Gönderen Konu: MUSA'NIN MÜCAHİTİ, Bülent Arınç  (Okunma sayısı 11187 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MUSA'NIN MÜCAHİTİ, Bülent Arınç
« : Aralık 21, 2008, 04:08:38 ÖS »
MUSA"NIN MÜCAHİTİ
Bülent Arınç

Ergün Poyraz

Togan Yayınları
Musa"nın Mücahiti
Araştırma İnceleme
 
Liste Fiyatı: 15,00  YTL.
 
Yayın Yılı: 2007
222 sayfa
İthal Kağıt
13,5x21,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9759179537
Dili: TÜRKÇE
 
Kemal"in askerleri Dr. Necip Hablemitoğlu ve E. Binbaşı İhsan Güven"e 
 
İÇİNDEKİLER
 
Önsöz
 11 Aykırı Bir Doğum
 15 Sabetaycı mısınız
19 Müslüman-Yahudi Savaşı
 20 Bülent Arınç"ın Yahudilere Kardeşlik Mesajı
 22 Arınç ABD"de
 23 Amerikan Köpekleri
 26 Patrikhane
 27 Bülent Arınç"a Akıncı Şoku
 27 Doğramacı"nın Üniversitesi ....... .
 28 Devlet Bütçesinden Erotik Film
 33 Arınç ve Masonlar
 34 Özal"ın Şortunu Öpermiş
 36 Arınç"ın Dedeleri
 37 Kubilay Olayı
 39 Arınç"ın Dedesini Büyükanıt"a Sordu
 42 Evliliği
 44 Anne Arınç"ta Sonradan Örtünmüş
 46 Ya Gazi Paşa Duyarsa
 46 Arınç"ın Yemek Parası
 63 Erdoğan Caddesine Çıkan Sokak Ve Sahte Çekler 68 Arınç Torpil Yaptı Mı
 81 Akraba A.Ş
 82 İGDAŞ"ta 3. Dava
 85 Arınç"ın Kardeşi Tekstilci
 88 Vekile Yağıyor, Vatandaşa
91 Ülker"den Bir İlk Daha
 94 Türk ve İslam Düşmanı Mason Mozart Ve Ülker
96 Şerefe Ülkerler Şerefe
 99 Bira
102 Ülker"e Farklı Görüşten 8 Yeni Akıl Hocası
102 Neler Yapacaklar
104 Ülker"in Ermeni Ortaklan
105 Dan Cake, Dan Kek, Ya Da Dangalak Kekler . .
106 Hilafet Özlemcisiyle Ortaklık
108 Dönmeler
110 Anlamak Mümkün Değil
111 Arınç da Sorunlu
114 Arınç"tan DEP"lilere Yemek Ve Sarı Kırmızı Yeşil
114 Arınç, Thierse ve Zana
115 AB Ve Hülya Avşar
117 Arınç"tan DTP"ye Destek Ve Şey"i
118 Arınç"ın Danışmanı ve Marş Sansürü
119 Arınç"tan Atilla Yayla"ya Destek
119 Allah, Atatürk"e Uzun Ömür Versin
120 Arınç"ın Atatürk Düşmanlığı
121 Yeni Başlayanlar İçin Bülent Arınç
126 Fethullah Gülen Benim Dostum
128 Şeytan Yolu
132 Arınç Nazım İçin Mezar Yeri Önerdi
136 Atatürk İle Nazım"ı Neden Birarada Anarlar . .. .
138 "Nazım"ın Ailesi Kürtlerle Dayanışma Halinde . .
139 "Nazım Hikmet"in Salkım Söğüt"ü İntihal Mi? . .
148 Ahmet ve Nazım
152 İmam-Hatipçi Genelkurmay Ve Cumhurbaşkanı
153 Söyletmen Vurun
160 Ermenistan"ın Üzerine Bir Bomba
166 Cezayir"in Postallıları
170 Rüya Görmek Serbest Anlatmak Yasakmış
174 Fransızlar Çocuklarının Babasını Bilmiyorlarmış
181 Amerika"nın İngiltere"nin, Fransa"nın Çöküşünü Rabbim Hepimize Göstersin
191 Müslüman ile Yahudi Harbi 2
200 1923"e Düşmanlık
206 Şeriat Övgüsü
206 Cezaevi Masalları
210 Butros Gali Keferesi
 
Önsöz
Amerika ile 1946 yılında yapılan anlaşmaların ve istihba­rat örgütlerimizin kayıtlarının ve faaliyetlerinin CIA"ya aktarıl­masının ardından en önde eski tüfek solcular, kadın bacakla­rına şiir yazan şairler, birer birer İslamcı olmaya başlıyorlardı. Bunların en ünlüsü "Kadın bacakları" şiirinin yazarı Necip Fa­zıl idi. Necip Fazıl amaca ulaşmak için talebelerinin Tekfur Sarayı"nı basan bahadırlar gibi bir makyaja bürünmelerini, ka­mufle olmalarını istiyordu.
 
Yine bu akımla, 1492 yılında Osmanlı"nın bağrına bastığı Yahudiler, nasıl Osmanlıyı yıktılarsa, aynı oyunla bu defa da son Türk Cumhuriyeti"ni yıkma çalışmalarına başlıyorlardı. Tacirleri, Şirketleri, Sanayicileri, Siyasetçileri, Bürokratları, İs­tihbaratçıları ve her türlü elemanları ile Din maskesi ardına saklanıyorlar, gündüz Müslüman gece Yahudi ve Hıristiyan kimliklerine bürünüyorlardı. Öyle ki, kripto yani "Gizli Yahu­di" olmayan evliya bile olamıyordu.
 
Masonlar, tarikatlar, din taciri partiler; kimi sarığın üzeri­ne Melon şapka takıyor, kimi melon şapkayı sarıkla kamufle ediyordu. Kimi gece hahamlık yapıyor, gündüz imam olup na­maz kıldırıyordu. Kimi gündüz, gezici-seyyar vaizlik yaparken gece papazlık yapıyordu. Kimi gündüz "Ben imamım" diye bağırırken, gece hahamların önünde bu ülkeyi parçalamanın yeminlerini ediyordu. Bu Müslüman görünümlü Kripto Yahu­diler ve Sabetaylar; İngiliz, Amerikan ve İsrail istihbaratından alıp dağıttıkları paralara kutsiyet masalları uydurup, saf insan­larımızı kandırıp aldatarak, ülkemizi sömürmek suretiyle Ame­rika ve İngiltere"ye peşkeş çekmenin son versiyonlarını sergili­yorlardı.
 
1948 yılında ters bir doğumla dünyaya gelen Bülent Arınç, bu tersliğini hayatı boyunca yaşıyordu.
 
TBMM Başkanı sıfatıyla Amerika"ya giden Arınç, Musevi lobisi ve papazların yönettiği üniversitede temaslarda bulunu­yordu.
 
Bülent Arınç"ın, Amerika ve İsrail"e muhalefetin az sa­yıda bir grup aşırı dinci unsurların görüşü olduğunu belirtiyor­du. Arınç, Yahudilere soykırım yapıldığını belirterek şöyle di­yordu:
 
"Bu tür korkunç olayların tekrarlanmaması için yeni nesil­lerin bilinçlendirilmesine verdiğimiz önem çerçevesinde, 1 Ka­sım 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu"nda kabul edilen "Yahudi Soykırımının (Holokost) anılması" başlıklı ka­rar tasarısının ortak sunucuları arasında Türkiye de yer almışÂ­tır."
 
Oysa aynı Arınç, oy toplamak için partisinin propaganda toplantılarında şöyle konuşuyordu:
 
"...Şöyle bir hadisi şerif var, Müslümanlarla Yahudiler harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bu harpte Müslü­manlar galip gelecektir, öylesine galibiyet ki, Yahudiler taşla­rın ve ağaçların arkasına saklanacak, ağaçlar haber verecektir, "Ey Müslüman arkama Yahudi saklandı gel onu öldür" diye­ceklerdir."
 
"Türkiye aslında ABD"nin gerçek anlamda güvenebilece­ği ve bölge sorunlarının çözümü için işbirliği yapabileceği bir dosttur. Bu böyle bilinmelidir..." diyen Bülent Arınç, bir za­manlar ABD için ağzını açıyor, gözünü yumuyordu:
 
"İncirlik"e Türk işçisine saldıran Amerikan köpeklerinden hesap soracağız. Irak"ta, İmam-ı Azam"ın türbelerini her gün bombalayan Amerikan katillerinden hesap soracağız..."
 
Bülent Arınç, bir zamanlar Doğramacı"nın üniversitesini yerden yere vururken şunları söylüyordu:
 
"Çağdaş uygarlık adına Bilkent Üniversitesi"nde işlenen rezalete dikkatinizi çekiyorum. Bilkent Üniversitesi"nin kanti­ninde çizi krakerden daha çok, sigaralardan daha çok satılan bir şey var; Doğum kontrol hapları. Bilkent Üniversitesi kanti­ninde şu yazılı; "Aşk yap çocuk yapma." Doğum kontrol hapı ve prezervatif peynir, ekmekten daha çok satılıyor.
 
İnsanlık vasfını kaybetmiş köpeklerden daha adi bir yaşa­yış içinde hiç birimiz yaşamak istemiyoruz. Biz en güzel ahlak­la yaşamak istiyoruz. En güzel ahlakın ülkemizde hakim olma­sını istiyoruz.
 
Şimdi bu Ankara"da bir üniversitedeki olay!.. Milyarlık bütçelerle insanlarımızı kısırlaştırmak ve çocuktan mahrum et­mek için cinayet işleyenler..."
 
Dün böyle konuşan Arınç, 2007 yılında TBMM Onur Ödülü"nü Prof. Dr. İhsan Doğramacı"ya veriyor ve onu kutsu­yordu:
 
"Doğramacı"nın "Kurduğu üniversiteler ve Türk eğitim hayatına sağladığı büyük katkılar, tıp alanında yapmış olduğu akademik çalışmalarla sağladığı başarılardan dolayı aday gösterildiğini" üstüne basa basa anlatıyordu.
 
Masonlar için "Hiram Usta"nın kulları" sözlerini kullanan Arınç, sözlerine şöyle devam ediyordu:
 
"Değerli kardeşlerim, bize gerici diyorlar. İlericilik onların ellerinde, gericilik bizim elimizde. Şunu açıklıkla söylüyorum. Türkiye"de masonlardan daha fazla gericiler yoktur. Hala iki bin yıllık Hiram ustalarının efsanelerine inanıyorlar. Hala per­gelin, gönyenin, malanın peşinden koşuyorlar... Hala dul ke­sesi öpüyorlar... Hala gözleri kapalı sağda solda dolaştırılıyor­lar... Masonlardan daha gerici, daha iptidai, daha sapık düşüncelere sahip olan insanları düşünebiliyor musunuz?"
 
Aynı Bülent Arınç"ın partisi AKP, İktidara geldiğinde Av­rupa İnsan Hakları Mahkemesi"nde görülen türban davasına Mason Münci Özmen"i gönderiyorlar, türban"ın yasa dışı bir giyim tarzı olduğunu iddia ediyorlardı.
 
Ama parti toplantılarında "Türban sorununu çözmek na­mus borcumuz", "Türban Bayrağımızdır" diyorlardı.

Aykırı Bir Doğum Bülent Arınç, 1948 yılında sıcak bir mayıs ayının 25'inde Bursa'da dünyaya geldi. Arınç, doğumuyla da her insan gibi olmayacağının, aykırı cephede yer alacağının işaretlerini veriyordu.
Arınç'ın doğumu sıradan bir doğum değildi, önce bacakları görünmüş, paniğe kapılan doğumdakiler, onu ana karnında düzeltmeye çalışmışlarsa da becerememişler, bacaklarından tutarak çekip çıkartmışlardı.

Evet; 13733688728 T.C numaralı Bülent Arınç 25.05.1948 tarihinde Bursa'da ters bir doğumla gözlerini dünyaya açıyordu.

Arınç'ın, Manisa Merkez ilçe Büyük Sümbüller Köyü'nde yer alan kütüğü 1959 yılında Manisa merkez ilçeye naklediliyordu. Bülent Arınç, her ne kadar babasını 'Komutan' olarak tanımlasa da 13748688218 kimlik numaralı babası İbrahim Arınç, Jandarma uzatmalısı olarak tanınıyordu.

Arınç'ın dedesinin kütükte geçen ismi Ahmet, nenesinin adı ise Raziye olarak yer alıyordu. Baba Arınç 28.12.1908 tarihinde Manisa'da doğmuştu. İbrahim Arınç'ın annesi Raziye'nin, 13691690184 numaralı kimlik bilgilerinden gördüğümüze göre baba adı Mehmet, annesinin ismi ise Gılman'dı.

Raziye Hanım Bergama'da dolmuştu. Bergama'ya da Girit'ten gelmişlerdi. Girit'e gitmeleri ise Siirt'in Baykan ilçesi Arınç köyünden olan, Arınç ailesinin Tunceli ve yöresinde isyana kalkışmaları sonucuydu.

Böylece Tayyip'in karısı Emine'den, Abdullah Gül'den, Beşir Atalay'dan sonra Siirt kökenli olduğu belgelenen Arınçlar, Bedirhan aşiretinin uzantılarındandılar.

Osmanlı bunları Girit'e sürdükten sonra Girit isyanları başlamıştı. Arınç'ın İbrani kökenli dedeleri Osmanlı'ya başvurarak bugünkü deyimle Koordinatörlük istemiş, koordinatör olmalarının ardından Girit elimizden çıkmıştı.

Girit'in elimizden çıkmasının ardından Arınç ailesi Manisa'ya yerleşiyorlardı. Manisa, Yunan'a kurşun atmadan teslim olan tek ilimiz olarak tarihte yerini alıyordu.

Manisa'da yetişen Bülent Arınç, Meclis Başkanı olduğu zaman 12 mil olayının Yunanistan lehine kabul edilmesini istiyordu. Oysa Bülent Arınç, Mekke'de sarı, kırmızı ve yeşil renkli bir çadırda yaptığı açıklama da Yunanistan'ı Helencilikle, Megalo İdea peşinde koşmakla suçluyor ve ardından kükrüyordu: 'Kahpe Yunan'

Bülent Arınç'ın annesi Ayşe Sevdiye ise 13745688372 numaralı kimlik bilgilerine göre; 01.07.1919 yılında Alanya'da dünyaya gelmişti.

Annesinin adı Emine, babası ise Kazım'dı. Anne Sevdiye ve Baba İbrahim 10.03.1937 tarihinde evleniyorlardı. Bu evlilikten Bülent Arınç'ın dışında; 15.02.1938 tarihinde Yıldıray, 26.01.1940 yılında Kutlay, 19.05.1943'de Ümit Doğay ve 12.07.1956'ya geldiğimiz de Tülay isimli çocukları oluyordu.

21.05.2007 tarihinde Manisa ETV Televizyonunda yayınlanan konuşmasında Bülent Arınç, annesinin, büyükbaba ve büyük annesinin Bergama ve Yunt Dağı bölgelerinde doğup büyümüş kişiler olduğunu söylüyordu.

Oysa yukarıda da belirttiğim gibi annesi Ayşe Sevdiye 13745688372 numaralı kimlik bilgilerine göre; 01.07.1919 yılında Alanya'da dünyaya geliyordu.

