davud, Süleyman ve Yakup- Yusuf gibi), bazen abi-kardeş (Musa, Harun gibi) birlikte gönderdigi halde olumlu bir sonuç almadan onlari terkediyor ve islamiyet adi altinda yeni bir din yollayarak Muhammed ve taraftarlarinin eliyle onlarin, Beni Kureyza, Beni Nadir ve Beni Kaynuka gibi savaşlarda -nerdeyse- sonlarini getiriyor. >

Burada demek istedigim, kutsal kitaplara göre yahudilik de temelde Allah"a dayanir; ama ayni Allah günün birinde kalkip kendi adamlarini düşman ilan eder.

Ikinci bir çelişki de, az önce sözünü ettigim ayetlerle onlardan hayat boyu ne köy çikar, ne de kasaba dendigi halde bugünkü Israil pratiginin benzer ayetleri yalanlamasi.

Örnekler çogaltilabilir. Işte ilk başta benzer görsel çelişkiler kafami kurcalaliyordu. Tabi ki zaman için işin içine girince gerçegi anladim ve sonuç bu aşmaya geldi.

B)Bilindiği gibi Avrupa"da 15.asırda Hıristiyanlığa karşı başlatılan reform hareketleri amacına ulaştı ve Avrupa bugünkü aşamaya gelmeyi başardı.Ben, "Bati aleminin bu hale gelmesinin yegane nedeni dinde yapılan reformdur" iddiasında bulunmuyorum; ancak Avrupa"nın değişiminde dinde yapılan reformun önemli etkisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Açıkçası, eğer beş asır önce dinde reform denilmişse artık bugün kafaların dini masallardan tamamıyla arındırılması gerekir, insanoğlu kendi sistemini kendisi bulup kurmalıdır diyorum.

Zaten tarihe bakıldığında insani kurtarabilecek ancak kendisidir; bunun dışında reçete aramak beyhudedir, abesle iştigaldir. Daha net konuşmam gerekirse; islamiyette de reform yapılsın demek istemiyorum. Çünkü dinde yapılan reform, insani belli bir süre daha oyalar ki, bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

Nitekim günümüzde bazı islamî yazarlar (Türkiye başta olmak üzere), demokrasinin nimetlerini islama pompalamak suretiyle dine tekrar taraftar toplamağa çalışıyorlar. Millet eskiden beri Müslüman olduğu ve de hem pratikte, hem de teoride kendisini tatmin edici bir idare ve idareci sınıfı bulmadığı içi (çaresizlikten) tekrar dine sarılıyor. Örneğin; 3 Kasım  2002"de Türkiye"de yapılan milletvekili genel seçimlerinde dinci bir parti ezici bir çoğunlukla meclise girip iktidarı ele geçirdi.

Peki bu dinci parti sanki her alanda alternatif bir proje hazırlayıp halka sundu da ondan mi halk kendisini birinci yaptı! Onları birinci yapan sadece ve sadece din faktörüdür, din sömürüsüdür.

Sormak lâzım: Acaba dinin propagandasını yapan hocalar olsun, siyasal islami getirmek isteyen partiler olsun, demokrasiyle yönetilen Avrupa"nın herhangi bir ülkesinde seçime girip ora halkına bu masalları anlatsalar kimse onları dinler mi!

Kimse bu sözlerimden, "Demek ki din sayesinde iktidara gelen AKP kazanmayıp onun yerine başka birisi kazansaydı Türkiye"nin durumu daha iyi olurdu?" anlamını kastettiğimi çıkarmasın. Amacım bu değildir. Bana göre şu an varolan partilerden hangisi kazansaydı hemen hemen durum ayniydi; toplum zaten hepsini denedi. Burada vurgulamak istediğim, dinin toplum üzerindeki kapsamlı etkisidir.

Arkadaşlar bazen bana, "Nasıl olsa zaman içinde din masalları bilime ve teknolojiye yenik düşecek; sen boşuna bu riskli işi yapmış oluyorsun. Bir de din inancı, bir nevi polis görevini yapıyor, toplumda düzeni sağlama konusunda yardımcı oluyor. Hele fakir fukara için psikolojik men moral kaynağıdır; eğer bu inanç da yok olursa o zaman her yönüyle toplumda tahribat meydana gelir..." gibi sözlerle güya dinin kalması daha iyidir tezini destekler mahiyette ifadeler sarf ederler.

Hayır, bu söylem kesinlikle yanlıştır. Bir kere işi sadece zamana bırakmak, gafletten başka bir şey değildir. Bir de ağrı kesici mahiyetinde eğer dinle fakir fukara uyutulursa o zaman onların kalp, göz, böbrekleri... de gider  haberleri bile olmaz.

Tabi ki burada bunları mecazi anlamda söylüyorum; demek istediğim hep sömürüye mahkum kalırlar. Boş olan, asli esasi olmayan şeylerle niye fakir fukarayı oyalayalım ki, bu dünyada onların yaşama hakları yok mu!

Ayrıca eğer dinin toplumda huzuru sağlamak gibi bir misyonu varsa, bu hep emekçinin hakkini almama yönünde etkisini göstermiştir; maalesef bundan zenginin etkilendiği hiçbir zaman görülmemiştir; aksine din hep zenginlere yaramıştır/onları besliyor. Yani tespiti doğru koymak lâzım, vicdan denen bir şey vardır.  

Evet, 1517"de Alman rahip Martin Luther"in (1489-1546) Wittenberg saray kilisesi kapısına astığı 95 maddelik deklarasyonuyla reform hareketi tam patlak verir; bundan ötürü Martin Luther papa tarafından aforoz edilir; ancak Luther, papanın vermiş olduğu aforoz emirnamesini halkın gözü önünde yırtıp yakınca, imparator tarafından Worms meclisinde sorguya çekilir. İmparator, kendisinden papa ve konsil aleyhine yazdığı yazıları yalanlamasını teklif eder; fakat o, davasına inandığı için bu teklifi reddeder. Reform hareketleri Avrupa"nın değişik yerlerinde etkili bir biçimde devam eder. Örneğin; Ulrich Ziwingli (1484- 1531) de o dönemde kiliseye karşı isyan bayrağını açar. Her ne kadar Ziwingli bir iç savaşta Protestanlık uğruna öldürüldü ve hayatta iken gayesine ulaşmadı ise de, reform konusunda yaktığı meşale gitgide büyüyerek hedefine ulaştı.

Yine bu konuda önder isimlerden biri de hukukçu Jean Calvin"dir (1509-1564) Isviçre"nin Basel kentine yerleşip ölene dek reform hareketleri konusunda mücadelesini sürdürür.

Bu şahsiyetleri örnek olsun diye yazdım; yoksa Avrupa"da yapılan reform hareketleri böyle iki-üç kişinin başardığı bir hareket değildi. Tabi ki bir hareketin önderi/önder kadrosu her zaman önemlidir. Eğer önder kadro her yönüyle seçkin değilse o hareketin başarı şansı yoktur. Ne diyelim; darısı bizim ilahiyatçıların başına!

Bati aleminde dine karşı bu tepki 5 asır önce gösterilmişken,  maalesef 21.asra girildiği halde İslam toplumunda etkili olabilecek benzer çalışmalar henüz yoktur. Aksine din, siyasetçisinden ilahiyatçısına kadar her kesimden destek alır, ona kan verilmeye devam edilir.

Günümüz dünyasında benim bu gibi yazılarımla bir değişim-dönüşüm olacağını iddia etmiyorum; ancak dünyadan biraz haberi olan ve de abartısız olarak Kur"an konusunda bilgisi olan bir insanin "Bana ne" deyip sorumluluktan kaçması doğru değildir. Bir yerlerden başlamak, sorumluluk üstlenmek gerekir. Umarım zaman gelir insanlar din tabusundan kurtulurlar; ama bilinmelidir ki o dediğim zaman da kendi kendine değil; ancak çalışmakla gelir.

Şu kısa notu düşürmekte yarar vardır: Kur"an hakkında bu tür  gerçekleri yazma konusunda hiç kimseden herhangi bir öneri almadım; bunu, inanç ve vicdanimin gereği olarak kendi özgür irademle yapıyorum ve bundan da ancak mutluluk duyuyorum. Çünkü bu çıkış, %100 doğrudur, insanların yararınadır.

Bazıların aklına soru işaretleri gelebilir o yüzden bu açıklamayı yaptım. Denilebilir ki, evet haklisin ama her doğru her zaman söylenmez. Ben de derim ki bu doğrunun anlatılmasında insanların yararı ve mutlu geleceği söz konusu olduğundan söylenmelidir.

İslamî kesimin, dine rasgele inananların yazılarım hakkında, "Efendim Kur"an"a, Muhammed"e iftira ediyor, yazdıkları hep kendi yorumlarıdır, Kur"an"da böyle şeyler yoktur..." gibi yakıştırmalarda bulunacaklarını şimdiden biliyorum. Çünkü dine inandığım zamanlar ben de ayni taktiği uygulardım.

Çoğu inananlar Arapça bilmedikleri ve de eskiden beri dine inandıkları için savunma amaçlı söylenen bu tür sözlerin etkisinde kalabilirler, en azından kafalarında soru işaretleri oluşabilir. Ama  bilinmelidir ki, ben ömrümü klasik arapçaya, Kur"an arapçasına, islamî ilimlere verdim; ben, dini bilgilerimi devletin Milli Eğitimine bağlı resmi okullardan almadım; tam aksine özel çabamla doğunun medreselerinden aldım.

Tabi ki devletin dini okullarından da diplomalar aldım; fakat bildiklerim özel çabamın ürünleridir. Aslında okurun, Kur"an"in kimden geldiği konusunda Arap dilini bilmesine ihtiyacı yoktur; Kur"an hakkında bir fikir sahibi olabilmesi için İslam ülkelerinin durumuna bakması yeterlidir. Kur"an"i yukarıda değindiğimiz biçimde savunanlar, her şeyden önce demokrasi ile yönetilen -ki tam bir demokrasi de denilemez, ancak islam ülkelerine nispeten daha iyidir denilebilir- Avrupa ülkelerine bir baksınlar, bir de islam ülkelerine; bu faktör çok önemlidir.

Müslümanlardan (zaman zaman), "İslam ülkelerindeki sistem Kur"an"a göre değildir ki"¦" gibi asilsiz savunmalar geliyor; bunlar artık  inandırıcı olamaz. Çünkü bir kere bu gibi kişilerin çoğu şartlanmış cahiller oldukları için söylemleri nazari dikkate alınmaz.

Kur"an"la ilgili bilgisi olup da benzer savunmaları yapanlara gelince; az ileride bu konuda biraz açıklama yapacağım. Her şeyden önce okuyucu hiçbir yere başvurmadan değineceğim ayetlerin Türkçe tercümeleri vardır, yalnız onlara baksa bile, Kur"an"in kimden geldiği sorusuna rahatlıkla yanıt bulabilir.

Az önce benim gibilerin kaleminden çıkanların, dünyanın bu günkü konjöktürüne göre pek etkisi olamaz derken, burada Türkiye gerçeğinden hepimizin bildiği somut bir örnek vermekle biraz daha detaylandırmak isterim:

Türkiye"yi yönetenler, bir taraftan 40 yıldır Avrupa"nın kapısını çalıp biz de artık sizinle olmak istiyoruz diye çabalarken, öbür taraftan yaklaşık olarak 100 bin personeli bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir dini kuruma dört elle sarılıyorlar; ki bu, hem rejim açısından sıkıntı yaratır,hem de Türkiye"nin ekonomik koşulları bu kuruma ayrılan ödeneği kaldıramaz.

Ayrıca ayni Türkiye"de 30"a yakın İlahiyat fakülteleri, binlerce İmam-Hatip okulları, Kur"an Kursları, özel dini cemaatler, bunlara bağlı binlerce öğrenci yurtları, gazeteler, dergiler,TV kanalları, finans çevreleri, bunların açtıkları özel üniversiteler vs var. Hatta şu an Türkiye"de varolan çoğu siyasi partiler bile boğazlarına kadar dinin içindeler.

Sormak lâzım: Bir ülkede bu kadar dini potansiyel varsa, demokrasi, insan haklari"¦ hiç gelişir mi! O nedenle, benim gibi dinin içyüzünü ortaya koyanların hem etkileri olamıyor, hem de böylesine bir Türkiye"de din aleyhtarı yazılar  halka rahatlıkla ulaşılamıyor.

Adetim değil, hiçbir zaman şahıslardan söz etmem; ancak hem yazar, hem de ayni zamanda önemli bir yerde görev yapan bir ilahiyatçı profesörün yazdığı kitabından bir kısım alıntılar yaparak Türkiye"nin hazin durumunu biraz daha netleştirmek isterim.

Bu bir örnektir; yoksa Türkiye"de ayni zihniyeti taşıyan benzer ilahiyatçı hocaların haddi hesabi yoktur. Kendisinden alıntı yapacağım hoca, Türkiye"nin hem içinde, hem de dışında çok önemli görevlerde bulunmuş; şu an Türkiye"de bir üniversitede öğretim üyesi ve ayni zamanda bir bölümün de başkanı.

Yazdığı bir kitabında Osmanlıların devam eden 6 asırlık İmparatorluk esprisini/ sırrını şuna bağlıyor: Osman Gazi veya babası Ertuğrul Gazi, günün birinde bir din hocasına misafir oluyor; o sırada duvarda asili bulunan Kur"an"i görünce, "Bu nedir?" diye soruyor. Allah"tan son peygamber Hz.Muhammed"e gelen son kitaptır yanıtını alınca, Kur"an"a hürmet niyetiyle kalkıp abdest alıyor ve o gece sabaha kadar uyumayıp evin içinde ayakta dikiliyor. Daha sonra uyuyunca rüyasında Allah"ın kendisine, "Mademki benim kitabıma bu kadar hürmet ettin, ben de buna karşılık senin soyuna cihan imparatorluğunu nasip ederim" müjdesini verdiğini görüyor(1)

Sözünü ettiğim hocanın kendi kitabında zevkle anlattığı birkaç ilginç örnek daha sunmak istiyorum. Benzer örnekler kitabinin 2. yarısında çoktur. şöyle devam ediyor: Emeviler Orta Asya"yı işgal, ilhak, talan etmeğe başlayınca müthiş bir katliam gerçekleştiriyorlar; hatta Emevi komutanı Kuteybe, "Kim bana bir türkün kellesini getirirse ben ona yüz dirhem mükâfat veririm" deyince, o gün akşama kadar kendisine on bin türkün kafası getiriliyor.

Emeviler Talakan"da ele geçirdikleri insanları öldüre öldüre yorulunca, bunları darağacına, ağaçlara asıyorlar. 24 km.yi kapsayan bu insan iskeletlerinden adeta bir orman manzarası meydana geliyor (2)

Ne ilginçtir ki yazar, Türkleri böylesine katliamdan geçiren Kuteybe için kendi kitabında şu ilginç yorumu da yapıyor: İşte Türklerin vefakârlığı; bu komutan Emevilere bağlı bir başka komutan yönetimindeki askerler tarafından öldürülünce, yine etrafındaki korumaları Türklerdi diyor ve "Türkler işte böylesine vefalı insanlardır, birine dost, bağlılık dediler mi tehlike anında bile kendisine sahip çıkarlar" diye ekliyor. Bunun devamında da "Kuteybe"nin kabri şu an Türkmenistan"da ve hala Türkmenler, (Allah"ın halis dostudur diye) gidip onun kabrini ziyaret ediyorlar" diyor (3)

Yazarın yazdıklarından bir iki kısa örnek daha vermek istiyorum. Emevi komutanlarından Yezit bin Muhelleb yemin içiyor ki, "Ben Türkleri öylesine öldüreceğim ki, kanlarıyla değirmen dönsün" diyor. Ancak Türkler Emevilere karşı koyamayınca erken Müslüman oluyorlar ve onun dediği şekilde değirmeni döndürecek kadar kan oluk oluk akmıyor. Fetvası yerine gelsin diye 12 bin seçme türkü alıp kollarını bağlı bir şekilde bir ırmağın kenarına götürüp orada hepsini kılıçtan geçirerek kanlarını suya akıtıyorlar. Oluşan bu su-kan karışımından bir değirmen döndüriyorlar ve böylece fetvası yerine gelmiş oluyor.

Emeviler sadece Cürcan"da 40 bin türkü kılıçtan geçiriyorlar. Yazar şunu da yazıyor: Emevilerin hem komutanları, hem de halifeleri hep kadın ve içki düşkünleriydi. Bu nedenle, çoğu 35-40 yaşını geçmeden çürüyüp giderdi.

En kötüsü, Emevi halifelerinden Velit bin Yezit bir gün kendi kalbinde bir niyet tutuyor ve elini rast gele Kur"an"in bir ayetine dokunduruyor. Çıkan ayet İbrahim suresi 15. ayeti ki, şansından yana olmayan bir ayet. Bunun üzerine kızgınlıktan Kur"an"i alıp bir ağaca asarak attığı oklarla onu param parça ediyor ve "Ey Kur"an, git seni gönderen Allah"ına  benden selam söyle ve de ki, beni bu hale getiren Velit"tir bakalım bana ne yapabilir" diyor (4)

Yazar, bunların genelde çapulculuk, ganimet için savaştıklarını somut örnekler vererek ortaya koymaya çalışıyor. Mesela, Halife Ömer zamanında Irak alındığı zaman islamiyeti kabul etmeyen halkından alınan yıllık cizye (bir nevi kelle vergisiydi) ve haraç (arazi vergisi) 124 milyon dirheme (o günkü para birimidir) ulaştığı oluyordu.

Daha sonra bunun 188 milyara ulaştığı yılların olduğunu da yazıyor. Ancak İslam"da eğer Müslüman olmayanlar islamiyeti kabul ederlerse, o zaman haraç ve cizye ödemekten kurtulurlar prensibi var. Hal böyle olunca mağlup olan gayri müslimlerin çoğu, vergi vermemek için islamiyeti zorunlu olarak kabul ederlerdi.

Bu durumda müslümanlar ekonomik sıkıntı çekerdi. Örneğin; bir ara Iraklılardan alınan vergi 188 milyara kadar yükselirken, halkın islamiyeti seçmesi sonucu bu rakamın 40 milyon dirheme düştüğü yıllar da oluyordu. İşte bu gelir azalmasını önlemek için yetkililer çeşitli tedbirlere başvuruyorlardı; bunların başında-ganimet kazanmak için- yeni savaşlar açmak geliyordu diye uzun uzadıya anlatıyor.

Emeviler, sadece Buhara"dan eli silah tutan 50 bin Türk esir alıp değişik cephelerde savaşlarda kullanıyorlar. Türklerle yapılan antlaşma gereği yalnız Semerkand"dan 30 bin esir alınıp değişik cephelere askere gönderilir. Antlaşmanın bir diğer ağır maddesi, Semerkand"lilardan her yıl 2 milyon 200 bin dinar (altın para) alinmiş olması (5)

Başka bir kişiden ilginç bir örnek daha vereyim. Bundan 5-6 yıl önce yine bir prof. yazdığı bir kitabında Süleyman peygamberle ilgili masalları anlatırken, "Kürdlerin babası/ dayandıkları köken şeytandır" açıklamasını yapmıştı ve onun bu kitabi hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı da "Okunması yararlı bir kitaptır" diye tavsiyelerde bulunmuştu.

Ayni yazar 1999 seçimlerinde bir partiden milletvekili seçilip Ecevit başkanlığındaki 57.hükümette Orta Asya cumhuriyetlerden sorumlu devlet bakanı olarak görev aldı. Burada iki nokta çok önemli: Bu anlayışta olan birilerinin Türkiye devletinde en üst kademeye kadar yükselebilmesi ve Diyanet"in, bu masalların halk tarafından okunması için tavsiyelerde bulunmuş olması.

Bir kısa örnek: 2003 Ekim ayında yapılan CHP kongresinde bir ilahiyatçı prof (ki ayni zamanda adi geçen partiden de milletvekili), "Allah kısmet etmediği için CHP  iktidara gelmedi" şeklinde fikir beyanında bulundu, ki bu ilahiyatçı hoca, güya Türkiye"de ilahiyatçı hocalar arasında en popülist, yenilikçi ve demokrat olanlardan biri olarak biliniyor.    

Bunları anlatmaktan maksat, Türkiye"de bir taraftan bu masallara varan dinin propaganda özgürlüğü-dine göz yumulması, öbür taraftan benim tarzımda Kur"an"in ne olduğunu kalemleriyle anlatanların, kendi yaşamlarını korku içinde sürdürmeleri...

Böylesine bir Türkiye"de kitaplarımı yayınlayacak  yayınevi bulamıyorum. İnsanlar korkuyorlar. İlk kitabimi, İstanbul"a Kaynak yayınevine götürdüm maalesef yayınlamak istemediler; ancak kitap ödül alınca, "biz yayınlarız" dediler. 2. kitabim "Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları" da gerçekten kendi sahasında bir ilk olduğu için ayni yayınevince yayınlandı. Yayınlandılar ama ne yazık kitapçılarda bulunmuyor. Zaman zaman arkadaşlar, "Biz alici gözüyle büyük kitapçılardan soruyoruz maalesef kitapların bulunmuyor" gibi şikayetleri bana iletiyorlar.

İşte sayamadığım benzer dezavantajlardan dolayı,  benim gibi Kur"an"in içyüzünü ortaya koymaya çalışanların pek etkisi olamaz diyorum. Yoksa gerçeğin ne olduğu konusunda zerre kadar şüphem yoktur.

Diyelim Osmanlılar, Islamiyeti sözünü ettiğimiz çıkarları temin ettikleri için desteklediler, ki zaten doğru olanı da bu. Bu çıkarlar için şeyhul"islami oluşturup "Divan"a" üye bile yaptılar ve yapılan savaşlarda zaman zaman ondan fetva istediler. Peki günümüz dünyasında İslam"ın ne yararı vardır ki Türkiye"yi idare edenler ona bu kadar sarılsın?

Tarih boyunca Islamiyetten bu kadar ağır darbe alan, bu kadar katliamdan, soykırımdan geçirilen ... Türkler acaba niye hala Islam"a sahip çıkıyorlar? Fakir, borçlu bir ülke olan Türkiye Devleti neden bütçesinden din için bu kadar ödenek ayırıyor, her yönüyle dine imkan sağlıyor?..

Aslında bu sorulara verilecek yanıt çoktur; ancak özet halinde en önemli nedenini belirlemeğe çalışayım. Bir kere Kur"an"i okumamış Müslüman halk okumadığı Kur"an"a niye inanır diye onlara bir eleştirim yok. Zira asırlardır bunlar dinle doğup dinle büyüyorlar. Nerdeyse din onların genlerine işlenmiş.

Devlet yöneticileriyle İlahiyat akademisyenlerine gelince, tek kelime ile işin içinde çıkar söz konusudur. Az önce de belirtildiği gibi eskiden Kur"an formülü bir ülkeyi işgal, talan... için kullanılırdı. Muhammed, "Ben, İnsanlar Allah"ın varlığını kabul edene, namaz kılana, zekat verene kadar savaşmakla emredildim" diyor (6)

Durum bu olunca bahane her an için hazır; Müslümanlar, gayri Müslimlerin ülkelerini istedikleri an işgale girişebilirlerdi, açılan bu savaşa da Allah"ın emridir derlerdi. Sonuçta o ülkenin nesi varsa hepsini ganimet, fey", cariye, köle... adi altında alarak keyiflerinde kullanabilirlerdi.

Çok basit bir örnek vereyim: Halife Osman öldürüldüğünde diğer malı hariç arda kalan sadece altın kısmi (yaklaşık olarak) 3 (üç) tondu. Yine cennetle müjdelenenlerden Zübeyir bin Avam"ın yaklaşık 12 ton altını, A. Rahman bin Avf"in bin deve, bin at, on bin koyun ve  2,5 ton altını, Talha bin Ubeydullah"in sadece Irak"taki günlük gelirinin 30 kg. altını geçtiği islami kaynaklarda yazılı.

Hele Kur"an"i toplayan komisyonun başkanı Zeyd bin Sabit ise, öldüğünde onun varisleri kendisinden kalan külçe altınları paylaşmak için onları balta ile keserlerdi. Ve daha niceleri (7)

Ama çağımızda teknolojinin ilerlemesiyle savaşlarda insan gücüne/ sayısına pek gerek kalmadı. Dolayısıyla Müslümanlar artık cennet-huriler, ganimet, talan, fidye, cizye, cariye ... için savaş açsalar bile kazanamazlar.

Artık din mantığıyla cariye, mal elde etmek mümkün değildir. Çünkü Allah"ın bu mü"min askerleri artık teknolojiyle baş edemezler.

Bununla birlikte günümüz koşullarında Kuran"ı desteklemenin, ona sahiplenmenin değişik çıkar yolları vardır. O bakımdan (maalesef) destekleniyor. Mesela, demokrasisi henüz Avrupa normlarına göre olmayan Türkiye gibi ülkelerin çoğu siyasetçi ve yöneticileri, halkı istedikleri biçimde yönetebilmek, iktidarı elde tutup Türkiye"nin kaymağını yeyebilmek ... için dini kullanıyorlar. Bu destek dine inandıkları için değil; şu veya bu şekilde dinden çıkar sağladıkları için söz konusudur.  

Dini akademisyenlere gelince: Bunların Kuran"a inandıklarını sanmıyorum. Kuran"ın kimden geldiğini, tarih boyunca yönetim biçimleri Kuran formülü olan devletlerin insanlara nasıl kan kusturduklarını bunlar iyi bilirler.

Peki o zaman dine destek vermeleri, dinin lehine yazmaları niye? Bunlar da yöneticiler gibi gerek yazılarıyla, gerekse diğer şekillerde dinden çıkar sağladıkları için ona toz kondurmuyorlar.

Öz olarak, hem işin içinde güya devletin menfaati âlileri, hem de şahsi çıkarları söz konusu olduğundan kendileri dine sahip çıkıyorlar. Dinin ne olduğunu bilen bir hocanın kalkıp kalemini, imkânını onun lehine kullanması, aklin, ilmin ve insanları sevmenin işi olamaz.

Burada Dostoyevski"nin (Moskova,1821-1881) "Delikanlı" adli romanı hatırıma geldi. Romanında, "Bir kültür, bir sistem içinde doğup büyüyen bir insan, kolay kolay o çerçevenin, o örf-adetlerin dışına çıkamaz, yanlış bulsa da cesaret edip onu kıramaz"  fikrini belirtmeğe çalışıyor. İşte burada delikanlı (cesaretli) olmak gerekiyor.

Yine Dostoyevski"nin,"Yeryüzünde tek bir can acı çekerken nasıl mutlu olunur ki" ve Jerring"in, "İnsanoğlu hem kendisinden, hem de tüm insanlardan sorumludur" dedikleri gibi, ben de tüm dini akademisyenlere derim ki, ufak tefek çıkarlar için, topluma yararı olmayan İslam"ı desteklemeyin, ona göz yummayın; tam tersine büyük oynayın, insanların önünü açmağa katkı sunun.            

C) Kitapta genelde İslam"la Sümer mitolojisinin karşılaştırmasını yapacağım; yaparken de genelde Kuran"da işlenmiş konular üzerinde duracağım; Kuran dışındakilere (ister kudsî hadisler olsun, ister hadis ve mezhepler olsun) girmeyeceğim.

Mezhepler, Kuran ve hadis merkezli birer insan yorumu oldukları için onlar üzerinde durmam. Kudsi hadisler ise hem sayısal olarak azdır, hem de konu edindikleri meseleler pek önemli değildir.

Muhammed"in hadislerine gelince, bunlar hakkında şu kolay bahane hemen hazır: Islamî kesimin hesabına gelmedi mi herhangi bir hadis hakkında, "Efendim bugüne kadar hiç değişmeden bize sapasağlam olarak ulaşan tek kitap Kuran"dır, hadisler ise böyle değildir; onlarda epey ihtilaflar vardır. Kim bilir belki Muhammed bunları söylememiştir..." gibi sözler sarf edip İslam tarihini, Muhammed"in icraatını inkâr edebilirler; nitekim günümüz demokrasi çağında bunlar zorda kalınca zaman zaman inkâr yöntemine başvurduklarını görüyoruz.

O nedenle, Müslümanların iddialarına göre bugüne kadar tek bir harfi bile değiştirilmeden, Allah"tan geldiği öne sürülen Kuran üzerinde duracağım. İstisnaî durum dışında, işlenecek konular ağırlıklı olarak Kuran merkezli olacak. şunu da belirtmeliyim ki, Kuran olsun, kudsi hadisler olsun, hadisler olsun hepsi Muhammed"e ait şeylerdir; bunların tanrısal bir boyutu yoktur. Ama mademki islamî kesim Kuran"n Allah"tan geldiğini iddia ediyor; ben de direkt olarak konuları Kuran"dan seçtim. Bakalım Kuran"ın asıl sahibi insan mı, yoksa iddia edildiği gibi insan ötesi mi! Kitabın ana konusu Ağırlıklı olarak bu olacak.  

Muhammed"den önce de insanoğlu," Acaba, güneş, ay, yıldızlar, dünya, insanlar ve tüm kainatı kim yarattı, bunlar hep ezeli olup böyle miydi,  yoksa daha sonra mı yaratıldı?" gibi sorularla meşgul olup çeşitli yanıtlar bulmaya çalışırdı. Bulduğu yanıtlardan biri de kainatın başlangıçta var olmaması, zaman içinde bir yaratıcı tarafından yaratılmış olmasıydı.

Tabi ki kainatın yaratıcısı konusunda eski insanların inançlarıyla islami inanç arasında fark vardır. İleride yaradılış konusunda buna değineceğim. Muhammed de kainatın bir yaratıcısı olduğunu, Kuran"ın onun yasaları, kendisinin de tanrının elçisi olduğunu iddia ediyor. Tabi ki varlığını iddia ettiği tanrıya kendisi içtenlikle inanır mıydı, inanmaz mıydı bu ayrı bir konudur, ileride bağımsız bir başlık altında buna ayrıca açıklık getireceğim.

Şunu da belirteyim ki, tanrı varlığı ayrı bir konudur, dinler meselesi apayrı bir konudur. Burada sapla samanı birbirlerine karıştırmamak gerekir. Yani sıra, eğer tanrının varlığı Kuran"daki bilgiler baz alınarak değerlendirilirse, o zaman böyle bir tanrının olmadığı rahat bir şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü bir taraftan büyük bir tanrı olarak tanımlanıyor; öbür taraftan - dağ fare doğurdu misali - böylesine bir tanrıya yakışmayan, bilimsellikten, akıldan, hukuktan ve toplumun realitesinden uzak, masalımsı şeylerle dolu bir kitap ona mal ediliyor. Bunlar bir arda bulunmaması gereken/birbirlerine zıt olan şeylerdir. Bu konuda Kuran"dan basit birkaç örnek vereyim:

1) Kuran"in Allah"ı insanlara hitaben özetle, "Atları, katırları ve eşekleri binesiniz diye yarattım", "Kara ve denizin karanlıklarında yolu bulmanız için size yıldızlar sebep/rehber kılan da odur" diyor (8)

Bir başka yerde, "Allah size evlerinizi bir barınak yaptı. Hem göç gününüzde, hem de ikametiniz halinde hayvan derilerinden hafifçe  taşıyacağınız çadırlarla, yönlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana kadar kullanılacak ev eşyası ve bir ticaret malı yaptı. Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgeler, dağlarda da barınaklar yaptı. Sizi sıcakta ve savaşta koruyacak elbiseler yaptı. Böylece üzerinizde olan iyiliğini tamamlıyor ki gerçek Müslüman olasınız" diyor (9)

İnsanların elbisesi konusunda, "Avret yerlerinizi örtesiniz diye ben size elbise yarattım" şeklinde ayet gönderiyor (A"raf suresi, 26.ayet)

Ad kavmine atıfta bulunarak özetle , "Dağları yontup evler yaptığınız için beni (Allah"ı) anın/bana teşekkür edin" diyor (A"raf suresi, 74. ayet)

Davud peygambere hitaben, "Biz Davud"a demiri yumuşattık/ demir işlemesini öğrettik" diyor (Sebe suresi, 10. ayet)

Nuh peygamber için, "Bizim nezaretimiz altında/vahyimizle gemi yaptı" diye ayet gönderiyor (Hud suresi, 37. ayet) Kuran"da benzer örnekler çoktur.

İlginçtir ki Kuran"in Allah"ı, verdiği bu kil, yapağı, çadır, eşek, mağara gibi iyiliklerle insana karşı olan nimetlerini tam zirveye ulaştırdığını, ve insanların artık bu mükemmel iyiliğine karşı gerçek Müslüman olmaları gerektiğini bir hak ve zorunluluk olarak belirtiliyor.

Kuran"da açık bir ifadeyle, "Rabbinin emir ve yasakları adalet ve doğruluk yönünden tamamlandı" (En"am, 115) derken, insanlar için Kurban"dan daha uygun bir formül olmayacağını belirtiyor.

Ben de buna karşı şunu diyorum: Artık bugün teknolojiden yararlananlar tanrının bu nimetlerini kullanmıyorlar. O halde kim bunları kullanıyorsa (ki köyüne henüz elektrik gitmeyen, gece karanlığında yıldızlardan yararlanan, dağlarda hayvancılıkla uğraşıp çadırlarda, mağaralarda yaşayan, arabası olmayıp da henüz merkep kullanan...) Allah"ın bu ayetlerine girer.

Doğrusu, Kuran"a göre teknoloji çağında yaşayan insanlar Allah"ın tekliflerinden sorumlu tutulmazlar. Burada fıkra tipi şöyle bir hadise hatırıma geldi:

Adamın biri bir takvim yaprağında falanca günde, falanca yer ve saatte güneşin tutulacağını öğreniyor. O gün gelince, dünyadan haberi olmayan dağ başındaki bir köye gidip ora sakinlerine, "Asırlardır siz güneşten yararlanıyorsunuz. Bu güneş sahipsiz değil; benim malımdır. Bugün vergisini almağa geldim; şu şu kadar vergi verin" diyor. Köylüler kabul etmeyince kendisi, "O zaman ben uyarı mahiyetinde falan tarih ve saatte güneşi bir iki dakikalığına tutarım. Eğer o zaman da verginizi vermezseniz artık ben onu temeli tutarım" diyor.

Zamanı gelince güneş iki dakikalığına tutuluyor. Bu arada köylüler adamın isteklerini korkudan kabul ediyorlar. Kuran"ın tanrısı da yapağıyla, hayvan kılıyla, dağlardaki mağaralarla, çadırlarla... insanları etkilemeğe çalışmış; fakat bu çağda artık bu yöntem geçerli değildir. İnancım odur ki, eğer bugün Kuran"ın içyüzü insanlara doğru bir şekilde anlatılsa kimse ona inanmaz.

2) İnanmayanlarla savaşırken onlardan ele geçirilen kadın (evli ve dul olmalarına bakılmaksızın) ve kızların Müslümanlar tarafından cariye olarak kullanılmaları, başkalarına herhangi bir mal gibi satılmaları (10),

Savaşlarda inanmayanlardan ele geçirilen malın, inananlara ganimet olarak dağıtılması (11), bunun 1/5"inin Muhammed ve akrabasına verilmesi ve garantiye alması için de Kuran"da buna yer ayırması (12),

Yahudi ve Hıristiyanlardan Allah"a, ahiret gününe inanmayan, Allah"ın ve peygamberinin haram kıldıklarını haram olarak tanımayan ve hak dini (İslamı) din olarak kabul etmeyenlerden "Cizye al" denmesi ve bu cizyeyi verirken de toplum içinde gururları kırılsın diye cizye sahiplerinin bizzat getirip teslim etmeleri, (13)

Cinayetlerde cana karşı can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşı yara açmanın Kuran"da önerilmesi (14), bazı durumlarda suçlulara uygulanması gereken ceza yöntemlerinden birinin insanin asılarak öldürülmesi, eller ve bacaklarının çapraz olarak kesilmesi, ayrıca hırsızların ellerinin kesilmesi (15)
gibi tasvip edilmeyen hükümlerin Kuran"da anlatılması ve yani sıra, Kuran"ın batıl inançlarla dolu olması, onun kimden geldiği sorusuna birer açık yanıttır.

Mesela; Ashab-i Kehf denilen 7-8 kişilik bir insan grubunun köpekleriyle birlikte bir mağarada tanrı tarafından 309 yıl uykuda kaldıktan sonra tekrar kalkıp işlerine gitmeleri (16),

Tanrının Hz.Musa zamanında İsrail oğullarına yemek için bıldırcın kuşuyla kudret helvasını göndermesi, ayrıca Semud kavmine Salih peygamberi gönderirken, onlara mucize olarak bir dişi deve göndermesi (her nereden göndermişse), bir gün devenin kuyudan su içmesi, bir gün de Semud kavminin su alması, kimsenin o deveye karışmaması ve en son birinin o deveyi kesmesi ve bunun sonucu olarak da Allah"ın o insanları cezalandırması gibi masallar hep Kuran"da anlatılıyor (17) İşte Kuran bu masalları da içerdiği için tanrı varlığıyla ilgili öne sürdüğü formül hakkında güvensizliğe neden olur. şöyle ki, değil ki bilimsel çalışma yürüten insanlar; normal bir İnsan bile hakli olarak, "Mademki Kuran bu gibi asılsız şeyleri anlatıyor, o halde tanrı varlığıyla ilgili yürüttüğü mantık da yanlış olabilir" deyip kıyas yollu böyle bir sonuca rahatlıkla varabilir.

İşin ilginç yani, Muhammed başta olmak üzere bu davanın (İslam"ın) tüm kilit adamları normal kaderleriyle ölmemişler; hepsi de vurularak hayata veda etmişlerdir.

Muhammed ve Ebu Bekir zehirlenerek öldürülüyorlar (*). Ömer, Osman ve Ali"nin öldürüldüklerini zaten bilmeyen yok. Tabi ki bu da önemli bir tespittir. Yani bir örgütün tüm kurucuları, tabir caizse beyin takımı -hele Muhammed bir Yahudi kadın tarafından- öldürülürse, bu kadar zayiat verirse, yalnız bu tespit tek başına beraberinde soru işaretleri getirir: Bunlar söylendiği gibi eğer iyi olsalardı vurulur muydu? diye  

"Kuran eski adetlerin devamıdır" önermesini herkes kullanabilir; bu, yeni bir fikir değildir. Bunu söyleyenler Muhammed zamanında da çoktu.  Konuya ilişkin Furkan suresi 5.ayette özetle, " (İnanmayanlar, Kur"an ayetleri için) eskilerin masallarıdır; (Muhammed) birilerine yazdırmış sabah akşam kendisine okunur dediler"  diyor.

Ben, "Kuran, eski örf adetlerin kalıntıları üzerinde kurulmuştur" derken, bunu detaylıca açıklıyor, Kuran"ın gerçek kimliğini, hem içindeki yetersizliklerle, hem de tarihi kanıtlarla ortaya koymağa çalışıyorum.

Bu çalışmamda Kuran"ın olağanüstü bir kitap olmadığını, Muhammed döneminde dünyadan biraz haberi olan ve de düzgün bir Arapça ile konuşup yazabilen başka birisinin de benzer bir şeyi ortaya koyabilirdi/ bu gayet normal bir şeydir, bunun olağanüstü bir yani olmadığı mesajını vermeğe çalışıyorum. Ben, tarih boyunca insanlara kan kusturmaktan başka bir şey getirmeyen Kuran sisteminin, artık terk edilmesi gerektiğini açıklamakla birlikte, Kuran"da varolan sosyal ve efsane tipi hadiselerin Muhammed"den binlerce yıl önce yaşayan insanlar tarafından ortaya atıldıklarını, -tarihî belgelere dayanarak- ortaya koymağa çalışıyorum. Sonuçta görülecektir ki, Kuran"da yeni bir şey yok; hep eskilerin tekrarı.

Farkındayım: Yazı stilim okuyucuya sert gelebilir; ama benden kaynaklı değil; Kuran"ın kendi denkleminde vardır.



DIPNOTLAR

(*)Sait Nursî aktif mücadeleye başladığı ilk yıllarında Kürtlerin haklarını savunan, hatta bunun için zaman zaman değişik aktivitelerde bulunan (Gazete, cemiyet, dergi gibi), en önemlisi de bu konuda dönemin padişahı A. Hamit"e istekte bulunarak, Van ili merkez olmak üzere "Med-Zehra" adı altında bir Kürtçe üniversitenin kurulmasını, yine bu bölgede ayni üniversiteye bağlı farklı branşlarda Kürtçe diliyle fakültelerin açılmasını talep eder.

Bu teklif yüzünden padişah ona deli damgasını vurur ve  "Topbaşı" tımarhanesine gönderir. Kitaptaki bilgilere göre onu muayene eden doktorlar kendisine hayran kalarak ondan özür bile dilerler.

Bu hadise, Sait Nursi"nin kitaplarından hala Osmanlıca olarak piyasada bulunan Asar-i Bediiyye"de anlatılmaktadır. Ilginçtir ki, bütün kitapları Osmanlıca"dan Türkçe"ye çevrildiği halde bu eser hala piyasalarda Osmanlıca olarak satılmaktadır. Sormak lâzım: Türkiye"de şu an kim Osmanlıca okuyabiliyor ki bu eser hala Osmanlıcıdan Türkçe"ye çevrilmemiş ve yine cemaatinden sormak lâzım: Acaba neden bugüne kadar bu kitabi da diğerleri gibi öz Türkçe"ye çevirmediniz; bu mudur üstadınıza bağlılığınız?

Devlet yetkilileri şeyh Sait ayaklanmasıyla ilgili "belki Sait Nursî de Kürt hareketine katkı sunar" hesabıyla, onu memleketinden alıp batı tarafına sürgüne gönderir; orada her ne hikmetse bambaşka bir Sait Nursi/ eski Sait yerine yeni Sait denmeğe başlanır.

Kısaca diyebilirim ki, Sait Nursi"nin gerçek kimliği, İslamî bir çerçevede Kürtlerin  haklarını savunmaktı. şahsen kendi kitaplarından çıkardığım şudur ki, onun defalarca mahkemelere gitmesinin nedeni her ne kadar görünürde islamî faaliyet/irtica olarak gösterilmişse de, işin perde arkasında hakimlerin, onu göz hapsine alıp mimik ve jestlerinden, psikolojisinden Kürtçülük ruhunun hala kendisinde varolup olmadığını tespit etmekti; hakkındaki irtica iddiaları bir taktik olarak uygulanıyordu.

Nitekim kitaplarının devlet tarafından bedava bastırılıp yayınlanması için dönemin iktidar milletvekillerinin, başbakan Adnan Menderes"e teklif götürdükleri belgelerle sabittir. Bu konuda Malmisanij"in Sait Nursi ile ilgili yazdığı kitabında önemli bilgiler mevcuttur. Eğer onun devletle problemi irtica olsaydı, devleti yönetenler bugün de kitaplarını ve buna bağlı olarak cemaatinin faaliyetlerini yasaklamaları gerekmez miydi! Bana göre sürgünden sonraki kitapları kesinlikle onun asil kimliğini yansıtmıyor.

1-) Z. Kitapçi, Yeni İslam Tarihi ve Türkler,s.301)

2-) Z. K. age, s. 310-3122  

3-) Z. K. age.s. 325-26

4-) Z. K. age, s. 300, 328, D.bekirî Tarihi Hamis, s. 2/320 ile Suyutî"nin Tarih-ül Hulefa s. 251"den alinti yaparak)

5-) age, s. 303, 311-318)  

(a) İbrahim Canan, Kütüb"i Sitte,14/305-7; Buhari, Cihad, 95-96, menakib, 25 ; Müslim, fiten kitabi, bablar: 63-66; Ebu Davud, no: 4303-4304; Nesai, no: 3179. Ayrıca bu konuda İsmail Hami Danişmend"in "Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?" yapıtında önemli bilgiler ve kaynaklar var; bundan yararlanılabilir.

6-) Buhari, Müslim İman bölümü

7-) Bu konuda Kur"an"ın Kökeni adli eserimin 250. sayfasında yeterince bilgi verilmiştir.

8-) En"am suresi 97; Nahl suresi 8)

9-) Nahl, 80-81)

10-) Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları, s. 40 vd)

11-) Enfal suresi, 69. ayet)

12) Enfal suresi,41. ayet)

13-) Tevba suresi,29. ayet)

14-) Bakara suresi, 178-79; Maide suresi, 45.ayet.

15-) Maide suresi, 33 ve 38.  ayetler.

16-) Kehf suresi,11,18 ve 25.ayetler.

17-) Bakara suresi, 57; Araf suresi, 73,77,78 ve 160;  İsra suresi, 59; Taha suresi 80; şuara suresi,155-158; şems suresi, 13-15. ayetleri.

(*)Bu konuda Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları adlı yapıtım s. 144"te bilgi ve kaynaklar vardır) 7.6.2005

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
SÜMERLER'DEN İSLAM'A DİNSEL KİTAPLAR 2
« Yanıtla #2 : Temmuz 16, 2009, 10:23:46 ÖS »
BAŞLARKEN

Dünya uygarlık tarihinden habersiz olanlar, zannederler ki uygarlık, medeniyet,  Muhammed"le başlamış, insanoğlu ancak onun dünyaya gelmesiyle önünü görebilmiştir.

Halbuki durum hiç de böyle değildir; insanoğlunun yaratıldığı günden bu yana milyonlarca yıl geçmiştir. Yakın zamana kadar ben de Kuran hakkında, "Muhammed 14 asır önce Kuran gibi bir kitabi nasıl yazdı, nasıl ortaya koyabildi, bu asla mümkün değildir. Kuran, söylendiği gibi  ancak Allah"tan gelmedir..." inancından hareketle; hem ondaki bilgilerin olağanüstü olduklarına, hem de ilk defa Muhammed zamanında tanrı tarafından yeni gönderilen mesajlar olduklarına inanıyordum.

Ne var ki böyle inandığım halde Kuran"ın anlamını da bilmiyordum. Fakat Kuran"ı tahlil ederken, yanı sıra eskiye ait bilgileri de heykel, tablet gibi sağlam kaynaklardan öğrenirken gördüm ki; ne hayat Muhammed"le başlamış, ne de öne sürdüğü bilgiler yeni ve olağanüstü bilgilermiş. Maalesef inananların ezici çoğunluğu Kuran"ın anlamını bilmeden  rasgele ona inanıyor.

Kitapta bir taraftan Kuran"daki bilgilerin artık çağımızda geçerli olmadıklarını belirtirken, öbür taraftan bunların kökenleri hakkında bilgi vermeğe çalışacağım.

Burada çarpıcı bir örnek vereyim: Adem"den başlamak üzere ta Musa"ya (yani bir bakıma dünkü insanlara kadar) Tevrat"ta Tekvin bölümü 5. babdan 11. baba kadar anlatılan kısımda insanların doğum ve ölüm tarihleri yazılmıştır. Bunların toplamından Nuh tufanıyla  Adem"in doğduğu tarih arasında 1756 yıllık bir zaman dilimi ortaya çıkıyor.

Bu durum İslam kültüründe de geçerlidir. Örneğin Ibni Sad, Adem"le Hz. Musa arasında 3 bin yıllık bir zaman olduğunu kaydediyor. (Tabakat, 1/22) Hal böyle olunca, kutsal kitaplara göre insanlık ömrü aşağı yukarı 6-7 bini geçmez.

Halbuki bilim adamlarının saptamalarına göre insanin yaratıldığı günden bu yana, en az, 4 ile 6 milyon yıl arasında değişen bir zaman dilimi söz konusudur. Basit bir örnekle daha da açacak olursak, günümüzden yaklaşık 4500 yıl önce şiir biçiminde yazılan Sümer kanunlarının başında bir Prolog (önsöz), daha sonra kanun, son olarak da Epilog (sonsöz) gelir (18)

Görüldüğü gibi çağımızda bile kitap yazılırken önsöz ve sonsöze önem verilir.Yani, uygarlık tarihi çok eskilere dayanır.

Bu çalışmamda Kuran"da anlatılan masallara yer vermeyeceğim. Örneğin; Musa Firavun masalları, Süleyman ve babası Davudi masalları, Uzeyir"in ruhunun tanrı tarafından alınıp yüz yıl sonra bir daha canlanması, o süre zarfında yemeğinin hala bozulmamış olması, eşeğinin de bu arada bir yere gitmeden onun yanında kalması (19), İbrahim peygamber ve iki oğlu İsmail-ishak ve Hud ile Lut ve diğer İsrail oğulları masallarına girmeyeceğim.

Gerçekten prof. Ilhan Arsel Kur"an"daki tüm masalları,Turan Dursun da bir kısmınıi kendi kaynaklarında güzelce işlemişlerdir.

Okuyucu, Kur"an"in Tevrat"tan ne kadar kopya edildiğini bilsin, ona bir fikir diye ileride "Musa-Harun" başlığını anlatırken, Tevrat"ta anlatılan ve Muhammed tarafından Kur"an"a alınan "Yusuf-Zuleyha" efsanesinin bir özetini numune mahiyetinde sunacağım. 
Kitapta, Kur"an"da, hayatı ilgilendiren konuları işleyeceğim. Örneğin; cezalar, ibadetler, yaşamı ilgilendiren önemli konular. Bunların hem toplum için yetersizliklerini, hem de Muhammed-Musa zamanında yeni ortaya atılan şeyler olmadıklarını, kökenleri asırlar önce yaşamış olan kavimlere dayandığını izah etmeğe çalışacağım.

Kur"an"da anlatılanların büyük çoğunluğu zaten Tevrat"ta vardır. Kaldı ki Tevrat"ta anlatılan  efsanelerin, binlerce yıl öncesi mitolojilere dayandıkları  hakkında tarihi tabletler vardır. Fikir olsun diye burada birkaç örnek vermek istiyorum.

a- Tevrat ve Kur"an"da anlatıldığına göre Musa peygamber zamanında Mısır"ı yöneten Firavunun, İsrail oğullarından bir çocuğun dünyaya gelip büyüyeceğini ve sonunda saltanatını ele geçireceğini rüyasında görmesi üzerine, bunu önlemek için İsrailogulları"ndan kim erkek çocuk doğursaydı onu öldürürdü.
Hz. Musa dünyaya gelince, Firavun tarafından öldürülmesin diye tanrı Musa"nın  annesine:

"Musa"yı bir sandığa koy ırmağa at; korkma ben onu korurum" diye vahiy gönderiyor. Musa"nın annesi gerekeni yapıyor ve son olarak ırmaktan Firavunun evine çekilen bir kanala girip doğruca Firavun"un evi önündeki havuza atılıyor.

Firavun ailesi onu alıp büyütüyor ve zaman içinde bildiğimiz  Hz.Musa olarak tarihe gediyor. 

Hikaye çok uzun; ancak ben bir şeyler anlaşılsın diye özetle sundum. Bu efsane hem Tevrat"ta, hem de Kuran"ın birçok yerlerinde uzun uzadıya anlatılmıştır (20)

İşte Kur"an ve Tevrat"ta anlatılan bu efsane bile Musa için söylenen yeni bir şey değildir. Musa"dan yaklaşık 12 asır önce Akad kralı 1. Şargon (IÖ.2340-2284) hakkında da böyle bir efsane vardır.

Tabletlerde anlatıldığına göre Sami asilli 1. Şargon, dönemindeki kralın gördüğü kötü bir rüya nedeniyle annesi, belki oğlumu ortadan kaldırır diye onu ziftlediği bir sepete bırakıp nehre atıyor (aynen Musa efsanesi gibi) Daha sonra bir bahçıvan onu bulup kendi evine götürüyor; çocuk kralın sarayında içkici başı olarak çalışıp zaman içinde  yönetime el koyuyor ve başarılı bir yönetici olarak Akad kralı 1. Şargon adıyla tarihe gediyor (21)

b- Kuran"a göre Hz. İsa tanrı tarafından alınıp göklere götürülmüş (22)
Bu olay da yeni değildir. Mısır"da Isis"in eşi Osiris, Mezopotamya tarafına geçince, yetkilerini kendi hanımım Isis"e devrediyor. Daha sonra dönerken kardeşi "Sath" kıskançlıktan onu öldürüp parçalarını da Mısır"ın değişik semtlerinde dağıtıyor. Eşi Isis buna çok üzülüyor ve gidip onun tüm parçalarcını topluyor. Osiris bir daha hayat buluyor ve son olarak göklere çıkıyor.

İlginçtir ki, Sumer mitolojisiyle Kuran"da anlatılan rüyalar detaylarına kadar birbirleriyle çakışıyor. Mesela, Yusuf peygamber döneminde Mısır kralı iki rüya görüyor veya rüyasında iki nesne, ineklerle-başaklar görüyor (23) Nedense sumer mitolojisinde de rüyalar veya görülen nesneler genelde ikili oluyordu.

Göklere çıkma konusunda benzer bir olay Tevrat"ta da var. Adem"in çocukları hakkında bilgi verilirken, torunlarından Hanok"un 365 yıl yaşadıktan sonra tanrının onu yanına aldığı yazılı (24)

Söz İsa"nın göklere çıkmasından açılmışken Muhammed"in bir taktiğinden söz etmeden geçemem. Muhammed Yahudileri kazanmak veya tepkilerini aza indirgemek için Musa"yı değişik vesilelerle kullanmıştır. Örneğin, bir Yahudi "Musa büyüktür!" diyor, bir Müslüman da "Hayır Muhammed büyüktür!" derken; Müslüman olan kişi Muhammed"den de cesaret alarak Yahudici dövüyor. Bunun sonucu olarak Yahudi Muhammed"e gidip olup bitenleri anlatınca, Muhammed şu yanıtı veriyor:

"Beni Musa"ya tercih etmeyin. Çünkü bana göründü ki kıyamet günü herkes baygınlık geçirmişti. Ben kalkıp baktığımda Musa Arş"ın direğinden tutmuş duruyordu. Ben, acaba kendisi baygınlık geçirmemiş miydi, yoksa geçirmişti de herkesten önce mi kalkmıştık bilemem" diyor ve böylece bir noktada Musa"yı bir taktik olarak kendisinin önüne geçiriyor (25)

Muhammed bir diğer sözünde "Azrail Musa"nın ruhunu almağa gelince Musa onu tokatlayıp bir gözünü de çıkarıyor. Azrail o şekilde tanrıya dönünce o kendisine,

"Git Musa"ya söyle elini bir öküzün sırtına vursun ne kadar koparırsan o kılların sayısı kadar yaşayabilirsin"¦ Fakat sonunda ille de ölümü tadacaksın!"
de, diyor.

Azrail geri gelip olup bitenleri kendisine anlatınca Musa bu sefer,

"Madem en son ölümdür o zaman şimdi olsun!" diyor ve rıza gösteriyor (26)

Musa"yla ilgili benzer hadisler çoktur. Mesela, Muhammed Miraç gecesi, bir günde kılınması gereken namazları elli vakit olarak tanrıdan alıp dönünce, göklerde Musa"yla karşılaşıyor. Musa kendisine, insanların elli vakit namaz kılmayı kaldıramayacağını söylüyor ve "Allah"a git indirim için ricada bulun!" diyor. Çünkü Musa"yla ilgili Kuran ve Tevrat"ta varolan bilgilere bakıldığında, o kendi peygamberliği döneminde tanrıya epey itirazlarda bulunmuş ve tuttuğunu da koparabilmişti.

İtirazların sonuç getireceğini bildiği için bunu Muhammed"e önermiş! Musa"nın önerisi üzerine Muhammed birkaç kez tanrıya gidiyor; tanrı her seferinde belli bir indirim yapıyor ve en son günde beş namazda karar kesinleşiyor (27)

Aslında Muhammed"in bu taktiği iyi. Çünkü nasıl olsa Musa ölmüştü, kalkıp kendisinden yönetimi devralamazdı. Aynı şeyi İsa hakkında da yaptığını görüyoruz. Örneğin, "Hz.Isa göklerden inip adaleti sağlayacak, haçı devirecek, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, millet öylesine zengin olacak ki, sadaka verecek adam bulamayacak" diyor (28)

Muhammed"in bu taktiği yeni değil; daha önce İsa da bunu uyguluyordu. Muhammed nasıl "Ben Miraç gecesi Musa"yla görüştüm"¦" demişse, İsa da "Ben Musa"yı görüp kendisiyle konuştum" diyordu (Markos incili, 9/4)

Hadisler şöyle dursun; Muhammed kendi Kuran"ında bile İncillerden daha fazla İsa"ya acayip şeyler mal etmiştir. Örneğin; İncil"e göre Isa kendi kavmi tarafından yakalanıp öldürülüyor ve bir mağarada oyulan kabirde gömülüyor. Bunu, ona hizmet eden Mecdelli Meryem"le onun annesi Meryem biliyor.

Ancak daha sonra Allah tarafından bir daha canlanıp göklere götürülüyor. Muhammed"se bunu da kabul etmiyor. O kendi Kur"an"inda, "Hayır, İsa bir çarmıha gerilip öldürülmemiştir. Onun yerine başka biri çarmıha gerilmiştir" diyor (b) Muhammed"in, Musa hakkında yaptığı gibi Isa için de benzer açıklamaları politik maksattan öte bir şey içermiyor. Ben (kısa da olsa) ileride İsa ve İbrahim"in taktikleri hakkında "Muhammed tanrıya inanır mıydı yoksa" başlığı altında ayrıca bir açıklama yapacağım.

c- Kuran"da (29) ve Tevrat"ın Eyüp bölümünde anlatılan, Eyüp peygamber efsanesi
bile bir Sümer mitolojisine dayanır. Gayem burada onun efsanesini anlatmak değil; demek istediğim, bu  efsanenin çok eskilere dayanmış olması. Konu hakkında altı tablet bulunmuş, bunların ikisi İstanbul Arkeoloji müzesinde (NI.4587), diğer Dördü de ABD Philadelphia üni. Nippur koleksiyonu bölümünde bulunuyor; toplam 135 satırdır. Tabletlerde anlatıldığına göre Eyüp efsanesi Tevrat"tan en az bin yıl önce kaleme alınmıştır (30)

d- Tevrat ve Kuran"da (31) deniliyor ki, Hz.Musa asasını (bastonunu) Mısır"daki sulara değdirince hepsi kana çevrilmiş. Tabi ki Kur"an ve Tevrat bunu bir mucize olarak anlatıyorlar. Bu efsane bile Sümer mitolojisinden kalmadır.

Olay şu: Aşk tanrıçası Inanna, bir gün bahçıvan şukallituda"nin bahçesinde uykuya dalarken kendisi gidip onunla cinsi ilişkide bulunduktan sonra kayıplara karışıyor. Inanna onu bulamayınca ceza olarak memleketin tüm sularını kana çeviriyor. Bu yüzden halk belli bir süre su sıkıntısı çekiyor. Tabletteki yazı uzun; ancak okunan 200 satırlık bölümde  bunlar anlatılıyor. Konuya ilişkin ele geçen tabletler İstanbul Arkeoloji müzesindedir (32) Vurgulamak istediğim, bu masalların bile Kur"an ve Tevrat"ın icatları olmadıkları; aksine eski mitolojik olayların bir aktarımı olmalarıdır.

e- Kuran"da (33) anlatılan İbrahim peygamberin, dönemin yöneticileri tarafından ateşe atıldığı, fakat Allah"ın, "Ey ateş İbrahim"e serin ol" demesi üzerine ateşin onu yakmadığı efsanesi meşhurdur. Bu da çok eski mitolojilere dayanır.

Bu inanç, Muhammed"den asırlar önce hem İranlılarda, hem Lidyalılarda, hem de Basil"lilerde vardı (34)

Bugün bile ateşe girip yanmayan insanlar yok mu! Televizyonlarda sık sık görüyoruz ki, insanlar uzak doğuda ateş koru üzerinde epey mesafe  yürüyorlar, hiçbir şey de olmuyor. Hatta ayni uzak doğu insanları, değil ki "Rufaî" tarikatı mensuplarının yaptıklarına benzer böyle şiş gibi basit nesneleri; kılıç gibi demir parçaları alıp kafalarının bir tarafından girdirip öbür tarafından çıkartıyorlar ve uçlarına da ağır bir şeyler asarak yürüyorlar, hiçbir şey de olmuyor.

Herhalde kalkıp yaptıklarına karşı bunları peygamber ilan etmeyiz. Aslında, Kur"an Allah"ının (varsa eğer) bu gibi masalımsı ve yararsız şeylerle insanların kafasını karıştıracağına, onların dili, ırkı, coğrafyası, rengi... ne olursa olsun bir arada nasıl barış içinde, mutlu olarak yaşayabilecekleri bir dünya modelini gösterseydi herhalde daha makbule geçerdi.

Şunu da belirteyim ki, İbrahim peygamber Kur"an"ın belirttiği gibi böyle güçsüz, kimsesiz biri değildi. O günkü koşullara göre onun yendiği topluluklar bile vardı. Askerî gücünün korkusundan, gittiği bazı yerlerde krallar onu karşılamağa gelirdi.

Sadece kendi evinde 318 özel asker (tabir caizse bugünkü özel tim gibi) her an için hazırdı. Bütün bunlar Tevrat"ta anlatılıyor (35)

Şunu da belirteyim ki Tevrat"ta, Kuran"da anlatılan İbrahim"in ateşe atılma efsanesine rastlamadım. Burada şunu sormak lâzım: Diyelim Yahudiler Tevrat"ı yazarken hoşlarına gitmeyen bazı şeyleri içine almadılar. Peki İbrahim peygamberi aşırı derecede sevdikleri halde durup dururken neden onun bu mucizesini Tevrat"a yazmadılar!

Anlatılan efsane çok eskilere dayanır, böyle bir hadise yaşanmış mı yaşanmamış mı bir kere meçhul. Farz edelim ki İbrahim ateşe atılıp kurtulmuş. Bunu olağanüstü bir olay olarak algılamak doğru değildir. Çünkü olabilir ki İbrahim"e karşı böyle bir teşebbüs olduktan sonra kendi askerleri onu kurtarmış ve bu yüzden Filistin -Hicaz bölgesine kaçmak zorunda kalmış veya ateş başındaki görevliler de yöneticilerden memnun olmadıkları için kendisini serbest bırakıp onunla birlikte kaçmışlar. Bu konuda başka yorumlar da mümkün.   

Fikir olsun diye birkaç örnek sundum; yoksa kökleri eski mitolojilere dayanan bu gibi efsane örnekleri Kuran"da hayli fazladır. 

Kitapta ele alınacak konular ileriki aşamada zengin bilgi ve belgelerle izah edilecektir; ancak İşlenecek mevzular, verilecek örnekler önemli olmakla birlikte sayısal olarak pek fazla değildir. O nedenle, aşağıda gerek Sümerlerden, gerekse Muhammed"den önce Cahilliye devri denilen dönemin yaşam biçimlerinden kısa bazı genel bilgiler vermek istiyorum. bunların da Kur"an"ın dayandığı kökene katkıları olacaktır.

- Kuran"da alış-verişin helâl, riba/faizinse haram olduğu birçok yerde yazılıdır. Bakara suresi 275.  ayetinde riba yiyenlerin cezasından söz edilirken, bunun nedeni olarak da onların "alış-veriş de riba gibidir dedikleri" gösterilmiştir. Devamla, "Halbuki alış veriş helal, riba ise haramdır" açıklaması yapılıyor. Ali Imran suresi 130.  ayetinde, "Ey iman edenler! öyle kat kat katlayarak faiz yemeyin" deniliyor.

Nisa suresi 160-161. ayetlerinde ise özet olarak,"Yahudilerin gerek zulümlerinden, gerek çoğu insanları Allah yolundan çevirmelerinden, gerek yasaklandığı halde riba/faiz yemelerinden ve gerekse insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı, daha önce kendilerine helal kılınan temiz nimetleri biz (Allah olarak) kendilerine haram kıldık" diyor.

Temiz nimetlerden hangilerinin haram kılındığına ilişkin açıklama ise Kur"an"ın başka ayetlerinde yapılmıştır. Örneğin; En"am suresi 146. ayetinde, "Biz Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kılmıştık. ayrıca onlara sığır, ve koyun sırtlarında, bağırsakları üzerinde ve kemikle karışan kuyruk kısmından başka yerlerdeki yağları da yasaklamıştık. Azgınlıkları nedeniyle bunu (onlara) ceza olarak yaptık. Biz (Allah olarak) sözümüzde dururuz)" diyor.

Konuya ilişkin Ali İmran suresi 93.ayetinde, "Tevrat indirilmeden önce İsrailoğulları"a tüm yiyecekler helal kılınmıştı" derken, Nahl suresi 118. ayetinde yine konuya atıfta bulunarak, "Daha önce sana anlattıklarımızı Yahudilere haram kılmıştık. Böyle yapmakla biz onlara zulmetmedik; onlar kendilerine zulmediyorlardı" şeklinde ayni temayı bir daha işliyor.

Ben bu efsanelerle zaman geçirmek istemiyorum; ancak şunu diyorum ki, eğer tanrı kendine itaatsızlıktan dolayı bazı nimetleri insanlara  yasaklıyorsa, o zaman neden şimdi de yapmıyor? Çünkü nerdeyse onun gönderdiği dinin defteri dürülmek üzere; neden eskiden hep Yahudilerle uğraşıyordu da şimdi ise bir şey yapmadan dünyada varolan mezalimi seyrediyor!

Sümer kanunlarında ise, faiz konusu Kur"an gibi sadece vaz"u  nasihatle geliştirilmemiş; tersine, faizcilik yapanlara uygulanması gereken cezadan da söz edilmiştir. Ammi Şaduga kendi fermanında, "Faizcilik yapan kişi, o malın altı katı ceza ödemek zorunda. Şayet ödeyecek gücü yoksa öldürülecektir" demiş. (Md.5)
Faizciliğin cezası Orta Asur kanunlarında da ağırdı (36) Sümerlerde faizle verilen borca, "Melketum/Hubullu", faizsiz borca da -ki İslam"da buna "Karz-ı Hasen" denir- "Tadmigtum" deniliyordu. Yine Sümerlerde faize "şibt/şibtum" deniliyordu (37)

Sümerlerden sonra diğer topluluklarda da zaman zaman buna uyulduğu görülüyor. Hatta Muhammed"den önce Mekke"de müşrikler de faizin kötü olduğunu kabul ediyorlardı. Örneğin; Muhammed"in dayısı Ebu Veheb (veya Velid bin Mugire) halka şöyle sesleniyordu: "Ey Kureyş halkı, aman şu Kabe"nin tamiri için vereceğiniz mal/para helal olsun. Sakin fuhuş, riba/faiz ve haksız yollardan temin edilen mallardan olmasın "(38)

- Kuran"da anne-babaya gösterilmesi gereken hürmet ve saygı (39), sadece sözlü bir nasihat olarak dile getirilmiş; Sümer kanunlarında anne babasına karşı gelen evlada verilmesi gereken maddi ceza da belirlenmişti. Mesela, Hammurabi, "Bir evlat babasını döverse onun eli bilekten kesilir"  (md.195), Ana Ittusu, "Eğer bir evlat babasına "Sen babam değilsin" diyorsa, onun başı tıraş edilir ve köle olarak satılır" demişlerdir(md.23)

- Kuran"a göre birine yapılan zina iftirasının cezası 80 değnek olarak belirlenmiştir (Nur suresi, 4. ayet). Bunun yaptırım Orta Asur kanunlarında 40 sopa, bir aylığına kral hizmetinde bedava çalışmak, ayrıca para cezası ödemek ve başı tıraş edilmek üzere kendisine kölelik işareti vuruluyordu(md.18/B) - Kuran"da yetime verilen önem yeni bir hadise değildir; çoğu Sümer kanun yapımcıları kendi kanunlarında, "Biz dulu, yetimi, yoksulu... kimseye ezdirmeyeceğiz" gibi somut ifadeler kullanmakla birlikte; onlar, Kuran"ın kullandığı cehennem tehdidi yerine maddi cezalar uygulardı(40)

- Kuran"da kız çocuğa verasetten ayrılan payın erkek çocuğunkinin 1/2"si nispetinde olması hükme de eskilere dayanır. Hatta Muhammed henüz peygamber olmadan bir kişim Arap kabileleri bunu uygulardı. Islamî kaynaklarda belirtildiğine göre bunu ilk ortaya çıkaran "Zül"mecasid"el Yeşküri"dir".  Sümerlerde, baba kızına çeyiz vermek zorundaydı; aksi halde öldüğünde erkek çocuğun payı kadar olmazsa da malından belli bir hisse kızına verilirdi. Hatta bugün hala bazı bölgelerde geçerli olan başlık parası Sümerlerden kalma ve Hammurabi"nin kanunlarında birkaç yerde de işlenmiştir(41) Muhammed"den önce bazı Arap kabileleri de kız çocuğa verasetten erkek payının 1/2"si nispetinde hisse verirlerdi. Muhammed bunu da kendi Kuran"ında resmi hale getirdi(42)

- İslam öncesi Araplarda bir erkek, hanımını 1.ve 2.sefer boşadığında tekrar geri alabilirdi; 3. seferden sonra artık o çift bir daha evlenemezdi. Muhammed bu Arap adetini de beğenip kendi Kuran"ına aldı(43)

- Cahiliye döneminde bir kadın erkeklerle birlikte yarışmalara katılabiliyordu; özellikle de en büyük panayır olan Ukaz"a. İslam ülkelerinde bu özgürlük hala kadın için geçerli mi!(44)

- Kuran öncesi dönemde şayet düşman olan taraftan biri, kadına/ kadınlara sığınsaydı(kadına verilen değerden dolayı) artık o insana dokunulmazdı(45) Ayni adeti
Muhammed de kabul etti. Mekke"nin fetih günü karşı taraftan bir/iki kişi, Ebu Talib"in kizi ümmü Hani"ye sığınır; ancak Hz. Ali onları vurmak ister. Durum Muhammed"e aktarılınca " Hayır ümmü Hani"ye sığınan bu insanlara artık dokunulmaz" der, Arapların bir eski adetini onaylar(46)

 Cahiliye döneminde hac ibadetinin icra edildiği zamanlarda kadınlarla cinsel ilişkide bulunmak yasaktı; Muhammed bunu da İslam aldı(47) Yeni doğan bir çocuk için "Akika" adi altında bir hayvan kesme adeti daha önce Araplarda uygulanıyordu (48) Muhammed bunu da kabul etti.

- Hatta Muhammed kendinden önceki yaşantıya Cahiliye dönemi yakıştırması yaptığı halde onların yaptıkları birçok iyilikleri, kendisi tarafından hiç de yapılmamıştır. Mesela, Abdullah bin Ced"an her gün halka seslenerek  "Kimin evinde yemek, et, yağ yoksa gelsin bizde yesin" diyordu ve gelenlere de hayvan kesip yediriyordu.(49)

-Sümerlerde bugünkü dünya devletlerinde uygulandığı gibi tüm çalışanların ücretleri kanunla belirlenirdi. Mesela, Hammurabi kanunlarının 274. maddesinde zanaatkarların, mühür kazıcıların, keçe yapımcılarının, kuyumcuların, kendir dokuyucularının, marangozların, yapı ustalarının, dericilerin ücretleri belirlenmişti. Diğer meslek erbabının ücretleri de değişik maddelerde belirlenmişti. Sümerler zamanında bugünkü gibi olmazsa da vali, belediye reisi vardı ve bunlara "Kazannu" denirdi(50)

- Eldeki verilere göre evlat edinme adeti Sümerden kalmadır; kim bilir belki daha eskilere de dayanır. Sumerler, evlat edinen kişinin hakkına çok önem verirlerdi (H.K.md.185-191) Bilindiği gibi Muhammed de Zeyd adında birini evlat edinmişti.

Yine Sümerlerde çocukları süt annelerine vermek meşhurdu. Tıpkı Muhammed"in, Sadogullari"ndan süt annesi Halime"ye verildigi gibi. Sümerlerde bunun için ayrıca kanunlarda yazılmak suretiyle haklar belirlenmişti(51)

-Hammurabi ve diğer Sümer kanunlarında yalancı şahitlere verilen ceza çok ağırdı.(H.K.md. 1-4) ayrıca Sümerlerde alın terine önem verilirdi. Ana Ittusu, "Çalışan bir insan şayet hastalanır veya ölürse onun biriken ücretleri ödenmelidir" diyordu(52) Burada şunu eklemekte fayda var: Aslında insanlığın geçirdiği evrim sonucu her sonradan gelenin bir öncekine nispeten toplum için daha yararlı şeyler ortaya koyması gerekir; günümüzde bazen bunun tersi olduğu gibi, Muhammed dahil Sümerlerde de bazı yöneticiler zaman zaman bu durumun tersini uygulamışlar. örneğin, Hammurabi"den yaklaşık üç asır önce yaşamış olan Ur-Nammu (I.Ö.2111-2084) kendi kanununda, "şayet bir insan başka birinin ayağını veya kemiğini kırarsa veya burnunu keserse para cezası öder (idam edilmez)" demiş(53) Yani bundan dört bin yıl önce kendisi (modern anlamda olmazsa da) kısas cezasını uygulamamış; ama kendisinden asırlar sonra gelen ve ağırlıklı olarak kanunları Tevrat ve Kuran"a temel teşkil eden  Hammurabi (IÖ.1792-1750) ise kanununda göze göz, buruna burun, kulaca kulak, yaraya karşı yara açma... diyerek kısas cezalarını getirmiştir. Bunu ileride cezalar konusunda göreceğiz.

- Muhammed, bedevî Arapları (ganimet, cariye, talan gibi primlerle harekete geçirerek) nasıl birleştirdiyse, kendisinden yaklaşık 2400 yıl önce yaşayan Hammurabi de bölgesindeki insanları bir arada idare edebilmiştir: İş başı yaptıktan sonra Mezopotamya"da o dönem varlıklarını sürdüren büyük-küçük şehir devletlerini kendi kontrolü altına almış ve Sümer- Akad ülkelerini(o günkü koşullara göre) nerdeyse bir imparatorluk haline getirip Babil"i başkent yapmıştı. Ortaya koyduğu bu harikalardan dolayı herhalde kalkıp da onu peygamber ilan etmeyiz. 

- İslam"daki abdest ve boy abdesti gibi temizliklere Sümerler de dini törenler için önem verirlerdi. Somut bir örnek vereyim. Onlardan kalma tabletlerde, düşmanları tarafından şehirlerinin harabeye dönüştürülmesi sonucu söylenen bir şiirde özetle şunlar yazılı: "artık öyle oldu ki törenlerde yıkanamaz olduk. Kirlilik bizim kaderimiz oldu. Sıfatımız bile kirlilikten değişti". Hatta islamiyette her abdestte yıkanması icabeden burun ve ağız yıkaması da yaygın olmamakla birlikte Muhammed"den önce Araplarda uygulanıyordu. Sabun bile Sümerlerin icadıdır(54) Bilindiği gibi Kuran"a göre (Bakara,142-145; Yunus, 87.ayetler)namazda Kabe"ye yönelmek şarttır. Bu yöne de Kıble denir. İşte kimi tarihçiler, bu ismin Hititlerin, "Kibele" tanrıçasından esinlenerek daha önce Arap müşrikleri tarafından benimsenip Muhammed"ce de kabul edilip tanrı buyruğu olarak Kuran"a alındığını belirtiyorlar. Sasanilerin ibadet esnasında doğu tarafına yöneldikleri bir gerçektir. Burada diyebiliriz ki, bu inanç da diğerleri gibi eski mitolojilerin bir devamı olup köken itibariyle bir güneş putperestlikten gelmedir. Bu konuda Wensinck Ansiklopedisi "kible" mebdesinde detaylı bilgiler vardır(6/666)

- Sümerlerde sistem öylesine kurumlaşmıştı ki, "Musaddinu" denilen vergi toplama memurları vardı; onlarda vergi mükellefine "Nasi bilti" denird (55) Kuran"da ise bir nevi vergi olan zekat toplama memurlarına "Amilun" denir.(Tevbe suresi, 60. ayet) Bilindigi gibi Kuran, inananlardan aldığı vergiye zekat adını koymuş. Aslında halktan alındıktan sonra ister adi zekat olsun, ister başkası olsun bu o kadar önemli değildir. Ancak Muhammed"in taktiğiyle bunu (cahil halktan) almak daha kolay; bilgisizler, cenneti, cennetteki hurileri kapmak için zekat şöyle dursun çoluk çocuğunu bile aç ve açıkta bırakıp kendi malini verebilirlerdi. Fakat günümüz dünyasında böylesine asli esasi olmayan bu gibi hayali vaatlerle kimse malini vermez, cenneti kazanma pahasına kimse zekat vermez. Gerçekten pratikte bu artık mümkün değildir. Bu konuda zengin olan şayisiz Müslümanların örneği ortada: Zekat vermemek için (ki zekat formülüyle yoksullara bakmak zaten şeref kırıcı bir olaydır) hep hile-i şeriyye denilen kaçamak yollara başvuruyorlar.

- Bugün nasıl devlet yetkilileri tabii afetler sonucu mağdur  olanların devlete olan borçlarını ya tamamıyla veya kısmen affediyorsa, bundan yaklaşık 4500 yıl önce Urukagina iş başı yapar yapmaz insanların ödeyemedikleri borçlarını affeder, bazı vergilerde indirim yaptığı gibi  ücretlerde de fiyat ayarlaması yapar. Borç, hırsızlık ve cinayetten hapis yatan Lagaş"lilari serbest bırakır/genel af ilan eder.(56)
- Kuran"ın değişik yerlerinde tartı ve ölçülere dikkat edin, bu konuda dürüst davranın denir.(Mutaffifin suresi gibi) Fakat ahiret tehdidi dışında herhangi bir yaptırım söz konusu değildir. Sümer kanunlarında ise bu konuda dürüstlük önerilmekle birlikte aksine hareket edenlere uygulanan cezadan da söz edilmiştir(57)

- İslamiyete göre şayet bir cariye efendisine bir çocuk doğurursa artık cariyelikten kurtulup hür kadınlar statüsüne girer(58) Sümerlerde de efendisine çocuk doğuran bir cariye artık özgürlüğüne kavuşurdu(59)Sümer kanunlarının şiir biçiminde, Kuran"ın da kafiyeli, edebi bir üslupla yazılması dikkat çekici! Doğrusu, Muhammed"in burada da eskileri taklit ettiğini görüyoruz. Yoksa bu benzerlik tesadüfi mi!   