Arınç'ın annesi Sevdiye Mısır'dan Alanya'ya göçen bir ailenin kızıydı.

Aynı Baykal ailesi gibi onlar da Mısır'dan gelmişlerdi.

Deniz Baykal'ın dedesi yani annesinin babası Mısır'dan göç edip Antalya'ya yerleşen çok iyi derecede Arapça bilen Şeyh Ahmet Neşşar'dı.

Deniz Baykal'ın dayısının oğlu Mehmet Uğur Neşşar CHP Denizli milletvekiliydi.


Mısır kökenli ve İskenderiye doğumlu bir başka milletvekili ise Tayyip'in sırdaşı Emin Şirin'di. Emin Şirin kendini tanımlarken; 'Ben de Türk kanından başka her kan var' diyordu.

Arınç'ın büyük babası Mehmet, Derviş Mehmet olarak tanınıyordu. Büyük baba ölünce Arınç'ın kütükte Ahmet adı ile kayıtlı dedesi, Derviş Mehmet diye çağrılmaya başlanıyordu.

Bilindiği gibi Derviş Mehmet, Asteğmen Kubilay'ı şehit eden gurubun başını çekiyordu. Bülent Arınç'ı çok yakından tanıyan ve onun çocukluk arkadaşı olan Nedim Çakmak, 'Bülent, çocukluk ve gençlik yıllarında, Manisa sokaklarında 'Dedemin intikamını alacağım' diye dolaşıyor' diyordu.

Manisa'nın 'Üç Bülent'i diye anılan gurupta yer alan Arınç, Manisa kökenli ve İzmir Karşıyaka'da oturan Yahudi Sara Hanım'ın derslerine katılıyor, onun tekkesinden çıkmıyordu.

Yahudi düşmanlığı yaparak, Müslümanları saflarına katmak bu derslerde öğretilen başlıca konulardandı. AKP yönetiminin kare asları olarak nitelenen İsrail Dışişleri Müsteşarı Alon Liel ve İshak Alaton gibi Yahudilerin rahle-i tedrisatından geçen Tayip Erdoğan Maça ası olarak adlandırılırken, Kupa ası Bülent Arınç ise Yahudi Sara'nın derslerinden ayrılmıyordu.

Karo ası Abdullah Gül ise Sabahattin Zaim'in öğrencisiydi. Sabahattin Zaim 'Abdullah Gül gibileri bulup kullanacaksınız' diyen bir isimdi.

Arınç da Erdoğan ve Gül gibi Necip Fazıl'ın talebeleri arasında yer alıyordu.

Abdullah Gül, Hülya Avşar'a hayranlığı yüzünden teşkilattan tepki alırken, Bülent Arınç Tekirdağ-Malkara'da yaptığı konuşmada; 'Hülya Avşar fettan bir kadın her önüne gelenle düşer kalkar' diyor ve alkış alıyordu.

Hülya Avşar'ın eski kocası Kaya Çilingiroğlu ise AKP'li olduğunu ilan etmekten çekinmiyordu. Süleyman Yeşilyurt, 'Yahudi Dönmeleri ve Mum Söndü Ayini' adlı kitabında Sabahattin Zaim için şunları yazıyordu:

'1924 yılında Köprülü'de dünyaya gelen Prof. Cevat Babuna'nın baba tarafı Selanik ve Üsküp dönmelerindendir. Annesi Nazire Hanım ise Selanikli Sabetaist bir ailenin kızıdır. O yıllarda köprülü yani Üsküp, Selanik'ten sonra Yahudi dönmelerin en büyük merkezleri konumundaydı.

Babuna'nın Zeytioğlu ünlü Prof. Sabahattin Zaim de Selanik doğumludur. Zaim'in annesi Saime Hanım da Selanik dönmesidir.

Zaim'in eşi Ulya (Cıngıllıoğlu)da Sabetaist bir ailenin mensubudur. Ailedeki diğer ünlü isim ise Leyla Neyzi'dir...'

Karenin dördüncü ismi yani Sinek Ası Abdüllatif Şener, Cumhurbaşkanlığı hayali ile uçtuğu için onunla ilgili bilgilere şimdilik yer vermiyoruz.

Yalçın Küçük "Tekelliyet 2" adlı kitabında "Bülent Arınç'a yanıt" başlığı altında Uğur İpekçi'nin 14 Mayıs 2003 tarihin¬de yayınlanan Habertürk Gazetesi'nde yer alan yazısını akta-rıyordu:
"TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı Habertürk'teki Basın Klübü'nde izledim.
Sayın Arınç, üç saati aşan program esnasında sadece bir kez sinirlendi. O da 'Siz Sabetaycı yani Yahudi Dönmesi bir aileden mi geliyorsunuz' sorusu yöneltildiğinde.

Niye bu kadar sinirlendiğini ben pek anlayamadım.
'Değiliz' deyip tartışmayı bitirebilirdi. Ancak demedi. Onun yerine hep başka şeyler söyledi.

Ve hep sinirli konuştu.
Sabetaycılık meselesinde bu kadar hassas olan Bülent Arınç'ın, 'Sabetaycıların okulu' olarak bilinen Fevziye Mektep¬leri ile birlikte, Nişantaşı'nda sergi açılışı yapacak olmasına ne buyrulur?


Musa"nın dikensiz gül bahçesindeki yeni tomurcuklarıyla buluşmak dileğiyle. 
Ergün Poyraz 06.06.2007-Ankara

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MUSA'NIN ÇOCUKLARI,Tayyip ve Emine
« Yanıtla #1 : Aralık 21, 2008, 04:11:31 ÖS »
MUSA"NIN ÇOCUKLARI
Tayyip ve Emine

Ergün Poyraz

Yayınevi : Togan Yayıncılık
Yazarı : Ergün POYRAZ
Liste Fiyatı: 18,00  YTL.
Yayın Yılı: 2007
İthal Kağıt
335 sayfa
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9944337076
Dili: TÜRKÇE

AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan yazarı ABD"de düzenlenen bir toplantıda CIA Ortadoğu Masası Şefi Richard Perle ve diğer istihbarat örgütlerine şikayet etmiştir. Yazarımız bu kitabında; Tayyip ve Emine Erdoğan"ın doğumundan bugüne kadar olan hayat hikayelerini. Tayip ve AKP"nin İsrail, ABD ve İngiliz büyükelçi ve istihbarat örgütlerinin desteğinde nasıl gelişip serpildiğini görecek, TBMM"de yine bu ülkelerin lehine sergiledikleri faaliyetlerini okuyacaksınız. Tayyip"in Amerikan vatandaşlığı yanında, Arap kökenli olarak tanıttığı eşinin Arap değil, Yahudi soyundan geldiğini ibretle izleyeceksiniz. Keza kendinin de Musa"nın soyundan geldiğini"¦ Kitapta Yasin El Kadı-Tayyip, Tayip-Usame Bin Laden, Tayip-Ülker, Ya-sin El Kadı-Ülker ilişkilerini bulacaksınız. Tayyip"in mal varlığındaki inanılmaz artışlarla, belediye başkan maaşının yanında, belediye şirketlerinden huzur hakkı adı altında aldığı paraları göreceksiniz. Tayyip"in belediye başkanlığı döneminde yapılanması hızlanan "geleceğin başbakanı ve cihat hazırlığının" TBMM"de geldiği son safhalara tanık olacaksınız.
 
ÖNSÖZ
Tayyip Erdoğan Kasımpaşa"da kendi halinde geçinip giderken önce akıncılara, ardından MSP"ye, MSP ile beraber MTTB"ye katılmıştı. Arkadaşları ile beraber sokaklarda "Şeriat Gelecek Vahşet Bitecek", "Tek Yol İslam"" gibi sloganları atıyor, bu arada simitçilikten gelen tanışıklıkla şirket"le de içli dışlı oluyordu. Ne hikmetse Türkiye"deki liderler hep simitçilikten gelmeydi, aynı Deniz Baykal gibi. Şirketle tanışmasının ardından Tayyip"in önü açılıyor, önce MSP Gençlik Kolları Başkanı oluyor, derken RP II. Başkanı, milletvekili ve belediye başkan adaylıklarının ardından İstanbul Belediye Başkanlığı dönemi ve İsrail, ingiliz ve ABD Büyükelçilikleri ile ilişkiler başlıyordu.

Belediye başkanlığı ve öncesinde İzak Alaton"un rahle-i tedrisatından geçtiği için İsrail istihbaratı elemanı ve elçilik müsteşarı Alon Liel"in yanında zorluk çekmiyordu.

Tayyip"i bu günlere getiren Mehmet Metiner gibi Kürt danışmanlarının yanında; İngiltere Büyükelçisi Peter Westmacott, ABD"nin eski Ankara Büyükelçisi aynı zamanda CIA Türkiye ve Ortadoğu masası şefi Mason Morton Abramowitz, ABD"nin eski Ankara Büyükelçisi aynı zamanda CIA Türkiye ve Ortadoğu masası şefi Marc Parris, CIA üst düzey yöneticisi ve karanlıklar prensi lakaplı Richard Perle"den oluşan bir ekipti.

Tayyip"i bu ekip ve alt takımı geliştiriyor ve değişime uğratıyorlardı. Şimdi bu değişim ve gelişimin hikâyesini 32 kısım tekmili birden izlemeye başlayalım...

Ergün Poyraz, Ankara 30 Mart 2007

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Mekke "“ Brüksel Hattında, Erdoğan Kiminle Yürüyor?-1
« Yanıtla #2 : Ekim 02, 2009, 12:37:40 ÖÖ »
Mekke "“ Brüksel Hattında, Erdoğan Kiminle Yürüyor?

HAC YOLUNDA DEĞİL HAÇ YOLUNDA

         ÖZET: 
Tayyip Erdoğan ve çevresindeki kadroyu Türk siyasi hayatının tepesine taşıyan sürecin mimarları açısından, İslam artık AKP balonunun atması gereken bir safra haline gelmiştir. Toplum nezdinde başlatılan "muhafazakar demokratlık" tartışması sağın ideolojik yapılanmasına yönelik samimi bir kaygıdan çok; Tayyip Erdoğan ve ekibinin kendi tabanı nezdinde İslam etiketini sorunsuz olarak çıkarması gereğinden kaynaklanmaktadır. Pratikte zaten iktidara geldiğinden beri İslam"dan çok, Hristiyan ve Musevi odakların işine yarayan bir kadronun, İslam ile arasını açması bu açıdan bir zorunluluğu da ifade etmektedir. 
 
Bu noktada; TSK ile AKP arasında yaşanan krizler, ne AKP"nin İslam, ne de TSK"nın laiklik ve Atatürkçülük konusundaki samimi kaygısından kaynaklanmaktadır. AB"yi "milli hedef" ilan eden TSK"nın, daha birkaç gün önce AB Komisyon Başkanı"nın Erdoğan"ı Atatürk ile aynı platforma koyan düşünsel çerçevesini sindirme sorunu ortadayken; NATO"nun yeni İslam konseptine birebir uyan Erdoğan ve misyonunun, NATO"ya sadıklığını her fırsatta kanıtlamaya çalışan bir yapı ile temelde çatışacağını düşünmek saflık olacaktır. Neticede, bütün yollar NATO çatısı altında kesişmektedir. 
 
28 Şubatla başlayan ve günümüze kadar devam eden süreç; dış odakların aynı anda hem İslam"ı ,hem Ordu"yu hedef tahtasına yatırdıkları ve ayrıştırmaya başladıklarının ifadesidir. En stratejik okumaları yapması gerekenlerin, gelen dalgayı göremeyerek bu oyuna alet olmaları, sadece AKP"nin bir siyasi dinamik olarak ortaya çıkmasına neden olmamış aynı zamanda Türkiye"de ki bütün devlet yapısını hedef tahtasına oturtacak altyapıyı da hazırlamıştır. Türkiye"de İslam ve Ordu aynı anda ayrışmaktadır. 

Bu durumda; AKP ile İslam"ın, TSK ile de laiklik ve Atatürkçülüğün ihya olacağını düşünen kitlelerin şapkalarını önüne koyup yeniden düşünme zamanı gelmiştir. Bu coğrafya mevcut siyasi yapı içerisinden, Türkiye"yi 100. Yılına bağımsız ve büyük bir Cumhuriyet olarak taşıyacak dinamikleri acilen yaratırken; herkesin klasik önyargılarından sıyrılıp batan gemide yön tartışmasının değil gemiyi tek parça yüzdürme tartışmasının esas olduğunu görmesi gerekmektedir. 
 

        RAPORUN TAM METNİ:
 AKP"nin Türk siyaset sahnesine sokulması ve sekiz ayda iktidara taşınan bir parti unvanını kazanması bazıları için "çok hızlı" bir gelişme, bazıları için ise beklenen sondu.

      Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını, "lider" olarak Türk kamuoyuna sunanların, lider tespit etme, pişirme ve servis etme yöntemlerini bilenler açısından, AKP olgusu gelişi çok önceden bilinen bir dalganın somut tezahüründen başka bir şey değildi.

     Bu süreçte; Tayyip Erdoğan"ın bir lider olarak yaratılmasına, refleksleri en ince ayrıntısına kadar deşifre edilmiş ve milli strateji üretme konusunda ciddi yetersizlikler yaşayan TSK da dahil olmak üzere bir çok kurum ve kişi gönüllü ve gönülsüz olarak destek verdi.

      Birilerinin; Ecevit portresinin ardından, midesi boşalmış bir halka istikrarlı ve yeni bir gelecek vaadi ile umut aşılayacak bir karizmaya ve bu karizmanın arkasında inşa edilecek yeni bir ilişkiler ağına ihtiyacı vardı. Ecevit"ten sonra, daha hızlı merdivenleri tırmanan bir başbakanın bile prim yapacağı bir ortamda; Tayyip Erdoğan portresi, "devlete karşı halkın yanıtı" iddiası ile sahneye sürüldü. 

      Türk toplumu, son yıllar dünya tarihinin en ince dokunmuş psikolojik harp örneklerinden birine şahit oldu da farkına varmadı.

      Daha birkaç sene öncesine kadar "şeriatçı-yobaz" imgesi ile özdeşleştirilen bir isim, birkaç sene içerisinde Türkiye"de "değişimin karizmatik yüzü" haline dönüştürüldü. Bu, Hülya Avşar"ın magazin sayfalarındaki "rötuşlu" resimlerinde gündeme geldiği gibi; "bir photoshop" mucizesi idi.

      Bu dönüştürülme sürecinde İslam sadece zamanı geldiğinde atılacak bir filtre idi ve Tayyip Erdoğan"ın geldiği noktada; İslam artık AKP ve Tayyip Erdoğan balonu için atılması gereken bir safra konumuna dönüşmüştür.

      AKP"nin muhafazakar demokrat kavramı üzerinden; dış "entelektüel" çevrelerin kontrolünde yarattığı kavram karmaşası görünürde Türk siyasetinin "sağ" kanadına yönelik yeni açılımlar getirmeyi, toplumun renklerini yeniden karmayı ve yeniden bir siyaset dizaynının aracı olarak kullanılmak istemektedir. 