Kuran"da anlatılan tüm ahlaki kurallar Sümerlerden kalma tabletlerde vardır. Lagaş"in adaletle meşhur olan yerel tanrıçası Nanşe"ye ait bulunan 19 tablet ve yaklaşık 500 sayfalık bir ilahiden kısa bir kesit vermek istiyorum: Ben kraliçe Nanşe, yetimi, insana insanin yaptığı zulmü bilirim. Ben yetimin anası, dula özen gösteren adil biriyim. Ben mazlumların sığınağıyım. Günahta siniri aşanlara ve kuralları çiğneyenlere öfkelenirim... demiş(60)

- Muhammed"den önceki Arap toplumunda "kasame" diye bir gelenek vardı: Herhangi bir köy, kasaba veya şehirde faili meçhul bir ölü bulunduğunda, o yerin sakinlerinden elli kişiye,"Ne ben bu adamı öldürdüm, ne de katillerden haberim vardır" şeklinde yemin ettirilir, öylesine onlardan vazgeçilirdi(61) Muhammed bunu da beğenip kendi sistemine aldı(62) Demek ki Muhammed"in Allah"ına kalırsa, diyelim İstanbul gibi 12 milyonlu bir şehirde veya Türkiye"nin herhangi bir köyünde bir faili meçhul cinayeti işlense, o yerin sakinlerinden 50 kişi bir yerde toplatılır, onlara adi geçen yemin ettirilir ve bu yöntemle suçlu bulmaya çalışılır. O günkü koşullarda- hiç yoktansa misali- böyle bir yönteme başvurmak normal sayılabilirdi; ancak bunu bir tanrı emri sayıp sonsuza kadar geçerlidir önermesine getirmek, yanlış bir şeydir. 

Evet, sosyal hayatla ilgili Sümerlerden ve Muhammed"den önceki dönemden benzer örnekler çoğaltılabilir; bunları anlatmaktan kasıt, Kuran"daki bilgilerin Muhammed tarafından ortaya atılması için eski mirasın yeterli olup olmadığını ortaya koymaktır.  bunları özet şeklinde sundum; ancak ileride daha detaylı bilgiler verilecektir.

- Dinlerle ilgili bakış açım farklı olmakla birlikte, bu konuda kitap yazanların ilki değilim; benim gibi eleştirel biçimde konuyu ele alan birçok yazar vardır; ancak ben bu yapıtımda rivayetlere değil; tablet gibi tarihi belgelerle Kuran"daki bilgilerin karşılaştırmasına önem veriyorum. Ayrıca ben Kuran"1n içinde kalarak, onun  yetersizliklerini yine kendi ayetleriyle ortaya koyuyorum.

BAŞLANGIÇ BÖLÜMÜNÜN DIPNOTLARI: 

18- Ur-Nammu, Lipit Iştar, Hammurabi ve Esnunna gibilerdin kanunları böyle.
19-)Bakara 259.ayet)

20- Tevrat Çıkış, 2/1-10; Taha suresi, 39.ayet)

21- M. İlmiye Çığ, İbrahim peygamber, s.110 

22- Kuran  Al-iImran suresi, 55; Nisa suresi 159. ayet)

23- Arberto carlo Carpiceci, Art and History Egypt, İtalya 1994,s.5; Tevrat, Tekvin bölümü, 5/23-24.Yusuf suresi, 43. ayet)

24- M. İlmiye Çığ, İbrahim Peygamber, s. 109, 154, 

25-Tecrid-i Sarih, no:1080, Müslim Fedail no: 2373, El"lu"lü ve"l Mercan, no: 1534-5; İbrahim Canan, K.Sitte, 12/344, hadis no: 4337. Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi"den naklen.

26- Tecrid-i sarih, no: 659; Müslim Fedail, no: 2372; El"lü"lüü ve"l Mercan, no: 1533.

27- Tecrid-i sarih Diyenet tercemesi, no: 227 ve 1551 hadisler. Buhari,Müslim, ve diger hadis külliyti Namaz bölümünde.

28- (a) Buhari, Mezalim 31, Enbiya 49,Bûyu 102; Müslim, Iman 155, Ebu Davud, Melahim, hadis no: 4324, Tirmizi Fiten 54 vd)

(b) Markos incili, 15/22-47; 16/9-20; Kur"an"dan, Nisa suresi, 156-157; Al-i İmren suresi, 55.ayet

29- Sad suresi 41-44)

30- Bunun tam tercemesi, S.N.Kramer"in Tarih Sümer"de Başlar,bölüm, 15 ile The Sumerians, s.125-129"da vardır.

31- Çıkış, 7/17; A"raf suresi,133. ayet

32- İstanbul Arkeoloji müzesi, NI.3052 ve 9722. Ayrıca Samuel N.  Kramer"in Tarih Sümer"de Başlar adli yapıtının 12. bölümde bunun tercemesi vardır.

33- Enbiya suresi, 69.ayet)

34- M.Ilmiye Çığ"ın, İbrahim peygamber adli yapıtı, s.152"de geniş bilgi vardır.

35- Tekvin bölümü, 14/14-24)

36- Orta Asur kanunları, tablet B/7)

37- A.şaduga Fermani, md. 2, 5, 7 ; Hammurabi Kanunları, md. 48, 70-d,- 74 ve 102; Tosun, Yalvaç, age. s. 299-318.

38- Ibni Hişam, Siret, 1/194

39- İsra suresi, 24-25.vb

40- Ur-Nammu, Önsöz,162-168 ve Hammurabi Kanunları, md.159-165 ve 177.

41- Nisa suresi 11 ve 176.ayetleri; Hammurabi K. md. 178-185; Ibni.Habib, Muhabber, 325

42-)Ibni Habib, Muhabber,s.224-236; Cevdet Ali, "el"mufassal" 5/563, Hufi, El"mer"etü fi-ş"şeriart-i Islamiyye, doktora tezi,s.332-340)
43-)Ibni Habib, Muhabber, s. 308, Bakara suresi, 229.ayet)   

44- Ibni Hişam, Siret, s.1/26; Ibni Sad, Tabakat-i Kubra, 1/90; Isfahanı Ebu"l Eerec, Aganî, 11/164

45- İbni Habib, Munammak, s. 203; Belazurî, Ensab"ul Eşraf, 1/130)

46- Tecrid-i sarih, Diyanet tercemesi, no: 230; Tac hadis kitabi, 4/400 Buharî, Ebu davud ve Tirmizi"den naklen; Zehebi, Siret-i Alam, 2/313; Ibni Kesir, El"Bidaye... ve Halebî, Insan"ul Uyun, Mekke"nin fetih bölümü

47- Bakara suresi, ayet 197; En-Nabigat Zubyanî, Divan, s.101

48- İbni Esir, Usd,no:7527,7530

49- Halebî,Insan"ül Uyun, Hilf kismi,1/131

50- Hammurabi K. md. 241-277; Orta Asur kanunlari, md.6, Tablet/B.

51- Hammurabi K. md.194.

52- Ana Ittusu Kanunlari, kol 4/13)                 

53- Ur-Nammu Kanunlari, md.15-16.

54-S. N. Kramer, The Sumerians, Their History, Culture and Character, Chicago,1965, s.143;I.Habib, age, 319; Halebî, Insan"ül Uyun,1/425

55- Ammi Şaduga Fermani, md.1, 4, 11, 14; Hammurabi K. md. 36, 38, 41.

56- Urukagina Sosyal Reform Kanunlari, kol 9-12.

57- H.Kanunları, md.73

58- Bu konuda detaylı malumat "Kuranın Kökeni" adli yapıtımda verilmiştir. shf. 293

59- H.Kanunları, md. 171

60- S.N.Kraker, Tarih Sümer"de Başlar, 14.bölüm.

61- Ibni Esir, "En"Nihaye", 3/253; Zeyle-i, "Tebyin"ul Hakaik" 4/169; Merginanî, "El"hidaye" 2/515

62- Buhari, Diyat ve Ahkam; Muslim, Diyat; Ebu Davud, Ibni Mace ve Tirmizi, Diyat; Nesaî, Kasame bölümünde.




Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
SÜMERLER'DEN İSLAM'A DİNSEL KİTAPLAR 3
« Yanıtla #3 : Temmuz 16, 2009, 10:54:25 ÖS »


KURAN"DA ÖNE  SÜRÜLEN  KAİNAT  YARADILIŞININ  TARİHTEKİ KÖKENİ:

Bu bölümde gerek kainat ve insanın yaradılışıyla ilgili olsun, gerekse cennet ve cehennemle ilgili olsun Kuran"da varolan bilgileri Sümer mitolojisiyle karşılaştıracağım. Gaye, (benzer efsanelerin hiç kimseye yarar getiremeyecekleri bir yana) bunların kutsal kitaplar öncesi mitolojik kökenli inançlar olduklarını ortaya koymak. Bu karşılaştırmayı yaparken de rivayetlere değil; 19.asırdan bu yana Mezopotamya"da yapılan kazı çalışmaları sonucu Sümerlerle ilgili ele geçen ve ilgili dallarda uzman olan bilim adamları tarafından okunup içerikleri dünya kamuoyuna sunulan tarihi tabletlere baş vuracağım.

Sümerlerden kalma bu mitolojik inançları  anlatan tabletlerin sayısı yarım milyonu bulmaktadır; 74 bini sadece İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunuyor; bugüne kadar okunabileni çok azdır. Kim bilir geriye kalanlar da okunsa acaba daha neler ortaya çıkacak neler!

Bunların çoğu Chicago üniversitesi Doğu Enstitüsü, Pennsylvania üniversitesi Babil kanunları bölümü, Philadelphia üniversitesi Nippur koleksiyonu bölümü, İngiltere"nin British Müzesi, İstanbul Arkeoloji müzesi, Berlin müzesi, Yale üniversitesi koleksiyonu ve Fransa"nın Louvre müzesinde bulunmaktadır. Bu tabletlerin çözümünde emeği geçen Sümeroloji uzmanlarının sayısı epey fazladır; ancak Pennsylvania üniversitesinden Edward Chiera, Hugo Radau ve dünyaca ünlü araştırmacı Sümerolog Prof. Dr. Samuel Noah Kramer, Oxford üniversitesinden Stephen Langdon, Philadelphia üniversitesi Doğu Enstitüsünden Arno Poebel, Chicago üniversitesinden yine ünlü Thorlkid Jacobsen ve Henri Frankfort, Fransiz Asurolog Vihcent Scheil ve Henri de Genouillac, Ingiltere"den British müzesi eski konservatörü Cyril.J.Gadd ve tarihçi-asurolog L.W.King; Almanya"nın-özellikle- Berlin müzesinde bulunan tabletlerin çözümünde emeği geçen Heinrich Zimmern, ABD"den Doğu uzmanı William Albright gibilerin katkıları büyüktür.

Sümerlerden kalma tabletlerde anlatılan kainat, insanın yaradılışı ve cennet-cehennem efsanelerine  geçmeden kısa bazı bilgiler vermem, konunun aydınlatılması bakımından yararlı olur.

İnsanın yaradılışından söz eden (Sümerlerden kalma) tablet şayisi ikidir. Biri 4 parça olup Philadelphia üniversitesi müzesi "Nippur" koleksiyonunda bulunuyor; ancak dördüncü parçası henüz okunmuş değildir; bir diğeri de Fransa"nın Louvre müzesindedir. Bundan yaklaşık 5 bin yıl önce kaleme alınan bu tabletler, ilk önce Sumence yazılmış, daha sonra Akadça"ya çevrilmiştir. Ayrıca "Gilgamiş, Enkidu, Ölüler Diyarı" destanını anlatan tabletin giriş kısmı, yaratılış hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu da Philadelphia üniversitesi müzesi "Nippur" koleksiyonu kısmı (no.14068) ile "İstanbul Arkeoloji Müzesi" (Ni:2270,Ni. 4429) ve İngiltere"nin "British" müzesinde vardır. Bu destan  on altı/16  parça ve 250 dize civarındadır.

Gilgamiş tabletiyle ilgili ilk açıklama 1930"da "R.Campbell" yayını tarafından yapıldı; daha sonra Alexandre Hiedel tarafından "The Gilgamish Epic and the old Tesnament"te" İngilizce olarak yayınlandı. Bir de E.A. Speiser "Ancient Near eastern Texts"te" yayınladı.

Son olarak S. N. Kramer bu bilgileri bir arya getirip yenilerini de  ekleyerek "The Sumerians" adli yapıtı, (s.197-205) yayınladı. Yine insanin nasıl yaratıldığı konusuna açıklık getiren bilgiler, kazmanin yaradılışını anlatan 108 dizelik tabletlerde mevcuttur(1)

Aynı zamanda hayvancılık tanrısı Lahar ile kız kardeşi zirai ürünler tanrıçası Aşnan efsanesini içeren tabletlerin giriş kısmında insanın yaradılışından söz edilmiştir. Bunlarda varolan bilgiler, ayrıca insanın niçin yaratıldığı konusuyla Adem ve Havva"nın çocukları Kabil/Kain ile Habil"in Kur"an ve Tevrat"ta anlatılan efsanelerin kökenlerine açıklık getirmektedir. Sümerler tarafından yazılan ve başlangıçta yerle göklerin tek bir parça olup daha sonra birbirlerinden ayrılarak bugünkü hale geldiklerini içeren tablet, yine Philadelphia üniversitesi Müzesi Nippur koleksiyonu kısmında (no,13887) bulunuyor.

Adi geçen efsaneleri anlatan tabletlerden bugüne kadar ele geçenlerin sayısı, yaklaşık olarak altmıştır. Bunlarla ilgili ayrıca kırık parçalar da bulunmuştur. Keza Sümerlerde iki kültürel tanrı olarak bilinen Emeş"le Enten kardeşler efsanesi, Lahar ve Aşnan efsanesi gibi kutsal kitaplardaki Habil-Kabil efsanesinin kökenine kaynak olabilecek bilgiler içerir.

Emeş"le Enten efsanesini anlatan tabletler üç bin dizeden fazladır; fakat uzmanlar tarafından bugüne kadar ancak bunların yarısı çözülebilmiştir. Tıpkı Habil"le Kabil"in hayvancılık ve ziraatla uğraşmaları gibi, Emeş"le Enten"in görevi de bitki, hayvan ve ziraî konularda verimi artırmak.

Yine Habil-Kabil olayına benzer bir efsane aşk ve bereket tanrıçası Inanna"ya aşık olan çoban tanrısı Dumuzi ile çiftçi tanrısı Enkidu (efsaneye göre Gilgamiş"in hizmetkarıymış) arasında yaşanmıştır. İkisi de Inanna"ya aşık oluyorlar, kalbini çalmak için de kendi ürünlerinden çeşit çeşit sunuyorlar. Sonunda Inanna çoban tanrısı Dumuzi"yi seçip onunla evleniyor (2)

Cennetle ilgili tabletlere gelince; bunlar altı (6) sütun ve 258 satır halinde yazılmış, Philadelphia üniversitesi Müzesi Nippur koleksiyonu bölümünde (no, 4561) bulunuyor. Bir tanesi de "Louvre" müzesindedir. Bu tabletin adi, "Enki ve Ninhursag: Su tanrısının işleri" (3)
Yine Cehennemle ilgili bilgiler "Inanna"nin Ölüler Diyarına İnişi" adlı miti anlatan tabletlerde vardır. Bunlar da  Philadelphia üniversitesi müzesinde bulunup toplam olarak 14 parçadır. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunuyor (Ni.2429). Yine cehennemden/yeraltı dünyasından söz eden ve kral Ur-Nammu"nun ölümünü konu alan bir tablet İstanbul Arkeoloji Müzesi"ndedir. (Ni.4487) (4)

Yaradılış ve cennet-cehennem hakkında yararlandığım tabletlerle ilgili bu özet bilgileri sunduktan sonra, ilkin yaradılış ve cennet-cehennem hakkında hem Sümerlerde, hem de Kuran"da varolan bilgilerin bir tespitini yapacağım, daha sonra bunların ortak yanlarından bir kesit sunacağım.

a-) SUMERLERDE KAİNATIN YARADILIŞ EFSANESİ: 

Az önce kendilerinden söz edilen tabletlerden özellikle, "Gilgamiş, Enkidu ve Ölüler Diyarı" adlı şiirsel biçimindeki mitin giriş bölümünde özetle şu bilgiler geliyor:

Kainat henüz yok iken, "Nammu" adında bir tanrıça varmış. Onlar, bu tanrıçanın nereden geldiği, nasıl ortaya çıktığı konusunda herhangi bir yorum yapmış değiller; sadece kainatta ilk önce böyle bir yaratıcının varolduğuna inanıyorlardı.

Bu tanrıça günün birinde gök ve yerin hammaddesini oluşturan kozmik bir dağ yaratır, bundan da Gök tanrısı An ile yer tanrıçası Ki"yi meydana getirir.

Sümerler, tanrıları insan şeklinde kişileştirdikleri için eril ve dişil olarak düşünmüşler. Mitolojilerine göre tanrıça Ki, daha sonra Ninhursag (dağ kraliçesi) ki Sümerlerde bunun sembolü yıldızdı, Nintu (doğurgan kraliçe) ve Ninmah (yüce kraliçe) gibi isimlerle isimlendirilir (5) Bu iki tanrının birleşmelerinden hava tanrısı Enlil doğar. İlginçtir ki Enlil, bu tanrılar tarafından yaratıldığı halde her nedense Sümerlerde birinci tanrı durumuna yükselir.

Bu tanrılardan da zaman içinde birçok tanrı ve tanrıçaların meydana geldiklerine inanırlardı. Tanrıların sayıları binlerle ifade edilebilecek kadar fazla. İnançlarına göre bu tanrılardan An, Enlil, Enki ve Ninhursag yaratıcı; kalanlarsa yönetici idi.

Burada yaradılış konusuna biraz ara verip farklı bir şeye değinmek istiyorum. Neden acaba bazı zamanlarda tanrılara dişil, bazı zamanlarda da eril olarak inanılmış ve Kuran"da da (her ne kadar Allah hiçbir şeye benzemiyor denilmişse de) tanrıya atıfta bulunurken hep erkeklerin zamir, fiil ve sıfatları kullanılmış, kadınların ki hiç kullanılmamıştır"¦

Kısa da olsa buna yanıt vermekte yarar vardır. Eskiden başlamak üzere ta zamanımıza kadar dinlerin ve tanrıların varlıklarıyla ilgili gerçek bir çözülmeye (dönemlerin sosyal, ekonomik, teolojik, mitolojik, kültürel"¦ ve toplumun şekillenmesinde etkili olan diğer faktörlere) gidilmeden, hakikat ortaya konamaz.

Benzer açıklamalarımdan kimilerinin aklına, "Acaba bu adam kutsal dinleri inkar ettiği gibi Allah"ı da mı inkâr ediyor?" sorusu gelebilir.

Bu eskiden beri sorula gelen çok basit, bazen de provokasyon niyetli bir sorudur. Bunun peşine takılırsak havanda su döver gibi konuyu amacından saptırmış oluruz. Gerçek şudur ki kadınlar, etkili oldukları dönemlerde anaerkil bir yapı oluşmakla birlikte, tanrı/tanrılar da buna göre oluşmuştur.

Bunun tersi durumunda ise, toplumda ataerkil bir yapı oluşmuş, buna bağlı olarak da erkek tanrılara inanılmıştır. Burada,"Tavuk mu yumurtadandır, yoksa yumurta mı tavuktan" misali, acaba tanrı mı bir zamanlar kendi varlığını insanlara bildirmiş, yoksa insanlar mı (çeşitli nedenlerden/ ihtiyaçlardan dolayı) gerek duyarak hayali tanrı/tanrılara inanıp onları istedikleri sıfatlarla vasıflandırmışlar gibi yararsız tartışmalara girmeyeceğim; burada başka bir şey söylemek istiyorum.

Belki tekrar olur ama, tanrıların eril ve dişil olma konusunda toplumlarda dönem dönem oluşan farklı inançlar, kadın - erkek cinsi arasındaki kuvvet dengesine göre şekillenmiş; bu iki cins arasındaki güç aynı zamanda  hem tanrıların varlıkları (tabi ki başka nedenler de var; sadece kadın erkek ilişkisine mahsus ele almak yanlıştır), hem de cinsleri üzerinde etkili olmuştur.

Bunu kısa bir örnekle açayım. Kadının ailede çocuk yetiştirip eğittiğine bakılarak (bir zamanlar) varlığına inanılan eğitim ilahi (Nidaba) dişil olarak kabul edilmiş. Yine kadın ev işlerinde aktif olduğu için giysi ilahının (Uttu) dişi olduğuna  inanılmış. Aynı zamanda kadın çocuk yetiştirdiğinden (doğası gereği) -genelde erkeklerden daha merhametli olur inancından yola çıkılarak varlığına inanılan adalet ilahi (Nanşe) dişil olarak kabul edilmiştir. Kadınlar eskiden tarım ürünlerini yeyecek hale getirme konusunda,( örneğin; el değirmeni bulma ve kullanma gibi) erkeklerden önde olduklarından, tarım ilahi (Aşnan) dişi olarak düşünülmüştür.

Eskiden aşk tanrıçasının dişi olduğuna inanmak da erkeklerin kadınlara karşı aşırı aşklarından kaynaklanmaktadır.Yine başlangıçta yer ilahinin bir tanrıça(Ki) olarak düşünülmesi de dünyanın, bir annenin çocuğuna bakması gibi insanları beslemesinden kaynaklanmaktadır. kadın cinsi merhametlidir, fazla eziyet çektirmez düşüncesiyle cehennemdeki görevli tanrı "Ereşkigal" dişil olarak hayal edilmiştir. Örnekler çoğaltılabilir. Bu durum eril tanrılar için de geçerlidir. Burada çoğunlukla inançlar üzerinde etki yapan maddi koşullardır. Erkeklerin zaman içinde yaşam üzerinde etki yapan saban gibi şeyleri icat etmeleri ve buna kendi fizik güçlerini de eklemeleri sonucu, toplumda ataerkil bir yapı hakimiyeti oluşmuş, buna bağlı olarak da eril tanrılar öne çıkıp zamanla değil ki kadına tanrıça olarak inanmak, nerdeyse kendisi insan bile sayılmama derecesine düşmüştür. Bu durum, Muhammed döneminde tam da zirveye (Hatice gibi istisnalar hariç)ulaşmıştı denilebilir.

İşte Muhammed ataerkil bir dönemin çocuğu olduğundan dolayı kadını 2. sınıf insan olarak ele aldığı gibi (bu konuda Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları adli yapıtımda geniş malumat vardır) inandığı Allah"ı hakkında bile Kur"an"ında kullandığı ifadeler hep erkeklere ait fiil, sıfat ve zamirlerdir. Tüm kutsal dinlerin ortaya çıktıkları dönemlerde artık ataerkil bir yapı hakim olduğundan, kadın cinsinden peygamber çıkmak şöyle dursun; nerdeyse insan bile sayılmama derecesine gelmiştir.


b-) SÜMERLERDE  İNSANIN YARADILIŞI:

Tabletlerde anlatıldığına göre, tanrılara hizmet etsin diye insanın yaradılışı konusunda  bilgelik tanrısı Enki"ye teklif götürülüyor; bunun sonucu olarak o da insanı şöyle yaratıyor: Deniz/ırmak altındaki kilden (hatta hangi ırmağın kilinden yaratıldığı bile tabletlerde geçiyor) insan şeklini yapıyor ve tanrıça "Nammu"ya, "Ben senin dediğin yaratığı meydana getirdim sen de onun üzerine tanrıların görüntüsünü koy" diyor. Böylece insan tanrı şeklinde yaratılmış oluyor (6)

İnsani altı değişik tipte yaratıyor. Bu altı tipin ikisi tabletlerde okunabiliyor: Biri kısır kadın, bir diğeri de erkeklik ve kadınlığı belli olmayan insan tipi. Tabletler kırık olduğundan diğer dördü hakkındaki yazılar okunamamış. İlginçtir ki bu yaratma konusunun anlatıldığı tabletlerde İslamiyet"teki gibi insanın kaderinden de söz ediliyor.

Sümer inançlarında tanrı kainatı altı günde yarattı şeklinde bir bilgiye rastlanamadı; ancak onlara göre yaratılan ilk insanlar pek uygun çıkmamış; normal insan tipi birkaç denemeden sonra ancak ortaya çıkabilmiştir (7)

c-) SUMERLERDE CENNET INANCI:   

Tanrı Enki ile tanrıça Ninhursag"i konu alan tablette cennet hakkında şu bilgiler var: Dilmun (Cennet) adında saf, temiz ve parlak bir yer vardır. Burada ne hastalık var, ne de ölüm. Tek kelime ile "yaşayanlar ülkesidir". Burada hiç kimse kimseye zarar verilmez; yaşlılık, vücut ağrıları yok. Irmağı geçen (ki islamda halk tabiriyle buna sırat köprüsü denir) artık mutludur.
Hemen şunu da belirteyim ki bu cennet, Islamiyetteki gibi insanlara ait olan bir cennet değildir; sadece tanrılara mahsus ve de Irak-Iran sınırında Basra körfezine yakın bir bölgede hayal edilmiştir. Hatta daha eskilere ait bulunan kral mezarlarında yüzlerce kız ve kadın iskeletleri bir arada bulunmuştur. Kral ölünce bunlar canlı olarak onunla beraber geniş bir mezara konup üzerleri toprakla kapatılmıştır.

Bu gibi toplu iskeletler hem Sümerlerin kral mezarlarında, hem de Mısır"da firavun mezarlarında ortaya çıkmıştır. Demek ki Kur"an"daki gibi olmazsa da bir biçimiyle ölüm sonrası hayata inanılmıştır. Eğer böyle bir inanç olmasaydı bunlar canlı olarak kralın mezarına gömülmezlerdi.

Tabi ki hayat durmuyor; zaman içinde daha farklı inançlar oluşup geliştirilmiş, sonuçta bu cennetin insanlara ait bir yer olduğu noktasına gelinmiştir. Kuran"da, "Rabbinizden bir magrifete, cennete koşuşun ki, o cennetin genişliği göklerle yer kadar olup takva sahipleri için hazırlanmıştır" (A.Imran,133), denilmiş ve bu cümle bir başka yerde, "Rabbinizden bir mağfiret ve genişliği göklerle yer kadar olan bir cennete yarışın ki, o, Allah"a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmıştır..."  (Hadid suresi, 21.ayet) şeklinde bir daha tekrar edilmiştir (Birçok konuda olduğu gibi burada da Kur"an"da lüzumsuz bir tekrar söz konusudur).

Sümer inançlarına göre bu cennette ilkin temiz su yokmuş; tanrı Enki, Güneş tanrısı Utu"ya talimat verince, o burada temiz su yaratmış; bunun sonucu olarak o cennette bağlar, bahçeler, bitkiler, hurma ağaçları tıklım tıklım oluvermiş. Hatta bu cennette baldan söz ediliyor. tanrıça Ninhursag bu cennette sekiz çeşit bitki yaratır. Bunların tadını merak eden Enki, hepsinden yeyince, kendisine dokunur ve sekiz yerinden hastalanır. Enki bu bitkilerden yediği için tanrıça Ninhursag ilk önce onu lanetler; ancak daha sonra her nedense kendisini bağışlar. Enki"nin ağrıyan yerlerinden biri de kaburga kemikleridir (8)

d-) SUMERLERDE CEHENNEM INANCI:

Bu konudaki bilgiler özellikle, "Inanna"nin Ölüler Diyarina Inişi" adli şiirsel biçimde yazılmış tablette yazılı. Tabi ki Sumerler cehennemi de cennet gibi kendi ülkelerinde bir bölgede hayal etmişler. Daha önce de belirtildiği gibi bu tabletlerde  (Islamiyetteki gibi) Sümerlerin kadere inandıkları da yazılı. Onlara göre suçlu olan kişinin, cehenneme varmadan hem ırmağı, hem de cehennem kapıcılarını geçmesi gerekir. Yine kendileri cehennemde görevlilerin varlığına ve bu görevlilerin suçluları alıp hak ettikleri yerlere götüreceklerine inanırlardı (9)
Nasıl hava tanrısı Enlil, tanrıça Ninlil"le zina yaptığı için tanrılar meclisi tarafından Nippur"dan alınıp cehenneme gönderildiyse, bu tablette de çoban tanrısı Dumuzi"nin -Sümerlerde Dumuzi olan tanrı, daha sonra Tevrat"a Tammuz olarak geçmiş (10) -bir gün ölüler diyarına atıldığı, eşi aşk tanrıçası Inanna"nin kendisini kurtarmaya gittiği; ancak cehennem kapıcılarının onu içeri almadığı,  en son cehennem tanrıçası "Ereşkigal" izin verince cehennemin yedi kapısının açıldığı yazılı (11)

Sumerler, inandıkları cehennemi aynen İslamiyet"teki gibi suçluların yeri olarak tasavvur ediyorlardı. Ayrıca 1919"da Stephan Langdom tarafından çözülüp yayınlanan ve şu an Philadelphia üniversitesi müzesinde bulunan, Sümerlerin cehennemle ilgili inançlarını anlatan bir tablette, nerdeyse Islamiyetteki inanca tıpa tıp uyan bilgiler yazılı. Mesela 7 cehennem ve onlardaki görevliler, oradaki azap vb.  Sümerlerde ölümden sonra suçlu insanların içine düşecekleri  yere (cehenneme) "Kur", Yunanlılarda "Hades", Yahudilerde de "şeol" denirdi (12)
e-) TEVRAT"TA YARADILIŞ HIKÂYESI:

Tevrat"ın hemen başında Tekvin bölümünün ilk cümlesinden başlamak üzere, "Allah önce yerle gökleri (hammadde olarak) yarattı, daha sonra gece ile gündüzü..." şeklinde açıklama devam eder. Bunun detay kısmında ise, "Allah ilk günde ışığı, gece ile gündüzü yarattı. 2. günde suların ortasında kurduğu kubbeden gökleri, 3. günde suyun altındaki kuru yerden dünyayı, 4. günü gök cisimlerini, 5. günü deniz hayvanlarıyla kuşları, 6.günde kara hayvanlarıyla birlikte insanoğlunu (tanrı) kendi şeklinde yarattı. Yedinci günde ise tanrı istirahata çekildi " diyor.
Daha önce açıklandığı gibi tanrının insanı kendi şeklinde yaratma inancı Sümerlerde de vardı. Tevrat"ta daha sonra insanın yaradılışı konusunda açıklama yapılırken, "Adem"in topraktan yaratıldığı, doğu tarafında bulunan Adn bahçesine/ cennetine bırakıldığı, bahçeyi sulamak için de Allah tarafından bir ırmak yaratıldığı, daha sonra dört parçaya bölündüğü; bunların Pişon, Gihon, Dicle ile Fırat kolları oldukları" belirtiliyor.

Bu arada Adem"in rahatı-keyfi için onun kaburga kemiğinden Havva"yı var ettiğini söylüyor. Allah tarafından Adem"le Havva"ya o bahçede varolan her şeyden yemeleri serbest bırakılıyor; ancak bir ağaçtan yemeleri yasaklanıyor. Daha sonra şeytanin devreye girmesi ve Havva"nın da bunu uygun görmesiyle Adem"le Havva o yasak edilen ağaçtan yeyince suçlu duruma düşüyorlar ve sonuçta cennetten kovuluyorlar...diye uzun uzadıya anlatılıyor (13) 

f-) TEVRAT"TA AHIRET INANCI:

TEVRAT"TA AHIRET INANCI: Musa"ya ait olduğu iddia edilen Tevrat"ın beş kitabında (14) ahret inancından söz edilmemiştir. Tevrat"ta Allah"ın (Yahova"nın) varlığı, meşhur on emir arasında değiniliyor; fakat diğer iman esaslarına değinilmiyor (15)

Ancak Tevrat"ın yazılı olmayan kısmı ve bir bakıma da onun tefsiri/yorumu durumundaki Talmut"ta ölüm sonrası hayata değinilmiştir. Hemen belirteyim ki Talmut"ta ahret hakkında teferuatlı malumat olmamakla birlikte, varolanında da hem çelişkiler vardır, hem de Kuran"daki ahret inancına ters düşmektedir. Örneğin; Samuel"de,"Dünya ile ahretin ayni olduğu" yazılı. (Berahim,68-b) Berekot"ta,"ahretin bu dünyadan farklı bir yer olduğu yazılı. Çünkü orada yeme, İçme, üreme, çalışma, düşmanlık, haset ve rekabet gibi şeyler yoktur. Salih olanların başlarında taç vardır" açıklaması var (Berekot, 17-b)

Roş-ha- şana"da ise, "Bedeniyle günah işleyen Yahudiler, Yahudi olmayanlar gibi cehenneme girecek ve orada 12 ay ceza çekecekler" denir. (Roş-ha-şana, 17-a)Şu hatırlatmayı da yapayım ki, şu an varolan ve Musa"ya ait olduğu söylenen Tevrat, Musa zamanında yazılmış değildi. Hz. Musa, Isa"dan yaklaşik 13 asır önce yaşadığı halde ona ait olduğu söylenen Tevrat ise ancak Isa"dan sonra 1. asırda Jamnia"da toplanan bir Yahudi din heyeti tarafından son şeklini alıyor.

Aslında MÖ. altıncı asırda Ezra adındaki kahin tarafından kaleme alınan ve güya günümüze kadar koruna gelen Ahdi Atik (Tevrat) kitabının, Hz. Musa zamanındaki Tevrat"la hiç ilgisi yoktur. İşin gerçeği şu: Yahudiler, İsa"dan önce 7. asırda Asurluların hakimiyetine girince, yine MÖ. Babil kralı, "Zabukadnezzar" (604-562) tarafından Küdüs alınınca, Yahudilerin siyasi varlıkları son buluyor. 

Bu arada Yahudiler Babil"e sürgün edilince, onların bilginleri Babil kitaplıklarını inceleme fırsatına sahip oluyorlar. Daha sonra MÖ. 538 yılında Babil"in Pers imparatoru Kiros tarafından alınmasıyla, Yahudiler tekrardan yurtlarına geri gönderilip özgürlüklerine kavuşuyorlar.

Zaman içinde büyük İskender"le "Helen" kültürü de Yahudiler diyarına girince, Yahudilerde çok farklı inançlar mozayiği oluşuyor. Hatta Helen kültürünün etkisiyle zaman içinde çeşitli Yahudi mezhepleri ortaya çıkıyor. Sadukiler, Ferisiler, Makabiler ve Esseniler gibi.  Tevrat"ta ayrıca Neviim/ peygamberler bölümü vardır; bu bölümde Musa"dan önce ve sonra yaşayan peygamberler ve dönemlerindeki bazı olaylar, savundukları fikirlerden söz edilir.

Musa"dan asırlar sonra yaşamış olan Yahudi peygamberlerinden biri de Işaya/ Yeşaya"dir. Tevrat"ta Işaya bölümünde ahretle ilgili, "Ey toprakta yatanlar, uyanın ve terennüm edin. Her yer ölülerini dışarı atacaktır" denir (16)

Yine Musa"dan asırlar sonra yaşamış olan Daniel, ahret konusunda,"Yerin toprağında uyuyanların bir kısmı ebedi hayata, bir kısmı da utanca uyanacaktır. Anlayışlılar, yıldızlar gibi ebediyken parlayacaktır" diyor (17)

İşte benzer bilgileri göz önüne alarak önemli Yahudi bilginleri bile şu anki Tevrat"ın Musa zamanındaki Tevrat olmadığını, aksine Yahudilerin Babil sürgününden sonra Zerdüşt ve Mezopotamya inançlarından aktardıkları yeni inançlar olduklarını  söylüyorlar. Örneğin Hollandalı Yahudi asıllı ünlü filozof Spinoza (1632-1677) ve Eben Ezra (1866-1943) gibileri az önceki iddiaları savunuyorlar; ki zaten bundan başka ihtimal de yoktur (18)

İşte Tevrat"ın asil beş kitabında değil de; Musa"dan asırlar sonra yaşayan ve Tevrat yazılırken onların söyledikleri de Tevrat"a alınan bazı Yahudi peygamberlerin sözlerinde -o da çok kısa ve soyut bir biçimde, neyi kastettikleri anlaşılmayan ifadelerle- ahret inancına değinilmesi, Tevrat"ın Musa zamanındaki Tevrat olmadığı; tam aksine deminden beri izahına çalıştığım gibi Yahudilerin Babil"e sürgün edilmelerinden sonraki dönemde bazı Yahudi bilginlerin yeni eklemeleriyle şekillenen farklı bir Tevrat olduğu ortaya ekiyor.

Öz olarak, bugünkü Tevrat, Yahudilerin böylesine bir inançlar asimilasyonundan gedmelerinden sonra çeşitli dinlerin bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır. Tabi ki ben burada Hz. Musa hiçbir yenilik getirmemiş gibi bir iddiada bulunmuyorum; Musa"nın da kendi döneminde önemli işler yaptığı muhakkaktır, kimse bunu inkar etmez. O da kendini yetiştirmiş, Mısır"da iken Güneş tanrısına bağlı bir rahipten, daha sonra Kızıldeniz"in doğu tarafındaki Medyen"de, Kuran"a göre şuayb"dan, Tevrat"a göre de (Çıkış, 3/1...) "Yetro" adında yine bir rahipten bilgi aldığı bir gerçektir. Yani eğer Musa kendi döneminde yeni bazı şeyler yapmışsa o günkü şartlarda gördüğü eğitim/öğretime borçludur; icraatının tanrısal bir yani yoktur. Bir de Tevrat"ın yazılı olmayan kısmı Talmut, Isa"dan sonra 190-200 tarihlerinde Yuda Ha Nasi  (m.s. 135-220) tarafından yazılı hale getirilmiştir; tıpkı şu an varolan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil"lerinin Isa"dan 3 asir sonra bin kişilik bir ruhani meclis tarafından Iznik"te; yine Muhammed"in Kuran"ı da kendisinden sonra halife Osman zamanında yazıldıkları gibi. Bunlar, kutsal kitapların konumuz dışında var olan farklı problemleridir. 

Söz şu an varolan Tevrat"ın, Musa zamanındaki Tevrat"tan çok farklı bir kitap olmasından açılmışken, burada ahret inancıyla ilgili Zredüşt"ten kısa bazı bilgiler vermeyi yararlı görüyorum. Zerdüşt, Isa"dan 570 yıl önce vefat eden, Iran ve çevresinde ilk defa tek tanrı sistemini ortaya atan önemli bir teolog, düşünce adamıdır.

Ona göre insan öldükten sonra kılıçtan daha ince olan Cin vat köprüsünden geçer. Bu arada kötüler düşüp temizlenir, iyiler ise köprüyü rahatlıkla geçip doğruca cennete varırlar. Ayrıca Zerdüşt, islamiyetteki gibi ahrette mahşer denilen bir toplanma yerinin olduğuna inanırdı (19)

Tarihi bilgilere bakıldığında asıl tek tanrıya geçimin Zerdüşt"ten çıktığı bir gerçek. Daha önce  varlıklarına inanılan, Indra, Mitra ve Varuna 3"lü tanrıça inancından tek tanrı (Ahura Mazda) inancına geçimi kendisi ortaya atmıştır.
Bundan dolayı bazı filozoflar, "Kuran ve Tevrat"taki çoğu bilgilerin kökeni Zerdüşt dinine dayanır" fikrini savunuyorlar (20)

Zerdüşt çok önemli bir filozoftur; diyebiliriz ki kendisi sosyalizmi ilk ortaya atanlardandır. Nitekim o, "Mülk, bütün insanlar arasında ortaktır" düşüncesini savunmuştur. Bu konuda Nizam"ul Mülk, "Siyasetname" adli eserinde Zerdüşt"ten önemli bilgiler aktarmıştır.   

Diyelim Yahudiler Tevrat"ı yazarken hoşlarına gitmeyen bazı konuları yazmadılar bu Kuran"ın iddiasıdır); peki ahreti niye Kuran"da anlatıldığı biçimiyle Tevrat"ta  yazmadılar? Kaldı ki ahretin varlığı, başta huriler olmak üzere her şeyiyle insanin iştahını kabartır; ayrıca kanunlara karşı gelmemek için toplum üzerinde bir nevi oto kontrol görevini de yapar. (Tabi ki bu ancak cahil insanlar için geçerli olabilir)

Durum bu iken, Tevrat yazılırken ahretin Yahudiler tarafından yazılmamış olmasına bir neden yok. Bundan çıkan sonuç, Tevrat"taki ahret inancının Musa zamanında var olmaması, ancak Musa"dan asırlar sonra Yahudi bilginler tarafından Zerdüştilik ve Sümer inançlarından alınarak Tevrat"a yazılması ve Muhammed zamanında da Kuran"ın oluşmasına temel teşkil etmesi.