      Bu kavramsal kakafonini arasıra, AKP"yi toplum önünde daha fazla meşrulaştırmaktan ve halka bıkkınlık getirmekten başka bir işe yaramayan bir "laik-dinci" polemiği ile kesilmektedir. Artık sıradanlaşan bu polemiklerin, aslında TSK ve AKP"nin üst düzeyde sağlanan senkronizasyonuna halel getirmediğini ve sadece iki kurumunda kendi tabanlarına yönelik bir meşrulaştırma mekanizmasından başka bir işe yaramadığını daha önce ki analizlerimizde ortaya koymuştuk.

İslam:AKP için Bir Safra
      Türkiye"de toplumsal bir dinamik yaratmak için kullanılabilecek en kolay unsurun din ve dolayısıyla İslam olduğunu görmek için sosyolog olmak gerekmez. 
 
 Toplumun bütün hücreleri ile atomize olduğu ve bu dejenerasyon sürecine karşı kitlelerin "iman"a daha duyarlı hale geldiği bir ortamda; bir toplumsal tabanın bir parti tabanına dönüştürülmesi için "İslam" biçilmiş kaftandır. 

      Bu noktada tek bir sorun vardır : Erbakan"la birlikte sürekli radikal çizgide tutulan ve dolayısı ile toplumsal bir dinamik yaratmak için gerekli estetik ve esneklikten uzak bu kavramın yeniden yoğrulabilir hale gelmesi için bir kırılma noktasına ihtiyaç vardır.

      İşte bu nokta 28 Şubat olacaktır.
      28 Şubat; Türkiye"de İslam"ı bir radikalizm aracı olmaktan çıkarıp, bir siyaset aracına dönüştüren çok başarılı bir dış operasyondur.

      Bu sürecin en büyük iki oyuncusunun Çevik Bir ve Tayyip Erdoğan olması sizi yanıltmasın. Neticede, birbirinin anti-tezi gibi görülen bu iki şahsiyet aslında aynı güç odağı tarafından birbirlerine karşı sahneye sürülmüşlerdir. 

      Biri; meşru bir dava görüntüsü adı altında, hem kurumunu günümüze kadar sürecek psikolojik ve yıpratıcı bir savaşın ortasına çekerek, hem de Erbakan sürecinde sadece bir çevre unsuru olan İslam = Sermaye denklemini, normalleştirerek önemli bir rol oynamıştır. 

      Diğeri ise; kendi ekolü içinde, İslam = Siyaset denklemini "devletle barışık olma" adına yeniden dizayn etmenin startını verebilmiş ve Erbakan olarak alçılanmış "radikal İslamı" alçılarından çözerek karşımıza canlı, nefes alan ve toplumsallaşan bir dinamik olarak koymuştur. 

      O kadar planlı bir süreçtir ki; bu sürecin iki mimarının imajları da karşı yönlerde ama paralel olarak inşa edilmiştir. 

      Çevik Bir; "laik" ve "şeriat gelir" korkusu ile yaşatılan kitlenin "beyaz atlı prensi" olarak ta Somali günlerinden itibaren Türk kamuoyunun vitrinine bir "aydınlık ve başarılı" portre olarak konulmuştur.  Tayyip Erdoğan ise; "devlete karşı kendine alan açmaya çalışan" fakat alçılanmış İslam"ın bunu başaramayacağını Erbakan"ın şahsında her geçen gün daha net gören muhafazakar kitle önünde ise "mazlum ama müstedil" ve en önemlisi "romantik" (Bir Şiir Okudu Mahkum Oldu) bir karizma olarak inşa edilmiştir

      Bu karizma inşasında; bir Türk paşasının ABD"nin kuyruğunda Somali"de işgal gücü olarak ne işi var sorusunu sormayan basından; yaptıkları çıkışlarla Tayyip Erdoğan gibi bir ismi Türk toplumunu nezdinde mazlum Spartaküs"e dönüştüren yargı mensuplarına; bir grup türbanlı öğrenciyi Türk siyasi tarihinin en romantik eylem odağına dönüştüren (birileri Deniz Gezmiş"e bu psikolojik desteği verseydi ne olurdu acaba)  rektörlere kadar emeği geçen hiç kimseyi unutmamak lazım. Neticede bu süreç; onların aklı devrede olsa yaşanmaz ve oynanan oyun görülerek, bozma imkanı doğardı. 

      Fakat olmadı.

      Yine ilginçtir ki; bu sürecin iki "prensinden" birinin, emekli olmasından hemen sonra yine bir sahne şovu ile (bkz. Rumelili İşadamları Derneğinin canlı yayınlanan toplantısında bir lider olarak fiyasko bir tablo ortaya koyan Çevik Bir) kamuoyunun gündeminden ve vicdanından alaşağı edilirken; girdiği hapiste hem doktrinel, hem entelektüel eğitimi derinleştirilen Erdoğan toplumun karşısına daha bir ivme kazanmış olarak çıkarılmıştır. 

      Erdoğan"ın 28 Şubat süreci sonunda tasfiye edilmeyerek yeni bir alan kazanmış olması, süreci inşa edenlerin Bir"i kırıcı, Erdoğan"I ise yapıcı bir role düşündüklerinin en büyük göstergesidir. 

      Fakat süreç yeni bir aşamaya gelmiştir. Bu yeni aşamada, balonun yükselmesini engelleyen bir safra vardır ve bu safranın adı, daha önce balonun kontrollü yükselişi ve kitlesel kontrolü için şart olan İslam"dır.

      Öncelikle 28 Şubat"la başlatılan süreç ilk safhasında hedefini fazlası ile gerçekleşmiştir. Nedir bu hedefler : 

Ordunun, tartışılmayan ve dokunulmayan bir kurum olarak imajının derdest edilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri"ni Türk kamuoyunun acımasız ve kolaylıkla manipule edilebilir toplumsal tartışma sahasına çekerek, kurumun yeniden şekillendirilmesine ve kendi içinde ayrıştırılmasına yönelik dinamikleri başlatmak.

Örnek : Bugün gelinen noktada, Yüksek Askeri Şura"nın kararlarının yargıya açılmasını artık "dinciler" değil TUSİAD"da istemektedir ve ordu içindeki ayrışma/kutuplaşma artık sokaktaki çocuğun bile tartışma konusu haline gelmiştir. 

İslam ve çevre unsurlarını Erbakan"ın şahsında alçılanan donuk bir yapı olmaktan kurtarıp, yeni bir siyasi dinamiğin motoru olarak yeniden ısındırmak; bu kavram çevresinde çoklu bir tartışma başlatarak, ordu kavramı gibi İslam kavramını da katı halden sıvı ve akışkan hale dönüştürmek.

Örnek : Bugün gelinen noktada, en radikal bilinen dinci akımlar bile, Erdoğan"ın şahsında açılan toplumsal alanın cazibesi ile daha pragmatik olmanın getirisini değerlendirme noktasına gelmiştir. 

28 Şubat operasyonu ile hayli kaba bir şekilde ortaya konan ve aslında ülkenin iç dinamikleri ile bağlantılı sermaye akışlarını içeren "İslamcı Sermaye" , "Yeşil Sermaye" kavramlarını süreç içinde zamanla normalleştirerek, bu tür sermayenin yarattığı her türlü dinamiği ekonominin hücrelerine yaymak . 

Örnek : 28 Şubat operasyonunda hedef tahtasının tam ortasında bulunan "faizsiz" finans kuruluşlarının finans sisteminin asıl ve meşru unsurları haline gelmesi.

     Yukarıdaki hedeflerine yönelik yola çıkarken İslam"ı ve Ordu"yu sıçrama tahtası olarak kullanan mimarların artık ikisine de ihtiyaç yoktur. Bina inşa edilene kadar gerekli olan iskelenin artık demonte edilip bir kenara koyulması zamanı gelmiştir. 

     Ordunun bertaraf edildiği süreç ile İslam"ın başlangıçtaki rolüne kıyasla bertaraf edileceği süreç; Türkiye"nin toplumsal hafızasına bugüne kadar alışık olmadıkları paradoksal görüntüleri de sunmaktadır. 

     Bunlardan en son örnekleri  ülkeyi ziyaret iki yabancı aracılığı ile yaşanmıştır. Bunlar öyle göstergelerdir ki; bu göstergelerle çakılacak çivilerle, usta toplum mühendisleri,  Türk siyasi hayatının en sarp kayalıklarını kolayca aşabilir.

     Bunlardan birincisini; bugüne kadar hiçbir ülkede görmediği başbakan muamelesini, hem de başında olduğu kurum, Avrupa"nın ulusal iktidarları ile yetki çatışması içindeyken gören (Bkz : Avrupa Komisyonu"nun Maastricht Kriterleri ile ilgili üye devletlerin siyasilerinden oluşan Avrupa Konseyi"ni mahkemeye vermesi ) AB Komisyon Başkanı Prodi sağlamıştır. Görüntünün verildiği yer Meclis kürsüsüdür. Prodi : Erdoğan"ı Atatürk ve Özal"dan sonra Türkiye"nin üçüncü büyük lideri ve hatta en büyük lideri ilan etmiştir.

     Paradoks şudur ki; kurumsal olarak AB üyeliğini milli hedef ilan edecek kadar, çok iddialı bir şekilde sahiplendiği Atatürkçülüğü hayli  sığ bir şekilde okuduğu anlaşılan TSK"nın gözünde Erdoğan ile Atatürk arasında fersah fersah mesafe olması gerekir. Ama kaderin cilvesine bakın ki; bir ülkenin ulusal kimliğini bir üst kimlikle örtmeyi ütopik bir hedef olarak ortaya koyan AB"yi "milli hedef" olarak kabul eden ve aynı zamanda Atatürk"ün en büyük mirasçısı olduğu sanılan bir kurum; şimdi milli hedef AB"nin, milli lider Atatürk"ü Erdoğan"la eşitlemesini zorlada olsa yutmak zorunda kalmıştır. 

     İkinci paradoksal görüntü; Müşerref"in Türkiye"yi ziyaretindeki konuşmasında yaşanmıştır. Yer yine Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüdür. Müşerref; normalde herhangi bir milletvekilinin kullanması durumunda yeni bir "laiklik" krizine yolaçacak "Bismillahirrahmanirrahim" sözünü konuşmasının açılışında kullanmıştır ve daha da ilginci hem salona girerken, hem de çıkarken asker selamı vermiştir. Ülkesindeki baskıcı ve batı yanlısı rejimin sembolü olan ve güya İslamcı bir partinin ağırlığını oluşturduğu parlamentoyu asker selamı ile selamlayan bu zat (ki birkaç gün önce kendi parlamentosunda muhalif sıralardan yükselen protestolara iki yumruğunu havaya kaldırarak selam verecek kadar yaratıcı olduğunu herkes bilmektedir)ın, konuşmasına "Bismillahirrahmanirrahim" olarak başlaması, bu zata yönelik TSK olsun, Çankaya olsun "derin devletin teveccühü" dikkate alındığında daha bir paradoksaldır. 

İslamcı Zannedilen Bir Başbakan

     Yukarıda temel bir analize tabi tutmaya çalıştığımız süreç, gelinen noktada Erdoğan"ı Başbakanlık, TSK"yı tarihin koltuğuna oturtmuştur. 

     Türk Silahlı Kuvvetleri"nin yaşadığımız süreçteki konuşlanması apayrı bir inceleme konusudur. Fakat raporun başlığından da anlaşılacağı üzere, amacımız Hac yolunda olduğu zannedilen bir ismin neden Haç yolunda en büyük çabayı sergilediğini ortaya koyma yolunda çorbaya tuzumuzu katmaktır. 

     Aslında raporun zamanlaması açısından tamamen şans eseri; Erdoğan"ın Haç yolundaki görüntüsünün en çarpıcı iki karesinden biri geçenlerde Cidde ziyareti sırasında yaşanmıştır. 

     Sadece Türkiye tarihinin değil, belki de dünya tarihinin ender karelerinden biri;  İslam tabanlı bir siyasi liderin, İslam"ın göbeğinde bir salon dolusu Müslüman"ın yüzüne baka baka "Paranın dini olmaz. Her türlü etnik, dini, coğrafi olarak tanımlanmış ekonomik birliğe ve dolayısı ile İslam Ortak Pazarına karşıyım" sözlerini çerçevelemiştir. Sözkonusu liderin partisinin; her türlü kurumsal yapısı, sembolü ve dinamiği bir Hristiyan birliği olduğunu bas bas bağıran bir AB"ye üye olmak için her türlü tavizi veren bir hükümetin başında olması, bu sözlerin paradoksluğunu daha da arttırmaktadır. 

     Sözkonusu liderin çevresindeki kadroların; en ciddi etnik ve dini sermayeleşme operasyonun ana oyuncuları olması Erdoğan"ın sözlerinin samimi bir ifadeden çok, operatif nitelik taşıdığının en büyük göstergesidir.

     İki küçük aşiretken bugün Başbakan"ın çevresindeki kadroları ve milletvekillerini kontrol edebilecek kadar örgütlenen ve palazlanan Kürtçü sermaye ile, sadece Türkiye"yi değil dünyayı yönetme ve değiştirme iddiasındaki İsrail kökenli Masonik sermaye; görmek isteyen gözlere paranın renginin, parayı çoğaltmak ve güç haline dönüştürmek için nasıl kullanıldığının en somut örneklerini içermektedir.

     Geçen sene İslam Konferansı Örgütü toplantısında, İslam ülkelerine daha fazla demokrasi öğüdü vererek, "demo İslam" projesini hayata geçirenlere değerli bir destek veren Abdullah Gül ile;  ABD"nin Suudi Arabistan üzerinde toplumsal mühendislik çalışmalarını yoğunlaştığı bir ortamda, "İslam Ortak Pazarına inanmıyorum" diyecek kadar samimiyetsiz bir tablo sergileyen Tayyip Erdoğan; neticede içinden çıktıkları toprağın İslam"ına değil, başka bir şeye hizmet etmektedirler. Neticede bu yolda; İslam ve farklı algılanışları sadece bir araçtır. 

     Bu konuyu, önlerine konulan perdeyi yırtma cesaretini bularak düşünmek isteyecek herkesin sorması gereken tek bir soru vardır : 

     Tayyip Erdoğan"ın şahsındaki kadroların iktidar koltuğuna oturmasından bu yana, bu iktidarın kontrolü altındaki coğrafyasında Müslümanlık mı, yoksa İslam dışı dinler mi daha fazla zemin kazanmıştır.

     Öyle bir tablodur ki;
Güya İslamcı bir başbakan, partisinin iktidara gelişinin ikinci gününde, yanına Ermeni patriğini alarak kiliselerin mülkiyet haklarından ve bunların geliştirileceğinden sözetmiştir. 

Bu ülkenin asil unsuru olan Müslüman Türkler bir borç dolayısı ile mülkiyet tuzağı içinde yaşam mücadelesi verirken, bu hükümetin AB"ye uyum paketleri başlığı altında çıkardığı yasalar, gayr-i Müslümlerin ülke toprakları üzerinde sadece mülkiyet edinmesini değil, bunları değerlendirme alanlarını da kıyaslanamayacak ölçüde genişletmiştir.

Kişilerin mülkiyet hakları neticede bireysel insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gereken ve bir ülke için tehdit oluşturmaması gereken unsurlardır. AKP iktidarının bu alanda, Türkiye karşıtı güçlere sağladığı en değerli zemin bireysel mülkiyet hakkı alanında değil, ister yabancı sermaye kanunu, ister kamuda reform çalışmaları, ister AB"ye uyum paketleri çerçevesinde kurumsal ve belli bir ajandası olan dinamiklere açtığı yoldur.