YARATILIŞLA İLGİLİ KURAN"DAN BİRKAÇ AYET:

Konuya ilişkin Kuran"da varolan ayetleri üç grup halinde sunuyorum.

A- BİRİNCİ GRUP:

1-) "O Allah ki yerdekilerin tümünü sizler için yarattı. Daha sonra göklere "İstiva" edip/yönelip onları yedi gök şeklinde düzene koydu. O her şeyi bilendir" (21)

2-) "Deki: siz, yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak misiniz? Bir de ona ortaklar koşuyorsunuz ha? İşte o bütün alemlerin rabbidir. Yerküre üzerinde dağlar yaptı ve onda bereketler yarattı. Arayıp soranlar içindört (4)günde orada (yerkürede) rızklarını takdir etti. Bundan sonra göğe yöneldi; o zaman gök henüz duman halindeydi... Bu aşamadan sonra da iki günde gökleri yed (7) gök olarak yaratıp düzene koydu..." (22)

B- İKİNCİ GRUP:

"Yaradılışça siz mi daha çetinsiniz yoksa gök? Allah onu bina etti. Onun yüksekliğini yükseltti ve düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlık yaptı. Ondan sonra da yeri döşedi; yerden de suyunu ve otlağını çıkardı. Dağlarını oturttu. (Bütün bunları) sizin ve hayvanlarınızın geçimi için (yaptı)..." (23)

C- ÜÇÜNCÜ GRUP:

1-) "Rabbiniz o Allah"tır ki, gökleri ve yeri 6 günde yarattı. Daha sonra "Arş"ı" istiva etti (hükmü altına aldı). O, gündüzü gece ile örter. Gündüz geceyi, gece de gündüzü takip eder. Güneş, ay, tüm yıldızlar onun emrine boyun eğmiştir. İyi bilin ki yaratmak da emretmek de ona mahsustur. O alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir" (24)


2-) "Rabbiniz o Allah"tır ki gökleri ve yeri altı (6) günde yarattı. Daha sonra "Arş"ı" istiva etti. İşleri o idare ediyor. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçi (başkaları için ricacı) olamaz. İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur. O halde ona ibadet ediniz. Artık iyi düşünüp ibret almaz misiniz?" (25)

3-) "O Allah ki, sizi sınamak için gökleri ve yeri altı (6) günde yarattı. O zaman (onun) arş"ı ise su üstündeydi..." (26)

4-) "O (Allah) gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı (6) günde yarattı. Daha sonra Arş"ı istiva etti" (27)

5-) "O Allah ki gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı (6) günde yarattı. Daha sonra "Arş"ı" istiva etti.Ondan başka sizin dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Siz hâla düşünmez misiniz?" (28)

6-) "Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri 6 günde yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı." (29)

7-) "O Allah ki gökleri ve yeri 6 günde yarattı. Daha sonra  Arş"ı istiva etti.  Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona yükseleni bilir ve her nerede olsanız o sizinle beraberdir; her ne yaparsanız görür" (30) 


Konunun tam olarak anlaşılabilmesi için az önce anlamları sunulan ayetlerle ilgili şu ek bilgileri de vermek icabeder: Kuran, toplam olarak 114 sure (bölüm) dir. Bunun bir kısmı Mekke döneminde, bir kısmi da Medine döneminde inmiştir (Muhammed tarafından ortaya atılmıştır).

Ayrıca her bölümün ortaya atıldığı yıl da -hemen hemen- bellidir. Yaradılışla ilgili ayetlerin içinde bulundukları surelerin ortaya atılış sıraları ise şöyledir: Mekke"de nazil olan surelerden Kaf suresinin iniş sırası 34, A"raf suresinin iniş sırası 39, Furkan"inki 42, Yunus"un 51, Hud"un 52, Fussilet"in 61, Secde suresinin 75 ve Naziat suresinin de 81 dir.

Konuya ilişkin Medine"de ortaya atılan surelerden Bakara suresinin iniş sırası 87, Hadid suresinin ise 94.tür. Veya şöyle diyelim: Yerle göklerin yaradılışı konusunda ortaya atılan ayetlerin içinde bulundukları surelerden Kaf suresi, peygamberliğin Mekke döneminde ilk beş yılda ortaya atılmış. Furkan,Yunus, Hud ve Araf sureleri Mekke döneminin son üç yılında, Secde ve Naziat sureleri Mekke döneminin 5 ile 10 yılları arasında, Bakara suresi Medine döneminin ilk yılında, Hadid suresi de Medine"de 5. yıldan 10.yıla kadarki sürede Muhammed tarafından ortaya atılmışlardır (31)

Bu tespitten, kainatın yaradılışından söz eden ayetlerin hemen hemen peygamberliğin tüm yıllarına yayılmış biçimde ortaya atıldıklarını görüyoruz. Dolayısıyla, bundan şu sonuç ortaya çıkıyor: Eğer Muhammed birkaç yıl daha yaşamış olsaydı bu konuda Kuran"da lüzumsuz tekrarlara devam edecekti. Tabi ki bu bilgilerin, eski inançların bir aktarımı oldukları tartışmasızdır; ayrıca bunların akıl ve ilimden uzaklıkları bir yana; kendi içinde önemli çelişkileri vardır. Birkaçını sunayım.   

a-) Her şeyden önce Allah"ın kendi Kuran"ında yaradılış hakkında ikide bir, "şunu bilin ki ben göklerle dünyayı 6 günde yarattım. Bu altı günden 4"ünü dünyaya, 2"sini de göklere ayindim" bilgisi için defalarca Cebrail"i koşturması (!) ve de lüzumsuz tekrarlara başvurması doğru olmaz.

Bilgi yanlışlığı bir yana; tek bir cümle ile ifade edilebilen bir bilgi için, Kuran"ı aynı mesajı veren yazılarla doldurmanın ne anlamı var ki! Gerçekten çağdaş dünyanın herhangi bir anayasasında bir konuda birkaç maddenin -harfiyen- aynı olması görülmemiştir. Hele  bir yasa, -iddia edildiği gibi- eğer  büyük bir yaratıcıya aitse- tekrarlar içinde olmamalı. Zaman zaman vurgu yaptığım gibi bu, Kuran"ın cidden önemli bir eksikliğidir.     

Bir de Kuran"da -örneğin- Yasin suresi 82. ayette, "Allah bir şeye,"Ol" dedi mi hemen oluverir" deniyor. O halde acaba Allah"a zor mu geliyordu ki kalkıp göklerle yeri 6 günde yarattı, neden bir anda değil de altı günde? Kaldı ki, ha 6 gün demiş, ha başka bir rakam kullanmış fark etmez. Çünkü bu kuru bir iddiadır, bunun ispatı, bilimsellikle ilgisi yok; ortada rast gele kullanılan bir ifade ve altı günlük bir zaman var o kadar.

b-)Yaradılışla ilgili az önceki ayetlerin bir kısmında, "Allah"ın  6 günlük yaratma mesaisini sadece yerle göklere verdiği" ifadesi gediyordu; bazılarında ise bu altı günde hem yerle gökleri, hem de onların arasındakileri -artık gök neresidir, nereye kadardır, onunla yer arasında kastedilen nedir bu da bilinmiyor- yarattığından bahsediyordu. Bu çelişkinin tatminkâr bir izahı yoktur. Ayrıca Kuran"a göre yerle göklerden farklı "Arş" adında uzayda bir yer daha vardır. Mesela; "Zuhruf" suresi 82. ayette, "O (Allah), göklerle yerin ve Arş"in Raarş"ınnların (inanmayanların) yakıştırmalarından uzaktır" diyor.

Yine "Mü"minun" suresinin 86-87. ayetlerinde, " De ki, yedi gökle Arş"ın Rabbi kimdir? Onlar, "Allah"tır" diyecekler." diyor. İlginçtir ki, Kuran"ın Allah"ı hem soru soruyor, hem de insanlar adına yanıt veriyor. Kuran"ın Allah"ı, acaba sorduğu soruyu bugün tahsil görmüş insanlardan da sorsa ve (tabi ki onların Kuran"ın içine bakmaları şartıyla) ayni yanıtı alacak mı! Kuran mantığından hareketle, acaba Allah kainatı yaratırken dünya ile göklere 6 gün ayırdığını neden net olarak belirtiyor da Arş için (var olduğunu sayalım!) bir zaman belirlemesinde bulunmuyor?

Kuran"da yaradılış günlerinin sayısı belli, yaradılan şeyler de belli; ama Arş"a ayrılan zaman bellisiz. Aslında Tevrat"ta şöyle bir açıklama da var: Tanrı 6 günde kainatı yarattıktan sonra 7. günü (Cumartesi) istirahat etti. Tevrat"a göre 7. gün (Sebt günü) tanrının istirahat günüdür (32)
Dolayısıyla, Arş"la ilgili Kuran"da geçen "Sümme isteva al"el Arş"ı" Arapça ifadesinin anlamı şu oluyor: altı günlük yaratma işinden sonra "Allah Arş"a oturdu" Zaten Araplar "Isteva ale"l arşı" dedikleri zaman, "Tahta oturdu, tahta yerleşti..." gibi anlamları kastediyorlar.

Aslında Kuran"da Arş"la ilgili kullanılan "İstiva" terimi, Islami yazarları çok uğraştırmış, bu konuda epey zoraki yorumlara girmişler; ancak ben onların yararsız ve de mesnetsiz yorumlarıyla kitabı doldurmak istemiyorum.

c-) Şu ilginç bir tespittir ki, Tevrat ve Kuran"ın Allah"ı, gökler dediği koskoca evreni yaratırken onlara 2 gününü ayırdığını söylüyor, güneş"in uydusu olan ve kainata oranla  küçücük bir cisim durumunda olan dünyaya 4 gününü verdiğini söylüyor.  Hatta bazı ayetlerde (Örneğin; Fussilet suresi,10.ayet) şu çelişki de var: İlkin dünyayı 2 günde yarattığını söylüyor, buna ek olarak dört (4) gün de dünyadaki bereketleri, dağları ve rızıkları yarattığını, zamanını bunlara ayırdığını belirtiyor; ki toplam olarak 6 gün oluyor.
Ayeti yorumlayanlar burada şu yorumu getiriyorlar: Allah ilkin dünyayı iki günde yaratmış; düzenleme aşamasında kullanılan dört rakam içinde o ilk iki gün de vardır, o iki günle birlikte toplam olarak 4 gün oluyor deyip şöyle bir örnek de veriyorlar: Araplarda bir insan, "Ben dün bir kadınla evlendim, bugün de iki kadınla" dediği zaman nasıl bazen bunun anlamı, dünkü kadın da dahil bugün aldığım yeni kadınla birlikte iki kadınla evlendim oluyorsa, tanrı da burada böyle bir anlam kastetmiştir, diyorlar.

Kabul edelim ki tanrı dünyaya toplam olarak dört gün ayirmiş; yine çelişkiler bitmez. Çünkü bilindiği gibi dünya güneşin küçücük bir uydusudur. O nedenle, Allah"ın bu küçücük uyduya tüm evrenin iki katı kadar zaman ayirmasi, ona biçilen büyüklükle ters orantılıdır. Kur"an Allah"ının kendisi de Kuran"ın bir yerinde gökleri yaratmanın zor olduğunu yazıyor. (33)

Peki nedir bu çelişkinin izahı? Aslında olay şudur: Hem Musa, hem de Muhammed döneminde teknolojik gelişmeler olmadığı için onlar gök cisimleri hakkında malumat sahibi değillerdi. Hatta diyebilirim ki, onların yaratma konusunda cesaret edip Tanrı"nın iki gününü göklere ayirmalari bile büyük bir başarıdır; o günkü koşullarda ancak bu kadar söylenebilirdi. Zira aşağılardan uzaya bakılınca gök cisimleri bir elektrik ampulü kadar görünmez.

d-) Bakara suresi 29.ayetiyle Fussilet suresinin 9-12. ayetlerinde, kainat yaratılırken önce yer, daha sonra gök yaratılmıştır biçiminde bilgi verilirken; Naziat suresi 27-33. ayetlerinde ise tam da öncekilerle çelişen bir açıklama var. Burada önce gökleri, daha sonra yeri yarattığını söylüyor.

İşin bilimsellikten uzaklığı bir yana; bir kere kendi içinde net çelişkileri mevcuttur. Bu gibi ayetler hakkında Kuran"ı açıklayanların (müfessirlerin) çoğu, çelişkileri bertaraf etmek için, şu yorumda bulunuyorlar: Allah, hammadde olarak önce yeri, daha sonra gökleri yaratmış; ancak son şekillerini verme aşamasında ilkin gökten, daha sonra yerden başladığı biçiminde yorum getiriyorlar. (34)

Bellidir ki bu yorumu da Tevrat"tan aktarmışlardır. Çünkü Tevrat"ın da hemen ilk cümlesinde tanrının evvela yerle gökleri (hammadde olarak) yarattığını, tekamülleri aşamasındaysa ilkin gökleri, daha sonra yeri yarattığını görüyoruz.

Bir de İslamî yazarlara göre şu kıyas geçerli: Onlar, "Dünya bir binanın temeli, gökse çatısı gibidir. Hal böyle olunca, ilkin dünyanın yapılması gerekiyor" şeklinde hiç ilgisi  olmayan bir mantık yürütüyorlar. Mesela, Fussilet suresi, 9-10. ayetleri ve diğer ilgili ayetlerin tefsirlerinde birçok müfessir benzer açıklamalarda bulunmuşlardır.

e-) Bazıları şöyle bir kurtarma operasyonunda bulunabilirler: "Dünya cismen küçüktür ama ondaki hayat şartları, çeşitli canlılar vb. onun büyüklüğünü gösterir; ama böyle bir özellik göklerde yoktur. Bu nedenle eğer Tanrı dünyaya 4 gün vermişse fazla abartmamak gerekir..." şeklinde bir yorum. Bir kere dünya göklere nispeten ne kadar büyük de olsa tanrının ona fazla zaman ayirmasi gerekmiyor. Zira Kuran"ın, tanımını yaptığı Tanrı için bir şeyin büyüklüğü önemli değil. O halde neden dört gün?

Bir de göklerde neler var, neler yok henüz kimse bilmiyor. O bakımdan, hemen peşin hükümle, "dünyanın yaradılışı uzaydan daha zordur..." demek doğru değildir.

Kur"an"da  geçen (Enbiya, 30. ayet) dünya ile yerin başlangıçta bir parça olup sonra birbirlerinden ayrıldıkları, her canlının sudan yaratıldığı ve yine Allah"ın her yeri kuşattığı (Nisa suresi,126; Fussilet, 54) inancı, ispatsız bir iddia olmakla birlikte bir kere Muhammed"in ortaya attığı yeni bir şey değildir.

Thales (İÖ. 640-548) bu konuda, "Her canlı sudan yaratılmıştır ve Allah her yeri kuşatmıştır" diyor. Tabi ki bu iddia Thales"in de icadı değildir. O da Sumer ve Mısır"da eğitim gördüğü için oralardan aktarmıştır. Kaldı ki Kuran"da geçen "Her canlının sudan yaratılma" cümlesinden neyin amaçlandığı da net değildir/açıklanmamıştır. Acaba iki cinsin birleşmesinden(sperm ve ovumdan) meydana gelen canlıları mı kasetmiş? Ki bu, görünen bir şey olduğu için herkes tarafından söylenebilir; bunun mucize ile alakası yok;  veya başka bir şey mi kasketmiş buna herhangi açıklık yoktur. Dolayısıyla bunu fazla abartmanın bir anlamı yok.

Az önceki ayetlerin içerdiği anlam, (yani Allah"ın her yerde var olması, her yeri kuşatması gibi ayetler) ayni zamanda İslam felsefesinin de önemli bir ilkesidir. O zaman ister istemez tanrı hakkında çok yakışıksız sorular akla gelir: "bilindiği gibi dünyada çok kötü yerler de var. Peki Allah o kötü yerlerde de var mi, yok mu? Var denilse Allah"a yakışmaz; yok denilse o zaman söylenebilir ki, kainatta tanrısız bölgeler,  yerler var" gibi sorular.

Yaradılış ve ahretle ilgili kısmen Sumer mitolojisinden, kısmen Tevrat"tan ve biraz da Zerdüşt"ten sunulan bu  bilgilerle, Muhammed"in konuya ilişkin kendi Kur"an"ında öne sürdüğü fikirlere köken oluşturduğunu izah etmeğe çalıştım. Verilen bilgilerden istenilen mesajın daha rahat anlaşılabilmesi için, toparlayıcı bir özet sunuyorum.

1-) Sumer inançlarında sözü edilen cehennemde yedi (7) kapının olduğu yazılı. Bu, özellikle "Inanna"nın Ölüler Diyarına inişi" adli şiir biçiminde yazılmış tablette işlenmiştir (35)

Kuran"da anlatılan Cehennem"in de yedi kapısının olduğu açıkça ifade edilmektedir: "Azgınların varacağı yer cehennemdir. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya o azgınlardan bir kısmi dağıtılmıştır" diyor (36)

Burada dikkatimi çeken önemli bir nokta var: Sümer inançlarında varlığına inanılan cehennemin kapları 7 (yedi) dir diye net bir bilgi var; ancak onlara göre cennetinki kaç tanedir buna tabletlerde rastlanamadı. Burada şunu belirtmek isterim ki, Kuran"da da cehennemin yedi kapısı olduğu yazılı; fakat cennetinki yazılı değil (ancak hadislerde 8 kapısı var diye gediyor)

Anlaşılan, eski mitolojilerde cennetin kapıları hakkında bilgi olmadığı için Muhammed bu noktada cesaret edip de kendi Kuran"ında bir açıklama yapamamıştır. Yoksa niye cehenneminkini belirtiyor da cennetinkini hadislerle geçiştiriyor.

Bu, önemli  bir saptamadır. İlginçtir ki, Kuran"da anlatılan cehennemle Kuran tanrısı arasında dostane bir diyalog söz konusu: Allah, kıyamet günü cehenneme seslenerek, "Acaba doldun mu?" diyecek; cehennem ise, "Var mı daha" sorusuyla karşılık verecek (37)

Kuran"da Allah"la cehennem arasındaki bu olumlu ilişki hadislere de konu olmuştur. Sahih hadislerde Allah"la cehennem arasında şu diyalog gediyor: Anlatıldığına göre bir çeşidi soğuk, bir çeşidi de sıcak olan Cehennem, bir gün Allah"a, "İçim yanıyor müsaade et de bir nefes alayım ki içim rahat etsin" demiş. Allah da buna karşılık, "Senede iki sefer nefes al" diyerek kendisine izin vermiş.

Muhammed sözlerini şöyle sürdürüyor: İşte kışın gördüğünüz aşırı soğuk, soğuk olan cehennemin/ zemherinin almış olduğu nefestir; yazın gördüğünüz aşırı sıcaklık da sıcak cehennemin nefesidir" diyor (38)

Muhammed, güneşin altı ay kuzey yarım küreye, altı ay da güney yarım küreye gireceğini nerden bilsin ki! Cehennem rahat etsin, içini biraz boşaltsın diye Allah senede biri soğuk, diğeri sıcak olmak üzere kendisine iki sefer nefes alma izni veriyor!

Halbuki yalnız bir yıl için iki sefer yaz, iki sefer de kış oluyor (Güney ve Kuzeyde olmak üzere) Ne yazık ki verdiği bilgi yanlış; ancak onun gayesi bu işin ölümden sonra gerçekleşip gerçekleşmemesi değil; toplumu -eskiden beri varolan- Cehennemle korkutup istediklerini rahatça onlara kabul ettirmekti denilebilir.

İleride, "Muhammed tanrıya inanır mıydı yoksa" başlığını da gözden geçirince daha net anlaşılır ki Muhammed, Cehenneme inandığı için değil; amacına ulaşmak için insanlara karşı bunu bir taktik olarak kullanmıştır.

2-) Sümerler, cehennemde cezayı uygulayacak görevlilerin bulunduğuna, bunların başında da Ereşkigal adında cehennem tanrıçasının olduğuna, bu görevlilerin çok katı ve sert olduklarına inanırlardı. (Örneğin, NETI ve NERGAL gibi)

Daha önce sözünü ettiğimiz Cennet ve Cehennem"le ilgili tabletlerde bunlar anlatılıyor. Bu sert görevlilerin varlığını Kuran da kabul ediyor:

"Cehennemin bir çeşidi olan Sekar"da ondokuz görevli melek vardır. Biz o ateşin başında melekler görevlendirdik..." (39);

"Ey iman edenler! kendinizi ve ailenizi o ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlarla taşlardır. Onun başında öyle melekler vardır ki iri mi iri, çetin mi çetin.. Allah onlara ne talimat vermişse karşı koyamazlar ve eksiksiz olarak yerine getirirler" (40)

3-) Islama göre ahrette kılıçtan keskin bir köprü olacağı, herkesin onun üstünden geçecegi, Kuran"a göre hareket edenler için geniş bir caddeye dünüşecegi, günahkârlarsa üstünden geçerken düşüp cehenneme yuvarlanacakları inancı vardır. Ahret efsanesi hakinda Tevrat"ta malumat olmadığı için Muhammed"in bu konuda Zerdüşt inancını tercih ettiği rahatlıkla söylenebilir. Zerdüşt"ün köprü hakkındaki görüşüne daha önce kısaca değinilmişti. Yine Kuran"a göre Adem"le Havva cennetten kovulunca üzerlerindeki elbise alınır. İslam inancına göre insanlar kıyamet günü dirilince hepsi yalın ayak ve çıplaklar. Sumer mitolojisinde de aşk tanrıçası, yeraltı dünyasına/cehenneme gittiğinde, elbisesi dahil üzerindeki tüm eşyası oradaki görevliler tarafından alınmış inancı vardı. (41) 

4-) Sümer mitolojisine göre Enki, Dilmun denilen cennetteki bitkilerden yeyince hastalanır. Onun ağrıyan yerlerinden biri de kaburga kemikleridir. Enki"nin bu bitkilerden yemesi-her nedense-tanrıça Ninhursag"ın hoşuna gitmediği için onu lanetler; ama daha sonra yine kendisini affeder. Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, Adem"le Havva efsanesi gibi Sumer inançlarında varolan bu olayın eril Enki ile dişil Ninhursag arasında meydana gelmiş olması.

Yine tabletlerdeki bilgilerden hareketle onların Dilmun denilen cennetlerinde ilk etapta suyun bulunmamış olması; daha sonra Güneş tanrısı Utu/şamas tarafından var edilmesi ve bunun sonucu olarak da her tarafın bağ-bahçe, yeşillik olması gibi ortak bilgiler söz konusu. Ayrıca bu cennette bal ile hurma ağacının bulunması, Enki ve Ninhursag arasında yaşanan bu olaydan dolayı artık kadın doğumlarının o tarihten bu yana sancılı geçecegi gibi hem Tevrat, hem de İslam"da varolan bilgilerin kökenine gönderme yapacak açık kanıtlardır. Çünkü Kuran da Cennette hem hurma, hem de bal ırmağı bulunduğunu yazıyor (42)

Ayrıca Kuran"ın nerdeyse her sayfasında "Altlarından ırmaklar akan cennetler" ifadesi kullanılırken bir yerde bu ırmaklardan dördünün ismi belirtiliyor:

"Bozulmayan su ırmağı, tadı değişmeyen süt ırmağı, içenlere lezzet veren şarap ırmağı ve 4.sü de safi süzme bal ırmağı" diye anlatılıyor ve cümlenin sonunda, "O cennetlerde her meyveden bulunur" deniliyor (43)

Bundan kesin olarak şu ortaya çıkıyor ki,  Kuran"da Cennetle ilgili defalarca tekrar edilen "Altlarından ırmaklar akan" gibi inançlar köken itibariyle Babil Asma Bahçeleri"ne dayanır (*)   

5- Dilmun"da hastalanan Enki"nin ağrıyan yerlerinden birinin kaburga kemikleri olduğu daha önce yazıldı; buna benzer bir olay hem Tevrat"ta, hem de Kur"an"da Muhammed"in hadislerinde vardır.

Kur"an"da kaburga kelimesi geçmiyor; ancak kadının erkekten yaratıldığı biçimindeki mutlak ifade birkaç yerde kullanılıyor (44)

Muhammed"se bu konuyu kendi hadislerinde Tevrat"la tam paralel bir biçimde açıklıyor ve "Kadının, erkeğin eğe kemiğinden yaratıldığını" net bir ifadeyle belirtiyor (45)

Hele Dicle ile Fırat ırmakları gerek Sümerlerin kanunlarında, gerekse Tevrat"la İslamî kaynaklarda sık sık kullanıla gelen iki önemli nehir. Sümerlerin en eski kanun yapımcılarından Ur-Nammu kendi kanununun önsözünde Dicle ile Fırat"tan övgüyle söz etmiştir (46)

Yine Esnunna"nın kendi önsözünde okunan kısımda Dicle ırmağından söz ettiğini görüyoruz. Kim bilir belki tabletin okunmayan yerlerinde Fırat"ın ismi de yazılmış.

Muhammed bu konuda, "Bana Mirac gecesinde dört ırmak gösterildi. Bunların ikisi Dicle ile Fırat ırmaklarıydı" diyor (47)

Tevrat"ta ise Havva"nın, Adem"in kaburga kemiklerinden yaratıldığı açık bir ifadeyle yazılıdır (48)

Ayrıca Tevrat"a göre Adem ile Havva"nın içine atıldıkları Cennette başlangıçta su olmadığı için tanrı dört kolu olan bir ırmak yaratır; kolları Pişon, Gihon, Dicle ve Fırat"tır (49) denir.

Olayın masal yani bir tarafa; bir de tanrı acaba neden Sümerlerde önemli olan Dicle ile Fırat"ı hep işliyor; hatta Muhammed"i göklere götürürken bile oralarda kendisine Dicle ile Fırat nehirlerini gösteriyor? Halbuki dünyanın en büyük nehri ABD"deki Missisippi"dir; acaba tanrı niye buna da değinmemiş kendi kutsal kitaplarında!     

6- Gerek İslam"da ve gerekse Tevrat"la Sümer mitolojisinde ortak olarak kullanılan 7 (yedi) rakamı dikkat çekicidir. Sümerlerde 7 kapı, 7 tanrısal yasa, 7 dağ aşmak, 7 cehennem kapısı, 7 ağaç... gibi terimler sıkça kullanılıyordu (50) Muhammed, Kur"an ve hadislerinde Sümerlerden kalma bu yedi rakam hikayesini aşırı derecede işlemiştir. Buna birkaç örnek vereyim:

*Cehennemin 7 kapısı olduğunu Kur"an açıkça ifade ediyor (51) 

*Kur"an, dünyadaki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa ve 7 deniz daha da olsa yine Allah"ın kelimeleri bitmez diyor (52) Neden 7 deniz denmiş; acaba İslam inancına göre daha fazla bir rakam olsa Allah"ın kelimeleri biter mi!

*Kur"an, birçok yerde göklerin, bir yerde de yerin yedi kat olduğunu yazıyor(53)

*Sadaka konusunda verdiği örnek yine 7 sayısı ve onun katlarıyla ilgilidir. şöyle ki, Allah katında mallarını harcayanların durumları 7 başak veren bir tohum gibidir. Her başakta 100"er tane bulunan ve toplam 7 yüz eden bir tohum benzetmesi yapılıyor (54)

*İslam"ın temel şartlarından biri olan hac ibadetinde Ka"be etrafında yapılması gerek tavafın/tur atmanın, yine  Safa tepesiyle Merve arasında yapılması gereken Sa"y"in/koşmanın ve Mina denilen yerde bulunan her üç taş heykeline atılan taşların (ilginçtir ki taşa taş atılıyor ve bununla cennet kazanılıyor) 7"şer olması, bu inancın batıl bir mitolojiden geldiğini sanki çağrıştırmaz mı!

*Kur"an"da efsaneleri anlatılan Ashab-i Kehf sayılarından söz edilirken, yine 7 rakamı kullanılmıştır (55) 

*Muhammed"in, "Çocuk 7 günlük iken sünnet edin" demesi ve torunlari Hasan ile Hüseyin"i 7 günlük iken sünnet etmesi ve ayni fikrin Tevrat"ta da yazılmış olması (56)

*Yine tanrının kainatı 6 günde yaratıp 7. günde istirahat etmesi (Tevrat"a göre), Kur"an"a göre de arşa yönelmesi (ki toplam olarak yine 7 gün oluyor) Sümerlerdeki 7 gün adetiyle ayn olması.

*Muhammed"in, "Çocuklarınız 7 yaşına gelirken namaza alıştırın" deyip burada da yine yedi rakamını seçmesi.

*Yeni doğan çocuklar için kesilen Akika olsun, diğer kurbanlarda olsun bir sığır veya devenin 7 kişi için yeterli görülmesi.

*İslam"ın, haftanın günlerini 7 olarak kabul etmesi. 

*Kur"an"da Yusuf suresinde Hz.Yusuf dönemindeki melikin (hükümdarın) rüyasında yedi çılız inekle yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görmesi ve Yusuf"un bunu tabir ederken yedi bol yıl ile yedi kıtlık yılını kullanması ve burada da yedi rakamının kullanılması (Yusuf suresi, 43-49. ayetler) gibi. İslam"la Sümer inançlarında Yedi (7) rakamıyla ilgili benzer örnekler çoğaltılabilir. Bu kadar benzerliklerden soru işaretlerinin oluşmaması mümkün değil!. 

7- Hem Sümer mitolojisinde, hem de Kur"an"da insanın yaradılış amacının tanrıya/tanrılara hizmet etmek olduğu ortak olarak işlenmiştir. Kur"an"da Allah"ı tanıma, ona kulluk etme şeklinde, Sümerlerde ise daha farklı çimde buna inanılmıştır. Ama ne olursa olsun sonuçta işin içinde tanrı hizmeti söz konusudur ve bu inanç da her ikisinde ortaktır (57) 

8- Kur"an"da defalarca işlenen (58) insanın çamurdan yaratılış efsanesi, hem kutsal dinlerde, hem de Sümerlerde varolan ortak bir inançtır.

9- Kur"an"da anlatılan cennette, içkiden- hem de az değil; -ırmak biçiminde- söz ediliyor (Muhammed suresi 15. ayet) içki olayı Sümerlerin, "Inanna"nin Yeraltı Dünyasına İnişi" adli efsanelerinde-farklı biçimde de olsa- anlatılmıştır (59)

10-
Tevrat"ta Adem"le Havva"nın içine bırakıldıkları cennetin/ bahçenin ismi Adn olarak gediyor. Hatta Tevrat"ta bu yerin dünyada doğu tarafında bir bölgede olduğu da yazılı. O zaman Sümer inançlarıyla tamamıyla çakışıyor. Kur"an"da ise Adn/Aden ismi 11 yerde yazılmıştır (60)

11- Kur"an"a göre -erkekler de dahil- cennette altın bilezikler ve inciler takılacakmış, bir de o cennetlerde ipek elbise olacakmış (61) Benzer inançlar Sümer mitolojisinde de var. Tanrıça Inanna, Çoban tanrısı Dumuzi"yi kurtarmak için yeraltı dünyasına gidince, lacivert taşlardan (incilerden) hem göğsüne, hem de boynuna Çifte Çifte asıyor. Ayrıca altın yüzükle gerdanlık ve temiz elbise giyiyor. Bir de gözlerine sürme gibi şeyler sürüyor(62)

12- Tevrat"ta Allah hayvanları ilk yarattığı zaman Adem"e, "Onlara sen isim tak" derken, tüm canlıların isimlerini Adem takmış. Aynı olay Kur"an"da da anlatılmaktadır. (63)

13- Adem"le Havva cennetten/bahçeden uzaklaştırılınca, Allah"ın emriyle üzerlerindeki elbise (ceza olarak) alınır, çıplak kalırlar. Sümerlerde de aşk tanrıçası Inanna, Çoban tanrı Dumuzi"yi kurtarmasi için yeraltı dünyasına gidince,  üzerindeki elbiseleri alınır. şu benzerlik de önemli ki, bu olay nasıl Sümerlerde koca karı olan Enki ile Ninhursag arasında yaşanmışsa, Kur"an"a göre de kari koca olan Adem"le Havva arasında yaşanmıştır (64)

14- Yine Kutsal kitaplardaki cennetle Sümerlerin cenneti Dilmun"un ortak yanlarından biri, meydana gelen hoşnutsuzluğun son olarak tatlıya bağlanmış olması.nasıl Havva ile Adem en son affedilmişlerse, hastalanan Enki de tanrıça Ninhursag tarafindan son olarak bağışlanmıştır.

15- Tevrat ve Kur"an"a göre tanrı, Adem"le Havva"yı, hayat ağacına yanaşmamaları konusunda uyarır; fakat onlar bu yasağı çiğneyip ağaçtan yeyince, hoşnutsuzluk meydana gelir (65)

Dilmun"da da Enki"nin bitkilerden yemesi, Tanrıça Ninhursag"la arasını açar. Tabletlerde net olarak, "O bitkiler Enki"ye yasaklanmıştı" anlamında bir ifadeye rastlanamadı; ancak olayın seyrinden böyle bir yasak da anlaşılıyor; yoksa tanrıça Ninhursag neden Enki"ye kızsın ki! 

16- Tevrat ve Kur"an"da anlatılan Adem"le Havva"nın çocukları Habil ile Kabil"in efsanesine benzer efsanenin Sümer mitolojisinde anlatıldıkları daha önce yazıldı. Orada konuya ilişkin şunlar anlatıldı:Hava tanrısı Enlil, Enten ve Emeş adlarında iki kardeş tanrı yaratır. Bunlardan Enten hayvancılıktan, Emeş de ziraî ürünlerden sorumlu tutulur. Bir gün bunların arası açılır ve birbirleriyle kavga ederler. Durum tanrı Enlil"e iletilince, kendisi hayvancılıktan sorumlu Enten"e hak verir (66)

Bu efsane Kur"an ve Tevrat"ta da işlenmiştir; ancak Sümerlere göre Emeş"le Enten en son anlaşırlar, Tevrat ve Kur"an"a göre Kabil/Kain Habil"i öldürür. Tabi ki bir efsanenin zaman içinde bu kadar değişikliklere uğraması gayet normaldir (67)

Yine daha önce kendilerinden söz ettiğimiz Lahar ve Aşnan kardeşlerin efsanesi de aynen Habil-Kabil"inkine benzer. Şiir biçiminde yazılan tabletlerin bir kısmi henüz okunmamakla birlikte, okunan kısımda aralarının açıldığı, birbirleriyle kavga ettikleri ve sonuçta tanrı Enlil ile tanrı Enki"nin araya girmeleri yazılı. Ancak tabletlerden okunan kısımda bu iki tanrının verdikleri karar hakkında bir bilgi yok. Kim bilir belki okunmayan bölümlerde bu karar da yazılmış (68)

Habil-Kabil efsanesi Kur"an"da özetle şöyle geçiyor: Adem"in iki oğlu (ki hadislerde Habil ve Kabil olarak geçiyorlar) birer kurban takdim ediyorlar/Allah"a sunuyorlar.tanrı birininkini (Habil"inki) kabul eder, diğerinkini (Kabil"in) ise kabul etmez. Bu nedenle Kabil, Habil"i öldürür. Daha sonra cenazesini gömmek için tanrı tarafından bir karga gelip toprak deşer ve onun cenazesini gömer. Katil olan kardeş (Kabil) bunu görünce pişmanlık duyar (69)

Burada efsanenin Sümer mitolojisiyle ortak olan açık tarafı, Lahar-Aşnan ve Emeş-Enten gibi bunların kardeş olmaları, birinin hayvancılıktan, diğerinin tarımdan sorumlu olması, her ikisinin de kendi ürünlerinden tanrıya sunmaları ve sonuçta tanrının birine hak vermesi. 

Bu başlığı şu kısa ifadeyle bitirmek istiyorum: Kur"an"da sadece böylesine bir efsanede bu kadar bilgilerin Sümer mitolojisiyle-eski inançlarla çakışıklığı var iken, kalkıp onu olağanüstü bir kitap olarak ilan etmek, izah edilebile mi! Veya şöyle diyelim: Bu çağda acaba insanlığın ne gibi yararı olabilir ki hâlâ toplum bu efsanelere inansın! 

BIRINCI BÖLUMUN DIPNOTLARI:

1- S. N. Kramer, Sümer Mitolojisi,s.103 ve 197)

2- Sümerlerden kalma Habil"le Kabil"in olayına benzer bir miti anlatan tablet, İstanbul Arkeoloji müzesinde vardır: Ni.4572; S. N. Kramer, Sümer Mitolojisi, s.137,178, 181 197; Tarih Sümer"de Başlar, 19. bölüm. Bu konularda daha geniş bilgi için prof. Kramer"in "Tarih Sümer"de Başlar" ve "Sümer Mitolojisi" adli eserlerinde ayrıca ilgili tabletlerin terlemeleri vardır)

3- Tarih Sümer"de Başlar, Bölüm 22. ile Sümer Mitolojisi s. 107-110

4- Tarih Sümer"de başlar bölüm 26 ve Sümer Mitolojisi s.153

5- Sümerlerdeki tanrı isimleri konusunda Ã…ke Sjöberg"in "Sumerians Temple Hymns"(1969) s.72-73"te geniş bilgi verilmiştir)

6- S. N. Kramer, The Sumerians, s. 150-151)   

7- İnsanin yaradılışı olsun, Cennet ve cehennemle ilgili olsun geniş bilgi Sümer Mitolojisi, s.107-110, 130, 153 ve Tarih Sümer"de Başlar adli eseri, bölüm 22, 26"da vardır.

8- Bu tabletin önemli bir tercümesi, "Tarih Sümer"de Başlar" 22. bölüm s. 176 ve devamı ile "Sümer Mitolojisi, s. 107-110"da vardır)

9- Tarih Sümer"de Başlar, bölüm 13. s. 102-103)

10- Tevrat, Hezekiel, 8/14)

11- Bu konuda Samuel"in hem Sümer Mitolojisi, s. 153..., hem de Tarih Sümer"de Başlar, 26.bölümde geniş bilgi vardır.

12 S. N. Kramer, Tarih Sümer"de başlar, bölüm 26)

13-)Tevrat, Tekvin, 1/26-27; 2/7, 9/6; Çıkış bölümü 20/11. Tevrat"ta şöyle bir bilgi de var: Allah/Yehova insani kendi suretinde yarattı ve her şeye hakim kıldı)

14- Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye)

15- Tevrat, Çıkış, 20; Tesniye, 5.bablar)

16- Tevrat, Işaya, 26/19)

17- Tevrat, Daniel bölümü, 12/2-3)

18)- Benzer görüşler Robert Cooper"in "Teirteen Lecturenson Bibel, s.107 ve Max I.Dimont Jews, God and Historj, Newyork, 1962, s.69-72"de geniş bilgiler vardır)

19- Samuel Noah Kramer, Mythologies of Ancient World, American 1961,s. 358-360) 

20- Orhan Hançerlioglu"nun kaleme aldığı "Felsefe Sözlüğü" adli yapıtının "Iran felsefesi" başlığı altında sf 190"da bu konuda önemli bilgiler vardır.İslami yazarlar da, Kur"an"in Zerdüşt felsefesine dayandığına ilişkin tartışmaları Kur"an"in Nahl suresinin 103.ayetinde dile getirmişlerdir.

21- Bakara suresi, 29. ayet)

22- Fussilet suresi, 9-12. ayetler)

23- Naziat, 27-33. ayetler)

24- A"raf suresi,54. ayet)

25- Yunus suresi, 3. ayet)

26- Hud suresi, 7.ayet)

27- Furkan suresi, 59.ayet)

28- Secde suresi, 4. ayet)

29- Kaf suresi, 38.ayet)

30- Hadid suresi, 4. ayet)

31- Surelerin kronolojik sıralarıyla ilgili Diyanet işleri Başkanlığı yayınlarından Dr.Osman Keskioglu"nun kaleme aldığı "Kur"an"i Kerim Bilgileri" yapıtında teferruatlı olarak bu tür bilgiler verilmiştir. Sf. 120-127)   

32- Çıkış bölümü 20/11)

33- Naziat suresi, 27.ayet)

34- Fahrettin Er-Razi, "Tefsiri Kebir" Bakara suresi-29. ayet. Ibni Kesir, Fussilet suresi, 9-12 ve Naziat suresi 27-33. ayetlerin tefsirleri ve bu ayetlerle ilgili diğer tefsirler)

35- S. N. Kramer, Sümer Mitolojisi, s. 165 ile Tarih Sümer"de Başlar, s. 218)

36- Kur"an"dan, Hicr suresi,44.ayet.

37- Kur"an"dan Kaf suresi,30.ayet,Buhari, Kaf suresi tefsiri; Müslim,Cenaiz,no: 2848;Ibrahim Canan kütüb-i Sitte, 14/444,no:5126

38- Tecrid-i Sarih, Diyanet tercemesi, hadis no: 321; Buhari-Müslim hadisleri "El-Lü"lüü ve"l Mercan, no: 359; Ibrahim Canan, age. 14/439, no: 5120.Buhari, Müslim ve Tirmizi"den naklen.

39- Muddesir suresi, 30-31. ayetler)

40- Tahrim suresi, 6. ayet)

41- Kur"an"dan Araf suresi, 22,taha suresi, 121; Tevrat"tan, Tekvin 3/7...; Tarih Sümer"de Başlar, 22. bölüm, s. 17; bölüm 26,s. 218 A.Küçük, G Tümler, Dinler Tarihi,s.109) 

42- Tarih Sümer"de Başlar, s.167- 181; Sümer Mitolojisi,s. 110; Kur"an"dan Rahman suresi, 68; Muhammed suresi 15. ayet...,

43- Muhammed suresi 15.ayet)

(*)Okuyuculara, cennet efsanesi hakkında bir de "Palamut Kalesi" adlı kitabi okumalarını tavsiye ederim.

44- Bu konuda Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları adli yapıtımda s. 20 vd yeterince açıklama ve kaynak vardır.

45- Tecrid-i Sarih Diyanet tercemesi, hadis no: 1816)

46- Prolog, md. 150-151)

47- Tecrid-i Sarih Diyanet Tercemesi, no: 1551 ve Muslim"le Buhari"nin ortak olarak aldıkları hadislerden biri.El"Lülüü ve"l Mercan, iman no: 103; Müslim Imanno: 164; Buharî Eşribe bölümü. Bu konuda Kur"an"in Kökeni adli yapitimda s. 36 ve devaminda geniş bilgi verilmiştir. I.Canan, K.Sitte, no: 5109-14/430)

48- Tekvin, 2/21-22)

49- Tevrat,Tekvin 3/16)

50- Muazzez İlmiye Çiğ, Kur"an, İncil ve Tevrat"ın Sumendeki  kökeni, s. 24; S.N.Kramer, Tarih Sümer"de Başlar, bölüm 26, s.200 ; Sümer mitolojisi, s. 153)

51- Hicr suresi, 44. ayet)

52- Lokman suresi, 27.ayet)

53- Talak suresi 12.ayette yerkürenin de 7 kat olduğunu yazıyor.  Bakara, 27, Isra 44, Muminun 17,86, Fussilet 12, Talak 12, Mulk 3, Nebe 12)

54- Bakara suresi, 261. ayet)

55- Kehf suresi,22. ayet)

56- Tevrat, Levililer, 12/3, Ibni Hacer, Feth"ul Bari, 10/289 ) 

57- Kur"an"dan Zariyat suresi 56.ayet; Sümerlerde ise S.N.Kramer"in  Sümer mitolojisi s. 132 ve Tarih Sümer"de başlar 14. bölüm)

58- Ali Imran, 59, Maide 110, En"am 2, A"raf 12, Isra 61, Hicr 26, 28, 33; Rum 20, Fatir 11, Secde 7, Saffat 11, Sad 71, 76, Rahman 14; Tevrat Tekvin bölümü 2/7; Tarih Sümer"de Başlar, bölüm 14; Sümer Mitolojisi, s.103 Kazmanin yaradılışıyla ilgili tabletin tercemesi ve 132)

59- S.N.Kramer, Tarih Sumer"de başlar, 26. bölüm,s. 219)

60- Tevbe suresi 72, Rad 23, Nahl 31, Kehf 31, Meryem 61, Taha 76, fatir 33, Sad 50, Gafir 8, Saff 12 ve Beyyine 8. Ayrıca Tevrat Tekvin bölümü 2/8)

61- Kehf 31, Hac 23, Fatir 33, Insan 21)

62- Tarih Sümer"de Başlar, 26. bölüm,s. 220)

63- Tevrat, Tekvin 2/19; Kur"an, Bakara suresi, 31-33. ayetler)

64- Tevrat Tekvin 3/7; Kur"an Araf suresi 22, Taha suresi 121. S.N.Kramer, Tarih Sumer"de Başlar, 26. bölüm; Sumer Mitolojisi, s.106)

65- Tevrat, Tekvin 3/6; Kur"an, Bakara suresi 35, Araf suresi 19-22 ve Taha suresi 120)

66- S. N. Kramer, Sumer mitolojisi, s. 98-100, 197; Tarih Sumer"de Başlar,19. bölüm)

67- Tevrat, Tekvin 4/1-8)

68- S. N. Kramer, Sümer Mitolojisi, s. 104,137)

69- Maide suresi, 27-31.ayetler; Tevrat Tekvin kitabi 4.baba)




Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
SÜMERLER'DEN İSLAM'A DİNSEL KİTAPLAR 4
« Yanıtla #4 : Temmuz 16, 2009, 11:43:15 ÖS »
KUTSAL KİTAPLARDA VAROLAN TANRI GÖREVLENDİRMESİNİN SÜMERDEKI KÖKENI:

Toplumu yönetmek için, varlığına inanılan tanrının/tanrıların birini görevlendirmesi inancı çok eskilere dayanır. Henüz ne Muhammed, ne Musa ve ne de İbrahim peygamber gibi kutsal dinlerin temsilcileri yok iken, çok tanrılı inanca sahip olan Sümerlerin yöneticileri de halka,
"Ey ahali! haberiniz olsun bizi falanca tanrı/tanrılar başınıza kral olarak atadı-tayin etti. Bizim her buyruğumuz tanrının /tanrıların buyruğudur. Siz buna uymak zorundasınız..." diyorlardı.

Sadece söylemekle kalmayıp bunu kanunlarına yazmak suretiyle resmi hale getiriyorlardı. Hatta toplamı 3-4 sayfalık olan  kanunlarında, nerdeyse inandıkları tanrılarına kutsal kitaplardan daha fazla yer vermişlerdir.

Sözün özü: Tanrıdan mesaj alma inancı asılsız olmakla birlikte, Sümer/eski toplulukların icadıdır; kutsal dinler temsilcileri tarafından ortaya atılan yeni bir inanç değildir. Bunu, birkaç örnekle açayım:

A) İlk defa 1914"te Arno Poebel tarafından tercüme edilip yayınlanan bir tablette, Tufan"la ilgili Kur"an ve Tevrat"ta anlatılan efsanenin kökeni hakkında bazı yeni bilgiler ortaya çıktı. Tanrı tarafından korunan kişi Kur"an ve Tevrat"ta Nuh, Akadlarda Utnapiştim, Sümerlerde de Ziusudra olarak geçiyor.

İlgili tablet önlü arkalı olarak yazılıp toplam olarak altı sütundur ve şu an Philadelphia üniversitesi Nippur koleksiyonu bölümünde bulunuyor. Tablette anlatılanlara göre Tufan işi bittikten sonra kral "Ziusudra" halka, "Ben sizin kralınızım, bu yetkiyi de gökten/tanrıdan aldım" diyor.

Daha sonra şu açıklamalar yapılıyor: Bilgelik tanrısı Enki, bir duvarın arkasından veya rüya yoluyla Ziusudra"ya (Islamî tabirle buna vahiy denir) bir gemi yapmasını, onun içine de yaşam için gerekli olan her canlı ve bitki ile birlikte ailesini, akrabasını almasını, bunun ardından da tufanın geleceğini, böylece kendilerinin kurtulmuş olacaklarını  bildiriyor (1)

Kim bilir belki bu efsaneyi Ziusudra"dan önce daha niceleri de kullanmışlar. İlginçtir ki Kur"an ve Muhammed"in hadislerine göre nasıl kendisine tanrıdan gelen mesaj tanrının kendisiyle perde arkasından konuşması (şura suresi, 51.ayet) veya rüya yoluyla  onun kalbine atması  biçimindeyse, Sümerlerde de ayni inanç söz konusudur.
Kutsal kitaplarda anlatılan Tufan efsanesinin Sümer kökenli olduğu konusunda birçok yazar bilgi verdiği için, ben efsane üzerinde durmayacağım; tanrı görevlendirmesi konusunda bu efsanede bilgi olduğu için biraz değindim. Sümerlerde tufan işi bittikten sonra  geminin durduğu yer "Nizir" dağı, Tevrat"ta "Ararat", Kur"an"da ise "Cudi" dağı olarak gediyor (2)

Kaldı ki bulunan tablette anlatılan efsane Akadça olarak yazılmış; ancak işlenen kişiler Akadlardan da epey önce yaşayanlardan seçilmiştir. Bundan, bu efsanenin yazıldığı tarihten de asırlar önce var olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

Eski zamanlarda böyle bir tufanın meydana gelmesi muhtemeldir: Buzulların erimesi veya yağmurların aşırı derecede yağması sonucu böyle bir şeyin olması gayet normaldir. Hatta milattan önce 3.binde okyanus yüzeyinin fazla yükselmesiyle civardaki insanların sular altında kaldıkları, Aşağı Mezopotamyalıların dağlara çıktıkları tabletlerde yazılı. O dönemde teknolojinin gelişmemiş olması ve insan bilgisinin de az olması, ister istemez onları tabii afetlere karşı korkutmuş, bunun sonucu olarak da meydana gelen benzer felaketler, o gün için olağanüstü olaylar ve tanrının/tanrıların bir nevi uyarıları, cezaları olarak değerlendirilerek, farklı inançlar biçiminde tarihe geçmiştir. şimdi de bazen bu tür tabii afetler olmuyor mu ve bu afetlere bu gözle bakan insanlar sanki (her kesimden)  yok mu!

Bundan dört -beş yıl önce İstanbul ve Kocaeli çevresinde meydana gelen deprem için böyle diyen siyasi parti mensupları bile vardı; bunu,  o günkü medya da işledi. 12 milyona ulaşan, birçok uygarlığa ev sahipliği yapan İstanbul"un, 1995"te seçilen Belediye Başkanı (ki şu an 59. hükümette de başbakandır) kamuoyunun gözü önünde -ister gerçekten inandığı için yapmış olsun, ister parti reklamı için olsun- yağmur duasına çıkmadı mi! O bakımdan bunu fazla abartmaya hiç gerek yoktur.

B) İnsanlar bir zamanlar yazılı kanun yerine "Pi-lul-da" denilen töreye/örf-adete göre yönetilirdi (3).

İsa"dan yaklaşık 2350 yıl önce Mezopotamya"nın Lagaş kentinde 10 yıllık krallığı döneminde çıkardığı kanunlarıyla o gün için harikalar yaratan Urukagina"nin, sosyal alanlarda yaptığı yenilikler, bugün için bile gıpta edilecek nitelikte.

Urukagina, kendi kanununun başında "Tanrı Ningirsu (4) beni Lagaş krallığına atadı"  diyor.

Kanunu hakkında kısa bir malumat vermekte yarar var: İnsanlar, Urugakina"dan asırlar önce Lagaş kentinde huzur/refah içinde yaşıyorlardı. Bir taraftan (ilkel de olsa) sosyalizm örnekleri vardı, öbür taraftan özel mülkiyet yaygındı.

Halk, çiftçilik, besicilik, kayıkçılık, ticaret, sanat gibi çeşitli mesleklerle uğraşıyordu. Toprak, teoride halkın hizmetine aitti. şunu diyebiliriz ki, genelde zenginlikle fakirlik çalışmağa bağlıydı; ancak Urukagina"ya yakın dönemde  yapılan savaşlar sonucu (özellikle son 3 prens zamanında) yönetim tamamen  bozulmuş, halk sefalet içinde kıvranıyordu.

Memlekette zulüm, haksızlık alabildiğine yaygın hale gelmişti. İnsanlar, vergi yükü altında inim inim inliyordu: Gemicilerin deneticileri vergi yüzünden gemilere, hayvanların denetçileri de büyük ve küçük baş hayvanlarına el koyuyordu/onları haczediyordu.

Hanımını boşayan bir erkek, ensilere (dönemin beyleri demek) 5, vezire de 1 şekel olmak üzere toplam 6; Lavanta üreticisi ise Ensi"ye 5, vezir ve saray kahyasına da 1"er olmak üzere toplam 7 şekel vergi ödemek zorundaydı (5).

Tapınak mali teorik olarak tanrınındı; ancak ensiler onu da kendi malı gibi kullanırlardı.Tanrının öküzleri ensilerin soğan bahçesini sürüyordu. Yine tanrının en güzel toprağı ensiler tarafından işletiliyordu. Kısacası, ensiler tanrının eşek, sığır ve tüm tahıllarına el koymuşlardı. İlginç olanı, bir insan öldüğünde vergi memurları hemen mezarı başına gidip onun yasta olan akrabasından arpa, ekmek, bira gibi eşyalar alırlardı. (Bellidir ki  İslamiyet"te ölen bir Müslüma"nın malından  hocalar tarafından alınan namaz, oruç, yemin kefareti... -ki halk nezdinde buna "Iskat" denir- Sümer mitolojisinden Islamiyete gecemedir)

İşte böylesine bir yapı içinden çıkan bir Urukagina, 10 yıllık prensliği sırasında "Sosyal Reform Kanunları" adıyla bir kanun çıkarıp uygulamaya koymak suretiyle halka rahat bir nefes aldırıyor. Tanrıya özel olarak mal ayırma inancı Kur"an"da da işlenmiştir. Enfal suresi 41. ve Haşir suresinin 6. ile 7.ayetlerinde özet olarak, "Savaşlarda elde edilen ganimet ve Fey"den Allah"a da ayırın" deniliyor. Allah şöyle dursun; ayni ayrıcalık Kur"an"da Muhammed ve akrabası için de geçerli. Tıpkı Sümerlerdeki Ensilerin tapınak malını kullandıkları gibi, İslamiyet"te de savaşlarda elde edilen ganimetlerden Allah"a ayrılan payı dağıtmakta Muhammed özgürdü. İşin enteresan yani, Kur"an"da tanrının kendisine ayrılmasını istediği mal da kan dökülerek kirli savaşlarda ele geçirilen, başkasının çalışıp kazandığı mal. 

Urukagina"nin reformlarıyla ilgili birkaç örnek:

a) Önemli/zengin bir adam, fakir olan bir komşusuna, "Evini bana sat mahallemden git diyemez. Ancak ev sahibinin rızası varsa ve o önemli adam da evin gerçek fiatini öderse o zaman olabilir" (Madde.11/33-38, 12/1-11)

b) "Bir rahip, artık bir fakirin rızası dışında onun bahçesine girip hiçbir şeyini alamaz"  (Madde. 11/17-19)

c) "Fakir biri, iyi bir merkebe/binek hayvanına sahip olursa, büyük/önemli olan bir adam onu asla kendisinden alamaz" (Madde.11/20-32)

d) Hırsızlık, cinayet, borç... nedeniyle hapis yatanların tümünü serbest bırakır/genel af ilân eder. (Madde. 12/14-20)

e) "Yetimin, dulun korunması, ezdirilmemesi için kanuna madde ekler ve buna uyulması da tanrı emridir" der (madde.12/23-28)

f) Göreve başlar başlamaz gemilerden vergi toplayan memurları, çobanları, buğday bekçilerini, hayvan satıcılarını... (halka haksızlık yaptıkları gerekçesiyle) görevden uzaklaştırır. Ensilerin, vezirlerin, saray kahyalarının... daha önce halktan aldıkları vergilerin toplanmasına yasak koyar (6) Urukagina"nin o Meşhur "Sosyal Reform Kanunları"nda" benzer toplumsal içerikli maddeler çoktur.

Bu kanunla ilgili tabletler 1878"de Fransız arkeologlar tarafından "Tello""da" bulunmuş, daha sonra Sümeroloji uzmanları tarafından tercüme edilerek kamuoyuna sunulmuştur. Adi geçen kanunla ilgili bulunan tablet sayısı 4"tür (7)

C) Sümerlerin ünlü Babil prensi, kanunlarıyla meşhur Hammurabi, (MÖ.1792-1750 )kendi kanununun birçok yerlerinde (prolog, epilog ve kanun kısmında) adaletten, hukuktan söz ettikten sonra görevi, "Ne zamanki tanrı Anu ve tanrı Enlil yetkiyi Enki"nin oğlu Marduk"a verdiler, işte o zaman ben Hammurabi olarak adaleti sağlamak, şikayet ve kötülüğü yok etmek, zayıfları güçlülere ezdirmemek, insanlar nezrinde (kendi şahsini kastederek) parlamak, topluma aydınlık getirmek, insanları mutlu kılmak... için tanrı Anu ve tanrı Enlil adimi andılar ve Enlil"in görevlendirdiği çoban Hammurabi"yim ben" diye uzunca bir girişle başlıyor ve daha sonra da inandıkları birçok tanrının isimlerini sayarak onlara ait mabetleri hiç ihmal etmediğini anlatıyor. Hatta tabletlerde, Hammurabi"nin görevi tanrıdan almasıyla ilgili temsili merasim resimleri bile çizilmiştir. Bulunan tabletlerde Hammurabi"den  asırlar önce yaşamış olan kral Ur-nammu"nun, ay tanrısı Nanna"nin eşi tanrıça Ningal"e bir şeyler sunar biçimde çizilen resmi var. Bununla ilgili tabletler Philadelphia üniversitesi müzesinde bulunuyor (8) 

Hammurabi, 282 maddelik kanununda genelde adaletten, mülke karşı işlenen suçlardan, ticaretten, alış verişten, evlilik ve aile hukukundan, kişi haklarından, çeşitli cezalardan, meslek erbabına ait suçlardan, tarım, ücret ve tarifelerinden, köle ve cariyelerden... söz eder. Adaletiyle ilgili enteresan bir-iki örnek vermek istiyorum:

Herhangi bir mali davada şayet bir hakim karar verip daha sonra kararında oynama yaparak onu değiştiriyorsa, o hakim hem görevden alınıp asla hakimlik yapmayacak, hem de dava konusu olan malın 12 katini tazmin etmek zorunda kalacak. (Hammurabi kanunları, md.5)

Yine "Eğer bir erkek bir kadınla evlenir, kadın günün birinde ağır bir hastalığa yakalanır ve o erkek başka hanımla evlenirse yine hasta olan hanımını boşayamaz, ölene dek ona bakmak zorundadır. Ancak kadın kendi rızasıyla babasının evine gitmeyi tercih ederse o zaman çeyizini alır gider" diyor. (Hammurabi kanunları, md. 148-149)

Maalesef Kur"an"da kadına ayni hak tanınmamıştır. Kur"an"a göre değil ki hanım hasta olsun, her halükârda erkek istediği an/sebepsiz olarak onu boşayabilir. Bu konuda geniş bilgi "Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları" adlı yapıtımda vardır. En önemlisi, Sümerlerde tanrı Marduk çok meşhur olduğu ve Hammurabi,  "Marduk da bana görev veren tanrılardan biridir" dediği ve bunu kendi kanununun birkaç yerinde yazdığı halde, kanununun yazılı olduğu tablette Marduk"un resmi değil; adaletle meşhur olan güneş tanrısı şamas/Utu"nunki çizilmiştir. Bundan kasıt şu: Hammurabi kendi adaletiyle öylesine meşhurdu ki yazarken bile tablet üzerinde ancak adalet tanrısının sembolünü yazmayı uygun görmüştür (9)

Hammurabi kendi kanununda birçok tanrı ve onlara ait mabetlerin isimlerini saygıyla andıktan sonra (10) sonsöz kısmında gerçekleştirdiği adaletten, tanrı Enlil ve çoban tanrisi Marduk"un kendisine ihsan eyledikleri insanları ihmal etmeyip onlara iyi baktığından, tanrıça Inanna ve tanrı Zababa"nin kendisine verdikleri silahları iyi kullandığından, tanrı Enki"nin kendisine verdiği sağlam düşünceden, tanrı Marduk"un verdiği iyi görüşten... memlekette huzuru sağladığını söyler ve büyük tanrılar beni göreve çağırdılar diyerek yine birçok tanrının isimlerini anar.

En son, kanununa uyanlara dua, uymayanlara da beddua edip bitirir. Örnek olsun diye Urukagina ve Hammurabi kanunları hakkında biraz fazla bilgi verdim; yoksa Sümerlerin diğer kanun yapımcıları da bunlara benzer çok yararlı sosyal kurallar ortaya koymuşlardır.

En son, kanununa uyanlara dua, uymayanlara da beddua edip bitirir. Örnek olsun diye Urukagina ve Hammurabi kanunları hakkında biraz fazla bilgi verdim; yoksa Sümerlerin diğer kanun yapımcıları da bunlara benzer çok yararlı sosyal kurallar ortaya koymuşlardır.

D) Ur-nammu: (I.ö.2111-2084) Mezopotamya"nın Ur şehrinde krallık yapan önemli bir kanun yapımcısı. Çıkardığı yasanın önsözünde özetle, "Ne zamanki tanrı Anu ve tanrı Enlil Ur kralligini tanrı Nanna"ya verdiler" (11) diye başladıktan sonra bir yerde, "Güneş tanrısı Şamas/Utu"nun sözüyle memlekette adaleti tesis ettim" diyerek kendisinin tanrı tarafından görevlendirildiğini belirtir. Hatta Ur-Nammu"nun mesajı merasimle tanrıdan aldığı, bulunan heykeller üzerinde canlandırılmıştır (12)

E) Iipit Iştır: (I.Ö.1934-1924) İsin şehrinde prenslik yapmış ünlü kanun sahiplerinden biri. Kendi kanununun önsözünde " Tanrı Anu ile tanrı Enlil memleketin prensliğini bana verdikleri zaman..." diye başlar ve sonsözde, "Sümer ve Akkad"da tanrı Şamas/Utu"nun sözlerine uygun olarak adalete bağlı olunsun. Enlil"in ağzından çıkan sözlere uyarak ben Lipit Iştar olarak düşmanlık ve isyanları ortadan kaldırdım. Ağlama, şikayet ve feryatların nedenlerini yok ettim. Gerçeği, doğru olanı ortaya koyarak  Sümer ve Akkad"lıların mutluluğunu sağladım.." şeklinde uzun uzadıya anlatır. (13)

F) Esnunna:Hammurabi"den yaklaşık bir asır önce yaşamış olan bu prens, kısa olan kanununun önsözünde güneş tanrısı Şamas"tan söz eder; ancak tablet kırık olduğundan Şamas"tan neyi kasdettiği kesin olarak anlaşılmıyor. Bellidir ki kendisi de diğer Sümer prensleri gibi kendi kanununa başlarken hemen tanrı ile söze başlamış.(14) 

Şu belirlemeyi de yapayım ki, Sümerlerde tanrı buyruğu genelde saray çevresine gelirdi; kutsal kitaplarda ise bu durum biraz farklı. Sümer kanunlarından Hammurabi kanununun üzerinde yazılı olduğu 3 büyük diorit parça (15) 1901-1902"de V. Scheil başkanlığında bir Fransız bilim heyeti tarafından Irak"ta eski Elam"in başkenti Sus"ta bulundu. Asıl nüshası şu an "Louvre" müzesinde, kopyaları ise çoğu ülkelerde vardır. Uzunca bir prolog/önsöz, bir epilog/sonsöz ve 282 maddelik kanundan ibaret. Terceme edilerek yayınlandığı zaman, kamuoyu bunu insanlık tarihinin ilk yazılı kanunu olarak bildi. Ama  Hammurabi"nin ilk yazılı kanun olma unvanı fazla sürmeden başkalarına geçti. Kral Lipit Iştar kanunlarına ait tabletler 1947"de terceme edilerek yayınlandı. Ki bu kanun Hammurabi"ninkinden enaz üç asır önce hazırlanmış.İlk defa Pennsylvania üniversitesi müzesine bağlı konservatör Francis Steele tarafından onarılarak terceme edilmiştir. Bunun prolog, epilog ve 37 kanun maddesi vardır. Tabi hızlı gelişmeler bir yıl geçmeden liderliği Lipit Iştar"dan da aldı. Bu sefer ondan yaklaşık iki asır öncesine ait bir kanunun tabletleri ortaya çıktı: Ur-Nammu kanunları. Buna ilişkin çivi yazısıyla Babilce yazılmış tabletleri, 1948"de Bağdat müzesi konservatörü Iraklı Taha Bakir, "Tel-Harmal" denilen yerde buldu. Bir prologla 30 kanun maddesini içeren tableti 1948"de önlü Assurolog Albrecht Göetze terceme edip kamuoyuna sundu (16) Daha sonra birçok uzman, adı geçen tüm Sümer kanunları üzerinde çalışmalar yürütüp değişik yayın organlarıyla kamuoyuna sundular. Bunun da dünyanın ilk kanun olma unvanı fazla sürmedi; Urukagina kanunlarıyla ilgili tabletler okunup terceme edilerek piyasaya sürüldü; ki İsa"dan 2350 yıl öncesine ait bir kanun. Kim bilir eski dönemlerle ilgili henüz okunup terceme edilmeyen daha ne gibi tabletler var. Bakalım bu ilk yazılı kanun konusundaki liderlik ne zamana kadar Urukagina"da kalacak. 19. asırdan itibaren Mezopotamya"da başlatılan kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkan tablet şayisi, yarım milyonu buluyor. Sadece İstanbul arkeoloji müzesinde Sümerlerle ilgili 74 bin tablet var; bugüne kadar bunlardan çok az bir bölümü okunup terceme edilerek insanların bilgisine sunulabildi; kalanlarda neler var henüz kimse bilmiyor. Sümer tanrılarından sosyal adaletle meşhur ve ayni zamanda yerel bir tanrıça olan Nanşe"den şu önemli sözleri aktarmakta yarar vardır: "Öksüzleri, yetimleri korur, onlara haksizlik yapanları cezalandırırım. Ayrica ölçüde ve tartida hile yapılmamasını, kimsenin kendisine ait olmayan bir mali almamasını; aksi halde onları cezalandıracağını..." söylüyor. (17)

Sümerler tanrıları şöyle sınıflandırırlardı:

A-)Yaratıcı tanrılar. Ki bunlar 4 taneydi: An (Gök tanrısı), Enlil (Hava tanrısı) Enki (Okyanuslar-denizler tanrısı) ve Enki"nin eşi olan tanrıça Ninhursag (18)

B-)Yönetici tanrılar: Bunların sayısı binlerle ifade edilecek kadar çok fazla. Ayrıca Sümerlere göre tanrılar taraçalarla evlenir, çoluk çocuk sahibi olur, daha sonra çocuklarıyla da birleşirlerdi. Mesela: Deniz Tanrısı Enki ile tanrıça Ninhursag"dan tanrıça "Niksar" adında bir kız doğar. Bu kız büyüdüğünde babası Enki onunla birleşir, onlardan da tanrıça "Ninkur" meydana gelir. Zaman içinde Enki"nin bununla da birleşmesiyle bitki tanriçasi "Uttu" meydana gelir. Bu tanrıça büyüyünce babası onunla da birleşir... şeklinde hikaye devam eder (19) Örnek olsun diye Sümerlerin inandıkları tanrılardan bir listeyi aşağıya alıyorum. (20)

Bu konuyu araştırırken Sümer ilahlarıyla kutsal kitaplarda (Özellikle de Kuran"da) anlatılan Allah hakkında dikkatimi çeken bazı ortak noktalar saptadım; önemli gördüklerimden birkaçı:

a) İslami inanca göre Allah"ın 99 ismi meşhur. Bunun gibi Sümerlerde de bir tanrının birden fazla isim ve sıfatları olduğu tabletlerde yazılı. Örneğin; Inanna"nın "Telitum" sıfatıyla, Marduk"un oğlu tanrı Tutu"nun "Nabu" ile, Nintu"nun "Mama" ile, Damgalanuna tanrıçasının  "Damkina" ile, Şamas"in Utu ile anılması gibi. Hatta tarihi belgelerde anlatıldığına göre yerel bir tanrı olduğu halde Marduk"un 50 isminin olduğu yazılı. Bundan, İslam dininde Allah"ın aldığı 99 isimin kökeni de Sümer mitolojisine dayanır sonucu ortaya çıkıyor (21)

b) Sümer mitolojisine göre insanlar tanrıların ihtiyaçlarını karşılasın diye tanrılar bazı araç gereçler yaratır. Mesela tanrı Enlil"in kazma yaratması gibi (22) Benzer şeyler Tevrat ve Kuran"da da anlatılıyor.

Kur"an"ın Allah"ı değişik yerlerde,

"Size elbise, gemi, savaş için zırh, dağlarda barınak olarak mağarayı ben yarattım" diyor (23) Halbuki zırhı da, elbiseyi de, gemiyi de... insanoğlu icat etmiştir. Kur"an tanrısının buna sahip çıkması, bunu kendine mal etmesi doğrusu ilginç bir şey!

c) Bilindiği gibi İslamiyet"te dua etmek/tanrıdan bir şey dilemek meşhurdur ve yapılırken de eller havaya doğru kaldırılır. Ayni inanç Sümer kanunlarında da yazılı. Lipit Iştar, kendi kanununun sonsözünde, kurduğu düzene itaatkâr olanlar için tanrıdan dua; karşı çıkanlar için de bedduada bulunurken, bir yerde, "Kanunlarıma uyanların boynu mabette göğe doğru yükselsin" diyor (24)

Hammurabi de ünlü kanununun önsözünde, " Ben Hammurabi,  fırtına tanrısı Adad"in dualarını bilirim" diyor (25) O da Lipit Iştar gibi son sözünde kanununa saygı gösterenlere, "Tanrı mabede onların boyunlarını göğe doğru yükseltsin" şeklinde dua; karşı olanlara da beddua ediyor.

En ilginci, şu an Irak"ın Bağdat müzesinde bulunan ve İsa"dan yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait olan bir heykel, o zaman insanin tanrı huzurunda dua ederken/dururken nasıl bir pozisyon alması gerektiğini gözler önüne getiriyor:  Aynen islamiyetteki namaz duruşu gibi ayakta dikilmiş, sağ el sol elin üstünde ve göbeğin üzerine konmuş vaziyettedir. Ur-Nammu, tanrısı Nanna"nin eşi Ningal"e bir şeyler sunduğu, bulunan heykeller üzerinde resimlerle belirtilmiştir (26) 

d) Dikkatleri çeken bir diğer konu, Sümerlerde ilk ilahin (daha sonra da özellikle insani işlerle ilgilenen ilahların) tanrıça olarak düşünülmüş olması. Bu da bir zamanlar kadınların çok önemli bir mevkide olduklarını gösteriyor. Böyle olmasaydı hiçbir tanrı kadın olarak düşünülür müydü! Örneğin; ilk yaratıcının "Nammu" adında bir tanrıça olarak tasavvur edilmiş olması ve diğer tanrı ve tanrıçaların daha sonra onun tarafından yaratılmış olması inancı, daha önce sunulan tanrıların listesinde de görüldüğü gibi okullar/eğitim tanrıçası Nidaba, adalet tanrıçası Nanşe, cehennem tanrıçası Ereşkigal, aşk tanrıçası Inanna/Iştar, tahıl tanrıçası Aşnan gibileri. Yine 4 önemli yaratıcı tanrılardan "Enki" hastalandığında, onun iyileştirilmesi için, 5"i tanrıça, 3"ü de tanrı olmak üzere 8 ilah yaratanın bir tanrıça (Ninhursag) olarak düşünülmesi, o zaman kadına verilen önemin bir diğer kanıtıdır!

e) Sümer kanun yapımcıları nasıl kendi kanunlarının başında ve sonunda inandıkları tanrılarını şükranla anmışlarsa; aynısını Muhammed de Kur"an"ında uygulamıştır. Örneğin; Kur"an"in başındaki Fatiha suresinin (bir bakıma Kur"an"ın önsözü durumundaki sure diyebiliriz) hemen ilk cümlesinde, "Alemlerin Rabbi olan Allah"a hamdı/şükürler olsun" diye başlıyor ve yetmiyormuş gibi bunun, günde 5 vakit kılınan namazlarda tekrarlanmasını/Müslümanlar tarafından okunmasını zorunlu kılıyor. Kur"an"in baştaki suresi (Fatiha)böyle iken, onun en son inen suresi de (Tabir caizse sonsözü) Sümer kanunlarındaki kuralın dışına çıkmama niteliğinde. 110. sure "NASR" suresidir.

Tanrı bu surede Muhammed"e hitaben, "Allah"ın yardımı ve fetih gelip de, insanlar Allah"ın dinine/Islamiyete cemaatler halinde girerken gördüğün vakit, artık Rabbini hamd ile teşbih et (bana teşekkür et demek istiyor) ve bağışlanmanı dile. Doğrusu Rab, tövbeleri kabul edendir" diyor.

Gerçekten dikkat çekici bir sure; Sümerlerle paralelliği bir yana; sanki Allah katında Muhammed"in işlediği bir suç varmış gibi "Ey Muhammed! benden tövbe/isfigfar dile" şeklinde ayet gönderiyor.

f) Kuran"la Sümer inançları arasında tanrıdan mesaj alma konusunda gördüğüm önemli bir ortak nokta da şu: Muhammed nasıl kendi toplumuna artık benden sonra peygamber gelmeyecek, ben son peygamberim, Kur"an da son kitaptır demişse; ayni iddia Sümer kanunlarında da açık bir şekilde yazılıdır.

Bu konuda hem Hammurabi, hem de Lipit Iştar kendi kanunlarının son sözlerinde uzun uzadıya açıklamalar yapmışlardır. Ayni fikrin İsa"da da var olduğunu görüyoruz. Kendisi, ben şeriatı bozmağa değil; tamamlamaya geldim (Matta İncil"i, 5/17), benden sonra yalancı peygamberler ortaya çıkacaktır diyor (Matta İncil"i, 7/15) 

g) Bir diğer önemli ortak nokta, Sümer kanunlarının edebi, ilahi ve destanımsı bir üslupla yazılmış olmasıdır. Özellikle ön ve sonsözler böyle. Bu, Kur"an"in da çok önemli bir özelliğidir.

Konu tanrının insanları yönetme konusunda birini görevlendirmesi olunca, burada Cebrail"i unutmak olur mu! Çünkü kutsal kitaplara göre o, tanrı ile peygamberler arasında elçilik yapan bir görevli. Bilindiği gibi Islamiyete göre bir insanin iman sahibi sayılabilmesi için, imanın esasları diye bilinen 6 şartı kabul etmesi gerekir. Bunlardan biri de meleklere inanmaktır. Onların da en büyükleri Cebrail, Mikail, Azrail ve Israfil"dir.

Bunların her birinin ayrı ayrı görevleri var: Azrail insanların canlarını alır. Mika il, tabiat olaylarından sorumludur. Mesela; sıcak, soğuk, kar/yağmur... gibi. İsrafil, kıyamet günü üfürülecek olan suru üfürmekle meşgul. Cebrail de tanrıdan peygamberlere mesaj getirir.

Tam da burada -komik de olsa-şu soru akla gelir: Azrail ile Mikail"in her zaman görevleri var: kimisi can alır, kimisi tabiatla uğraşır. Diyelim İsrafil de kıyamet günü üfüreceği "Sur" için (alarm cihazı gibi bir şey!) yaratıldığı günden beri antreman yapar (Sura üfürmek o kadar zorsa, Israfil"in yaratıldığı günden kıyametin olacağı zamana kadar daimi bir antremin yapmasını gerektiriyorsa); peki 14 asırdan beridir peygamber gelmediğine göre, Kuran"a göre bundan sonra kıyamete kadar da gelmeyeceğine göre acaba Cebrail şimdi ne yapıyor, ne görevle meşguldür!
Merkeze alinmiş vali gibi görevden mi uzaklaştırılmış, yoksa başka bir göreve mi atanmış! Evet komik bir şey ama ne yazık ki bu gibi şeyler Islaman bir gerçeği.

Sonuç olarak bu başlığı şu şekilde özetlemek isterim: Sümerler, ortaya koydukları kanunları hakkında "Bunlar tanrı buyruğudur" dedikleri halde, inançlarıyla İslamiyet arasında 180 derecelik bir fark vardır. Onlarda tek tanrı inancı yoktu; birçok tanrıya inanırlardı (27)

Yani Islami inanca göre bunlar müşrik sayılır, hak dinle hiç ilgileri yoktur. Dolayısıyla, kimse bunları zoraki olarak mümin de sayamaz. İslami kesim belki bunlar hakkında, "Sümer kanun yapımcıları da bugüne kadar gelip geçmiş 124 bin peygamberden birer peygamberler" iddiasında bulunur diye bunu belirttim.

Sümer kanun yapımcıları bazı konularda Muhammed"den daha yararlı şeyler ortaya koymuşlardır diyebiliriz; ama hiç kimse "Onlar da birer peygamberdi" diyemez. Rahatlıkla diyebiliriz ki, Muhammed onlardan binlerce yıl sonra dünyaya geldiği halde olağanüstü bir şey ortaya koymuş değildir.

Belki tekrar olur; ama anlatılmasında yarar var: İnandığı tanrısını, Zeyd"in hanimi Zeynep için kullanıp onu ele geçirmesi (Ahzab suresi, 37, 53), ganimetlerin 1/5"ni (Enfal suresi, 41. ayet) ve kan dökülmeden düşmanın teslim olması halinde ele geçirilen tüm malin (ki Kur"an tabiriyle buna Fey" denir, Haşir suresi, 6-7. ayetler) Muhammed"e ait olması için kendisinin oluşturduğu Kuran"ına yazmak suretiyle inandığı tanrısını çıkarı için kullanması, topladığı 15-20 yaşlarındaki gencecik bayanları (ki Safiye, Cuveyriye ve Reyhane gibilerini, savaşlarda ele geçirilen esirler arasından kendine seçmişti) kullanması ve bunları disiplin altında tutabilmek için de Kur"an"ında cümleler yazarak inandığı tanrısını yine kendi çıkarı için kullanması, en önemlisi de "Kur"an, kainatın yaratıcı Allah"ın kitabıdır, her şey onda vardır"¦" deyip insanoğlunun her yönüyle ilerlemesine engel olması, önünü tıkaması vb. Eğer toplumda bazen iyi şeyler ortaya koyan insanlar peygamber ilan edilirlerse, o zaman Urukagina ve Hammurabi gibileri çoktan peygamberliği hak etmeli. Hatta onlar en büyük peygamber (Ulül"l Azm) olarak ilan edilmeli. Tarih boyunca insanlar arasından kötüler çıktığı gibi iyiler de çıkmıştır/ bu bir realitedir ve de olağan bir şeydir. Basit bir örnek vereyim: Ben şahsen hayatımın ilk yıllarında hayvan derisinden yapılmış çarık giydim. Daha sonra lastik ayakkabı çıktı onu kullandık; ama zamanla daha sağlıklı olan kundura çıktı bu sefer onu kullanmaya başladık. Peki bu durumda bizi lastik ayakkabı ve kundura icatlarıyla çarıktan kurtaran insanlara kalkıp peygamber mi diyelim. Ne yazık ki bazen bir insan-hele sosyal alanlarda- yararlı bir şey ortaya çıkardı mı nerdeyse müritleri ona tapıyorlar. Bu anlayış hâlâ da uygulamalarda vardır. Hâlbuki iyi bir şey ortaya çıktığında ondan yararlanılmalı; ama tabulaştırılmamalı. Tabulaşırsa toplum büyük sıkıntılara maruz kalır, hayat felç olur.