Bugüne kadar, AKP"yi iktidara taşıyanlar açısından en sembolik ve somut öneme sahip türban konusunda, kalıcı hiçbir çözüm sağlanamamış ve konu adeta rafa kaldırılmıştır. Bu alanda, AKP"li unsurların ara sıra yaptığı çıkışlar, AKP"nin kozmik kadrolarının tabana yönelik gaz alma operasyonundan başka bir anlam taşımamaktadır. Muhafazakar tabanın, "bizim çocuk iktidarda, aman onu rahatsız etmeyelim, o zamanı gelince gerekeni yapacaktır" ruh halinin kırılmaması, iktidar dinamiğini sürdürmek için şarttır. 

Güya İslamcı bir başbakan, Ortadoğu"da, Müslümanlara kan kusturan bir İsrail"in lojistik desteğinde tarihin en kapsamlı işgal harekatı başlarken, ABD askerlerinin başarısı için dua edecek kadar kıblesini kaybetmiş bir görüntü sunmaktadır.

Türkiye toprakları üzerinde din kökenli sermaye hiçbir hükümet zamanında olmadığı kadar ciddi harekat alanı elde etmiştir. Yanlış anlamayın. İslami sermayeden değil Hristiyan ve Musevi sermayeden bahsediyoruz. . Faizsiz finans kurumlarının ve İslamcı olarak bilinen sermaye odaklarının ekonomik dinamikler açısından geçmişe göre daha "meşru" ve "içselleştirilmiş" konumda olduğu doğrudur. Fakat en az bu odaklar ve hatta daha ileri noktada olan bazı odaklar vardır ki; bunlar Musevi ve Hristiyan sermaye tanımını birebir hakeden uluslar arası çevrelerdir. Güneydoğu"da gittikçe hız kazanan toprak alımlarından tutun da, Türkiye"nin finans piyasasına gittikçe daha derinlemesine ele geçirmesine izin verilen yabancı finans odaklarının arkalarındaki teolojik/ideolojik çerçeve bu tespiti fazlası ile haklı çıkarmaktadır. 

     Yukarıdaki liste uzatılabilir ama sonuçta aşağıdaki iki söz; çoğalan tespitlerle zayıflamayacak aksine güçlenecektir. 

     Bu sözlerden biri AKP"nin iktidara gelmesi üzerine değerlendirme yapan Yalçın Küçük"e aittir. O günlerde bu sözü anlamsız bulanların , bugün Küçük"e hakkını vermesi gerekir.

     Bu zat;
      "Erdoğan"ın iktidara gelmesi ile birlikte siyasal İslam projesi sona ermiştir" derken bizim yukarıda çizmeye çalıştığımız tabloyu çok iyi şekilde özetlemiştir. 

      Keza anonim olarak ortalarda dolaşan şu değerlendirmede, Türkiye"de "İslamcı" olarak resmedilmeye çalışılan dinamiklerin aslında hangi güçler için bir manivela teşkil ettiğini göstermektedir. 

      "AKP ile Türkiye"de Müslümanlar; ancak Hristiyanlar kadar özgür, Museviler kadar zengin olabilir"

     Peki, referansı İslam olduğu zannedilen bir Başbakan"ın bu çerçeveden çıkarak farklı bir çerçeveye oturtulması ve farklı dinamiklere hizmet etmesi;günümüzün "şeffaf" toplumsal yapısı içinde nasıl gerçekleştirilecektir. 

Yeni İslam : Bir Pentagon Dizaynı

     Her değişimin iki şeye ihtiyacı vardır : Manivela ve üst akıl.

     Manivela; normalde başlamayacak ve başladıktan sonra da doğanın yasaları gereği çok yönlü ve her yönde eşit ağırlıklı olarak gelişmesi muhtemel bir süreci, istenilen istikamette kontrollü olarak ilerletmenin ana aracıdır. Bu manivela; değiştirilecek yapının karşıtı bir yapı da olabilir; bir dizi kavramsal patlama ve bu patlamanın lavasını istenilen yönde akıtacak medya kanalları da.

     Üst akıl ise; değişim sürecine değişim sürecinin ortaya saçtığı parametrelerle bakmayı alışkanlık edenlerin göremeyecekleri bir akıl düzeyidir. Örnek vermek gerekirse; Milyarlarca doların ve sahne arkası ilişkilerinin hakim olduğu futbol sektörünü, şu ya da bu futbolcunun performansı ve/veya şu da ya bu antrenörün taktik becerisi ile değerlendirmeye devam etmek; üst aklın bu alanda yapacağı operasyonlara yem olacak bir alt akıl olmanın yolunu açacaktır. Alt akıl; üst aklın yapacağı operasyonlar sonucunda sahne önünde yaşanacak ani değişimleri algılamakta zorlanacak ve nihayetinde "de facto" olarak kabul edip yeni bir meşrulaştırma sürecine girecektir. 

     İşte bu alanda; medya ve medya  üzerinden topluma seslenen "kanaat önderleri", insanların üst akla erişmesine engel perdelemeyi (ki bu yolda en önemli silah "komplo teorisi" kavramıdır) yaparken, aynı zamanda alt aklın işleme parametrelerini de belirlemeye yararlar. 

     Bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye"de AKP çerçevesinde başlatılan İslam tartışmasının bir çok manivelası ama sadece tek bir üst aklı vardır. ( Bu üst akıl bir konsey olarak organize olsa da)

     Nedir bu manivelalar?

     Bu manivelalardan bir tanesi Türk Silahlı Kuvvetleri"dir. 

     Diğeri ise, yine paradoksaldır ki; MOSSAD ile birebir bağlantılı bir İsrailli olan Alon Liel"in İbranice kitabından apartılarak ilk kez Türk kamuoyunun dikkatine sunulan muhafazakar demokratlık kavramı çerçevesinde kopartılan kavramsal yaygaradır.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Mekke "“ Brüksel Hattında, Erdoğan Kiminle Yürüyor?-2
« Yanıtla #3 : Ekim 02, 2009, 12:42:03 ÖÖ »
Bu manivelaları açıklamadan önce herkesin sorması gereken ve bu süreci dizayn eden üst aklın nerede konuşlandığını daha net görmemizi sağlayan bir soru ile başlayalım.  

     Hepiniz hatırlarsınız. Son dönem Türk siyasi tarihinin en kapsamlı ve bilinçli psikolojik harekatlarından birine maruz kalan MGK ve o zamanki başkanı Tuncer Kılınç Paşa, devir teslim töreninde yaptığı konuşmada bir cümle sarfetmişti. "NATO, İslam"ı bir tehdit olarak ilan ettiğinde içimize sindirememiştik ama daha sonra 11 Eylül olayları meydana geldi". Bu cümle içinde çok şey gizlidir. Yıllarca NATO"nun sadık müttefiki olmakla övünen bir ordu; şimdi bu müttefiki olduğu yapı tarafından İslam"ı daha öncekilerden farklı bir kapsamda tehdit olarak algılamaya zorlanmaktadır.  

     Bu, TSK"nın, radikal İslam"ı bir rejim tehdidi olarak algılamasından çok daha farklı bir çerçevedir. Radikal İslam ve unsurlarının bertaraf edilmesi, ülkenin kendi iç dinamikleri çerçevesinde halledilebilecek bir sorun iken; NATO"nun yeni İslam"da dahil olmak üzere İslam coğrafyasına dair geliştirip empoze etmeye çalıştığı yeni tehdit konsepti  ; Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki meşrulaştırma mekanizmalarının yağ yakmasına sebep olmaktadır.  

     Neticede; TSK, göbekbağı ile bağlı olduğu NATO tarafından, komşu ve kendi toplumu ile birebir bağları olarak bir halklar manzumesi üzerinde emperyalizmin yeni jandarması olarak sahaya sürülmek istenmektedir. Savunma ihalelerinde tercih edilen silah sistemlerinden, doktrinel yapıda "daha derinlikli bir güvenlik anlayışı" çerçevesinde yapılmak istenen değişikliklere kadar bir çok dinamik; TSK"nın "milli" değil, "uluslar arası bir ordu" haline dönüşme ve bu yönde operasyonel kabiliyet kazanması yolunda adımları içermektedir.  

     ABD-İngiltere-İsrail üçgeninde inşa edilen ve neticede İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmeye yönelik makro operasyonun meşru kılıfı bu operasyonun NATO başlığı altına alınması ile sağlanırken; Türkiye İslam coğrafyasına bir "Islamic sweetener" olarak yapay tatlandırıcı mahiyetinde sunulmaktadır.  

     Kuzey Irak"taki Kürdistan"ı her şekilde desteklediği bilinen ve hatta yıllarca onbinlerce şehit vermemize sebep olan PKK"nın derinlerinde oynadığı rol devlet katmanlarında fazlası ile deşifre olmuş bir İsrail"le "stratejik işbirliği" yapacak kadar körleşen kadrolar ile; Cidde"deki zirvede "İslam Ortak Pazarına karşıyım" diyecek kadar Batı"ya vazgeçilmez bir destek sunan siyasal kadrolar aslında aynı NATO perspektifine hizmet etmektedirler.  

     Tablo bu kadar net bir şekilde ortadayken; arasıra patlak veren "laiklik-dincilik" krizleri bir toplumsal parodiden öte bir anlam taşımamaktadır.  

     Neticede bu krizler; AKP"nin; TSK"nın dönüşümünde; TSK"nın da AKP"nin dönüşümünde manivela olarak kullanıldığı sanal ortamlardan başka bir şey değildir.

     Arka plandaki ilişkileri bilenler açısından; ne TSK, ne de AKP"nin üst düzey kadrolarının birbirlerine karşı tavır alamayacağı sadece NATO doktrinleri açısından değil, hayatın pragmatikleri açısından da tescil edilmiştir. (Bkz : İmar Bankası kapandıktan sonra arka kapıdan ödeme yapılanların listesi "“ Bkz : İstanbul Belediye Başkanı Gürtuna"nın AKP"den aday olması için kulis yapanların listesi)

     Bu nedenledir ki; Genelkurmay son yıllarının en çelişkili tablolarından bir toplumsal sergiyi milletin gözü önünde açmıştır.

     Daha düne kadar İslamcı çizgisi nedeni ile askeri organizasyonlara çağrılmayan Yeni Şafak gazetesi"nin neden en son Genelkurmay brifingine çağrıldığı sorusuna, "Biz basın özgürlüğünün sonuna kadar yaşanmasından yanayız" şeklinde cevap veren bir İkinci Başkan, diğer gazetelerin hala neden çağrılmadığı sorusuna cevap veremezken sadece görünüşte düşünsel bir tutarsızlık içindedir ama Türkiye üzerine atılan ağın ilmikleri arasındaki bağı bilenler tutarsız değil, tutarlı bir tablonun izini görürler. Neticede; Tayyip Erdoğan Genelkurmay Başkanı nezdinde Yeni Şafak için devreye girmiştir.  

     Ortada; NATO konsepti çerçevesinde uyumlu hareket eden bir çift vardır.  

     NATO"nun simgesinin bir haç olduğunu ve NATO"nun kuvvetleri arasında Hristiyanlığı yayma maksadı ile misyoner asker kadroların olduğunu bilenler açısından; tablo aslında çok da tutarlı ve kendi içinde mantıklı bir bütün sergilemektedir.  

     Benzer bir şekilde; "muhafazakar demokrasi" çerçevesinde yaratılan ve Türkiye"de sadece sağı değil, solu da yeniden dizayn etmeyi hedeflediği anlaşılan süreç (Bkz. Başbakan"ın yakın çevresinden Ömer Çelik"in Türkiye"de sağın dizaynı ile ilgili yazılarında AKP kadar CHP"nin de rolü üzerinde kafa yorması); AKP ve lideri Erdoğan"ın üzerindeki İslamcı üniformayı tabanına çaktırmadan çıkarması için birebir perdelemeyi sağlamaktadır.  

     Cidde"de "din tabanlı birliklere karşı" olduğunu belirten bir siyasi lider, kendilerini Hristiyan Demokrat olarak tanımlayan Batılı siyasi partilerin birliklerine dahil olabilmek için başvuru üzerine başvuru yapmaktadır.  

     Muhafazakar Demokrasi kavramı ve çevresine yaratılan dinamikler; AKP"nin, Hristiyan-Siyonist plana dahil olana kadar katettiği yolda giydiği Müslüman tabanı kapıda çıkarıp, yeni "iman zeminine" çıplak ve yeniden giydirilmeye müsait ayaklarla basmasından başka bir şey değildir.  

     Batı; İslam"ı bir "İslamcı" aracılığı ile dönüştürürken; aynı dinamikten bir de "uluslar arası ordu" çıkarmayı ihmal etmeyecektir.  

     Türkiye"nin İslam"dan sonra bir diğer dogması olan "Atatürkçülük""ü dönüştürecek isim kimdir derseniz : Bu da laik-liberal kesimin dönüşüm gerçekleşirken hipnoz yapmak için her türlü özelliğe sahip Kemal Derviş"ten başkası değildir.  

     "Muhafazakar" tabanı Erdoğan, "liberal-laik tabanı" Kemal Derviş ile hipnoz edenlerin pastanın üzerine dikeceği mum ise; gerekli NATO eğitiminden şimdiden geçirilmeye başlanan; İsrail"in yakın dostu Kürt kökenli Hikmet Çetin"in (ya da aynı etnik kökenden bir başkası) Türkiye"nin Cumhurbaşkanlığı makamına oturtulması olacaktır.  

     Kusursuz plan; dış odakların orkestrasyonu ve içerde küresel planla uyumlu, görünürse kavgalı ama arka planda anlaşmalı kardeşlerin katkıları ile işlemektedir.  

     Bu açıdan bakıldığında; Türkiye"de Hac yolunda ilerlemeyi aklından bile geçirmeyenler ile, Hac yolunda ölmeyi siyasi kariyerlerinin gösteri perdesi yapanların; gittikçe yakınlaşarak HAÇ yolunda yürüdüğünü göreceksiniz.  

Alternatif Siyasi Dinamik Nasıl Yaratılır?
   Yerel seçimler yaklaştıkça, yine bir ayın 28"i Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri olmaya hazırlanmaktadır.  

   Kredi ağları ile örülmüş medya köşeleri ve manşetleri ile topluma pompalanan alternatifsizlik havası AKP"yi seçim bölgelerinde "takozu aday göstersem seçtiririm" havasına sokarken, rakibi konumundaki partilerde de ciddi bir atalet gözükmektedir.

   Bu ataletin, bir teslimiyetten mi kaynaklandığı yoksa Hazine"den gelen paraları boş yere harcamayalım şeklinde "ince" hesapların mı döndüğünü bilemeyiz. Bilebileceğimiz tek şey, medyada gerekli yeri bulamayan, bulsa bile bu hakkını çok mantıklı ve yapıcı şekilde kullanmayacakmış izlenimi veren muhalefetin içinden alternatif bir dinamik yaratılıp yaratılamayacağı sorusudur.  

    Bu noktada yaratılacak her siyasi dinamiğin dikkate alması gereken iki unsur vardır.

   Bunlardan biri İslam, diğeri Millet"tir.