Hayatta daima varolan ve onsuz yaşanılmayan "değişim" diye bir şey vardır; hiçbir mucize/keramet değişimin önünü kapatamaz. Benzer engeller zaman zaman çıksa bile -ki maalesef çıkıyor- ancak değişimin hızını biraz durdurabilir; yoksa evrim, eninde sonunda yoluna devam edecek / etmelidir de. Çünkü hayat için zorunlu bir ihtiyaçtır. Gel gelelim Kur"an"ın Allah"ına kalırsa insanoğlu bu çağda ve sonsuza dek (önsözde Sait Nursi"den verdiğim örneklerde olduğu gibi) her şeyi Kur"an"da aramak zorunda. Aksi halde kafir sayılır ki bu durumda islami kesim nezdinde düşman olarak ilân edilir.

IKINCI BÖLUMUN DIPNOTLARI:                                                       

1) S. N. Kramer, Sümer Mitolojisi, s. 174; Tarih Sümer"de başlar, bölüm 23; Muazzez İlmiye Çig, İncil,Kur"an ve Tevrat"ın Sumendeki kökeni, s. 51; İbrahim Peygamber, s. 71

2) M. İlmiye Çig, İbrahim Peygamber, s.72; Tevrat, Tekvin bölümü, 8/4; Kur"an, Hud suresi, 44.ayet)

3-) Urukagina Sosyal Reform kanunları, 7/26-28; Prof. Mebrure Tosun, Doç. Kaderiye Yalvaç, Sümer, Basil, Asur kanunları ve Ammi şaduga Fermani. s.8 ve 24)

4) İnançlarına göre Lagaş kentinin baş tanrısıydı.

5) şegel, gümüşten yapılmış o günkü para biriminin adi.

6) Urukagina Sosyal Reform kanunları, 8/15-31, 9/1-27. Tosun, Yalvaç age.s.24

7) Bunları yazan, o dönemin bir arşiv memuru. Günümüzde tercüme edip kamuoyuna sunanlar ise; 

a)Francois Thureau-Dangin,"Die Sumerischen und akkadischen königs inschriften", Leipniz, 1907.

b)S.N.Kramer, The Sumerians university of chicago press." s. 317-323, Chicago, 1963

c)Arno Poebel"in de tabletler hakkında çevirisi vardır.

d) A.Deimel, "Orientalia-2" (1920) tercemesi var. e)Lambert, "Revue d"assyrologie et d"archêologie orientale 50 " s.169-184, 1956

8) Hammurabi K., Prolog, Kol-1/53; Muazzez İlmiye Çig, Kur"an,İncil ve Tevrat"ın Sumendeki kökeni, s. 85,92

9) Prolog, k.1/8; k.2/9; k.5/14.Epilog, 24/14 ve 90 ile 25/32 ve 58. maddeler; M. Tosun, K. yalvaç, age. s.8

10) Örnek olsun diye Hammurabi"nin ihmal etmeyip kendi kanununa yazdığı tanrı ve mabetlerinden birkaçı: tanrı Marduk ve onun Babil"deki Eşagila mabedi. (Önsöz, kol-2/7-12) Ay tanrısı Nanna/Sin, onun Ur şehrindeki mabedi Egişnugal.(Kol-2/13-21) Güneş tanrısı şamas/Utu ve onun Babil"deki Ebabbar mabedi. (Kol-2/34-36)tanrı Anu ile tanriça Inanna"nin Uruk"taki mabedleri Eanna.(Kol- 2/42-43)Tanriça Ninhursag"in Isin"deki Egalmah mabedi.(Kol-2/52-54) tanrı Zababa"nin Kiş"teki Emeteursag mabedi.(Kol-2/60-62) Tanriça Inanna"nin Kiş şehrindeki Hursagkalamma mabedi.(Kol-66-67) Harp tanrısı Nergal"in Kutu"daki Meş"lam mabedi.(Kol-3/4-6) tanrı Tutu"nun Borsippa"daki Ezida mabedi.(Kol- 3/10-15) tanrı Uraş"in kült merkezi olan Dilbat.(Kol- 3/18-23)tanrı Mama/Nintu ve Kiş şehrinden.(Kol-3/27-33) Tanrıça Ninhursag"in Lagaş"taki kült merkezi Eninnu.(Kol-3/43-46)Tanrıça Telitum/Inanna-Iştar"dan şükranla söz eder.(Kol-3/48-54) Fırtına tanrısı Adad"in dualarından(Kol-3/55-57), tanrı Mah ve onun Bismaya"daki Emah mabedinden(Kol-3/68-69), tanrı Ea/Enki ve eşi Damgalanunna"dan övgüyle söz eder. (Kol-4/14-17)

11) Anu Akadça bir kelime olup inançlarına göre gök tanrısının adidir. Ninlil ise hava tanrısı ve de inançlarinda çok önemli bir tanrı. Nanna da Ay tanrısıdır.

12) Ur-Nammu kanunları, prolog kismi, md. 30-113; M.Ilmiye Çig, Tevrat, İncil ve Kur"an"in Sumendeki Kökeni, s.85-92)

13) Epilog, 19/1-58)

14) Esnunna kanunları, Prolog bölümü)

15) 2,25mx1,65 m ebadinda, Çivi yazisiyla yazılmış Babilce"dir)

16) Bu kanunla ilgili tablet şu an İstanbul Arkeoloji müzesi no: 3191"de vardır: 20cmx10cm ebadında kilden yapılmış önlü arkalı 8 sütunluk bir tablettir.

17) agy.Tarih Sümer"de Başlar, s.119; M.Ilmiye Çig, Kur"an, İncil ve Tevrat"ın Sümer"deki kökeni, s.22 

18) agy.Tarih Sümer"de Başlar, s.104-108,

19) agy.Tarih Sümer"de s.177; Sümer Mitolojisi, s.109)

20) Başlangıçta ilksel deniz olarak anılan tanrıça "Namlu" varmış. Daha sonra bu ilksel denizden Gök tanrısı An ile Yer tanrıçası Ki meydana gelirler. Bunların birleşmelerinden de Hava tanrısı Enlil yaratılır. Enlil Enki gibi Sümerlerde çok önemli bir tanrıdır. Enlil daha sonra, geceleyin işiktan yararlansin diye ay tanrısı Nanna"yi yaratır. Nanna/Sin de güneş tanrısı şamas/ Utu"yu yaratır. Enlil"in oğlu Savaşçı Ninurta da önemli bir tanrıydı.(Sümer Mitolojisi, 83,140) Ereşkigal: Ölüler diyarı/cehennem tanrıçasıdır. Yeraltı dünyasının başka tanrıları da vardı. Örneğin; Nergal, Ninazu ve ismi tabletlerde okunamayan 3. bir tanrı daha. Nergal ayni zamanda bir veba-harp tanrısıydı(Sümer Mitolojis, s. 81-88,158, Tosun, Yalvaç, age. s.182)  Doğan: çiftçi tanrısı.Mah:Bismaya şehrinin tanrısı. Tişpak: Esnunna"nin baş tanrısı.Ninazu: Doktorlar tanrısı. Adad: Firtina tanrısı.Uraş: Yerel bir tanrı. Zababa:Harp tanrısıdır. Aşk tanrıçası Iştar/ Inanna( Inanna"nin Babilce adi Iştar idi. Tarih Sümer"de Başlar, s. 247) Marduk: Yerel bir tanrı ve ayni zamanda Enki-Damgalanuna çiftinden dogma. (Prof. Tosun, Doç.Yalvaç, age.s. 182-184 Hammurabi kanunları önsözünde). Enkimdu: Enlil"in çiftçi tanrısı. Aşnan:Tahil tanrıçası ve ayni zamanda sığır tanrısı olan Lahar"in da da kız kardeşidir.(Sümer Mitolojisi, s.99-100) Kulla/Kabta:Tugla tanrısı. Muşdamma:Yapı-inşaat tanrısı.Sumugan: Bitkisel-hayvansal ürünler tanrısı (Ova tanrısı). Dumuzi: Ahir-ağıl, hayvancılık tanrısı. Uttu: Giysi ve bitki tanrıçası. Enbilulu: Dicle ile Fırat tanrısı. Işkur:Kasırga, gökyüzü, yıldırımlar tanrısı.Sirara: Körfez tanrısı. Balıkların da ayrı bir tanrılarına inanılmış ki, Keş"in oğlu olarak tabletlerde gediyor. Nanşe: Lagaş şehrinin adalet tanrıçası.(Sümer Mitolojisi, s.16, 84, 118-119; Tarih Sümer"de başlar, s. 111; M.Ilmiye Çig, Kur"an, İncil ve Tevrat"ın Sümer"deki kökeni,s.22)  Gibil: Ateş tanrısı.(Sümer mitolojisi, s. 213)) Lahar: Sığır tanrısı. (Sümer Mitolojisi. s.138) şara: Umma"nin baştanrisiydi.(Tarih Sümer"de Başlar, s. 56) Enten: Çiftçi tanrısı.(Sümer mitolojisi,s.87)tanrı Enki, Dilmun"da/cennette hastalanınca onun eşi tanrıça Ninhursag tedavisi için 8 tanrı yaratır. Bunlardan Abu, Nintul ve Enşagag erkek tanrılar; Ninti, Nazi, Ninkasi, Ninsutu ve Azimua/Dazimua dişi/ tanrıçalar.(Tarih Sümer"de Başlar, s. 180; Sümer Mitolojisi, s.112) Nindub: Mimarlık tanrısı. Ningişzida: Lagaş kralı Gudea"nin şahsi tanrısı. Nidaba: Okullar tanrıçası.(M.Ilmiye Çig, Kur"an, İncil ve Tevrat"ın Sumendeki kökeni, s.28) Neti: Yeraltı/cehennem tanrısı.(Sümer Mitolojisi,s. 163-164) ve daha niceleri.

21) Tosun-Yalvaç, age.s.182; Muazzez İlmiye Çig, age.s.23)

22) agy. Sümer mitolojisi,s. 103;

23) Araf suresi, ayet 26; İbrahim, -32; Hud- 37; Nahl-81; Hac 65; Yasin-42)

24) Epilog, 19/46-58)

25) Hammurabi K.Prolog, 3/55-57)

26) Tarih Sumende Başlar, s. 310"da da bu heykelin bir kopyası vardır. agy. Sümer Mitolojisi, s.115; M. Ilmiye Çig, Tevrat, İncil ve Kur"an"in Sumendeki Kökeni, s, 85

27) Muazzez İlmiye Çıg, Kur"an, İncil ve Tevrat"ın Sümer"deki kökeni adli yapıtında bu tanrıların şayisinin 1500"ü geçtiğini yazıyor.s.13)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:

KUTSAL DINLER ÖNCESI MEZOPOTAMYA"DA DEMOKRASI, EGITIM VE ADALET:

Bilindiği gibi kutsal dinlerin önemli çıkış merkezlerinden biri Mezopotamya ve çevresidir. Bu dinlerin yazılı kaynaklarına (özellikle de Tevrat ve Kuran"a) göre bu iş İbrahim peygamberle başlamış, zaman içinde büyüyerek Kuran"la son şeklini almıştır.

Yazının icadı olsun, İlk yazılı belgeler, dünyada ilk kanunların ortaya çıktığı coğrafya ... olsun Mezopotamya olduğu için, ister istemez "Acaba kutsal kitaplardaki bilgiler gerçekten sahipleri tarafından yeni mi ortaya atılmış, yoksa kökenleri şu veya bu şekilde Sümer mitolojisine mi dayanır?" sorusu akla gelir.

İşte benzer sorulara doğru yanıt verilebilmesi  için, Muhammed"den önceki mitolojiyi, olup bitenleri bilmek gerekir. Bu bağlamda Sümerlerle ilgili bazı sosyal ve siyasal olayları -tarihi tabletlerden- derleyip bir araya getirmeye çalıştım. Kanımca bu çalışma, kutsal kitapların kökenleri hakkında önemli ölçüde yardımcı olacaktır.

A) SUMERLER  DEMOKRASİ Mİ UYGULUYORDU?

Mezopotamya"da yapılan kazı çalışmaları sonucu İsa"dan yaklaşık 3 bin yıl öncesi yönetimle ilgili (şiir biçiminde yazılmış) 11 tablet ve parça ortaya çıktı. Bunlar, politik bir kurulun tutanağı halindedir. 4"ü üzerindeki ilk çalışmayı, Thorkild Jacobsen"in 1943"te "İlkel Demokrasi" üzerine yayınlanan inceleme yazısıyla kamuoyuna sunuldu; daha sonra Prof. S.N.Kramer, İstanbul Arkeoloji müzesi ile ABD"nin Philedelphia üniversitesi müzesinde bulunan 7 tablet üzerinde çalışmalarını yürütüp daha önce yayınlanan 4 tabletle birleştirerek 115 dize halindeki şiire son şeklini verip bunu, "Gilgamiş- Kişli Agga" adında yayınladı (1).

Tabletlerde anlatılan bu olaylar İsa"dan yaklaşık 3000 yıl önce kaleme alınmışsa da, yapılan inceleme sonucu anlaşılmıştır ki, yazıldıkları tarihten de bin yıl öncesine ait bir yaşam biçmişi konu almıştır (2)  Bunlardan, Sümerlerde iki meclisin görev yaptığı kesin olarak ortaya çıkıyor:  Biri İhtiyarlardan oluşan "Senato Meclisi"-adeta bugün ABD"de ve bir zamanlar da TC"de görev yapan senato gibi), bir diğeri de gençlerden / savaşçılardan oluşan "Yurttaşlar Meclisi". 

Her ikisi de böyle basit görevler için değil; memleketin kaderini tayin eden savaş ve barış gibi konularda ayrı toplanıp müzakereler yapar, kararlar alırdı. Tabletlerde, görevleriyle ilgili şu somut örnek anlatılıyor: Tufan"dan sonra Mezopotamya"nın Kış şehrinde krallık yapan Agga ile daha aşağılarda/güney kesiminde Uruk"ta krallık yapan Gilgamiş/Kullab beyi arası açılır.

Gılgamış, Kiş"lilerle savaşıp savaşmama konusunda Uruk"ta bulunan her iki meclisi toplantıya çağırır. İhtiyarlar meclisi (senato) savaşa "Hayır", Yurttaşlar Meclisi ise "Evet" der. Nihayet savaşa başlanır ve Gilgamiş ordusu Kişli Agga ordusuna yenilir; en son kendi aralarında anlaşıp barışırlar. Maalesef  tabletlerde her iki meclisin nasıl seçildiği, kaç kişiden oluştuğu, kaç yılda bir yenilenmesi gerektiği konularda bilgi yoktur.

İlgili uzmanlar, tabletlerdeki bilgilere ek olarak ilk kent merkezlerinin Mezopotamya"da kurulmuş olması, kutsal dinlerin ve yetenekli şairlerin -ki Sümerlerle ilgili ele geçen tabletlerin büyük bir kısmi şiir biçiminde yazılmıştır- bu coğrafyada ortaya çıkması, en önemlisi de kamıştan kalem yapılıp kil üzerinde yazı yazmanın yine Mezopotamya"da icat edilmesi gibi kanıtları da göz önüne alarak, demokrasinin ilk ortaya çıktığı yerin Atina-Roma değil; bunlardan enez iki bin yıl önce Mezopotamya"da yaşayan insanlar tarafından var edildiğini ortaya koyuyorlar. 

B) SUMERLERDE EGITIM SISTEMI:

1902-1903"te Irak"ın Şuruppak kentinde yapılan kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkan onbinlerce tablette, İsa"dan 2500 yıl öncesine ait okul metinleri ortaya çıktı.

Bunların İçerikleri genelde yönetimseldir. Bu bilgilere bakıldığında, o dönemde binlerce insanın kral hizmetlerinde, tapınaklarda, bürokrasilerde ve yönetimin diğer kademelerinde yazmanlık yaptığı ortaya çıkıyor. Buna ek olarak Sümerlerin  başlangıçta yalnız tapınak hizmetleri için eğitim gördükleri, daha sonra buna farklı branşları da ekledikleri anlaşılıyor: Botanik, zooloji, jeoloji, matematik, sözlük, dilbilgisi ve tarih bilgisi gibi (3) Okuldan mezun olanlar genelde bir yerlerde görev alırdı; ancak bugünkü üniversitelerde olduğu gibi değişik dallarda araştırmalarına devam edenler de oluyordu.

Öğrenim ise ne geneldi, ne de zorunlu. Çoğunlukla bürokratlar, ekonomik durumu iyi olanlar...  çocuklarını  okutabiliyorlardı. Alman Asurolog Nikolavus Schneider 1946"da, İsa"dan 2 bin yıl öncesine ait bulunan binlerce tabletlerdeki bilgilerden yola çıkarak, o dönemdeki 500 yazmanın isimlerini tespit etmiş, kamuoyuna sunduğu çalışmasında bunların çoğu velilerinin vali, (Assurlular, valiye-belediye başkanına "Kazannu" derlerdi. Assur kanunları, Tablet B/6) elçi, tapınak yöneticisi, subay, tekne kaptanı, yüksek rütbeli vergi memurları... olduklarını saptamıştır.

O dönemde okumaya, öğrenime önem verildiğinin bir diğer kanıtı da, onların bazı şehir semtlerine yazmanlar ismini vermelerinden anlaşılıyor. Mesela; İsa"dan 2 bin yıl önce Nippur"da bir semtin  "Yazmanlar"  mahallesi olarak adlandırılmış olması gibi. Yazman Dudu"nun, İsa"dan önce 2350 yılına ait bulunan 39 cm yüksekliğindeki heykeli, şu an Bağdat müzesinde mevcut (4).

Sümerler öylesine yazıya, okuma yazmaya önem verirlerdi ki, bu branş için özel tanrılara bile inanırlardı. Örneğin; tanrıça "Nidaba"ya" okullar ve eğitim işleri tanrisiçasi diye inanılırdı (5).

Burada daha bariz bir örnek vermek istiyorum: Lagaş kralı Gudea"yla ilgili (İsa"dan önce 2250) "Tello"da" bulunan 2 silindir şeklindeki yazı ile 10"dan fazla heykel ve üzerlerindeki yazılardan önemli bilgiler ortaya çıkmıştır.

2 Silindir şeklindeki yazı, 1400 satır halinde yazılmış; Gudea"ya ait heykeller ise 142 cm boyunda tam bir heykel ile 93 cm yüksekliğinde biraz eksik olan 2. bir heykel, bir de yalnız kafasının heykeli şu an "Lauvre" müzesindedir. Bu tabletlerde epey bilgiler var; konumuzla ilgili ise Gudea"nin, tanrı Ningirsu"ya ait "Eninnu" mabedini yapmadan önce rüyasinda birçok tanrının kendisine ayrı ayrı yardımları olduğu gibi, okullar ve yazı tanrıçası Nidaba"nin da elinde, gökte (tanrı tarafından) yazılmış tabletler bulunduğunu, bu tabletlerde de mabedin nasıl yapılacağı konusunda bilgiler olduğunu görüyor. Ayrıca, Gudea"nin Eninnu mabedine diktirdiği heykelinde (özetle) kölelerin özgürlüklerine kavuşturulması, fakirin zengine ezdirilmemesi ve benzeri sosyal içerikli ıslahatları da yer almaktadır (6).

Yine bundan 4 bin yıl önce bir öğretmen tarafından kaleme alınan tabletler, o dönemdeki eğitim sistemiyle ilgili bazı ipuçları veriyor. Özetle, "Okullarda öğretimin çok disiplinli geçtiğini, öğretmenlerin öğrencileri dövdüklerini, bunu öğrenen velilerin, öğretmenleri evlerine davet edip çeşitli hediyeler verdiklerini, sonuçta öğretmenlerin artık öğrencilere eskisi gibi sert davranmadıklarını..."  yazıyor (7).

O zamanki okullar normal evler gibiydi; ancak ele geçen bazı tabletlerde, kerpiçten yapılmış 2"li, 3"lü sıralar halinde (özellikle) Nippur, Sippar ve Ur kentlerinde okulların olduğu saptanmıştır. O dönemdeki öğretimle ilgili öğrencilerden kalma binlerce tabletlerde, okula yeni başlayanların acemice yazıları, diploma aşamasında olanların yazıları, öğrenci ödevleri gibi yazılar var. Okulun başında ise, bugünkü okul müdürleri gibi "Okulun babası" diye adlandırılan sorumlu bir kişi bulunuyordu. Bazı tabletlerden, öğrencinin ayda 6 gün istirahat edebildiği anlaşılıyor. Eğitim ise sabahtan akşama kadar devam ediyordu (8).

Yine o dönemle ilgili bir babanın öğrenci olan çocuğuna yaptığı nasihatı bugün için bile geçerli. Oğluna, "Okula git, kendini okul yetkilisine tanıt, çantanı aç, dersini oku, tabletini hazırla. Okulda işin bitince doğruca eve gel; yolda yaramazlık yapma" şeklinde uzunca bir konuşmadan sonra, bu sefer sıra oğluna gelir; o da babasının dediklerini harfiyen tekrarlar. Baba yine söz alır ve "Oğlum oku adam ol. Bak ben diğer insanlar gibi sana yük çektirmedim, seni çobanlığa göndermedim. Senin yaşıtların şu kadar arpa çekiyorlar; sayelerinde babaları zengin oldu; ama ben sana bunları yaptırmadım. Bari oku da insan ol" der ve en son kendi oğluna tanrıdan dua ederek konuşmasını bitirir. Hatta bugün halk arasında kullanılan "İnsan ol, insana yakışır durum" gibi anlamlara gelen terimler, o zaman da sık kullanılırdı. Mesela; "Namlulu" kelimesi onlarda az önceki anlamlarda kullanılıyordu (9).

C) SUMERLERDE ADALET:

Örneğimize geçmeden Sümerlerdeki adaletle ilgili kısa bazı bilgiler vermek istiyorum. Sümer kanun yapımcılarının hemen hepsi kendi kanunlarına başlarken, "Tanrı, adaleti yerine getirelim diye bize görev verdi" cümlesiyle giriş yapıyorlardı (10)

Hatta öylesine adalete önem verirlerdi ki, (tıpkı yazı için Nidaba adındaki tanrıçaya inandıkları gibi) bu konuda özel tanrılara bile inanırlardı. Örneğin; Lagaş şehrinin adalet tanrıçası "Nanşe" ve yine adaletle meşhur olan güneş tanrısı Şamas gibi.

Daha önce de bir vesileyle ifade edildiği gibi, Sümerler binlerle ifade edilebilen tanrılara inanırlardı; güneş tanrısı Şamas da en büyük tanrıları olmadığı halde, Hammurabi kanununun yazılı olduğu tabletlerde onun portresi çizilmiştir. Bunun tek nedeni, onların kendilerince adalete verdikleri önem.

Adaletle ilgili sunacağım örnek, İsa"dan 1850 yıl önce işlenmiş bir cinayet davasını konu alır. Olayı içeren tablet bu tarihte yazılmıştır. 3 kişi bir tapınak ulusunu öldürüp hanımına bildirirler. Bu vak"a, belli bir süre adli merciden gizli tutulur; günün birinde mahkeme konusu olunca, ilginç bir yargılama usulü başlar.

Olay şu:

1- Lu-sin oğlu Nanna Sig,

2- Ku- Nanna oğlu Ku-Enlil (mesleği, berber),

3- Adda- Kala kölesi Enlil- Ennam (mesleği, bahçıvan) adlarında 3 kişi, Lugal -Apindu oğlu lueş rahip Lu- Inanna adında bir tapınak ulusunu öldürüp hanımını Lu-Ninurta"nin kızı Nin-Dada"ya haber verirler.

Bu cinayet belli bir süre gizli tutulur, günün birinde yetkililer bunun haberini alınca soruşturma başlatırlar. Kral Ur- Ninurta bu davayı Nippur"da mahkeme görevini yapan "Yurttaşlar Meclisine" havale eder. Jüri heyeti durumunda olan bu meclisten

1- Lugal oğlu Ur-Gula,

2- Dudu (mesleği, kuş avcısı),

3- Ali- Ellati (mesleği, kölelikten azat),

4- Lu-Sin oğlu Buzu,

5- Ea oğlu Eluti,

6- Şeş-Kalla (mesleği, hamal),

7- Lugal Kan (mesleği, bahçıvan),

8- Sin- Andul oğlu Lagal Azida,

9- Şara oğlu Şeş Kalla adlarında 9 üye hem 3 katile, hem de (cinayeti yetkililere bildirmediği için) kadına idam talebinde bulunurlar.

Yurttaşlar meclisinden

1- Şu-Lilum (mesleği, bir memur),

2- Ubar- Sin (mesleği, bahçıvan) kadının haklılığını savunurlar. Bunun üzerine juri heyeti kadının suçsuzluğuna karar verince kadın beraat, 3 katil de idam edilir.

Hem kadının, hem de onu savunan iki kişinin savunmaları gayet mükemmel, bugünkü çağdaş hukukta bile geçerli bir savunma. Kadının savunması özetle şöyle: "Kocam her konuda bana bakmadığı için biran önce ondan kurtulmak istiyordum; ancak ne öldürülmesini isterdim, ne de bundan haberim var. Cinayetle hiç ilişkim yoktur..."

 Her ne kadar tabletlerde yazılmıyorsa da beraatını gerektiren başka nedenler de muhakkak göz önüne alınmıştır. Mesela; kadının cinayeti  gizlemesinin bir diğer nedeni, kendisinin o 3 katilden korkması, belki kendisini de öldürecekler endişesini taşıması gibi. 

Bu kararla ilgili tarihi tablet, Chicago üniversitesi Doğu Enstitüsü ile Philadelphia üniversitesi müzesi tarafından ortaklaşa yapılan kazı çalışmaları sonucu, Sümer dilinde yazılmış bir kil tablet üzerinde bulunmuştur. İlk defa Thorkild Jacobsen tarafından 1950"de kısmen yayınlanmış, ancak bununla ilgili detaylı çalışması ise 1959"da yayınlanmıştır. Ayrıca S.N.Kramer de bunu inceleyip çevirisini yapmıştır. Tabletlerde okunamayan bazı bölümler olmasına rağmen bunlar, anlam bütünlüğüne zarar verecek boyutta değildir(11)

Prof. dr. Samuel, bu üç katil ve kadınla ilgili karar hakkında Pennsylvania üniversitesi rektörü ve ayni zamanda 1930 ile 1945 yılları arasında ABD"nin en yüksek mahkemesi olan "Yüce mahkeme"de" 15 yıl yargıç olarak görev yapan Prof. Owen J. Roberts"ten görüş belirtmesini istediğinde, kendisi özetle, "Benzer suçlarda günümüz modern hukuk kararlarında da ayni durum söz konusudur. Yani birinin, işlenen bir cinayeti sadece bilmesi, onun suç ortağı olmasını gerektirmez. Görmesi, birilerini  teşvik etmesi, yardımcı olması... gerekir" yanıtını vermiş"¦

Sumenlerdeki adalet, demokrasi ve eğitim sistemini anlatmakla, onların hukukunu, eğitim ve yönetim sistemlerini gıpta etmek, övmek, günümüz için de geçerlidir diye kastetmek gibi bir niyet taşımıyorum. Onların icraatları ancak kendi dönemleri için geçerlidir. Belki tekrar olur ama yinelemekte fayda var; onlardaki hukuk, eğitim ve siyasetin adi ilkel de olsa kutsal dinlerin ortaya çıkmasını sağlayan çok güçlü bir alt yapı niteliğini taşır.

İşte geçmişi, altyapısı bu kadar güçlü olan Kur"an"i, kalkıp olağanüstü /tanrısal bir kitap olarak değerlendirmek çok anlamsızdır. Akil ve ilmi bir tarafa bırakarak nerdeyse bir spor takimini tutar gibi dine inanmak(hele günümüzde)çok yanlıştır. İnsan Sümerlerle ilgili az önce anlatılan adalet örneğine bakınca, "4 bin yıldır adalet alanında maalesef bir arpa boyu mesafe kaydedilmemiştir" diyesi geliyor. Yine İnsan bu mahkeme kararına bakınca, "Bugün adalet alanında özellikle cezai konularda ABD"de ulutturulan jüri sistemli mahkeme modeli, köken itibariyle Sümer hukukunun bir devamı mıdır" sorusu akla gelir. Abartma yok; aralarında 4 bin yıllık bir zaman farkı var; ama çağdaş dünyanın-teknoloji hariç-adalet alanındaki olumsuz gidişatı ortada.

Yine bunları işlemekle demokrasinin ilk çıkış yeri Atina- Roma mı yoksa Mezopotamya mı sorusuna yanıt bulmağa çalışmıyorum. Ancak dinsel ve mitolojik açıdan belgelerdeki bilgileri araştırırken, demokrasi gibi hayati önem taşıyan yönetim biçiminin çıkış yerinin Mezopotamya olduğunu sağlam belgelerde görmüşken, bunu ilk bulup uygulayanlar Mezopotamya halklarıdır demek, yiğide hakkini vermek olur.

Sümerlerle ilgili bu tespiti sunduktan sonra ilgili konular hakkında Kur"an"in bakışına geçiyoruz.

Bir kere İslamî anlayışa göre Kur"an, kâinatın yaratıcısı (tabi ki bu fikir Müslümanların iddiası) Allah"ın kelamı olup insanlar için gönderilen son yönetim modelidir. Gayet tabi ki Kur"an"a böyle inanılırsa, o zaman insanin ona karşı bir çözüm üretmeye kalkışması zorlaşır. Zira yeni bir çözüm bulmaya kalkışan olursa o zaman tanrının tekliflerini beğenmemiş olur ki bu, hem İslam"a göre küfürdür, hem de cezası ağırdır. Ayrıca islamda şu prensip de var: Din her zaman galiptir/iktidardır mağlubiyeti/muhalefete düşmeyi kabul etmez.

Demokrasi şöyle dursun; Kur"an"a göre değil ki islama ve Müslümanlara karşı silahlı savaş açılsın; sadece sözle, kalemle, "İslam artik insanlık için zararlıdır" diye mücadele verilse, böylesi insanlara öngörülen ceza çok ağırdır. Diyelim  birileri, "Kur"an"daki hikayelerden bize ne, Kur"an artik demode olmuş, ondan insanlara yarar gelmez veya Kur"an"da yaşami ilgilendiren zekat, fitre, kurban gibi uygulamalarla yoksul insanlari parazitli yaşama alıştıracağımıza; herkesi eğiterek bilgi ve yeteneğine göre kendisine bir iş/ görev vermekle hem şerefli bir yaşama sahip olsun, hem de topluma yararlı olsun deyip yeni bir yaşam modelini sunarsa(Sosyalizm, Demokrasi gibi) veya Kur"an kul yapısıdır, Muhammed onu eski örf adetlerden toplayıp kendi günlük siyasetini de katarak yeni bir ambalajla ortaya atmıştır"¦" derse, asla kabul edilmez. Böylelerine reva görülen ceza çok ağırdır. Buna bir iki örnek vereyim.  Macide suresinin (ki Kur"an"in ahkâmla ilgili inen son suresidir) birkaç yerinde özet olarak, "Kim Allah"ın hükümlerine/ koyduğu prensiplerine göre hükmetmezse işte onlar zalim, kâfir ve fasiklarin ta kendileridir" diyor(12) En önemlisi, ayni surede Kur"an"a karşı muhalefet yapmak isteyenler için, "Allah ve peygamberine karşı cephe açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası: "Ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya eller ve ayaklarının çapraz olarak kesilmeleri veya sürgün edilmeleridir. Bu-ceza-, onlara dünyada çekecekleri bir zillettir. Ahrette ise kendilerine daha ağır ceza vardır"(13) diyor. Bu gibi ayetler hakkında geniş bilgiyi, cezalar mevzuunda vereceğim. Yine Medine surelerinden Ali İmran"da, "Herkim İslam"dan başka bir din edinirse ondan asla kabul edilmez ve o kimse ahirette de zarara uğrayanlardan olacak" diyor.(85.ayet) Tevbe suresi 29. ayetinde, "Kendilerine kitap verilenlerden, Allah"a ve ahiret gününe inanmayan, Allah"ın ve peygamberinin haram kıldıklarını haram olarak tanımayan ve hak dini (İslami) din edinmeyenlerle, onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle (boyun eğerek) cizye (Müslümanlar içinde yaşayan gayri Müslimlerin, Müslümanlara ödemekle yükümlü oldukları bir nevi kelle vergisidir) verinceye kadar savaşın" diyor.

şunu da belirtmeliyim ki, Kur"an"da iki yerde istişareden söz edilir. Bir yerde Muhammed"e hitaben, "İş konusunda onlarla (sahabelerle) istişare et", diğer yerde ise iman edenlerle ilgili, "İşleri kendi aralarında istişare iledir" diyor(14) Bunun sebebi çok kolay: Eğer Muhammed böyle bir cümleyi Kur"an"a yazmayıp tam tersine, "Verdiğim kararların tümü tanrı emridir ve kat"idr" deseydi, o zaman-diyelim- bir savaşta Müslümanlar kaybetti; peki bu durumda Muhammed işin içinden çıkabilir miydi? Bir de her şeyi kendine bağlamış olsaydı o zaman Ömer gibi otoriter insanları saf dişi bırakmış olurdu ki, bu Muhammed"in politikası için ciddi bir sorun olurdu. Kaldı ki, Muhammed"e hitaben Kur"an"da geçen "Onlarla iş konusunda istişare et" cümlesi, Bedir ve Uhud savaşlarının anlatıldığı bir bölümde geçiyor. Toparlayacak olursam; Muhammed, olası bir olumsuzluğa karşı işin içinden sıyrılmak için, istişareyi içeren ve kapsamını da net olarak belirtmeden, sadece mutlak bir ifade ile geçiştiren az önceki ayeti, bir taktik olarak kendi Kur"an"ina yazmıştır. İstişare sonucu zarar geldiğinde onlara gayet rahatlıkla, "Sizinle istişare ettim siz böyle karar verdiniz ben ne yapayım" şeklinde savunma yapabilmesi için bu gibi ayetleri bilerek Kur"an"a almıştır.

Aslında Kur"an"in geneline bakıldığında inanç özgürlüğü konusunda sanki birbirleriyle çelişen iki zıt görüş var gibi geliyor. Mesela; Muhammed henüz Mekke"de iken peygamberliğinin ilk yıllarında/zayıf olduğu dönemlerde ortaya attığı surelerde farklı; daha sonra Medine"ye geçip orada güçlenince daha farklı ayetler ortaya koymuştur. Bir iki örnek vereyim. Mekke surelerinden "Kafirun" suresinde, "Sizin dininiz sizin, benim dinim de benim olsun" diyerek tam bir inanç özgürlüğünden söz etmiş gibi görünüyor. Yine Mekke"de oluşturduğu surelerden Yunus suresi 99.ayette, "Rabbin isteseydi yeryüzünde kim varsa hepsi toptan inanacaktı. O halde hepsi inansın diye sen mi onları (dine) zorlarsın?" anlamında Muhammed"e uyarı var. Gaşiye suresi 21"“22.ayetlerinde Muhammed"e hitaben, (unutmayalım ki Muhammed"in kendisi kendine hitap ediyor; yoksa mesajın başka yerlerden geldiği falan yok) "Hatırlat! Zira görevin ancak hatırlatmaktır; sen onlara karşı zorba değilsin" diyor. Zum er suresi 14"“15. ayetlerde ise "De ki ben ancak halis olarak Allah"a kulluk ederim. Siz de istediğinize kulluk edin" diyor. Benzer ayetler Kur"an"da- özellikle de Mekke"de oluşturulan surelerde- bir hayli fazla. Bir de Kur"an"da bu düşüncenin tersini içeren ayetler var. Mesela; Tevbe suresinin ilk 5 ayetine İslam literatüründe, "Kılıç ayetleri" denir; meallerini sunuyorum:

1-)"Allah"tan ve Resulü"nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere:

2-)Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. Şunu da bilin ki, Allah"ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir.

3-)Ayrıca büyük hac günü Allah ve Resulü tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan antlaşmalara artik bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Yok, yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah"ı yıldıracak değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele.

4-)Ancak kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size olan ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiçbir kimseye yardımda bulunmamış olanlar bunun dışındadır. Siz de onlarla olan antlaşmanızın hükümlerine antlaşma süresinin sonuna kadar uyunuz. Muhakkak ki, Allah muttakileri sever.

5-)şu haram aylar bir çıktı mı artik o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe eder, namaz kılıp zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir"

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek isterim: Kur"an"daki tüm surelerin(bölüm) başında "Besmele" yani rahman ve rahim olan Allah"in adıyla anlamındaki ifade yazılıdır; ancak az önce anlamlarını sunduğum 5 ayetin içinde bulunduğu surede (Tevbe/Berat suresi) Kur"an"in Allah"ı tarafından inanmayanlara savaş ültimatomu verildiği için, "barış işareti olan besmele ile savaş bir arada olmaz" denmiş ve tanrı (anılmasından çok memnun olduğu halde) burada besmeleden bile vazgeçmiştir yorumu, İslami kesimce en güçlü olan yorumdur. Burada, savaş hali olduğundan artik tanrı besmeleden vazgeçmiştir sonucu ortaya çıkıyor. Bakara suresi 190-194"te, "Onları yakaladığınız yerde öldürün" demesi vb ayetler, Mekke"de söylenenlerin tam tersine, inanmayanların fermanını ilan ediyor. Yine Medine"de oluşturulan surelerden biri olan "Saf" suresinin 4.ayetinde, "Gerçekten Allah, kendi yolunda (Kur"an"i/ İslamî kastediyor) birbirleriyle kenetlenmiş bina gibi  saf bağlayarak çarpışanları sever" diyor. İşte İslami örgütler, kendilerine muhalif olanları infaz ederken, bu gibi sertlik yanlısı ayetleri öne çıkarıp gerekçe gösteriyorlar.