   Buradan klasik bir Türk-İslam sentezinin başarılı olacağı varsayımı çıkarılmamalıdır. Bu noktada kastedilen İslamcılıkla, Milliyetçilik arasında eski dönem siyasi akımları çağrıştıracak bir sentez oluşturulması değil; her iki kavramı ülkenin su yüzündeki değil suyun derinlerindeki çıpası haline getirecek ama bu çıpalara sabitlenmiş siyasi platformu toplumun bütününü kapsayacak bir post-modern siyaset mühendisliği kastedilmektedir.

   Daha net konuşmak gerekirse; Müslümanlığı ve Milliyetçiliği dış odakların elinden alarak yerli odakların kontrolüne verecek ve her iki altyapıyı da sağdan sola bütün yelpazeyi kapsayacak kavramlarla örme gereğidir.  

   Türkiye"de bu işi ister solda, ister sağda olsun; bağımsız ve büyük bir Türkiye Cumhuriyeti özlemini duyanların bu iki kavramın çerçevesi üzerinde net bir uzlaşmaya ihtiyacı vardır. Amaç; İslam"ı ne bir "öcü" yapmak, ne de siyasi yapılanmanın harcı konumuna getirmektir. Keza; milliyetçilik alanında, amaç, ne milliyetçiliği her türlü küresel karşı propagandanın hedefi haline getirecek donuk ve antipatik bir tabldot menü haline getirmek, ne de toplumsal dinamikleri küresel dinamikleri dışlayacak şekilde katılaştıracak adımları atmaktır.  

   Bazılarının "kızıl elma" olarak küçümsemeye çalıştıkları oluşumlar bir yandan bu resme, solun temsil ettiği kavram çerçevesini eklemlemeye ve böylece ülkenin dümenine oturtulması gereken yeni iradeyi mümkün olduğu kadar geniş bir tabana oturtmaya çalışmaktadır. Solun  anti-emperyalist mücadelesi gözönüne alındığında ve bu gün post-modern emperyalizmin hedef tahtası olarak İslam coğrafyasını seçtiği ve bu süreçte milli Türk devletini de dönüştürmeyi hedeflediği gözönüne alındığında; ortaya ne ad konulursa konulsun ülke adına ciddi bir siyasi konsolidasyon potansiyeli gözükmektedir.  

     Önümüzdeki siyasi tabloya baktığımızda; yukarıdaki dinamikleri yoğurarak, Türkiye adına kaptan köşkünü bu coğrafyanın asli unsurunu oturtabilecek birkaç parti gözükmektedir.

     Bunlar

CHP
ANAP
GP
DYP
MHP
SP olarak sıralayabiliriz.  

     BBP olsun, DSP olsun, sağ veya sol kanattan daha küçük çaptaki partileri hiçbir önyargı gözetmeden sadece temsil ettikleri taban açısından ikincil partiler kategorisine sokmak bu yazı açısından kabul edilebilir bir varsayımdır.

     CHP ile ilgili yukarıdaki analiz çerçevesinde taşıyabileceğimiz umutlar; "laikliği" en basit paydada savunan kadroların CHP"nin vitrinini iyice bulandırdığı bir ortamda gittikçe daha fazla patinaj yapmaktadır. Keza; Kemal Derviş"in şahsında, CHP"yi Baykal"dan devralma operasyonu başarılı olmadığı taktirde Derviş"in ismi çevresinde yeni bir oluşum gerçekleştirileceği bilinmektedir ama böyle bir durumda CHP içi hizipleşmenin partiyi parçalanma eşiğine getirme olasılığı da ihmal edilmemelidir.

     Kendi içindeki kaynamayı kontrol altına alamamış ve tarihsel sorumluluğunu gelen dalgayı karşılamaktan uzak bir ciddiyetsizlik ile harcayan bir partinin Türkiye gemisinin kaptan köşküne milli bir iradeyi koyma şansı hayli tartışmalıdır.  
 
 Baykal"ın , "elimizden gelen muhalefeti yapıyoruz" tarzı siyasi edilgen tavrından sıyrılarak, muhalefeti sadece söz söyleme sanatı olarak algılayan yetersiz düşünce yapısını,"muhalefet muhalif söylem doğrultusunda toplumu örgütleyip harekete geçirebilmektir" çizgisine geçebilmesi doğru yönde atılması gereken ilk adımdır. Aksi takdirde, CHP, Meclis sıralarında üzerinde karmaşa yaratmayı muhalefet zanneden ama Meclis"te çıkardığı sesin onda birini sokaklarda çıkaramayan, Önder Savlar, Topuz"lar ve Dervişler arasında çekiştirilen pasif bir yüzeyden öte anlam ifade etmeyecektir.  

     ANAP"ın geldiği nokta fazla analize gerek duymayacak kadar açıktır. Adeta; miadını doldurmuş eski dönem bir Sovyet yapısı gibi terkedilmiş, parçalarına ayrılarak hurdacılara satılmış bir yapı ile karşı karşıyayız. Kalan parçanın başına geçen Ali Talip Özdemir"in bir siyasi lider olarak dolduramadığı koltuğu, üzerinde Yılmaz"In gölgesini bütün ağırlığı ile taşıyan Nesrin Nas"ın taşıması hayli şüphelidir.  

     Zaten, AB endeksli bir politikayı yegane çizgisi haline getiren bir siyasi liderin önderliğinde tarihinin en büyük çöküşünü yaşıyan bir siyasi yapının; geldiği noktada, hele hele bu çöküşü gerçekleştiren eski liderin yeniden dönüşünün gündemde olduğu bir ortamda, Türkiye"nin ihtiyaç duyduğu milli dinamiği yaratmasını beklemek beyhude bir bekleyiş olacaktır.

     Gelelim GP fenomenine. Bir siyasi oluşumdan çok, bir pop oluşum olarak üzerine hayli inceleme yapılması gereken bir vaka ile karşı karşıyayız. Bu yapının Türkiye"nin geleceği açısından gerekli sentezi yapıp yapamayacağı sorusuna verilecek cevabın, Cem Uzan"ın söylemi ve partinin iki hilali yanyana koyan görsel duyarlılığının ötesinde bir derinliği olması gerekiyor. Genç Parti"nin söyleminin karşısındaki en büyük engel, Cem Uzan"a yönelik başlatılan operasyondur. Bu operasyon, sadece Genç Parti"nin çizgisini değil, aynı zamanda Genç Parti ile özdeşleştirilecek her türlü kavramın çağrıştırdıklarını da tehlikeye sokmaktadır. "Yolsuzluk ve hortumculukla" suçlanan bir ailenin kurduğu partinin, aynı zamanda "milliyetçiliği" ve "İslam"ı yeni bir anlayışla sahiplenmesi, bu kavramlara yönelik psikolojik harbi fazlası ile kolaylaştıracaktır.  

     Bu noktada, Genç Parti"nin, bir tepki partisi olma özelliği pekişecektir. Cem Uzan"ın şahsiyetinde, bu yapının hem milli, hem muhafazakar, hem de kaygılı sol kesimleri bünyesinde barındıracak bir çatı söylem oluşturması hayli zor gözükmektedir.  

     DYP bu resim içinde; geçmişteki köklerinden kaynaklanan bir umut ışığı olma özelliğini taşımaktadır. Bu umut ışığının ne kadar gerçekçi ve kalıcı olduğu, DYP"nin gelenekten gelen gücünü ne kadar geleceğe yansıtabileceği ile doğru orantılıdır. Partinin lideri Mehmet Ağar"ın "milli" olarak algılanma konusunda hiçbir imaj sıkıntısı yoktur. Fakat, özellikle Cumhurbaşkanlığı makamında yaşanan türban krizi sırasında takındığı "türbana hassas" ve muhafazakar kesimler nezdinde hayli ses getiren tutumun daha sonra bu tutumu perçinleyen derinlemesine bir söylemle desteklenmemesi bir kayıptır. Halbuki Ağar, halka yakın duruşu ve Anadolu"ya hakimiyeti ile mevcut liderler arasında hem milli duruşu, hem de muhafakazar bakışı bünyesinde toplayabilecek ender isimlerden biridir. Ayrıca DYP"nin 28 Şubat sürecinde, ortamı daha fazla germemek ve "siyasal İslamı" sistem içinde tutmak yolunda gösterdiği dirayetli tutum, Türkiye"deki muhafazakar kitleler açısından önemli bir referans noktası teşkil edebilir.
Amaç; Türkiye"nin temel yapısını din adına heba etmek değil de, İslam"ı referans alanları toplumsal dinamiklere dahil etmek ise, DYP lideri kişiliği ile din = devlet barışmasını en etkin olarak sağlayabilecek portrelerin başında gelmektedir.  

     DYP"nin AKP"nin üstlenmekten gocunmadığı gayr-ı milli ve gayr-ı İslami duruşa karşı, geliştireceği duruşun inandırıcılığı diğer parti liderlerine göre hayli yüksektir. Neticede, karşımızda ne toplumda sahte bir AB hülyası yaratarak toplumu kandırmış bir lider; ne de muhalefet etme yeteneği konusunda ciddi şüpheler yaratmış biri bulunmaktadır. Ağar"ın bu geniş çaplı platformu oluşturmadaki tek eksiği, geçmişteki imajından dolayı sol tandanslı ve kentli çevrelerin yaşayacağı tereddüttür ki; bu doğru bir imaj kampanyası, samimi bir özeleştiri ve uzun vadeli bir vizyonla desteklenmiş, insan ve demokrasiyi gözardı etmeyen bir milli misyon söylemi ile aşılabilir.  
 
 MHP; geçmiş hükümet döneminde kendisine altın tepsi ile sunulan fırsatı tepen bir lideri bile değiştirememiş yapısı ile bırakın toplum nezdinde, kendi tabanı nezdinde bile ciddi bir prestij kaybına uğramıştır. Kendi hükümeti zamanında temelleri atılan bir süreci görmeyip (Bkz : Kıbrıs"ın AB yolunda resmi olmasa da siyasi kriter olarak algılanmasına yolaçan Helsinki zirvesi sırasında hükümetin yaptığı hatalar ve benzerleri), hükümetten düştükten sonra sarılınan milliyetçi muhafazakar söylem inandırıcılıktan fazlası ile uzaktır. Keza; kendi iktidarları döneminde muhafazakar tabanın sembol duruşu türban ile ilgili en ufak bir adım atmayan bir liderin, oluşturması gereken milli saçayağının inandırıcılığı hayli zayıf kalacaktır.  

     Bahçeli"nin bir liderden çok, kaygılı bir bürokratı andıran duruşu, yeni dönemde Türkiye"nin ihtiyacı olduğu söylemi taşıyabilecek bir duruş değildir. Bu açıdan bakıldığında, MHP lideri Bahçeli"nin muhalefet tarzı, "biz muhalefet olarak herşeyi dile getiriyoruz" tarzını benimseyen CHP lideri Baykal ile büyük benzerlik göstermektedir. Sanki ortada toplumu yeni dinamikler çerçevesinde harekete geçirmeye çalışan değil; kendi tabanını sakinleştirmeye yönelik bir muhalefet tarzı sözkonusudur. Türkiye"nin, AKP"nin şahsında oluşturulan misyonun alternatifini bu tarzla karşılayabilmesi hayli zordur.
      
 SP"nin bulunduğu noktaya dair en güzel özet ise geçenlerde AKP iktidarının icraatlarına karşı isyan eden bir manşette gizlidir. Milli Gazete sormaktadır : "Ne Zaman Uyanacaksınız?" . Bir hareketin kendi tabanına yönelik bu kadar çaresiz bir isyan  noktasına gelmesi; sözkonusu hareketin de bazı gerçeklerin fazlası ile farkında olduğunu göstermektedir.  
 
 Bir isim ile gereğinden fazla özdeşleşmesi nedeni ile bir bakıma Genç Parti ile benzer bir sorunla karşı karşıya olan Saadet Partisi"nin en büyük avantajı taşıdığı tarihsel misyondur. Fakat bu misyonu tek başına üstlenmiş izlenimi veren parti lideri Erbakan"ın bizzat kendi talebeleri tarafından içine düşürüldüğü durum ve tabanın bu tablo karşısında takındığı sessiz ve içten pazarlıklı tavır; Saadet Partisi"nin bir Türkiye dinamiği yaratmaktan çok uzakta; kendi tabanı üzerinde bile dinamik yaratamayacak bir noktada bulunduğunun en açık kanıtıdır.

      
SONUÇ:
     Tayyip Erdoğan"ın şahsiyeti ve AKP"nin kurumsal çerçevesinde Türkiye"ye dayatılan çerçevenin uzun vadede Türkiye"yi taşıyacağı nokta; bağımsız, özgür ve büyük bir Türkiye özlemi içinde olanlar için ciddi bir tehdit içermektedir.  

     Bu noktada sürekli bir değişim söylemi çerçevesinde hipnotize edilen kitlelerin karşısına "alternatifsiz" bir siyasi yapı çıkarılmaktadır. Bu tür süreçlere karşı, sigorta görevi göreceği zannedilen kurumların ise içine düştüğü atalet ve işbirlikçi tutum ilk bakışta çelişkili gözükebilir.  

     Fakat neticede unutulmamalıdır ki; Tayyip Erdoğan"ın şahsında inşa edilen sürecin Türkiye"yi getirmek istediği nokta; hem Türkiye"nin iç yapısı, hem de Türkiye"nin bölgede oynayacağı rol açısından yeni NATO konsepti ile birebir uyumludur. Ve o NATO; silah altyapısından, personel altyapısına kadar Tayyip Erdoğan dinamiğine karşı sigorta görevi göreceği zannedilen Türk Silahlı Kuvvetleri"nin sadakatle bağlı olduğu kurumdur.  

     Neticede; Tayyip Erdoğan"a inanarak Türkiye"de İslam"ın, Türk Silahlı Kuvvetleri"ne inanarak da bağımsızlık ve Atatürk milliyetçiliğinin sağlam bir zemin edineceğini düşünen kitleleri büyük bir hayal kırıklığı beklemektedir.  

     Ne TSK, ne AKP milli ve yerli bir dinamik üretecek insiyatifi sahiptir. Cidde"de Müslümanların gözünün içine baka baka; "İslam Ortak Pazarına inanmıyorum" demeyi "değişim" olarak lanse edebilen özenti bir yapı ile, Türk Milleti"nin gözünün içine baka baka "Türkiye"nin milli çıkarları ile müttefiklik gereklerimizi en optimum şekilde sağlamaya çalışıyoruz" diyebilen edilgen bir yapı aynı üst akıl tarafından yönlendirilebilir noktaya gelmiştir.  

     Bu noktada; Türkiye"nin siyasi yapısının acilen AKP"nin ve temsil ettiği dinamiğin alternatifini üretmesi şarttır. Bunu yapmanın yolu; bu dinamiği yaratabilecek her türlü odağın hem İslam, hem de Millet kavramını bu coğrafya üzerinde en doğru şekilde konuşlandırıp, sol ideolojinin anti-emperyalist tecrübesini de yadsımayacak bir tutum ile yeni bir karşı sentez üretmesinden geçmektedir. Bu sentezin teorik olmaktan çok, doğrudan Anadolu"nun insan dokusuna hitap edebilecek pratik unsurlarla donanması ve mevcut siyasi partilerden birinin liderliğinde toplumsal bir çatı kurulması şarttır.  