Peki neden Muhammed kendi Kur"an"da bir taraftan gayri Müslimlerden haraç almayı, Kur"an"in sistemine karşı çıkanların ellerinin, bacaklarının çapraz bir şekilde kesilmelerini belirtiyor, hatta öyle bir an geliyor ki yukarıda da belirtildiği gibi inanmayanlara ültimatom bile veriyor da öbür taraftan konuya ilişkin (özellikle de) Mekke"de oluşurdugu ayetlerde sanki inanç hürriyeti konusunda ilimli davranıyor gibi kendini gösteriyor? Yanıtı gayet basit: Dünya genelinde herhangi bir ülkede varılan sisteme karşı çıkan örgütler, zayıf oldukları an mütevazi tekliflerde bulunuyorlar. Çünkü güçsüz anlarında kimse onları kale almaz; ama güçlü oldukları zaman ne kadar imkânları varsa kullanırlar; hatta gerekirse savaşı da göze alırlar. Muhammed de kendi Kur"an"inda böyle bir yönteme başvurmuştur. Yani Mekke"de Müslümanların şayisi henüz az iken, kendisi güçsüz iken fikir özgürlüğü konusunda kendini hümanist göstermiş, Medine"ye göç edip zaman içinde taraftar bulunca bu sefer farklı bir Muhammed farklı Kurman ayetleriyle ortaya çıkmıştır. Bir de hem Kur"an"a, hem de İslam tarihine bakıldığında rahatlıkla şu fark ediliyor ki,  Muhammed zamanındaki Müslümanlar  ideolojik anlamda bugünküler gibi ıslama bağlı değillerdi. Bağlılıkları genelde talan, fidye, cizye, ganimet, cariye içindi/çıkar içindi. En basiti bakıyoruz ki, Muhammed"in cenazesi henüz yerde iken, kim halife olacak diye kavgalar başlar, bu yüzden onun cenazesi 3 gün yerde kaldıktan sonra gömülür. Hatta Muhammed"in kızı Fatma, babasının mal davasından olsun, hilafet nedeniyle olsun, ölene dek Ebu Bekir ve Ömer gibi önemli Müslümanlarla kırgın ve dargındı.

Muhammed henüz Mekke"de iken müşrikler onun ölüm fermanını çıkardıkları halde onlarla savaşmak için herhangi bir fetva ayeti inmedi;  ne zaman ki Medine"ye geçip güçlendi o zaman savaşa izin veren ayetler inmeğe başladı.

Hac suresi 39. ayette, "Kendileriyle savaşılanlara (Müslümanlara) savaş için izin verildi. Çünkü bunlara zulüm yapılmıştır" denir.

Eğer burada, "Muhammed Medine"de maddi olarak güçlendiği için kendisi savaşa izin veren bu gibi cümleleri Kur"an"ına yazmıştır" gerçeğine karşı gelinirse, ben de derim ki,  hem Muhammed"in kendisi, hem de Müslümanlar Mekke"de de mazlumdu; peki neden tanrı orada da savunma amaçlı savaş ayetleri göndermedi!

Veya şöyle diyelim; İsa"yı kabul etmeyip karşı çıkanlar kendisini çarmıha bile gerdiler. Acaba tanrı niçin ona da,

"Artık senin onlardan çektiğin yeter. Ben size savaş izni verdim/onlarla artık savaşın. Bu durumda kalanınız gazi, gideniz şehittir. Size de ganimet, savaş esiri cariyeler... Helaldir. Ayrıca ben sizi savaşta meleklerimle de (Muhammed"e Bedir harbinde yaptığı gibi!) desteklerim..." demedi de tam aksine İsa"ya, "Düşmanlarınızı sevin; size eziyet verenlere dua edin. Zira tanrı ayrım yapmaksızın güneşi hem iyiler, hem de kötüler üzerine doğurur; yine ayrım yapmadan herkes üzerine yağmur yağdırır. Sizden nefret edene siz iyilik edin; size lanet edene siz dua edin. Sağ tarafınıza vurana sol tarafınızı da gösterin. Abanızı zorla alana gömleğinizi de verin. Sizden isteyene verin, eşyanızı alandan bir daha almayın. Sizi bir mil götürene/sürükleyene siz iki mil gidin"(*) diyor.

Aslında burada tanrı değil; güç/kuvvet konuşur. Kim bilir Eğer İsa da kendi etrafında Muhammed kadar insan bulsaydı belki oda, "Ey ahali, bakın tanrı bana izin verdi; ben iflahınızı keserim..." diyecekti. Doğrusu, ben İsa"da böyle bir işaret görmüyorum. Bana göre oda Hz. İbrahim de çok önemli devrimcilerdir. Zaten ileride 8.bölümde buna biraz açıklık getireceğim.   

Kutsal kitaplar hakkında haklı olarak şu gibi sorular da sorulabilir: Eğer Tevrat"la Kur"an"in Allah"ı ayni ise neden ihtiyaç duydu da Tevrat"tan sonra Zebur, İncil ve Kur"an"i gönderdi!

Eğer denilse ki, tanrı zamanın koşullarına göre farklı kitaplar/yasalar gönderir;  o zaman işin içinden hiç çıkılmaz. Zira şu anki insanlar da çok farklı/modern bir zamanda yaşıyorlar. Dolayısıyla Kur"an"dan sonra 14 asır geçti ve gerçekten de günümüzde her alanda bir kurtarıcıya acilen ihtiyaç da var.

Peki, neden tanrı günün koşullarına göre yeni bir kitap ve yeni bir kurtarıcı göndermiyor! Eğer denilse ki, Israiloğulları Tevrat"ı bozdukları için (15) tanrı diğer kitapları gönderdi, o zaman yine çelişkiler bitmez. Zira Hicr suresi 9.ayette, "Kur"an"i biz gönderdik; onu yine biz koruyacağız" diyor.

Bu durumda, "Acaba tanrı neden gönderdiği kitaplar arasında ikili davranıp bazılarına koruma garantisi verdi de bazılarına vermedi!" sorusuna verilecek yanıt yok.

Bir de mademki Kur"an"ın Allah"ı, "Kur"an"ın sigortası benim" diyor, o halde ayni Allah şu an islamiyetin ve Müslümanların içinde bulundukları durumdan memnundur demektir. İslam"ın ve Müslümanların şu an can çekişmeleri ona göre iyidir demektir!

Kaldı ki Tevrat ve İncil"in orijinlerinin değiştirilmesi konusunda Kur"an"da çelişkili beyanatlar vardır. Allah"ın ayetlerini kimse değiştiremez konusunda birkaç ayet anlamını sunayım:

"O Allah, Resulünü hidayet ve hak dinle (İslamla) gönderdi ki, o dini tüm dinler

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
Kur"an"ın Kaynağına Işık Tutacak Önemli Bilgiler
« Yanıtla #5 : Aralık 06, 2009, 12:15:34 ÖÖ »
Arif Tekin
Kur"an"ın Kaynağına Işık Tutacak Önemli Bilgiler
Yayınlanma: 4 Aralık, 2009



İlkönce kısa bir açıklama yapmak isterim.Bugüne kadar Kur"an, benim tarzımda/ bilinmeyen yönleriyle ele alınmadığı için, konuları ele alış biçimim, onlara yaklaşımım okuyuculara sıkıcı/hatta sert gelebilir..Ama şu bilinmeli ki, kim neye inanırsa inansın ben inanç özgürlüğünü savunan bir insanım, sade vatandaşla asla uğraşamak gibi bir düşüncem olamaz. Bireyin kafasını karıştırmak gibi bir yanlışın içine düşmem. Bu tartışılabilir belki;şu an bunun üzerinde durmuyorum.

Amacım, alanımla ilgili geleceğe ve insanlığa bir hizmet vermektir.Bu konuda kendimi vicdanen sorumlu hissediyorum. Daha net bir ifadeyle, insanların kafalarını tabulardan temizlemek, onları sorumluluğa davet etmek ve yeryüzünde hakimiyetin ancak insanoğlunun elinde olduğunu, bunun dışında zembille hiçbir sistemin ne bir yerlerden geldiğini, ne de gelmesinin muhtemel olduğunu anlatmaktır..

Bilindiği gibi Kur"an"ın kaynakları hakkında daha önce özel bir kitap yazdım: Kur"an"ın Kökeni adında. Bu kaynağımda bazı temel bilgiler verdikten sonra ağırlıklı olarak Halife Ömer"in Hz. Muhammed"i ne kadar yönlendirdiğini ve önerilerinin nasıl ayetlerle şekillendiğini ve Medine döneminde de Hz. Muhammed çokeşlilik hayatına başlayınca, bir ihyiyaçtan dolayı/ o gencecik hanımlarını kontrol altında tutabilmek için ne kadar ayet oluştırduğunu yazmıştım(özellikle Ahzab suresinin çoğu ayetleri ve Tahrim suresinin de ilk 5 ayeti gibi.)..
Tabi ki Kur"an"ı ortaya çıkaran etkenler ve kökenler çoktur: O kaynağımda yazdıklarım sadece bir nümune ve okuyucular için birer ipucları..
Bu yazımda Kur"an"ın kökenine ışık tutacak ve hele hele islam literatöründe çok sağlam diye bilinen İslami eserlerden derleyerek yeni bir ipucu vereceğim..
Bu konu, birçok tefsir, hadis ve tabakat kitaplarında işlenmiştir, bu kaynalardan birkaçını dipnot olarak zaten vereceğim.

A-)Hz.Muhammed henüz 35 yaşındayken ve daha peygamberlik fikri ortalıkta yokken, Mekke"deki Ka"be tamir edilir ve o sırada Süryanice yazılmış bir kitap Ka"be"nin temelinden ortaya çıkar...Hatta bu tamirat sırasında Ka"be"nin temelinden bir de altın-gümüş hazineleri çıkar ve talan edilir.. Bu arada çalanlardan "˜Düveyk" adında biri yakalanıp eli de kesilir..[1]..

Kur"an"ın kökenine ışık tutacak bilgiler olduğundan ve insanlar, "˜İşte Muhammed, kendi bilgilerini benzer kaynaklardan alıyor" demesinler diye, bu ele geçen kitabın içeriği hakkında(birkaç madde dışında) fazla bir bilgi yok islami kaynaklarda. O zaman bu konuya sansör konduğu belli...Ama şu not çok önemli. O çıkan kitabı okuyan kişi diyor ki, "˜Bu belgede yazılanları size tam okusam, ola ki başıma bir şeyler gelir" Bu açıklama, Askalani,"El- İsabe fi temyizi s"Sahabe" adlı yapıtında Esved bin Abd"dan aktarmaktadır..
Tabi ki Ka"be tamir edilirken Hz. Muhammed de o sıralarda bir işçi olarak Ka"be işinde çalışıyordu ve bir ara amcası Abbas kendisine, dikkat et, aman sana bir şey olmasın diye onu uyardığı halde, yine bir ara ayağı kayıyor ve kendisi yere düşüp bayılıyor. Bu hadis, en başta Buhari"de geçmektedir. Hadisi Cabir aktarıyor[2] ..

B-)Hatta Medine"ye geçince ilk yıllarda Zeyd bin Sabit"e şunu diyor: "Bana Süryanice yazılar gelir. Ben, yahudilerin sırlarımı bilmelerini istemiyorum. Onun için sen gel de bu Süryanice"yi öğren bana lazımsın" diyor ve Zeyd, "˜Çok kısa zamanda, 2 hafta içinde ben bu dili öğrendim: Hem gelen mektupları okuyabiliyordum, hem de sahiplerine yanıt verebiliyordum" diyor[3]. Burada islami kaynaklarda deniliyor ki, Zeyd bu Süryanice dili medreselerde öğrendi. Peki hangi Süryanice medreselerinde öğrendi diye sorulmaz mı? Kaldı ki, bir insanın yabancı bir dili 2 hafta gibi kısa bir zaman dilimi içinde öğrenmesi ve hele hele diplomatik düzeyde gelen yazılara yanıt vermesi ne kadar gerçekçidir bu da dikkatlerden kaçmamalıdır!...


Şu da var ki, o zaman yahudiler Tevrat"ı okur arapça olarak müslümanlara anlatırdı..Yani olaylar o kadar içiçeydi ki, birbirlerinden etkilenmek, yararlanmak çok kolaydı. Bu, zaten Diyantçe terceme edilen Tecrid-i Sarih"te de anlatılıyor[4] Şunu da belirteyim ki, o zaman ortadoğu kültür ve inançları o coğrafyalarda içiçe girmişti, hatta Hz. Muhammed Medine"ye gitmeyene kadar Medine halkı iki bayrama inanır, onları kutlardı. Bunların adları da her yıl 21 Mart"ta kutlanan "˜Newroz" bayramıyla yine o zaman Mezopotamya"da her yıl 22 Eylül"de kutlanan "˜Mihrican/Mihriban" bayramı vardı ve bunu, Medineliler de kutlardı, oralara kadar yayılmıştı..Hz. Muhammed Medine"ye geçince bu iki bayramıi yasaklar, yerlerine de Ramazan ve Kurban bayramlarını meşru kılar..Bu bilgiler, sağlam diye bilinen İalami kaynaklarda anlatılmaktadır[5]

Zeyd"le ilgili şu ömeli notu da yazmakta yarar var: Muhammed Medine"ye gelince halk onu karşılamaya gider ve o zaman yanlarında 11 yaşında olan Zeyd de var. İslami kaynaklarda, Zeyd"in kendisi, "˜Ben o zaman 11 yaşındaydım" diye bilgi var[6]...Karşılamaya gelenler o sırada Muhammed"e, "Bu çocuk/yani Zeyd sana gelen Kur"an surelerinden 17"sini bilir" derler ve aynı anda orada o surelerden bir kısmını Muhammed"e okur. Muhammed bunu görünce hayretler içinde kalır[7] ve burada artık Zeyd"i göze alır. Zeyd burada puan alır ve geleceğinin parlaklığı, burada temelini atar..Tabi ki yahudi dili İbranice o zaman halk arasında vardı ve yaygındı..Hatta Ebu Hüreyre diyor ki, yahudiler Tevrat"ı kendi dilleriyle okur arapçaya terceme ederdi..Aynı zamanda Hatice"nin amca oğlu Varaka, İncil"i İbranice olarak yazardı diye geçiyor saglam islami kaynaklarda..[8] Yani hem Tevrat, hem de İncil"den o zaman kolay yararlanılabilirdi, bu konuda yazılı belgeler hazırdı..


Aslında burada da gözden kaçan bir durum var. O da şu: Muhammed Mekke"den yeni gelmiş ve onu karşılamaya gidenlerden bir çocuk Kur"an"da geçen surelerden 17"sini okur. Peki Zeyd bu yaşta ve üstelik bir yahudi ailenin çocuğu iken bunları kimden öğrenmişti! Bana göre Zeyd"in okuduğu ayetler, Kur"an"da anlatılan ve kökleri İsrailoğulları peygamberlerine dayanan Musa, Yakup, oğulları Yusuf ve Bünyamin gibi, İbrahim ve oğulları İsmail-İshak gibi efsaneleri anlatan ve Zeyd"in yahudilerden öğrendiği benzer olaylarmış; ama islami kesim bunu Kur"an ayetleri saymış, bu da gözden kaçmamalıı..Çünkü işaretler bunu gösteriyor. 11 yaşındaki bir çocuk ve henüz coğrafyasına yerleşmeyen bir dinin kitabından 17 sure gibi büyük meblağı okuyup öğrenmesi düşünülemez. Kaldı ki Zeyd, sanıldığı gibi sicili temiz bir insan da değildi..Daha önce bir yazımda [9] belirttiğim gibi, Kur"an"ı bir araya getiren heyete başkanlık eden bu Zeyd öldüğünde, kendisinden kalan malı varisleri tarafından paylaşılınca, o altın külçeler öylesine çoktu ki, keserle kesilip dağıtılıyordu.Bu altın ve gümüşlerden başka, onun bıraktığı çiftlikler ve malların değeri, bugünkü parayla milyarları aşıyordu..Bunlar İslami kaynaklarda anlatılmaktadır. Ama bu mal nerden geldi, bunu kimse irdelemiyor! Hep ganimet, çapılculuk,talan gibi yollarla sağlandı; yoksa onlar o devirde herhalde teknoloji asrını yaşamıyorlardı! Hele hele islamcı yazar Ali Bulaç gibi bunları öylesine olumlu bir şekilde anlatmış ki, nerdeyse bundan mucize ortaya çıkarmış gibi [10]


Bana göre önceki olayla(Ka"be"nin temelinden çıkan Süryanice belgeyle) Zeyd"in bu dili öğrenmesi olayı arasında bir bağ vardır. Yani Muhammed, bu gibi gizli belgeleri çözmek, onlardan yararlanmak için Zeyd"e, "Bu dili öğren "˜ diye görev vermiştir. Yoksa o günlerde hangi devlet Süryanice konuşurdu ki, bu dilde Muhammed"le mektuplaşma olsun! Varsa böyle Süryanice gelen mektuplar, neden islami kaynaklarda işlenmemiştir! Şunu da hatırlatmakta yarar var ki, Hz. Muhammed Mekke"den Medine"ye geçtiği sırada o zaman adı geçen Zeyd bin Sabit henüz 11 yaşında yahudi bir ailenin çocuğuydu ve bu Süryanice yazıyı öğrenme tarihi de Medine döneminin 4. yılına denk geliyor ki, o zaman Zeyd daha 15 yaşlarında bir çocuk... İşin daha ilginç yanı, zamanla Kur"an bir araya getirildiğnde, Hz. Ali gibileri varken onlar değil de, bu yahudi asıllı Zeyd bin Sabit, Kur"an"ı bir araya getiren komisyonun başkanı olur..Halbuki Kur"an"ın 114 suersinden yaklaşık 90"ı, başka bir değimle nerdenyse hemen hemen tümü Mekke"de oluşmuştu ve o zaman henüz Zeyd yoktu/dünyaya bile gelmemişti ve Hz. Ali de Mekke"de o zaman vahiy katibiydi/yani Kur"an"ı yazıyordu. Peki Zeyd Mekke"de oluşan o 90"a yakın sureleri Hz. Ali"den daha mı iyi bilirdi acaba, veya Hz. Ali"den daha mı güvenilir bir kişiydi! Ama Hz. Ali, Kur"an"ı bir araya getiren komisyonun bir pasif bir üyesi bile olmadı ve Hz. Ali, Kur"an"nın toplanmasıyla ilgili bu olumsuz olup bitenlere karşı, evinden çıkmamayı ve bu şekilde durumu protesto etmeyi yeğledi.

Yanlış anlaşılmasın! Hz. Ali herkesçe bilindiği için ben onu burada örnek olarak gösterdim; yoksa onun gibi Kur"an"ı bilen birçok Mekkeli vardı. Mesela Abdullah bin Mesut gibi. Ama onlara da komisyonda yer verilmedi..

Burada şu soruyu sormak lazım: Yemenli Ebrehe Ka"be"yi yıkmaya gelirken, tanrı onu yok etmek için Ebabil kuşlarını gönderip(Kur"an"dan fil suresine göre) onu ve ordusunu yerle bir ettiğini söylüyor kendi Kur"an"ında. Peki Ka"be Muhammed dönemine kadar başta "˜Lat, Uzza ve Menat"( Necm suresi, 19-20. ayetler) tanrıçalar olmak üzere yüzlerce putla dolmuşken neden tanrı bunu önlemedi, neden onu putperstlik merkezi haline getirilmesine rıza gösterdi. Bir de bu altın hazineleri ve Süryanice yazılan kitap Ka"be"ye sokulurken neden tanrı önlem almadı ve bunlar acaba kimler tarafından oraya sokulup gömüldü!! Hatta islami kaynaklarda daha ağır şeyler oluyordu Ka"be içinde. Onları buraya almayı uygun görmüyorum. Bu konuda ayrıca Erol Sever"in hazırladığı bir kitabı var, ki Ka"be daha önce farklı bir mabetti; ancak daha sonra bugünkü Ka"be statüsüne zorla geçti diye anlatıyor.Ben bu yazımda benzer detaylara girmiyorum..

C-)Az önceki belgeye paralel olarak(ki Ka"be"nin temelinden çıkan Süryanice yazılar) Kur"an"ın oluşmasına ışık tutacak farklı bir olay daha vereyim: Birgün Hz. Ömer bir yahudiyle karşılaşır. Adamın yanında yazılı bir kitap var ve Ömer o adamı oturtur.. Adam, şimdiki biçimiyle Kur"an"da yazılı olan Yusuf suresinin ilk 3 ayetini aynen okur. Ki daha önce de bunları Muhammed"den duymamıştı, eskilerden kalma, daha önce yazılmış kitaptan okuyordu.. Ömer orada adama," Sen bunları Daniel peygamberin kitabından mı aldın![11]


Sen 3 ayet okudun al sana 3 kırbaç/tokat "˜diyor ve adamı dövüyor. Bir de ona, "˜Eger sen bunları başka yerde okursan, senin canına okurum" diyor ve o kitaptan bir nusha alıp dogruca Muhammed"in yanına vararak ona şöyle diyor: Ben bu kitabı Benikureyza yahudilerinden bir arkadaşımdan kopyalayıp getirdim. Bunun içinde önemli bilgiler var, bunlardan istifade edelim diye getirdim". Ömer zannediyordu ki, Muhammed"e bunları anlatırsa Muhammed"in kendisi sevinir; ama tam tersine Muhammed"in yüzü kıpkırmızı olur ve üstelik Ömer"e kızar. Ordakilerin hepsi Muhammed"in yüz ifadesinden, Ömer"in kendisine anlattığı bu olaydan dolayı kendisinin çok bozulduğunu ve kızdığını farkeder ve bunu kendi aralarında konuşurlar..Hatta buna karşı Muhammed şöyle bir konuşma yapar: "˜Ben sizin peygamerinizim siz de benim ümmetimsiniz. Şunu bilin ki, eger şu an Hz. Musa sağ olsaydı o da beni peygamber olarak kabul ederdi..Kim onu bana tercih ederse, yanlış yoldadır" der. Bu arada Ömer korkudan ,"Vallahi benim rabbim Allah, peygamberim Muhammed ve dinim de İslamdır" der. Hz. Ömer"in bu olayı, birçok islami kaynaklarda ve özellikle de Kur"an"ın önemli/meşhur tefsirlerinde işlenmiştir. Yusuf surresi 3. ayet ve Al-i İmran suresi 82. ayetinde bu konular çok detaylıca işlenmiştir. Bu kaynaklardan bir kısmını aşağıya alıyorum.[12].

Bellidir ki, Muhammed"in kızmasının önemli bir nedeni vardı: Millet bilmesin ki o eski yazılar oratalıkta var ve Muhammed onlardan yararlanıp böyle bir kitap hazırlar diye.Tepkisinden gaye, o eski belgelerin izini yok edip, kendi projesini sanki yeni var eder gibi topluma kabul ettirmeğe niyetlenmek..Bu konu, kitap haline getirmek kadar zengin bir konu aslında: Hatice"den, Varaka"dan, Ka"be"nin temelinden çıkan belgelerden, rahip Bahira ve rahip Nastura"dan, yahudi kaynaklardan, Hilf"ül Fudul/Hilfü"s-Salah gibi insan hakları teşkilatlarından öğrendiği bilgilerden, Selmani Farisi"den,Cebr-i Rumi"den vs... kalma eserler vardı onun elinde.


Bu başlık altında sunulan bilgiler, aşağıda dipnot olarak verdiğim kaynaklarda ve daha isimlerini buraya almadığım birçok islami kaynaklarda anlatılmaktadır...[13]



[1]İbni Hişam, Siyer, Bina"ül Kabe kısmında. İbni Esir de, El-Bidaye ve Nihaye adlı eseri"Kureyşin Ka"be"yi yeniden inşa etmesi kısmında..Ezraki, Ahbari Mekke adlı eseri s. 93"te, Kelai de "˜El-iktifa...." adlı yapıtında bunları anlatmaktadırlar...

[2]Buhari, Menakıb, Bünyan"ül Ka"be..

[3]- İbni Sad,Tabakat, 2/430, Hindi, Kenz, no: 37057-37060"a kadar, Ebu Davud, Sünen. İlim-1.bab.

[4]- Tecrid-i Sarih, Diyanet tercemesi no: 1679

[5]- Diyanet"in tercemesi tecrid-i Sarih no: 513"ün şerhi, cilt 3/ 157. Ebu Davud"un türkçe tercemesi 1/675. Burada hem Newroz, hem de Mihrican isimleri var..Prof İbrahim canan, Kütüb-i Sitte tercemesi 13/133..

[6]- Kenz"ül Ummal. No: 37055 hadis.

[7]-Kenz"ül Ummal, no: 37056 hadis

[8] -Buhari, Bed"ül Halk,,Hz. Ayşe"den rivayetle..Mişkat"ül Mesabih, no: 155

[9]- Sümerlerden İslama Kutsal kitaplar ve dinler, s. 23

[10]-Bütün Yönleriyle Asr-i Saadette İslam, 2/66 Ali Bulaç Kaleminden.


[11] Bilindiği gibi Daniel ismi Tevrat"ta geçiyor s. 840-855 ve orada ona ayrıca 15 sayfalık da yer verilmiş, İsrailoğullarından önemli bir isim ve Babil kralı Nabukanetsar Küdüs"ü ele geçirip yahudileri Babil"e sürünce, o da içlerinde vardır ve o sürgün hayatında Mezopotamya"ya yerleşen Zerdüşt inançlarını öğrenip Yahudi kültürünün değişimi noktasında önemli katkısı olan bir isim)


[12]-a-)İbni Kesir, kendi tersirinde, Yusuf 3 ve Al-i İmran 82. ayetlerin tefsirlerinde.Yine aynı yazar, başka bir kitabı olan "˜El-Bidaye ve Nihaye"de" Kitab-ü sireti Nebi bölümünde bunları anlatıyor.. .
b-)İmam Suyuti, kendi tefsiri "˜Dürrü"l Mensur"da" yine Yusuf suresi 3 ile Al-i İmran suresi 82.ayetlerin açıklama kısmında.
c-)Bilindiği gibi bir mezhep lideri olan Ahmet b. Hanbel bunu, hadisü Abdillah bin Sabit kısmında almış.
d-) Halebi, insan"ül Uyun, Muhammed"in peygamberliğinin genel olduğu kısmında.
e-) Heysemi, Mecmeü Zevaid adlı yapıtı, no: 805"ten 810"a kadar olan hadislerde almış bunları
f-)Ayrıca Hz. Ömer"in bir yahudiden alıp Muhammed"e getirdiği bu yazıyla ilgili çok detaylı açıklamalar ve kaynaklar, Dr. Muhammed b. Abdullah el-Mes"ari"nin kaleme aldığı "˜Kitabu Muhasebet-il hükkam" adlı .eserinde geçmektedir.Tabi ki bu kaynakların hepsi arapçadır.


[13] A-)İbni Hişam(H.218.ö), İbni İshak"tan(H.151. ö) alıntı yaparak kendi siyer kitabı "Ka"be"yi işa" kısmında..
B-)Halebi, "İnsan"ül Uyun" adlı eseri, hem Hz. Muhammed"in nesebi, hem de Kureyş"in Ka"be"yi inşa etmesi kısmında..
C-)İmam Suyuti(H. 911. ö), "el-Dürrü"l Mensur" adlı çok kapsamlı tefsiri, Yusuf suresi 3 ve Al-i İmran suresi 82. ayetlerin açıklama kısmında.
D-)İbni Kesir(h.774.ö.H)de, hem kendi tefsir kitabı Yusuf suresi 3. ayet ile Al-i İmran suresi 82. ayette ele almış. Ayrıca
el-Bidaye ve Nihaye adlı eseri, "Kitabü Sireti Nebi" kısmında..
E-)İmam Ezraki(244.ölmüş.H), "Ahbarü Mekke" adlı yapıtı s. 93"te..

F-)İmam Kelai (634 h.ö)de, "˜El-İktifaü bima tedemmenehü.." adlı eserinde..
G-)Abdurrazzak(211ö. H) da "˜Musannaf" adlı 11 ciltlik kaynağı no: 10163 nolu hadisten 10165"e kadarki hadislerde.
H-)-Heysemi(807.ö.h), "˜Mecmeü zevaid" isimli yapıtı no: 805"ten 810"a kadar olan hadislerde..
I-)Dr. Muhammed Abdullah Mes"ari, "˜Kitabü muhasebet-il Hükkam" adlı eserinde bu konuda çok kaynak verir..
Mesela; İbni Ebi Şeybe(h.235.ö), Darekutni(385h.ö), Darimi(h.255.ö) ve daha birçok islami yazarın isimlerini verir.
J-)Ebu Davud(275.h.ö), İlim-1.
K-)İbn-il Esir(606.h.ö), Üsd, no: 1824...
L-)İmam Askalani de(h.852.ö) Buhari"nin şerhi olan "Feth"ül Bari"de..
M-)Hindi,(ö.807.h)"Kenz"ül Ummal"¦

Çevrimdışı DerinMavi

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 81
  • Puan: +37/-1
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #6 : Mart 13, 2010, 08:11:56 ÖS »
Bu arif tekin denilen zat ı muhterem neymiş boyle yav ayetlerin nasıl eklendigini çıkarıldıgını 1400 sene sonra pat diye çıkarıveriyor ortaya ole şapkadan tavşan çıkarır gibi.Baştada efendim ben inançlara saygılıyım falan felan diyede girizgah yapıyor haspam.Yorumlarıda sert gelebilirmiş aman dikkat edin diyor biraz sonra goreceğiniz zırvalar karşısında ihtiyatlı olun.Evet inanmaya bilirsinde kardeşim de yalan ve iftira ederek insanları niye zan altında bırakıyorsun.

Sonrada buna bilim deyiveriyorsun.Kendi tarzıda varmış çok ileri düzey bilgi ve zekası ile Kur an ın kaynaklarına işaret ediyormuş.Kitapta yazmış bu konuda.Tereciye tere satıyorda sattığının tere olmadığını iddaa ediyor.

Çevrimdışı gondolcu

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 185
  • Puan: +42/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • TEBLİĞ NET
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #7 : Mart 14, 2010, 01:48:55 ÖS »
arif tekin ,hadis adı altındaki rivayetleri kaynak gibi
göstermiş...
hz. muhammed, sümerolog muyduki sümer tabletlerii okusun.
ilahiyatçı da değildi, dinler tarihini bilsin.
kuran dışındaki kaynaklar, insanı yanlış yollara götürür.

Çevrimdışı Mustafa Dinçer

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 173
  • Puan: +5/-1
  • Cinsiyet: Bay
  • Lev Tolstoy "Krallık Aranızdadır" 100.yılı
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #8 : Eylül 10, 2010, 04:44:07 ÖS »

Muhammed peygamber etliye sütlüye karışmayan DÜRÜST bilinen biriydi. Kurandaki bilgiler Tevrat, Zebur ve İncil bilgisi olan EHLİ KİTAP rahiplerinin eliyle kendisine aktarılmıştır o anlamda Sümerlerle felan ilgisi yok olamaz. Sorun şu ki Sümerlerin bazı bilgileri ile Tevrattaki bilgiler benzerlik gösteriyor. Sümerlerden alındığının zannedilmesi çok normaldir, anlayışla karşılarım. Bu konunun çözümü düşünce şudur:

İlk insanlar (Adem ve oğulları dahil) 950 yıl kadar ömre sahiptiler, hafızaları çok iyiydi, birer Neandertal insanlardır (beyin kapasitesi 1700 cc, iri yarı 2 m"lik adamlar, şimdiki cc"miz 1400 epey evrim geçirmişiz, ilerleme olmuş!). İlk insanlar birbirlerine eski GERÇEKLERİ anlatıyorlardı ve herkes gerçeği biliyordu. Bazıları Sümere gidince kendi oluşturdukları topluma bu ORTAK gerçekleri anlattılar ve gruplar arasında sanki o ondan almış gibi bir durum oluştu. Yoksa ne Tevrat Sümerden aldı ne Sümer Tevrattan aldı. Her ikisi de gerçekleri biliyordu ve Tanrı da Tevratta (Sümerde de olan) bilgilerin yanında ekstra bilgileri de verdi. Bu kadar basit. Allah vardır, evrim yalandır, tek bir gerçek vardır, insanlar kardeştir, bölücülüğe son!

Toplumun bilinçlenmesi bilinçsiz olduğunu anlaması ile başlar. Bilinçsiz olduğunu anlaması ise bilinç gerektirir. Eee, ne olacak şimdi!

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tefsir-i Kebir-Fahreddin Razi
« Yanıtla #9 : Eylül 11, 2010, 02:40:24 ÖÖ »
Sevgili Dinçer,
İşine geldi mi ne çabuk evrimci oluveriyorsun?
Bazı şeyleri açıklamak için evrim teorisine ihtiyaç duyabilir, gereksinim olabilir dediğimde bile karşı çıkmış mıydın acaba?
Yoksa yanlış mı anımsadım?

Yani, Neandertal insanı kabul ediyor musun?
Ha bir de şu 900 yıl yaşama hikâyesinin kaynağı nedir?
Yoksa İslam söylenceleri olmasın?

Ya da şuna istinaden mi söylediniz acaba?
Pavlus"tan KORİNTLİLER"E İKİNCİ MEKTUP:  2.Ko.10: 1-2 Sizinle birlikteyken ürkek, ama aranızda değilken yiğit kesilen ben Pavlus, Mesih"teki alçakgönüllülük ve yumuşaklıkla size rica ediyor, yalvarıyorum: Yanınıza geldiğim zaman, bizi olağan insanlar gibi yaşayanlardan sayan bazılarına karşı güvenle takınmak niyetinde olduğum tavrı aynı cesaretle size karşı takınmaya zorlamayın beni.

Yani olağan üstü yaşamı buradan mı çıkartıyorsunuz?

Oysaki
Pavlus"tan KOLOSELİLER"E MEKTUP:  Kol.2: 8 Dikkatli olun! Mesih"e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.
Sözleri sizin evrim söylemlerine şiddetle karşı duruş sergilemenizi gerektirmez mi?


Tabii ki benim inançlarım bunların(İncil) dışında diyebilirisin de, ona saygı duyarım.

Bir de Kur"an açısından bakalım.
Yaklaşık aynıymış gibi durmuyor mu?

MÜMİNUN SURESİ: 24 Toplumu içinden inkârcı kodaman grup şöyle dedi: "Bu adam, sizin gibi bir insandan başka şey değil; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarımız arasında böyle bir şey duymadık."

Yani bu benzerliğe dayanarak mı bu tezi savunuyorsunuz?

Yani;
Sümerlerle falan ilgisi yok olamaz. Sorun şu ki Sümerlerin bazı bilgileri ile Tevrat"taki bilgiler benzerlik gösteriyor. Sümerlerden alındığının zannedilmesi çok normaldir, anlayışla karşılarım.sözünüz için söylüyorum.

İşin ucu sizin inançlarınızın da sakatlığını dile getireceği için mi çekindiniz acaba merak ettim.


İçindekiler...

- Büyük Kur'an Tefsiri-İbn-i Kesir Tefsiri
- Elmalılı Hamdi Yazır-Hak Dini Kur'an Dili
- Fi Zılal-il Kur'an-Seyyid KUTUB
- Kur'an Mesajı Meal-Tefsir, Muhammed Esed
- Tefhim-ul Kur'an-Ebu'l Ala El Mevdudi
- Tefsir-i Kebir-Fahreddin Razi

İNDİR


Bilinmeyen Yönleriyle Hz. Muhammed'in Ölümü, Arif Tekin
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=21690.0

Çevrimdışı ozgurkalp

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 3
  • Puan: +1/-0
  • Ne Mutlu Türk"üm Diyene!
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #10 : Aralık 24, 2011, 11:33:15 ÖS »
BİZ  KUR"AN-I KERİMİ PUTLAŞTIRDIK!
               
Müslümanlıkta en büyük günah nedir? Putlara tapmak! Kendine Müslüman"ım diyen kaç kişi Kur"an-ı Kerimi şuurlu bir şekilde araştırarak, anlayarak, kavrayarak ve idrak ederek okudu? Sanki sihirli bir kitap gibi körü körüne kabul etmek ve bu cehaletle Dinleri kendi tekeline alıp kullanan şeytani güçlerin ümmeti, kölesi, iş birlikçisi veya tetikçisi olmakla Müslüman mı olunur? Bu cehalet yüzünden yeterince kan dökülmedi mi? Yeterince insanlar zulüm görmedi mi? İstediğin kadar kurallara uy, istediğin kadar namaz kıl, camiye git nafile! Aydınlanmadan, arınmadan ve İnsan olmaya layık olmadan Allah"ın yolunda olamazsın!
                                 
                                      KUR"AN DEMEK OKU DEMEK!

Kur"an-ı Kerimi madem ALLAH bir yol göstericisi bir kılavuz olarak insanlara yolladı, okumayan nasıl Müslüman veya Allah"ın yolunda olabilir?
 "Biz Kur"an"ı insanlara dura dura okuyasın diye ayet ayet ayırdık ve onu peyderpey indirdik"                     
                                                                                                              (Kur"an;İsra suresi, 106. ayet).
Kur"an-ı Kerim" in ayet ayet inmesi toplam 23 sene sürmüş. Ayetleri değişik değişik kişiler hafızasında tutup ezberlemiş. Seneler sonra değişik kişiler kaleme alıp yazıya dökmüş ve sonunda kitap haline getirmiş! Sonunda Hz. Osman Yahudi asıllı Zeyd b.Sabit"e (bugün ki bilinen)  Kur"an-ı Kerim"i yeniden yazdırıyor ve eski yazılanların hepsini yaktırıyor!
Peki Ayetleri ezberleyen hafızlar kul değil mi? Yazıya döken de kul ? Tercüme eden aracı imamlar, hacılar, hocalar, şeyhler veya seyitlerde kul değil mi?

 " ALLAH  PİSLİĞİ  AKILLARINI  KULLANMAYAN İNSANLARIN ÜZERİNE  YAĞDIRIR. "
                                                                           (Kur"an;Yunus Suresi 100. Ayet ) 

                     KUL HATALIDIR . MÜKEMMELİK SADECE ALLAH"A MAHSUSTUR!                   

Madem kullar hatalıdır mükemmellik Allah"a mahsustur neden Allah"ın mükemmel yarattığı kutsal doğaya, bütün canlı varlıklara, farklı ırklardan farklı kültürleri olan insanlara sevgi, hoşgörü ve saygı göstermeyip de hayvanları zevk veya spor adına soylarını tüketircesine katlederek, doğaya çöp atarak, rant ve çıkar uğruna; suları kirleterek, havayı pisleterek, toprağa zehir atarak, insanları ikiliğe nefrete ve savaşa sürükleyerek ihanet edip hatalı kulların aracı olarak meydana getirdiği kitaba taparsınız?   
   İhanet diyorum çünkü evrende her şey her canlı Allah"ın enerjisini taşır ve Allah"ın bir parçasıdır! Madem öyle, o zaman hatalı kulların yazdığı kitap önemli değil, kuru dogmalar önemli değil, önemli olan kitabın içeriği ve yaşama geçirmek istenen yol!
   Kitap sadece Allah"ın yarattığı kutsal doğaya ve evrene sevgi duyarak insan gibi yaşamak için bir yol göstericisi bir kılavuzdur. Kitabı hatalı kullar derlemiştir, demek ki kul olarak bize okuyarak, araştırarak bu hataları bilinçli bir şekilde ayıklayarak Allah"ın bize ne mesaj verdiğini kavrayıp idrak ederek aydınlanmak ve yaşama geçirerek arınmak düşer!
Eğer kitap bu içeriği vermiyorsa ve bazı kulların güç, ihtiras veya çıkarlarını besliyorsa diğer kulları zulme uğratıyorsa tahrifata uğramış ve saptırılmış demektir!
                 
"DİKKAT EDİN! DÜNYA HAYATI SİZLERİ BİRBİRİNİZİ ALDATMAYA   
                                  SÜRÜKLEMESİN VE O ALDATICI SİZİ ALLAH"LA ALDATMASIN."
                                                                                          (Kur"an;Lokman Suresi/33. Ayet)
   
 Bundan 2500 sene önce aydınlanan ermiş Buddha yol gösteren öğretisi için der ki;
" Benim sözlerime inanmayın. Önce sözlerimi bir altın sarrafı gibi saflığını inceleyin, şuurla algılayın, kavrayın, idrak edin, doğruluğuna ve saflığına kanaat getirerek anladıktan sonra ancak kabul edin."
                                  EVET CANLAR DİNLERİMİZLE YÜZLEŞMEMİZ LAZIM !