     Bu süreçte; herkesin klasik önyargılarını bir kenara bırakıp, kavganın sağ-sol, dinci-laik tartışması olmadığını algılaması aşılması gereken en temel psikolojik engeldir.  

     Unutulmamalıdır ki; batan bir gemideyken geminin sağa veya sola giderken batmasının pek fazla bir önemi yoktur. Keza; ülkenin kaptan köşkü başkalarının eline geçmişken, geminin asıl sahiplerinin tayfa konumunda birbirine karşı cephe alması kaptan köşkündeki odaklardan başka kimseye yaramaz.  

     Zaman; gemiyi yeniden yüzdürme ve kaptan köşküne geminin asıl sahiplerini oturtma zamanıdır.  

     Saygılar
     BEHIÇ GÜRCİHAN
 Açık İstihbarat
----------------
CAN ALICI SORULAR:

Dünya Musevi Örgütleri üst kuruluşu Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) ile İftira-İnkârla Mücadele Birliği (ADL) (Dünya mafyaları genel merkezi) tarafından ERDOĞAN"a verilen "Davut Boynuzu" adıyla bilinen "Cesaret Ödülü"nün amacı ve anlamı nedir?

"Davut Boynuz"unun ilk kez bir Müslüman"a, Recep T. ERDOĞAN"a verilmesinin açıklaması nasıl yapılabilir?

ERDOĞAN"ın yükseliş stratejisini planlayan Alon LİEL kimdir?

ERDOĞAN"ın ilk kez elinden tutularak, Türk Siyaseti"ne kazandırılmasını sağlayan Morton ABROMOWİTZ"in kimliği ve stratejik kişiliği niye gizlenmektedir?

AKLI ÇALIŞANLAR İÇİN SORULAR:
Bir petrol-doğalgaz hattına "Nabucco" adı verilmesi hangi anlama gelir?
Yahudi VERDİ"nin NABUCCO Operası"nda işlenen "Babil"den Kurtuluş" teması ile NABUCCO Projesi arasında nasıl bir bağ kurulabilir?

SAAKASVİLİ"nin Güney Osetya ve Abhazya"yı ilhak girişimi kahramanlığı ile DAVOS"ta yaşananlar arasındaki ilişki nedir?

Gürcistan"ın NABUCCO ile ne gibi bir bağlantısı vardır ve neden göz ardı edilmektedir?
Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL"ün ERMENİSTAN"a maça davet edilmesi ve onun da bu davete icabet etmesi ile NABUCCO-DAVOS ilişkilerini kimler düzenlemiştir?
NABUCCO Projesi ile İsrail hangi petrol ve doğal gaz hatlarını kontrol edebilecektir?
NABUCCO Projesi ile İsrail"in KIBRIS ilgisi arasındaki bağları şahsınız ve halkımız bilmekte midir?
http://www.millicozum.com/mc/MART-2009/ergenekon-davasi-ile-davos-havasinin-baglantisi.html
---------
Bu resim sizlere neyi hatırlatıyor?Kim kime benziyor?

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
İsrail ile 'özel ilişki'
« Yanıtla #4 : Ekim 02, 2009, 12:53:19 ÖÖ »
İsrail ile "özel ilişki"

İsrail Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Alon Liel"e göre, çok derin bir boyut kazanan Türkiye-İsrail ilişkilerinde geriye dönüş mümkün değil.

Türkiye ile İsrail arasında özellikle bu sene hız kazanan ilişkiler konusunda farklı görüş ve senaryolar ortaya atılıyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Dr. Alon Liel, Türkiye"“İsrail ilişkilerini Zaman"a değerlendirdi. Halen İsrail"in Merhav şirketler grubunun uluslararası projelerini takip eden Dr. Alon Liel, iki ülke ilişkilerinden, İsrail"in Kafkasya ve Orta Asya ilgisine kadar çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Türkiye ile İsrail"in bölgede bir eksen oluşturduğu belirtiliyor. Sizce bir Türkiye"“İsrail ekseni bölge dengeleri ve gerçekleri açısından uygun mu?

Eksen kötü bir kelime. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler mükemmel. Bu ilişki ikili düzeyde kalmalı. Ortadoğu"da halihazırdaki durum İsrail"“Türkiye ilişkileri üzerinde bina edilebilecek koalisyonlara müsait değil. Eğer İsrail Filistinlilerle bir barışa sahip olursa, uzun vadede durum farklılaşabilir.

Ben yaklaşık 25 yıldan beri Türkiye"“İsrail ilişkilerini takip ediyorum. İstanbul"a ilk kez 1977 Ağustos"unda geldim. Türkiye üzerine doktora yaptım. Şaron"un son ziyareti çok zor geçmiş olsa da, bugünkü Türkiye"“İsrail ilişkilerine bir not verecek olsam bu not on olacaktır. Kurumlar, hükümetler ve bürokrasi arasındaki bağlantı çok derin. Burada görevli olduğum zaman ilişkilerin notu sıfır ya da bir idi. İki ülkenin ilişkilerinin tarihi açısından şu an en iyi zamandayız.

Fakat bu ilişki, ikili bir ilişkinin ötesine yayılmamalı. Bu bağlantıya yeni ülkeler eklenmemeli, ikili düzeyde kalmalı. İsrail, Mısır, Ürdün, Suriye ve diğer ülkelerle ilişkilerini sürdürmeli. Ötekilerle barış sağlandıktan sonra bu ilişkinin bölgesel anlamları üzerinde konuşulabilir. İkili düzeydeki bu ilişkinin bölgesel anlamları, amaçları üzerinde vurgu yapılmamalı. Bu asla işe yaramaz.

Dolayısıyla eksen kelimesinin kullanılmasına karşıyım. Bunun yerine "özel ilişki" tabirini kullanmayı tercih ederim. Bu ilişki, hükümet ve bürokratlardan halka kadar inmiş durumda.


Peki Başbakan Ariel Şaron"un Türkiye ziyareti konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bence bu ziyaret bir hataydı. İsrail"in önemli bir gazetesinde bu geziyi eleştiren bir yazı da yazdım. Son zamanlarda Türkiye"ye çok fazla ziyaret yapıldı. Dışişleri bakanı, savunma bakanı, genelkurmay başkanı. Bence bilhassa Şaron"un Türkiye"deki imajı açısından biraz daha beklenmeliydi. Ben Lübnan savaşı sırasında Türkiye"deydim. O zamanki gazete başlıklarını hatırlayabiliyorum. Dolayısıyla bu ziyaret bir hataydı. Ancak bunun önemli bir hasara yol açtığını sanmıyorum. Belki iki ülke arasındaki ilişkilere muhalefet edenleri güçlendirmiş olabilir. İlişkilerde somut bir değişim olduğunu ise sanmıyorum.

Türkiye özel konumda

İsrail ile yakın ilişkiye sahip olmak Türkiye"nin bölgedeki manevra kabiliyetini ve seçeneklerini sınırlandırmaz mı?

Bu yanlış bir yaklaşım. Bana göre bu ilişki Türkiye"nin hareket kabiliyetlerini güçlendirir. Mayıs ayında sona eren dışişleri bakanlığı müsteşarlığı görevim sırasında Türkiye"den değişik bakanlıklardaki yetkililerle görüşüyordum. Türk yetkililer bana, hem İsrail ile hem de Filistin ve diğer Arap ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip olmanın Türkiye"yi özel bir konuma soktuğunu söylediler. Bu sene Filistin ile ilişkilerimizin çok kötü olduğu dönemlerde Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve diğer yetkililer çok önemli bir rol oynadı. Bu bir arabuluculuk değildi. Arafat ile İsrailli yetkililer arasından mesajlar taşındı. Türkiye, Ortadoğu"da bu rolü oynayabilecek tek ülke.

Diğer yandan, İsrail ile bağlantısı, Türkiye"nin ABD"deki ve Avrupa"daki imajı açısından da çok önemli. Çünkü İsrail, globalleşmiş bir ekonomiye sahip ve Türkiye"nin İsrail ekonomisiyle daha çok bağlantıya sahip olması onun Batı pazarında rekabet gücünü artırır. İki ülke arasındaki ilişkiden hem İsrail hem de Türkiye istifade etmektedir.

AB meselesi illüzyon

Fakat, Ortadoğu"da AB ile İsrail"in farklı köşelerde olduğunu görüyoruz. Türkiye, İsrail ile yakınlaştıkça, girmeyi amaç edindiği AB"nin politikalarına ters düşmüyor mu?

Halihazırda Avrupa"nın bir kesiminin Filistinlilerin yanında göründüğü doğru. Fakat bu bir çeşit illüzyon. Çünkü, tarihsel olarak, özellikle de Batı Avrupa İsrail"e çok yakın. Ticaret verilerine baktığımızda, Batı Avrupa"nın, İsrail"in en büyük ticaret ortağı olduğu görülmekte. Onlar İsrail ile olan ticaretten büyük oranda faydalanmakta. Bu, özellikle ikili ilişkiler düzeyinde de geçerli. Almanya, İngiltere ve diğer bazı ülkelerle bu ilişki çok derin. Son zamanlarda Belçika ve Danimarka gibi ülkelerle sorunlarımızın olduğu doğru. Şu noktayı da unutmamak gerekir ki, AB, Avrupa ülkesi bir Türkiye istiyor. Bir Ortadoğu ülkesi değil. Türkiye için, İsrail gibi kişi başına yıllık milli geliri 18 bin dolar olan bir ülke ile ilişkiye sahip olmak, İran ve Irak gibi ülkelerle ilişkide bulunmaktan daha iyi.

lİsrail"in Türkiye hava sahasını kullanarak İran ve Irak"ın nükleer kapasitesini yok etmeye yönelik bir strateji izlediği belirtiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eksen kelimesinden hoşlanmamamın nedenlerinden birisi de bu. Türkiye ile İsrail arasında bir eksen yok. Bir ittifak yok. Askeri bir ittifak var olsa, bir ülkenin başı derde girdiğinde diğerinin ona yardım etmesi gerekir. Böyle bir şey yok. Biz Türkiye"den askeri alanda herhangi bir yardım beklemiyoruz. Türkiye"nin de bizden böyle bir beklentisi yok. İsrail, Arap dünyasına karşı Türk topraklarını kullanarak bir şey yapma niyetinde değil. İsrail kendi güvenliğini kendi imkanlarıyla sağlayacak durumda. Türkiye"yi çok zor bir duruma düşürebilecek böyle bir şey yapmaz. Yapılan şey sadece tatbikatlar. Donanma tatbikatı ve son zamanlarda da hava kuvvetleri tatbikatı. İsrail"in Türkiye"nin hava üslerini veya topraklarını kullanarak İran"a, Irak"a veya başka bir ülkeye karşı bir saldırı düzenleyeceğini sanmıyorum.

Kimse değiştiremez

lTürkiye"de İsrail karşıtı bir hükümet göreve gelirse, bunun ilişkilere etkisi ne olur?

Türkiye ile İsrail arasında 1949"dan beri diplomatik bir ilişki var. Geçmişte çok zor dönemlerimiz oldu. Ancak bunun tekrar edeceğini sanmıyorum. Necmettin Erbakan 1996"da başbakan oldu. Kendisinin İsrail"den hoşlanmadığı biliniyor. Ancak değişen bir şey olmadı. İlişkiler devam etti. Tayyip Erdoğan"ın iktidara gelmesi halinde de ilişkilerde bir değişiklik olacağını sanmıyorum. İki ülke ilişkilerine baktığımızda, gerek savunma alanında olsun gerek iş çevrelerinde olsun ve gerekse demokrasinin, globalleşmenin ve modernliğin desteklenmesi alanında olsun ortak çıkarın çok güçlü olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla, İsrail ile ilişkileri istemeyen bir parti iktidara gelse bile, Türkiye"de bu ilişkinin devam etmesini isteyecek başka güçler var. Siyasi partiler var. Ordu var. İş çevreleri var. Revivo var. Revivo var olduğu müddetçe bu konuda bir endişem yok.

İran"ın etkisi sınırlanmalı

Başbakan Şaron, Ankara ziyareti sırasında Azerbaycan ile işbirliği yapacakları mesajı verdi. İsrail neden Azerbaycan ile işbirliği ihtiyacı duyuyor?

İsrail, 1993"ten beri dünyada popülaritesi artan bir devlet. Sadece BDT ülkeleriyle değil, Doğu Avrupa ülkeleriyle çok iyi ilişkilere sahip. Azerbaycan ve Türkmenistan gibi bazı ülkelerde büyükelçiliklerimiz var. Bu ülkeler Sovyet sistemine karşı geldikleri ve Batı modelini, Türkiye modelini tercih ettikleri için bu bize, bu ülkelerde ekonomik olarak faaliyet gösterme şansı verdi.

Bu ülkelerde Türk iş mantalitesi, dili ve kültürü yaygın. İsrail"in bilgi ve teknolojisini bu öğelerle birleştirmek için birlikte hareket etmek daha mantıklı. Örneğin İsrail"in özellikle Türkmenistan"da büyük projeleri var. Ancak buradaki iş mantalitesini tam olarak bilemediğimiz için Türkiye ile işbirliğine ihtiyacımız var.

İsrail"in Kafkasya ve Orta Asya ilgisinin arttığı gözleniyor. İşadamları bölgeye geziler düzenliyor. Başbakan Şaron kasım ayında Kazakistan"a gidecek. Bu ilginin sadece ekonomik kaygılar taşıdığını söylemek doğru mu?

Bunun ekonomik ve siyasi yönü var. İsrail bölgede enerji sektörü dışında bazı projeler üstlenmiş durumda. Bunları geliştirmeye çalışıyor. Ancak İran"ın bu ülkeleri etkisine alması siyasi açıdan İsrail için büyük bir sorun demek. Bu etkiyi önlemek gerekiyor. Bu durum Türkiye için de iyi bir şey değil. Bu ülkelerde, Türkiye modeli ile İran modeli arasında devam eden mücadelede İsrail Türkiye"nin yanında yer alıyor. Bana göre halihazırda Türkiye modeli kazanmış durumda. Özellikle Azerbaycan"a yaptığım ziyaret sırasında bunu yakından gözlemleme fırsatı buldum. Celil Sağır / İSTANBUL (Zaman)
----------

İsrail eski Ankara Büyükelçisi Dr. Alon Liel: Erdoğan, Nobel Barış Ödülü"ne aday olabilir.
http://www.netgazete.com/NewsDetail.aspx?nID=500689
------------
İki kişilik barış ordusu
Haaretz"e göre her şey Ocak 2004"te Beşar Esad"ın Türkiye ziyareti sırasında başlamış. Tesadüfen Suriye Cumhurbaşkanı ile aynı otelde kalan İsrail"in eski Ankara maslahatgüzarı Dr. Alon Liel, tanıdığı Türk diplomatlardan Esad"ın Erdoğan"la görüşmesi sırasında İsrail ile barışı önemsediğini ve bu konuda ciddi olduğunu öğrenmiş.
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=84495&KOS_KOD=15&ForArsiv=1

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
İsrail"in Kuzey Irak Politikası ve Türkiye
« Yanıtla #5 : Ekim 02, 2009, 01:13:31 ÖÖ »
İsrail"in Kuzey Irak Politikası ve Türkiye

Selin M. BÖLME


Eski Yeni "“ Sayı 9, İlkbahar 2008

İsrail"in dış politika stratejisine baktığımız da "tehdit" algısının çok büyük olduğunu görürüz. Kuruluşundan bu yana varlığını tehdit altında hissettiği bu coğrafyada İsrail Devleti, etrafındaki Arap çemberini çeşitli stratejilerle kırma çabasındadır. Bu güdülenme İsrail"i savunma devletinden saldırı devletine dönüştürmüş, kimi zaman Mısır örneğinde olduğu gibi Arap bloğunu ikili anlaşmalarla bölmeye çalışmış kimi zaman ise Amerika"nın bölgedeki etkinliğine ve verdiği desteğe dayanmıştır. İsrail"in etkin şekilde izlediği bir başka politika ise Arap Devletlerini Arap olmayanlarla dengelemek için bölgenin çok parçalı etnik yapısından faydalanmak olmuştur. Bu politikanın bir uzantısı olarak İsrailli yetkililer, I. Dünya Savaşından sonra Ortadoğu"da yeni devletlerin kurulması sürecinde Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları içinde kalan Kürt nüfus ile ilişkileri sıcak tutmayı bölgesel çıkarlar açısından önemli görmüşlerdir.

İlişkilerin Tarihi Kökenleri

Yahudi - Kürt ilişkilerinin kökenleri yakın geçmişe kadar Kuzey Irak"ta yaşamış olan Yahudilerin varlığına atıfla 2,500 yıl öncesine kadar dayandırılabilmektedir. 1 Toplumsal anlamda ilişkilerin ötesinde, İsrail Devleti ile Kuzey Irak bölgesinde yaşayan Kürtler arasındaki stratejik temasların başlangıç noktası olarak Mossad"ın (İsrail İstihbarat Teşkilatı) ilk şefi olan Reuven Şiloah"ın 1931 yılında İsrail istihbarat görevlisi olarak Bağdat"a gitmesi gösterilmektedir.2  Şiloah bölgede üç yıl kalır. Kürtlerle ilişkiler kurar. Yahudi-Kürt siyasi işbirliğinin temellerinin bu dönemde atıldığı belirtilmektedir.3  Kurulacak olan İsrail Devleti"nin Arap çemberi içinde kalacağını ve çatışmanın kaçınılmaz olduğunu düşünen Şiloah, bu kuşatmayı dengeleyebilmek için dış çemberde yer alan Arap olmayan ülkelerle ilişkileri güçlü tutmanın gerektiğini öngörmektedir. Türkiye, İran ve Etiyopya bu anlamda önemlidir.4  Ancak bunun yanı sıra, diğer önemli unsur ise bölgede bulunan Arap olmayan azınlıklardır. Bunların başında ise Irak devleti ile hiçbir zaman uyuşmayan Kürt nüfus gelmektedir. Şiloah tarafından geliştirilen bu "çevreleme stratejisi" Başbakan David Ben Gurion tarafından İsrail"in kuruluşundan 1979"a kadar politikasının temel ekseni haline getirilecektir.5  Yahudi istihbaratının bu dönemde Kürt hareketinin Avrupa Temsilcisi olan Kamuran Ali Bedirhan ile bağlantı kurduğu ve Bedirhan"ın 1948"de İsrail Devleti kurulduktan sonra, İsrail Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu İşleri Bölümüne bir rapor sunduğu ileri sürülmektedir. Bedirhan raporda, Suriye ve Lübnan"ın İsrail"e karşı etkisiz kalması için buradaki azınlıkların isyana teşvik edilmesinin şart olduğunu dile getirmiştir.6

1961 yılı İsrail ile Kuzey Irak"taki Kürtler arasındaki ilişkiler bakımından dönüm yılı olmuştur. Irak"taki Arap milliyetçiliğine dayalı politikanın iyice sertleşmesi ve asimilasyoncu bir hal alması neticesinde, Kuzey Irak"taki Kürtler Bağdat rejimine karşı ayaklandılar. Bölgede güçsüz bir Irak devletinden çıkar sağlayacak ülkelerin başında ABD, İran ve İsrail gelmekteydi. Bölgede etkinlik elde etmek isteyen SSCB"nin de devreye girmesi ile 1975"e kadar dalgalanmalarla sürecek ayaklanmalar bu ülkelerin çatışan çıkarlarının bir aracı oldu.7  1963"de Irak ve Suriye"de Baas Partisi"nin iktidarı ele geçirmesinin ardından iki ülke arasında hızlı bir şekilde birleşme yönünde atımlar atılması, İsrail"in tedirginliğini artırdı. Irak"ın güçlenmesi İsrail için ciddi bir tehdit oluşturmaktaydı. İsrail bu dönemde Kuzey Irak"ta ayaklanan Kürtlerle temasa geçti. Molla Barzani ile ilk görüşme 1963 yazında SAVAK (İran İstihbarat Teşkilatı) aracılığı ile gerçekleşti. Mossad Başkanı General Meir Amit SAVAK Başkanı ile görüşerek, Kürtlere yardım etmek için izin istedi. Anlaşmanın sağlanmasından sonra SAVAK denetiminde bölgeye İsrail tarafından silah sevkıyatı yapıldı.8  Bu döneme ilişkin olarak, İsrail"in Molla Mustafa Barzani"ye Irak"a karşı isyanı yürütmesi karşılığında düzenli para yardımında bulunduğu da ileri sürülmektedir.9

Siyasi temasları sürdürme çabasında olan İsrail adına dönemin Savunma Bakan Yardımcısı Şimon Peres ile Kürtlerin Avrupa Temsilcisi Kamuran Ali Bedirhan 1964 yılında bir araya gelirler.10  Yapılan görüşmede Kürt gerillalarından bir grubun İsraillilerden askeri eğitim almasına karar verilir ve 1965 sonlarında İsrail eğitim vermek üzere üç subayını Kuzey Irak"a gönderir.11  İsrailli eski General Rafael Eitan anılarında 1969 yılında Kuzey Irak"a giderek ayaklanmayı yakından gördüğünü ve ayaklanmayı daha yaygın savaşa dönüştürme konusunda görüştüğünü aktarmaktadır.12  Aynı yıl Kerkük Petrol rafinerisinde çıkan yangın ve konuyla ilgili Irak devlet basın organlarında çıkan Kürtlerin petrol rafinerisini sabote ettikleri ve olayın profesyonel bir biçimde planlandığı haberleri olayların ardında İsrail"in olduğu söylentilerine neden olmuştur.13 

İsrail açısından Kuzey Irak"taki Kürtlere verilen desteğin iki önemli nedeni olduğu açıktır. Birincisi isyanın sürmesi Irak"ta istikrarsızlık yaratmakta ve Bağdat hükümetini askeri, siyasi ve ekonomik anlamda yıpratmaktadır. İkincisi Kürtler, Arap topraklarına sızmakta ve bilgi edinmekte zorluk çeken İsrail"in bölgedeki gözü kulağı olmaktadır. Bu dönemde, Iraklı bir pilot İsrail"e Rus yapımı MIG uçağı ile kaçar. İsrail"e Irak"ın askeri teknolojik gücünü öğrenmesi açısından önemli bir avantaj sağlayan bu olayın da Kürtler tarafından organize edildiği ileri sürülmektedir.14  İsrail ile ilişkiler Bağdat yönetimi altında ezilen ve bağımsızlık arayan Kürtler için para, silah ve istihbarat desteği anlamına gelmektedir. Ayrıca İsrail gibi güçlü bir devletin destek olması bölgede yalnız olan Kürtler açısından bulunmaz bir fırsattır. Irak"ın Kürtleri imha etmek için tüm gücünü kullanmasını engelleyen temel sebebin İsrail olduğunu söyleyen Kamuran Ali Bedirhan, "...İsrail bir Arap ülkesi değildi, küçük bir ülkeydi, ancak Irak ve Suriye"yi korkutacak ve Kürtlerin gücünü arttıracak askeri bir güce sahipti."15 sözleri ile Kürtlerin İsrail ile kurdukları ilişkilerin sebebini açıklamaktadır.

1967 Savaşından sonra İsrail - Kürt yakınlaşması yeni bir boyut kazanır. İsrail savaşı kazanmış, ancak etrafındaki Arap çemberi daha büyük bir tehdit haline gelmiştir. Bu ortamda Irak"taki Kürt hareketi İsrail"in gözünde daha önemli hale gelmiştir. İsrail"in savaş sonrasında ele geçirdiği Sovyet yapımı silahları Kürt isyanına destek vermek için Barzani kuvvetlerine gönderdiği ileri sürülmektedir.16  Aynı yıl Molla Mustafa Barzani İsrail"i ilk kez ziyaret eder. Ziyaret gizli gerçekleşir. 1973 yılında bu ziyaretlerin ikincisi gerçekleşecektir. Saklanan bu ziyaretler, 28 Eylül 1980 de İsrail Başbakan"ı Begin"in, İsrail"in Kürtlere para, silah ve eğitim sağladığını ilk kez açıklaması ve 29 ve 30 Eylül tarihli İsrail gazetelerinin Barzani"nin 1960larda ve 1970li yılların başlarında İsrail"e birkaç gizli ziyaret gerçekleştirdiğini yazmaları üzerine su yüzüne çıkar.17  Şubat 2004"te Radikal Gazetesinden Murat Yetkin"in sorularını yanıtlayan İsrail Dışişleri Eski Müsteşarı Alon Liel de 1960"larda, 70"lerde Molla Mustafa Barzani"ye İsrail"in destek verdiğini söylemektedir.18

1967 Savaşının Kuzey Irak"taki başka bir sonucu, bölgede yaşayan özellikle Yahudi nüfusun savaş sonrası büyük baskılara maruz kalmış olmasıdır. Kuzey Irak"ta yaşayan Yahudiler İsrail"in bölge ile irtibatında aracı olmuşlardır. 1950"lerde "Ezra" ve "Nehemya" adlı operasyonlar ile bu insanların büyük bölümü İsrail"e getirilirler.19  Baskılara maruz kalan gerideki 3.000 kadar Yahudi, Kürtlerin yardımı ile 1970"“1971 arasında aralıklarla İran üzerinden İsrail"e kaçırılacaklardır.20

Irak ile İran arasında 1975 yılında imzalanan Cezayir Anlaşması, İsrail-Kürt ilişkileri açısından da dönüm noktasıdır. Anlaşma sonrasında İran, Şatt-ül Arab"ın eşit kullanım hakkını elde etmesi karşılığında sınırlarını kapatır ve Kürt hareketine verdiği yardımı keser. İran sınırının kapatılması Kürt isyanına gelen bütün yardımın da kesilmesine ve İsrail"in Kuzey Irak"taki Kürtlerle etkin temasının sona ermesine neden olmuştur. İsrail"in 1991 Körfez Savaşı"na kadar bölgedeki Kürtlerle olan bağlantıları tamamen kopmasa da oldukça zayıflayacaktır.

Körfez Savaşı, Bağdat"ın askeri ve siyasi gücünü zayıflatırken kuzeyde Kürtler, güneyde ise Şiilerin bu ortamdan yararlanarak ayaklanmasına ortam yaratmıştır. ABD"nin bu dönemde Irak"ı içeriden vurmak için muhalif gruplarla yaptığı görüşmelere Kürtlerle temasını tamamen koparmayan İsrail"in aracılık ettiği ileri sürülmektedir.21  21 Ağustos 1990 tarihinde MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abbas"ın dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal"a verdiği raporda, bölgede İsrail"in güçlü bir istihbarat ağı olduğunun vurgulanması İsrail"in Kuzey Irak"taki etkinliğinin devam ettiğini göstermektedir.22  İsrail Dışişleri Bakanı David Levy"nin 1991"de ayaklanma başladığı zaman Reuters Ajansı tarafından dünyaya duyurulan açıklaması da İsrail"in Kürt hareketine verdiği desteği göstermektedir. Levy yaptığı açıklamada ABD"nin Kürtlere yeterince silah vermediğini; yapılan silah yardımının buradaki Kürtlerin aç karnına değil tok karnına ölmesine yarayacağını belirtmektedir.23 

1991 Körfez Savaşı dönemi, İsrail"in bölgedeki Kürt gruplar üzerinde daha rahat temas sağlamasına olanak vermiş ancak bu dönemde sık sık dile getirilen İsrail-Kürt yakınlaşması Savaş sonrası ivme kaybetmiştir. Bunda Körfez Savaşını izleyen dönemde İsrail"in yakın askeri ve stratejik ilişkiler kuracağı Türkiye"nin ve ABD"nin Irak"ın toprak bütünlüğünün korunması yönündeki görüşleri etkili olmuştur.24  20 Mart 2003"de ABD"nin önderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak"ı işgaliyle birlikte İsrail ile Kuzey Irak"taki Kürt hareketi arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlar.

Irak Savaşı Sonrasında İlişkiler ve Türkiye

Amerika"nın 11 Eylül saldırıları sonrasında politikalarındaki değişim, Irak"a karşı başlattığı savaş, Saddam Hüseyin"in devrilmesi ve Irak"ın içine düştüğü kaos bir kez daha Kuzey Irak"ta bir Kürt Devleti"nin kurulma ihtimalini gündeme getirmiştir. İsrail açısından Körfez Savaşı sırasında bombalarının hedefi haline geldiği Irak"ta merkezi yönetimi zayıflatacak bir Kürt Devleti"nin kurulmasının avantajları olduğu açıktır. Savaş öncesinde Kürt peşmergelerin İsrail tarafından askeri eğitimden geçirildiği, bunlara Tel Aviv tarafından silah yardımı yapıldığı iddiaları gündeme gelmiş; ancak İsrail tarafından bu iddialar yalanlanmıştır.25  İsrail Dışişleri Bakanlığı"nın eski üst düzey yetkililerinden Oded Yinon, Dünya Siyonist Örgütü"nün yayın organı Kivunim dergisinde 1982 senesinde yayınlanan "˜1980"lerde İsrail için Strateji" 26 başlıklı yazısında İsrail"in bölge politikasının ana hatlarını çizmektedir. Yinon makalesinde Ortadoğu"daki bütün ülkelerin çok zayıf durumda bulunduklarına, çünkü bu ülkelerde kurulan devletlerin, yapay sınırlar içinde bir arada yaşamak istemeyen etnik ve dini cemaatleri toplayarak kurulduklarına değinir. Bu gerçekten hareketle, İsrail"in bir devlet olarak ayakta kalabilmesi için bu manzaraya uygun biçimde bölge devletlerinin bölünmesi gerekliliğini ifade eder. Yinon"a göre Irak etnik ve mezhebi temeller üzerinde bölünecektir; kuzeyde bir Kürt devleti, ortada bir Sünni ve güneyde ise Şii devleti kurulacaktır.27  Irak"ta Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasından sonraki süreçte etnik-sekter kimlikler ön plana çıkmış ve İsrail"in ön gördüğü bölünme devletleşme boyutunda olmamakla birlikte gerçekleşmiştir. John Mearsheimer ile Stephen Walt daha sonra genişleterek kitap haline getirdikleri  "İsrail Lobisi" başlıklı makalelerinde Amerikan dış politikası üzerinde İsrail"in tercihlerinin etkinliğine dikkat çekerek, Irak savaşının aslında İsrail"in politik çıkarlarına hizmet ettiğini ileri sürmektedirler.28