Örneğin; Tevrat"ta Allah"ın on emirlerinde Yahudilere çalmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, öldürmeyeceksin,  başka toplumlara zulüm yapmayacaksın ve mallarını yağmalayamayacaksın v.s diyor fakat başka bir ayette Mısırlı halkın altınlarını, gümüşlerini ve değerli eşyalarını yağmalamak mübahdır diyor.  Veya başka bir ayette vaat edilmiş topraklar sizindir, oradaki toplumu öldürmek , topraklarına el koymak, hayvanlarını katletmek, mallarını yağmalamak   mübahdır diyor.  Bu nasıl bir çelişki ? Belli ki Tevrat bazı Yahudi ruhban güçlerin tahrifatına uğramış ve zavallı Yahudi halkı tarih boyunca bu tefeci aşiretlerle işbirliğinde olan ruhban takımına alet olup zarar görmüştür! Halen bütün Dünya halklarını borçlandıran ve savaş endüstrileriyle Dünyayı kana bulayan Dünya Hakimiyeti peşinde ki bir avuç tefeci Yahudi aşiretler antisemitizm kalkanı arkasında saklanıyorlar! Yahudi halkını topun başında tutuyorlar! Açıkçası bunlar yüzünden Yahudi halkı da dahil  bütün Dünya halkları zaman zaman vahşice zulme uğruyorlar.

Örneğin; Hıristiyanlığı temsil eden Katolikler gibi kilise kurumlarının İsa peygamberle hiçbir bağı yoktur! Hıristiyanlığın bu şekilde kurumlaştırılmasını organize eden Aziz Paulus adında bir Yahudi"dir. Önce Hıristiyanlara zülüm ederken bir an  Dünya Hakimiyeti emelleri olan içine kapanık muhafazakar Yahudilikle amaca erişilemeyeceğini anlamış ve Allah"ın sadece Yahudilerin Allah"ı değil Yahudi olmayan bütün toplulukların Allah"ı olduğu mükemmel fikriyle Hıristiyan olup  Yahudileri Dünya Hakimiyetine götürecek yeni bir Yahudi akımını yani kurumlaşmış Hıristiyanlığın temellerini atarak ilk Globalleşme hareketini başlatmış olmuş! Bu yüzden tarihte hep yeni Yahudi akımı ve muhafazakar Yahudi lobileri arasında çatışma olmuştur. Katolik kilisesinin 1000 yıllık karanlık bir tarihi vardır ki suçsuz bir sürü insan büyü yaptı, cadı iddianameleriyle suçlanarak  engizisyon mahkemeleri tarafından vahşice öldürülmüş ve malı kiliseye kalmıştır. Size bir çağrışım yapıyor mu ? Engizisyon & Ergenekon  - büyü yaptı iddianamesi & terör iddianameler  - yeni terör yasasında teröristlerin mallarına el koyulması & malların Kiliseye kalması. İlginç değil mi?
   
   Bütün Kitaplar şeytani duygulara kapılan en büyük ihtirasçılar  tarafından tahrif olmuştur! Şeytani güçler cehaletle beslenir onun için toplumları cahilleştirmekle uğraşır. Toplumun büyük zorluklarla yetiştirdiği Aydın insanları; cahil tetikçileriyle öldürtür, iftiralarla akademik cahil savcılarıyla  hapislerde süründürtür! Çünkü Aydınlar bilgisiz ve cahil toplumun gözcüsüdür, koruyucusudur. Onlar şeytani güçlerin uyutmaya çalıştığı toplumu hayatları pahasına uyandırmaya çalışır!

GÜVENEBİLECEĞİMİZ TEK İNANÇ(Tevhid Dini) ALLAH"IN BİZE HEDİYE ETTİĞİ
                                        AKIL VE VİCDAN YOLUDUR!
Akıl ve Vicdan yoluyla Doğayı büyük sevgi ve Hayranlıkla inceleyerek, öğrenerek adalet duygularını geliştirip yaşama dönüştürmek bizim İnsanlık görevimiz ve ibadetimizdir. Yine akıl ve vicdan yoluyla doğruyu ve yanlışı anlayabilme bilincine kavuşarak şeytani güçlerin hakimiyetine cahilce kapılmamak! İnsanları aydınlatarak aydınlık adaletli bir toplum ve Dünya yaratmak en büyük sevabımızdır. Bu yolda hem arınırız hem de Dünyamızı ve Ruhsal alemimizi cennete dönüştürürüz!

Dünyada her canlı Allah"ın çocukları gibidir, çünkü O yaratmıştır. O sadece kanunlarıyla doğada bir denge kurmuştur. Allah cezayla ödülle kimseye kendi müdahale etmez, kimseyle uğraşmaz! O her mahluka ister güzel ister çirkin, ister zengin ister fakir, ister kötü ister iyi olsun; yaşamın kutsal kaynakları olan Yağmuru eşit yağdırır, Güneş ışığını eşit ışıldatır, Havayı eşit dağıtır, Toprak tarafsızdır ne ekersen onu biçersin! Doğa bizim için okul gibidir, Cezayı ise Allah"ın yarattığı doğa kanunlarının dengesini bozduğumuz zaman otomatik olarak tecrübe ederiz. Yani ceza, acı, ızdırap bilgisizliğimizin ve cehaletimizin ürünüdür!
  Ödül ise bilgi ve aydınlığın ürünüdür. Manevi tarafı daha değerlidir! Fakat bu Dünyada hepimiz kardeş olduğumuz için ve dolaysı ile sosyal  olduğumuz için cahiller ve akademik cahiller ihtirasları yüzünden acı çekerken gerçek aydınlar ise cahillikleri yüzünden zulme uğrayan insanlara üzülerek acı çekerler! Çünkü bu Dünya ve bu yaşam döngüsü hepimizi yakından ilgilendiriyor! Aynı geminin tayfalarıyız!

Sevgi, hoşgörü, şefkat, başka varlıkların acılarını paylaşmak, dürüstlük, kanaatkar olmak, aydınlığa götüren bilgelik  Allah"ın yoludur. Bedeli özgürlüktür, mutluluktur!
Nefret, kıskançlık, , şiddet, öfke, ihtiras, yalan dolan, hırsızlık, açgözlülük, karanlığa götüren bilgi kirliliği Şeytan"ın yoludur. Bedeli köleliktir. Kan, ter ve gözyaşıdır! 
                                                    SEÇİM SİZİN !
   Şimdi size aydınlanmak ve başkalarını aydınlatmak için
   "BİLDİKLERİMİ İNSANLARA ÖĞRETMEDEN MEZARA GÖTÜRMEM İNSANLIK SUÇUDUR"   
Diyen hayatı medreselerde geçmiş ilahiyatçı yazar Arif Tekin"in kitaplarını bir Müslüman olarak veya Türk Vatandaşı olarak muhakkak okumanızı tavsiye ediyorum!
Tamamen geçerli kabul görmüş İslami kaynaklardan ve kuran"ı kerimden büyük emekle meydana gelmiş çok iyi bir çalışma. BİLGİLER KARŞISINDA ŞAŞIRACAKSINIZ, BELKİ ŞOK OLACAKSINIZ, AMA EMİNİM ŞİFA BULUP AYDINLANACAKSINIZ! İÇİNİZDE KIRILMALAR, ÇATIRTILAR DUYARSANIZ KORKMAYIN BUNLAR
                      YIKILAN TABULARINIZIN SESLERİDİR! 

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Öğrencilere 'usul, fosil, gusül nedir' diye soruldu.
« Yanıtla #11 : Aralık 18, 2012, 04:28:18 ÖS »
<a href="http://www.dailymotion.com/video/xvact4_oyrencilere-usul-fosil-gusul-nedir-diye-soruldu_news" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.dailymotion.com/video/xvact4_oyrencilere-usul-fosil-gusul-nedir-diye-soruldu_news</a>


Platon örnek bir devletin doğuşunu ve yapısını betimler; adalet tanımını da burada bulur; ancak bunu yaparken, ünlü İdealar öğretisine değinmez; dikkat çekicidir bu; öyleyse, Platon bu bölümü yazarken İdealar öğretisini henüz enikonu tasarlamış ve kavramsallaştırmış değildi, denmiştir.

Dolayısıyla da bu bölümlerde “ruhun ölümsüzlüğü” öğretisinin bekçilerin (koruyucuların) eğitiminde yer almaması şaşırtıcı olmamaktadır.

Gençlik heyecanının gizlenmediği bir pedagojik iyimserlik taşıyan bu bölümün oldukça erken bir dönemde yazılıp, sonradan yayımlandığı yolunda yaygın bir kanı vardır.

Bu nedenle Aristophanes’in İÖ 392 yılında sahnelenen Ekklesiazousai (Kadınlar Açık Meclisinde) komedisinde kadınların mülk edinmesi konusu ele alınmışken, Platon’un ancak V. Kitap’ta bu konuya etraflı bir cevap verdiği düşünülmektedir.
İdealar öğretisine yönelik bir gelişmenin belirtisini taşımayan VIII. ve IX. Kitap’ın da bu kitaplarla aynı zamanda doğduğu görüşü hâkimdir.

Platon...

- Platon - Devlet Adamı.pdf
- Platon - Devlet.pdf
- Platon - Gorgias ya da Retorik Üstüne.pdf
- Platon - Mektuplar.pdf
- Platon - Philebos.pdf

PLATON-İNDİR

---

HZ. MUHAMMED'İN ADI NEREDEN GELİYOR?

Ohlig'e göre henüz aydınlanma yaşamayan İslamiyet, bu nedenle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Hz. Muhammed'in isminin nereden geldiğine de kitabında değinen Ohlig’in, gazeteci Alfred Hackensberger ile yaptığı söyleşide konu ile ilgili bölümler şöyle:
“Kitabınız "Karanlık Başlangıçlar" adını taşıyor. İslam'ın doğuşunda karanlık olan nedir?
Karl-Heinz Ohlig: İslam'ın başlangıcına ilişkin tüm bilgiler, daha geç tarihlere ait metinlerden, 9. ve 10. yüzyılda yazılmış olan "biyografilerden" alınmıştır. İslam'ın daha sonraki öyküsünün kaynağı da bu metinlerden biri olan, et-Tebari'nin yıllıklarıdır (10. yüzyıl). Dolayısıyla, İslam'ın ilk iki yüzyılına ilişkin, dayanak olarak alabileceğimiz, o çağa ait metinler bulunmamaktadır.
İslam’ın başlangıçta bağımsız bir din olarak tasarlanmadığı tezini savunuyorsunuz. Bu teze ilişkin kanıtlarınız neler?


http://www.odatv.com/n.php?n=alman-bilimciden-islamiyet-yorumu-2611091200
***

Hz. Muhammed gerçekten yaşadı mı?
Alman oryantalist Muhammed Sven Kalisch?in görüşleri batı medyasında tartışılıyor. İslam uzmanı Michael Marx, Kalisch?in tezlerinin güçlü olmadığını ve kendisini bağladığını söyledi.
.../...
Peygamberin yaşamamış olabileceği yönündeki bu tezleri, bir İslam ülkesindeki üniversitede tartışıldığını görebilecek miyiz?


Marx: Nerede tartışılacağını bilemezdim.


Bir araştırmacı olarak, bu hassas sorunu nasıl idare edeceksiniz? Tamamen eleştirel-tarihsel bir yaklaşımı kullanıyorsunuz. Sizin bulgularınız ana akım Müslüman teolojisiyle çelişki arz etmediğinde sorun yok. Ancak çelişki olursa ne olacak?

http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=322.msg14754#msg14754

Muhammed ve arkadaşları Kuran'ı nasıl hazırladılar?
Islamiyet Islam Tarihi Kur'an Tarihi
http://ahmetdursun374.blogcu.com/din-muhammed-ve-arkadaslari-kur-ani-nasil-hazirladi/2438813

Kur'an'da “de ki” sözcüğü eklenmiş midir?
KUR’AN ALLAH KELAMI MI?
HZ. MUHAMMED'İN ADI NEREDEN GELİYOR?
www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=21725.0

Kur'an, Süryani, Arami, Kilise araştırma...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=20535.0

YILBAŞI-NOEL'İN KÖKENİ VE TÜRKLER
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=19963.0

KURAN'IN KÖKENİ; Allah kaynaklı değil Peygamber kaynaklı.
Tahrifat İddialarının Asılsızlığı
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7557.0

Muazzez İlmiye Çığ,Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni(e-kitap)
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5806.0

Aydoğan Vatandaş 1.500 Yıllık İncil hakkında konuştu.
www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=17740.0

Çevrimdışı özkan özgür

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 5.766
  • Puan: +119/-1
  • Cinsiyet: Bay
Allahcc, "RTE'yi al M.Kemal'i geri ver diye çok baskı var ama yemezler"
« Yanıtla #12 : Aralık 18, 2012, 10:20:58 ÖS »
Allahcc: Derdim dinlerle değil
Twitter’da yaklaşık 110 bin kişi tarafından takip edilen "Allahcc" adlı Twitter hesabı sosyal medyada bir fenomen haline geldi. Hesabının kapatılması için kampanyalar başlatıldı, hakaretler içeren haberler yapıldı.
Twitter'in fenomenlerinden Allahcc 'Bir şeylerin normalleşmesini istiyorum' diyor.
   
Allahcc: Derdim dinlerle değil


   

   
Twitter’da yaklaşık 110 bin kişi tarafından takip edilen "Allahcc" adlı Twitter hesabı sosyal medyada bir fenomen haline geldi. Hesabının kapatılması için kampanyalar başlatıldı, Yeni Akit gazetesinin internet sitesi Habervaktim, hakaretler içeren bir haber kaleme alarak hem hesabı açan kişiyi hedef gösterdi hem de “Allahcc”nin takipçilerini Ergenekon ile ilişkilendirdi. Esprili tweetlerinin yanı sıra kimi zaman Nazım Hikmet’in doğum gününü kutlayan, 1 Mayıs’a katılmaya çağıran, acil bir kan ihtiyacını duyuran ve kimi zaman da AKP’yi eleştiren “Allahcc”nin hesabı bir varoluş simgesine dönüştü.

Ölüm tehditleri, saldırılar ve hakaretlere rağmen bugün on binlerce takipçisi tarafından desteklenen ve Twitter hesabından “coollarına” seslenmeye devam eden “Allahcc” soL gazetesinin sorularını yanıtladı.

Neden “Allahcc” adıyla bir hesap açtın?

Aslında bunun birkaç nedeni var: Bunların başında Allah diyen aslanlar, üzerinde Allah yazan koyunlar, kesilince içinden Allah yazısı çıkan domatesler –bir insan neden tam ortasından kesip domatesin içine bakar ve bu insanın Arapça bilme olasılığı nedir?- var. Düşünce çok eğlenceli olaylar. Temel neden bu. Diğer taraftan espri anlayışı gelişmiş, kolay gaza gelmeyen, bilinç düzeyi bir yere kadar ulaşmış insanların takip edeceğini düşündüm. Bu şekilde herhangi bir konuda insanlara ulaşmak istediğimde bunu kolaylıkla başarabileceğime inandım.

Hesabı açmadan önce fikrini kimseyle paylaştın mı?

Hayır, oldukça uzun bir süre gizli kaldı sonra bazı bazı arkadaşlarımla paylaştım. Genel olarak gizlilik temel prensibimiz tabii ki.

Hesabı açtığında ilk tepkiler ne oldu? Nasıl bir anda bu kadar takipçi sayısına ulaştın?

Bir anda olmadı aslında... Sanırım “spam” ve “blokallahcc” çabalarının bu konuda büyük katkısı oldu. Ne zaman birileri #blokallahcc ya da #spamallahcc şeklinde çalışma yapsa takipçi sayısında cidddi bir artış yaşanıyor.

#blokallahcc, #spamallahcc çalışması dediğin tam olarak nedir?

Bazı Twitter kullanıcıları benim Allah’a hakaret ettiğimi, şirk koştuğumu düşünerek kendi aralarında organize oluyorlar ve herkesten “Allahcc” hesabını bloke etmelerini istiyorlar. Bunu da #spamallahcc ya da #blokallahcc taglerini tweetlerinde paylaşarak yapmaya çalışıyorlar. Tabii ortada bir küfür yada gerçek manada kimseyi rahatsız eden, tehdit eden bir durum olmadığı için, hesabımın kapanması için verilen çabalar sadece reklam olarak dönüş yapıyor. Hesabımdan haberi olmayanlar bu TT’ler sayesinde görüp takibe başlıyorlar.

Sana yardım eden birileri var mı? Nereden geliyor aklına “okunmuş pirincin resmi sponsoru olmak”?

Yardım eden kimse yok, pek nadir olarak takipçilerin direkt mesaj yoluyla gönderdiklerini kullanıyorum lakin bunlar çok sınırlı... Öte yandan yazdığım hiçbir şey yeni sayılmaz; zaten hurafelerde var olan şeyler. Bu açıdan bakıldığında, dikkatli olduktan sonra herkes bunları görüp yazabilir.

DERDİM İSLAMİYETLE, HRİSTİYANLIKLA YA DA DİNLE DEĞİL

İnsanların dini hassasiyetlerini zedelediğini düşünüyor musun ya da onlara saygısızlık yaptığını?

Bu soru aklıma şunları getirdi: Hindistan’da ölen insanların ruhlarının hörgüçlü ineklerin bedenlerinde tekrar yaşama döndüğüne inanan ya da başka bir nedenle bu ineklerin kutsal olduğuna inana milyonlarca insan var. Bu tezin gerçek olmadığını ispatlayacak bir tek insan evladı yoktur yeryüzünde. Benim saygısızlık yaptığımı iddia eden insanlar, bu inanca sahip birini linç edebilirler ya da gerizekalı yaftası yapıştırıp küfürler eşliğinde alaya alabilirler. Siz gerçekten öldükten sonra Hindistan’daki bir ineğin hörgücünde hayatımıza devam etmeyeceğimizi garanti edebilir misiniz? Bunu iddia edebilir misiniz? Öte yandan insanların inançları ile dalga geçmek gibi bir şey söz konusu olmaz. Ortada dalga geçilen bir şey varsa bu, dini kendi çıkarları içi kullanan insanlar ve bu oyuna gelenleri eleştirme baabında gerçekleşiyor. Bu yönde eleştiriler var ama daha çok ölüm tehditleri, ki az önce bir tane daha aldım.

Daha çok neyle tehdit ediyorlar seni? Neler yazıyorlar?

En çok öldürmekle tehdit ediyorlar. “Seni buldum, yerini biliyorum, dalha geçtiğin Allah’ın yanına yollayacağım” gibi şeyler yazıyorlar.

Derdinin bir dine hakaret etmek olmadığını söyledin. Peki derdin nedir?

Bazı şeylerin artık normalleşmesini istiyorum belki de... Yapılan bir karikatür için ortalığın yıkılmasından rahatsızım mesela ya da ne kadar kanımıza dokunsa bile çekilen bir film için savaş çıkarmaya çalışanlardan yoruldum. Ne o karikatür çizildi diye bir müslüman dinden dönmüştür ne de çekilen bir film yüzünden. İnsanlar bunlardan rahatsızlık duyabilir ama verilen tepkilerin sınırlarını belirlemede çok başarılı değiliz. Benim derdim bu kafalara sahip insanlarla. Derdim müslümanlıkla, İslam’la ya da başka bir dinle değil. Klasik olacak belki ama din satanlardan pek haz almıyorum. Müslümanlıkla ya da başka bir dine inananlarla herhangi bir sorunum yok. Bence yılana tapan insanla bir hristiyan, bir müslüman, bir ateist ya da bir pastafaryan aynı saygıyı hak ediyor. İnsanların inançlarına herhangi bir tepki değil benim yaptığım.

Açıkası kimsenin benim yazdığım tweetlere bakarak dini pazarlamaya ara vereceğini düşünecek kadar da saf değilim. Ama en ezından aşırı tepkiler veren insanların bir şekilde buna alışmasını sağlayabilirim diye düşünüyorum, tabii bunu başarmadan önce başıma bir şey gelmezse.
Bir yandan da eğleniyoruz elbette ve eğlenirken 4-5 ünite kan ihtiyacı olan birinin yardımına 10 – 15 kişinin koşmasını sağlıyor yazdıklarım. Bazı konularda tepki gösterebileceğimiz insanlarla birlikte olmamıza yarıyor Twitter.

Tweetlerinde,”Allah diyen” aslan, karga videoları, üzerinde Allah yazan portakal gibi çok sayıda paylaşım var... Bu konuda ayrıca bir tepkiye sahipsin sanki...

Ortasından kesilmiş bir domatesin içinde Allah yazısı olduğu haberleriyle büyüdük. Bir dönem üzerinde Allah yazan koyun televizyona konuk oluyordu. Allah diyen aslan en sonunda da Allah diyen karga çıkmış. Allah’ın gerçekten bunlara ihtiyacı var mı? Tüm kainatı yaratan büyük kudretin herhangi bir yalana ihtiyacı var mı? Evet, biraz kızıyorum Allah’a inanmak için kimsenin kanıta ihtiyacı olmamalı. Üzerinde Allan yazan bir portakal fotoğrafına denk geldim internetten ve çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Sanırım bine yakın kişi tarafından paylaşıldı. İnsanlar bunu görünce ne kadar Allah diyen... şeklinde video varsa yollamaya başladı.

Takipçilerinin profili nasıl, kimler daha çok takip ediyor seni?

Aynı duyguları paylaştığım insanlar beni takip ediyor genellikle. Aynı sorunlara üzüldüğümüz, aynı şeylere güldüğümüz insanlar... Yazdıklarıma bazen “Allam ağzına sağlık” “Allam sensiz ne yapardık biz iyi ki bizi yarattın” şeklinde esprili tepkiler geliyor. Bunların yanında siyasi bir çizgim var ama elbette herkese eşit mesafede duruyorum. Bu açlık grevlerindeki tutsaklar da olabilir, annesinin cenazesinde telefonla görüşmesine izin verilmeyen biri de, bir Ergeneok tutuklusu da, başörtüsü yüzünden haksızlığa uğrayan biri de olabilir.

Beni takip eden insanların büyük kısmının belli bir olgunluğa gelmiş olduğuna inanıyorum.

Allahcc nasıl bir dünyanın hayalini kuruyor?

Biz kainatı yaratırken sınır koymadık, kimseyi kimseden üstün kılmadık. İnsanlara akıl ihsan eyledik ve insanlara bunu kullanarak daha iyi yaşama imkanı verdik. İnsanlara kendilerini geliştirme şansı verdik. İnsanlar şeytanı haklı çıkartırcasına bencilliklerinin kölesi olup, başka insanlar ve diğer canlıları sömürmek için kullandılar verdiklerimizi . Sınırlar çizdiler, hakimiyet için kan döktüler. Şüphesiz ki hayal kurmak için fazla yaşlıyız ama hayalini kurduğumuz dünya bu değildi.

ALLAHCC İSİMLİ TWİTTER KULLANICISININ BAZI MESAJLARI:

"Evreni yarattığımız için pişman değiliz. Yaratırken pişman olduğumuz tek Evren Kenan",

"hobilerim: amip yaratmak, fobilerim: yok",

"Allah diyen karga burada ateyizler nerede"

"Megan Fox bizim kalfalık dönemi eserimizdir. Ustalık eserimiz için bakınız: Adriana Lima"

"Okunmuş pirincin resmi sponsoru Allahcc, sınava girecek coollarına başarılar diler."

"Güzele bakmak ne yazık ki sevap point kazandırmıyor. Bu tarafta 'Vay ben duymadım' demeyin."

"RTE'yi al M.Kemal'i geri ver diye çok baskı var ama yemezler"

"Tamam; yıldızlar, güneş, dünya şans eseri oluştu. Hadi bunlar varlığımızı kanıtlayamaz. Peki ya Victoria's Secret? Bu da mı gol değil?
''Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek,dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladımı, artık hiç bitmez!''

Çevrimdışı sevilhaskamp

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 15
  • Puan: +6/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Ne Mutlu Türküm Diyene
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #13 : Nisan 09, 2013, 07:39:17 ÖS »
emeginiz saglik cok guzel bir yaziydi okudum hepsin

Çevrimdışı NaciG

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 16
  • Puan: +2/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Ne Mutlu Türküm Diyene
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #14 : Nisan 11, 2013, 10:07:45 ÖS »
Arif Tekin'e içimden geçenleri kitaplaştırdığı için teşekkür ederim...

Çevrimdışı ferdi

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 10
  • Puan: +6/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Ne Mutlu Türküm Diyene
    • www.toplumsalbilinc.org
Ynt: ''Kuran'ın Kökeni'' Bir Kitap (Arif Tekin)
« Yanıtla #15 : Nisan 17, 2013, 12:12:20 ÖS »
Hz.Muhammed ve Kuran hakkında, "aslında gerçek budur" amacıyla çok yazılar yazıldı, eleştiriler yapıldı. Klasik bir Türk ailesindeki kadar din eğitimi ben de aldım ama kıldığım namazları mümkün olduğunca Türkçe, anlayarak kılmaya çalışıyorum, şu an ki hükümetten de benim dinimi siyasette kullandığı için de hiç haz etmiyorum.
 Bu araştırmaların yapılmasından yanayım, karşı değilim, ilgiyle okuyorum ama gördüğüm kadar ortaya çıkan gerçekler hep olumsuz, yada bize anlatılanlar yalanmış ve Hz.Muhammet o kadar iyi biri değilmiş, kötüymüş, sapıkmış hatta katilmiş ve  hatta öyle biri olamayabilirmiş de. Benim anlamadığım, kafamın karıştığı, böyle bir insan, vereceğim sözleri nasıl söylemiş olabilir?

-İlim bir hazinedir; anahtarı sormaktır
-Bilginlere itaat ediniz, çünkü onlar dünya ve ahiretin kandilleridir.
-Ya öğrenen, ya öğreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunların dışında bir beşincisi olma; helak olursun. Beşincisi işe, ilme ve ilim ehline buğzetmendir (karşı gelmendir)
-Öğrenmekten ve bilgiden daha üstün bir meziyet yoktur.
-Her şeyin bir yolu vardır. Cennetin yolu da ilimdir .
-Alimlere sorun; hekimlerle konuşun ve fakirlerle oturun
-Allah'tan faydalı ilim isteyin ve fayda vermeyen ilimden Allah'a sığının.
-Bilgisizler içinde bir bilgili, ölüler içinde bir diridir
-Bildiği ile amel eden kişiye Allah bilmediği ilimlerin bilgisine varis kılar.
-İlim öğrenmek için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.
-İlim öğrenmek erkek kadın tüm Müslümanlara farzdır.
-Yeryüzündeki alimler, gökteki yıldızlar gibidir.
    Bunlar Bilime, bilmeye verdiği değerle ilgili sözleri,
-İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
-Bir saat sonra kıyamet kopacak olsa, elinize bir fidan almışsanız yine de onu dikiniz.
-Haksızlıkla bir makama ulaşan kimse, haddini aşmış sayılır.
-En hayırlı evli erkek, eşine en iyi davranandır
-Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz
-Yemek pişirmek , Çamaşır yıkamak, Ev süpürmek , Çocuğa bakmak kadının vazifesi değildir. Bunları yapıyorsa sana ikramıdır!
-Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
-Çalışırken en çirkin insan bile güzeldir
-Rüşvet veren de alan da cehennemdedir
    Katil, sapık, denilen biri ile bu sözleri söyleyen aynı kişi mi ?
    Özellikle bilim ve bilgiye önem veren bir kişi nasıl tüm dini yalanlar üstüne kurabilir? Bir gün bilimin bu yalanları ortaya çıkaracağını düşünmez mi ?

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Bilinmeyen Yönleriyle Kur'an, Arif Tekin (Kur'an'ın Kökeni -2)
« Yanıtla #16 : Aralık 10, 2013, 12:32:32 ÖÖ »
Bilinmeyen Yönleriyle Kur'an, Arif Tekin (Kur'an'ın Kökeni -2)

Ektedir.

 

Son İletiler/Konular

Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 15 kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 10:04:14 ÖÖ]


BUNALIMI ÖNGÖRMEK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 06:00:57 ÖÖ]


PUTİN’İN ‘GÜNAHLARI’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2014, 08:43:14 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 14. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 19, 2014, 07:52:21 ÖS]


Ynt: ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 18, 2014, 09:57:20 ÖS]


Ynt: ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 18, 2014, 09:23:39 ÖS]


ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 18, 2014, 04:54:47 ÖS]


TAŞERON İŞÇİSİNİN ZAFERİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 18, 2014, 04:46:39 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 13. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 18, 2014, 01:10:29 ÖS]


DİZ ÜSTÜ YAŞAMAKTANSA AYAKTA ÖLMEK YEĞDİR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 17, 2014, 05:13:31 ÖÖ]


Operasyon sayesinde Alman basınında da rezil olduk... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 16, 2014, 10:21:55 ÖÖ]


"Işık Motor" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 15, 2014, 11:58:59 ÖÖ]


OPERASYON ve DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2014, 01:42:23 ÖÖ]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 14, 2014, 05:53:54 ÖS]


Ynt: Paçozlaşmak üzerine Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 14, 2014, 04:48:39 ÖS]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 14, 2014, 04:40:11 ÖS]


Susmadık susmayacağız biz gazeteciyiz.. (Shut up, we won't shut up we are jo.... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 14, 2014, 10:24:21 ÖÖ]


DER VALLAHİ ‘DARBE’ DER ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 14, 2014, 03:09:02 ÖÖ]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2014, 09:56:58 ÖS]


Oyun Oynanıyor Manevi basınından Erdoğan'a faili meçhul yanıtı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 13, 2014, 06:03:34 ÖS]


Paçozlaşmak üzerine Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 13, 2014, 03:58:02 ÖÖ]


HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2014, 11:05:15 ÖS]


ULUSAL ‘HAYSİYET’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2014, 01:11:26 ÖÖ]


Senarist yardımcısı Berlin Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 11, 2014, 04:56:33 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 11. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 11, 2014, 02:03:56 ÖS]


HAYSİYET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 11, 2014, 12:44:37 ÖÖ]


IŞID'e karşı yeni göstermelik ittifak Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 10, 2014, 08:58:14 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 10. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 10, 2014, 12:26:54 ÖS]


İNKAR YASASI’NIN GEREKÇELERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2014, 12:46:13 ÖÖ]


Dini Öğrenmenin Yaşı. Gönderen: halukgta
[Aralık 09, 2014, 04:30:32 ÖS]


AİHM tazminatı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 09, 2014, 10:30:38 ÖÖ]


TEPELİ KÖYÜN MIZIKACILARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2014, 02:58:12 ÖÖ]


Kıbrıs'tan çağrı: ‘TC eğitim sisteminden vazgeçilmeli’ Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 08, 2014, 08:21:22 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 9. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 08, 2014, 12:51:38 ÖS]


DÜZEN PARTİLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 07, 2014, 03:56:51 ÖS]


17-25 Aralık, "Hırsızlar haftası" ilan edilsin. Haydi TBMM... Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 07, 2014, 03:37:48 ÖS]


Yaptıklarından pişman Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 02:48:50 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 8. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 01:28:15 ÖS]


Biliyor musunuz, İnandığınız güç ne... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 12:28:39 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 7. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 06, 2014, 12:13:25 ÖS]


Bir Can Paker Kitabı-Geriye Bakmak Yok... Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 05, 2014, 10:28:35 ÖS]


Atatürk O.Ç idi, adamlar iddia ediyor, şimdi Tayyip O. Ç oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 05, 2014, 10:02:31 ÖS]


Bizimkiler sapıktı biz biliyorduk ama dünya bunu bilmiyordu, şimdi öğrendiler... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 05, 2014, 06:59:31 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 6. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 05, 2014, 01:41:35 ÖS]


AÇILIMIN İÇİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 05, 2014, 04:29:28 ÖÖ]


Dicle Nehri Hakkında Cenevre Konsensusu: Bir Dönüm Noktası mı? Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 04, 2014, 08:52:09 ÖS]


Atatürk'ün vasiyeti Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 08:43:06 ÖS]


SOMA’DA İŞTEN ATILAN 2250 İŞÇİ, HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 04, 2014, 08:33:49 ÖS]


Türkiye’de Terör Senaryosu Uyarısıymış Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 11:57:32 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 5. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 09:09:01 ÖÖ]


YATAĞAN İŞÇİSİ, SİZİN İÇİN DE SAVAŞIYOR Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 03, 2014, 06:30:17 ÖS]


Kendi politik yapıları altında oluşan olgu nedeni ile Almanya Mültecilere Karşı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 03, 2014, 01:49:13 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 4. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 03, 2014, 09:42:22 ÖÖ]


BURHAN (N’)ETTİN KUZU (YU) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 03:24:39 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 03:19:45 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 03, 2014, 12:59:20 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 12:11:20 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 02, 2014, 11:48:58 ÖS]


ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2014, 11:33:46 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 3. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 02, 2014, 09:40:19 ÖÖ]


Ortodoks kilisesinin elinde Muhammed’in resmi var mı? Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 02, 2014, 12:30:21 ÖÖ]


1864 VİLAYET NİZAMNAMESİ’NİN 150.YILDÖNÜMÜ SEMPOZYUMU Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 01, 2014, 05:11:00 ÖS]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 01, 2014, 05:01:02 ÖS]


Pez... olan Sancak bakın ne demiş : "Çıkarın lan Can Dündar pez...ni o listeden" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 01, 2014, 04:08:49 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 2. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 01, 2014, 08:14:09 ÖÖ]


ÖZGÜRLÜK- EŞİTLİK- ADALET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2014, 02:15:45 ÖÖ]


Senarist ve senaryo yönetmeni ABD Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 30, 2014, 09:50:01 ÖS]


Kamu yararı kalkalı, sömürü en üst safhaya erişti. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 30, 2014, 05:00:53 ÖS]


Allah Huzurunda Kadın ve Erkek Eşittir. Gönderen: halukgta
[Kasım 30, 2014, 04:07:41 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 1. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 30, 2014, 08:57:48 ÖÖ]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Kemal Denizer
[Kasım 30, 2014, 02:24:06 ÖÖ]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 30, 2014, 12:00:42 ÖÖ]


BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2014, 11:12:18 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 021 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 28, 2014, 04:42:30 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: mehmeturan
[Kasım 28, 2014, 04:35:26 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 020 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 08:54:40 ÖS]


Bakalım ne olacak; İspanya'da yolsuzluk depremi Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 05:11:59 ÖS]


40 yılda 40 kilometre yol yapamadılar. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 27, 2014, 03:58:48 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 019 Zaman Tüneli - 15 - Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 01:37:55 ÖS]


Kıbrıslı Türklerin AB hüsranı Bölüm -4- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 10:14:08 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 018 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 26, 2014, 05:01:01 ÖS]


Kıbrıs’ın unutulanları: Kıbrıslı Türkler Bölüm -3- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 26, 2014, 12:25:40 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 017 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 10:05:29 ÖS]


Kıbrıs’ta müzakerelere siyaset kilidi Bölüm -2- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 06:30:22 ÖS]


Hidrokarbon adası Kıbrıs Bölüm -1- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 05:16:16 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Suzy
[Kasım 25, 2014, 03:48:23 ÖS]


Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 02:48:00 ÖS]


Af edilmeyen Af Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 01:11:04 ÖS]


Ynt: LAİKLİK İLKESİ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (10) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2014, 01:07:51 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 016 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 09:58:23 ÖÖ]


LAİKLİK İLKESİ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (10) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2014, 02:46:44 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 015 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 24, 2014, 01:24:52 ÖS]


Küba dağlarına cami dikeli, Mars’ta camilerin varlığı ortaya çıktı. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 12:51:34 ÖS]


Evrensel’in Yolsuzluk Haberciliğine de Dava Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 12:40:09 ÖS]


Joe Biden'in Ekümenik talebiyle ne ilgisi olabilir? Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 01:22:43 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 014 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 09:24:05 ÖS]


Rusya Hedef Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 05:40:34 ÖS]


Din savaşlarının yan görüntüsü olarak Edirne’de Sinagog Tartışması... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 03:01:54 ÖS]


Arşivleyin... Dersim nedir, ne değildir? Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2014, 02:21:47 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 013 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 11:46:15 ÖÖ]


SIĞIRDAKİ SIPA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2014, 04:28:21 ÖS]


Senaryo Finansörü ABD Dışişleri'nden Irak'ın Bütünlüğüne Vurgu... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 22, 2014, 11:07:28 ÖÖ]


Sette doğal oluşum.... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 22, 2014, 09:01:22 ÖÖ]


Rusya: Petro-savaş' ta bizde varız... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 21, 2014, 11:10:11 ÖS]


Zor ve Uzun Bir satranç oyunu... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 21, 2014, 06:32:06 ÖS]


‘İSKÂN’ ve ‘SÜRGÜN’ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (9) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 21, 2014, 02:42:50 ÖÖ]


Stres ve İman İlişkisi...... Gönderen: halukgta
[Kasım 20, 2014, 08:50:50 ÖS]


Çok köşelisin be Coni! Gönderen: Meltem yeli
[Kasım 20, 2014, 12:52:24 ÖÖ]


SİSTEM VE UYUŞTURUCU… Gönderen: Mehmet Akkaya
[Kasım 19, 2014, 01:38:30 ÖS]


Türkiye'nin son durumu 'Üçüncü göz' Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 19, 2014, 08:56:28 ÖÖ]


AKP-Almanya’da ‘muta nikahı’ kavgası! Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 19, 2014, 01:28:59 ÖÖ]


Ne güzel kendileri finanse edip kendileri korkuyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 18, 2014, 02:37:04 ÖS]


‘BEN SİZE KAN VE GÖZYAŞI ÖNERİYORUM’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 18, 2014, 01:10:30 ÖS]


Dün ABD Kuvvetleri Irak yasal terörist Birliklerini Eğitmeye Başladı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 17, 2014, 11:42:13 ÖÖ]


Saldırı Kötü İlişkilerin sebebi mi? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 16, 2014, 04:34:10 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: arsivci1
[Kasım 16, 2014, 12:10:16 ÖÖ]


DUALARDA NE İSTENİYOR ALLAH'TAN ? Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 10:15:41 ÖS]


‘Beyci Nasıl Geri Alındı’? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 15, 2014, 04:56:26 ÖS]


GÖRÜLEN İHTİYAÇ ÜZERİNE , BİLİNÇLİ SEÇMEN ARANMAKTADIR ( ! ) Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 12:24:48 ÖS]


ÇARESİZ ve ETKİSİZ SEÇMEN KİMLİĞİ Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 12:02:24 ÖS]


Türkiye'de Suriyeli Sığınmacılara Tepki Artıyor mu? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 15, 2014, 09:58:07 ÖÖ]


Tarhan, 'Anadolu'yu Amerika'nın Sesi'ne Anlattı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 14, 2014, 03:15:19 ÖS]


Ynt: Osmanlı arşiv araştırmaları için destek kaynaklar... Gönderen: demerer
[Kasım 14, 2014, 04:30:13 ÖÖ]


TÜRKİYE’DE CIA'NIN BESLEDİĞİ ÖRGÜTLER - 2013 Gönderen: Mehmet Akkaya
[Kasım 13, 2014, 11:17:50 ÖS]


Tünel'den gelen ses , Hasret Gönderen: Talat Alp
[Kasım 13, 2014, 08:09:11 ÖS]


Suriyeli mülteci krizi senarist tarafından büyüdükçe büyüyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 13, 2014, 06:52:15 ÖS]