Mayıs 2003"te ABD"nin Irak"ta yürüttüğü ana askeri operasyonun sonra ermesinin ardından, ülkedeki yönetimin bundan sonra hangi esaslara göre kurulacağı tartışılmaya başlanmıştır. Bu dönemde İsrail basınında Kuzey Irak"ta bağımsız veya özerk bir Kürt Devleti"nin kurulmasını destekler nitelikte yazılar çıkmıştır.29  2004 Haziran"ında Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, The New Yorker"da yayınlanan "˜B Planı" isimli makalesinde İsrail"in Kuzey Irak"ta yürüttüğü faaliyetleri açıkça dile getirmektedir. Hersh, makalesinde 2003 sonundan beri Kuzey Irak"ta yüzlerce İsrail askeri ile ajanının, Irak"taki direnişi bastırmaları için Kürt komandolarını eğitimden geçirdiğini ifade etmektedir. Makalede ayrıca iki İsrailli yetkilinin görüşleri aktarılmaktadır. Eski bir İsrailli yetkili "Kürtler Irak"ta ABD"ye yakın olup ayakta kalan tek grup. Tek sorun, bunu Türkiye"yle nasıl bağdaştıracağımız" şeklinde konuşurken; bir başkası "Bakın İsrail, Kürtleri her zaman Makyavelci bir tarzda Saddam"a karşı denge unsuru olarak desteklemiştir. Bu "realpolitik"tir. İsrail Kürtlerle ittifak yaparak İran, Irak ve Suriye"de gözü ve kulağı oluyor. Bu Bush yönetimi için kabul edilemez değil." açıklamasını yapmaktadır. Hersh makalesinde İsrail"in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü Mark Regev"in "Bu haber doğru değil ve söz konusu hükümetler de bunu biliyor" sözlerine yer vermektedir. Bunun yanı sıra; Kürt yetkililer ile ABD Dışişlerinin yorum yapmadığına da değinir.30  Haberin yankılarının ardından Ankara"nın rahatsızlığını dile getirmesi üzerine İsrail"in Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi İsrail"in Irak"ın kuzeyinde hiçbir aktivitesi olmadığını dile getirmiştir.31  Ancak haberlerin arkası kesilmez. Temmuz ayında Haaretz gazetesinde çıkan bir makalede İsrail"in Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani ile toplantı yaptığı yayınlanır. Ancak İsrail Başbakanı bu iddiaları yalanlayarak "İsrail Kürtleri desteklemenin Türkiye ile ilişkiler bakımından hassas bir konu olduğunun farkındadır. İsrail Kürtleri desteklemek yerine iyi ilişkileri devam ettirmektedir" açıklamasını yapmıştır.32
 
İsrail"in bölgedeki Kürt hareketini desteklemesi, özellikle 1996 sonrasında askeri boyutu ağırlık kazanarak gelişen Türkiye-İsrail ilişkilerini de zedelemiştir. Körfez Savaşı sonrasında kurulan yakın ilişkilerin sınırları zaman geçtikçe ortaya çıkmıştır. Türkiye ve İsrail Kuzey Irak"ın geleceği konusunda ortak politikaları paylaşmamaktadırlar.33  PKK terörü nedeniyle Kuzey Irak"taki gelişmeleri yakından takip eden Türkiye,  sınırında bağımsız bir Kürt Devleti veya Federal Kürt Bölgesi istememektedir. Türkiye yeni Irak"ta üniter devlet yapısının muhafaza edilmesini uzun süre savunmasına rağmen bugün ise federal yapıyı kabullenmek zorunda kalmıştır.34  İsrail açısından bakıldığında ise Irak"ın bir bütün olarak kalması ve güçlü bir merkezi yönetim altında birleşmesi problem yaratmaktadır. Oysa ki, Kuzey Irak"ta kurulacak ve doğal olarak bütün komşularıyla problemli bağımsız bir Kürt devleti İsrail"in en önemli sıçrama taşı haline gelecektir. İsrail kendisini yalnız hissettiği Türk-Arap-Fars stratejik havzasında Kürt kartını kullanarak bir manevra alanı açmak ve müttefik kazanma amacındadır.35 Ayrıca İsrail Türkiye"nin iç meselelerine müdahil olmak ve Kürt meselesinde taraf durumuna sokulmayı çıkarları açısından doğru bulmamaktadır.36  Kendisi için bölgede yeni sorunlar yaratmaktan kaçınan İsrail hükümeti, Türkiye"nin Kürt politikasında doğrudan ve aktif rol almak istememektedir. Özellikle PKK lideri Abdullah Öcalan"ın yakalanması konusunda iki ülkenin bu konudaki işbirliği gündeme geldiğinde dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Türkiye"ye terörizmle savaşta destek verdikleri ancak Öcalan"ın yakalanmasında rol almadıkları açıklamasını yapmıştır.37 

 1991"de Türkiye"nin İsrail ile diplomatik ilişkilerini büyükelçilik düzeyine yükseltmesi ve 1994"te dönemin Başbakanı Tansu Çiller"in İsrail"e giden ilk Türk başbakan olarak gerçekleştirdiği ziyaret iki ülke arasında yakın ilişkiler döneminin başlangıcıdır. İki ülke 21"“23 Şubat 1996"da Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşmasını ve 26 Ağustos 1996"da Savunma Endüstrisi alanında ikinci bir anlaşma imzalamış, bunu çeşitli düzeylerde ekonomik ve askeri anlaşmalar izlemiştir.38  İlişkilerin askeri yönünün ağırlık kazanması Türkiye-İsrail ilişkileri değil Türk Ordusu-İsrail ilişkileri olarak adlandırılmasına da yol açmıştır.39 

Türkiye-İsrail ilişkilerinin özellikle iki gelişme ışığında ivme kaybettiği açıktır: Birincisi Irak Savaşıdır. Savaşın çok yönlü etkileri olmuştur. TBMM"nin 1 Mart 2003"de Irak"a asker gönderme yönündeki tezkereyi reddetmesinden sonra yaşanan ABD-Türkiye ilişkilerindeki gerilim İsrail ile ilişkilere de yansımıştır. Ayrıca Irak"ın geleceğine ilişkin iki ülkenin politikalarının uyuşmaması da sorun yaratmıştır. İkinci gelişme ise Türkiye"de Ortadoğu"ya ilişkin çok yönlü politikayı benimseyen AKP"nin iktidara gelmesidir. Yeni hükümetin özellikle İsrail"in Filistin topraklarındaki saldırılarını sert dille eleştirmesi, Başbakan Recep Tayip Erdoğan"ın İsrail"in Refah Mülteci Kampına düzenlediği operasyonu "devlet terörü"40  olarak nitelendirmesi ve Şubat 2006"da Hamas lideri Halid Meşal"in Ankara"ya gerçekleştirdiği ziyaret kırılma noktalarıdır.

 İki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan bu gelişmelere rağmen, İsrail-Türkiye ilişkilerini tek boyutlu düşünmek mümkün değildir. Kuzey Irak"ta Kürtlere verdiği desteği İsrailli yetkililerin inkâr etmekte bununla birlikte, basına yansıyan haberler bölgede İsrail"in aktif olduğunu göstermektedir. 2006 Eylül"ünde BBC"de yayınlanan Newsnight adlı programda İsrailli uzmanların Kuzey Irak"ta Kürt militanlara atış talimi yaptırma görüntüleri yer almıştır. Kürt yetkililer konu ile ilgili yorum yapmazken, İsrail her hangi bir bağlantıları olduğunu reddetmiştir.41  İsrail"in bu ilişkileri her seferinde inkâr etmesinin önemli bir nedeni de Türkiye ile ilişkilerini belli bir düzeyde tutma çabasıdır. İsrail Dışişleri Eski Müsteşarı Alon Liel Irak"ın parçalanması durumunda, kuzeyde bir Kürt devleti kurulması ihtimalinin İsrail"in çıkarlarına aykırı olmadığını ancak Türkiye böyle bir şey istemediği halde Kürt devletine destek vermenin, teşvik etmenin çılgınlık olacağını söylemektedir. Alon Liel"in bir diğer argümanı da Türkiye"nin yanı sıra ABD de bunu istemezken İsrail"in böyle bir politika izleyemeyeceğidir.42  ABD"nin bölgeye yönelik politikası önemli bir kriterdir. Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması halinde, Irak"ta %60"“65 olan Şii oranı %80-85"lere varacak ve Irak bir Şii devleti haline gelecektir. Bu ihtimali ortadan kaldırmak için ABD bağımsız bir Kürt devletine karşı çıkmakta ve Kürtleri federasyon formülü çerçevesinde merkeze çekmeye çalışmaktadır.43  Her ne kadar ABD politikalarının ardında İsrail"in olduğu ileri sürülse de, çelişkilerin ortaya çıktığı bu gibi durumlarda İsrail"in açıkça bağımsız politikalar izlemesi beklenmez. Öte yandan bağımsız Kürt devleti ile artacak Şii etkisi, İsrail için de tehdit oluşturmaktadır. İsrail"in zaten artmakta olan Şii etkisine karşı Kürtleri elinde koz olarak tutmak istemesi bu politikanın birbiri ile çelişen iki boyutudur. İsrail"in Kuzey Irak"ta izlediği politika Türkiye"yi gözden çıkardığı anlamına gelmektedir. Halen yürürlükte olan pek çok askeri anlaşmanın yanında, Türkiye bölgede istikrarlı ve güçlü bir ülke olarak kaybedilmemesi gereken bir müttefiktir. İsrail, Türkiye ile ilişkilerini bozmak istemezken, öte yandan kendine bölgede önemli bir manevra alanı sağlayan Kürtlerle ilişkilerini sürdürmeye devam edecektir. Türkiye"nin bu gerçekten hareketle, çok boyutlu politikayı sadece farklı ülkelerde ve bölgelerde ilişki kurmak olarak değerlendirmemesi, bir ülke ile ilişkileri de farklı boyutlarda ele alarak buna göre politikalar geliştirmesi gerekmektedir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
  1 Abbas Shiblak, The Lure of Zion: The Case of Iraqi Jews, London , Al Saqi Books, 1986, s.20;
Şalom Nakdimon, Irak ve Ortadoğu"da MOSSAD, çev.Ahmet Ekinci, Ankara, Elips Kitap, 2004, s.13.
  2 Cevat Eroğlu, İsrail"in Beka Stratejisi ve Kürtler, İstanbul, Sayfa Yayınları, 2003, s.80;
"Barzani harita verdi, İsrail bombaladı", Aksiyon Dergisi,  Sayı 432,  17 Mart 2003.
  3 Cevat Eroğlu, a.g.e, s.80.
  4 Ümit Özdağ, Türkiye Kuzey Irak ve PKK, Ankara, ASAM Yayınları, 1999, s.188.
  5 Dan Raviv, Yossi Melman, Every Spy a Prince: The Complete History of Israel"s Intelligence Community, Boston, Houghton Mifflin Company,1990, s.82.
  6 "Barzani harita verdi, İsrail bombaladı", Aksiyon Dergisi, , Sayı 432,  17 Mart 2003.
  7 Melek Fırat, "1962-1975 Kuzey Irak Kürt Ayaklanması" Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, der.Baskın Oran, Cilt I, 7. B, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s.787
  8 Amatzia, Baram, "İsrail ile Irak"ta Kürt Sorunu." Avrasya Dosyası Dergisi, Cilt I, Sayı 4, İlkbahar 1996,s.149.
  9 "İsrailliler her ay düzenli verilen 50 bin dolarlık yardımların dışında ekstra 50 binlik paketler veriyorlardı Kürtlere." Cevat, Eroğlu, a.g.e,s.84 "Molla Mustafa Barzani"ye Irak"a vermiş olduğu mücadeleden dolayı silah ve mühimmat olmak üzere bir çok masrafları karşılamak için her ay 100 bin ABD Doları da İsrail tarafından gönderiliyordu." Hakkı Öznur, Cahşların Savaşı, Ankara, Altınküre Yayınları, 2003, s.276.
  10 Dan Raviv, Yossi Melman, a.g.e.s.83.
  11 Hakkı Öznur, a.g.e, s.275.
  12Ian Black, Benny Morris, Israel"s Secret Wars : A History of Israel"s Intelligence Services, New York, Grove Weidenfeld, 1991, s.185.
  13 "11 Eylül 1969 tarihli İngiliz Daily Telegraph gazetesi, Iraklıların söz konusu sabotajı İsrail tarafından planlandığına inandığını yazmıştır." aktaran Şalom Nakdimon, a.g.e, s.185.
  14 Ian Black, Benny Morris, a.g.e, s.327-328.
  15 Şalom Nakdimon, a.g.e, s.8.
  16 Hakkı Öznur, a.g.e, s.276.
  17 a.g.e.s.282.
  18 Murat Yetkin, "Kürt Devleti Kurulabilir", Radikal Gazetesi, 24 Şubat 2004.
  19 "1988 senesi itibarı ile İsrail göçen bu insanların sayısının 180.000 olduğu belirtilmektedir".Ümit, Özdağ, a.g.e, s.188.
  20 Şalom Nakdimon, a.g.e., s.217-221.
  21 Hakkı Öznur, a.g.e.,  s.283.
  22 Ümit Özdağ, a.g.e,, s.190.
  23 Cevat Eroğlu, a.g.e.,s.148-149.
  24 Gökhan Çetinsaya, SETA Irak Raporu, Ankara, SETA Yayınları, Nisan 2006, s.2; Murat Yetkin, "Kürt Devleti Kurulabilir", Radikal Gazetesi, 24 Şubat 2004.
  25 Sedat Laçiner, "İsrailli Askerler ve Iraklı Kürtler," USAK Stratejik Gündem, 9 Temmuz 2006.
  26 Cengiz, Çandar, Ortadoğu Çıkmazı, İstanbul, Hil Yayını, 1983 s.37"den Oded, Yinon, "1980"lerde İsrail için Strateji", Kivunim Dergisi, Sayı 14, Şubat 1982.
  27 a.g.e.
  28 John Mearsheimer, Stephen Walt, "Israel Lobby", London Review of Books, Vol 28, No.6, 23 March 2006; http://ksgnotes1.harvard.edu/Research/wpaper.nsf/rwp/RWP06-011
  29 "Let the Kurds be," The Jerusalem Post, 28 May 2004.
  30 Seymour M Hersh, "Plan B," The New Yorker, 28 Haziran 2004,
 http://newyorker.com/printable/?fact/040628fa_fact;
"İsrailliler Kuzey Irak"ta Faaliyette," Radikal Gazetesi, 22 Haziran 2004.
  31 "Gül: İsrail"e Güvenmek Gerek", Radikal Gazetesi, 23 Haziran 2004
  32 "Kurds and Israel, Longstanding Ties," Aljazerra, 20 Temmuz 2004, http://www.aljazeera.com/cgi-bin/conspiracy_theory/fullstory.asp?id=147
  33 Gökhan Bacık, "The Limits of an Alliance: Turkish-Israeli Relations Revisited," Arab Studies Quarterly, Vol.23, Issue 3, Summer 2001, s.54.
  34 Gökhan Çetinsaya, a.g.e., s.2
  35 Hasan Kösebalaban "Ortadoğu"da İsrail"in Kürt Kartı," Yeni Şafak, 27 Kasım 2007.
  36 Meliha Altunışık, "The Turkish-Israeli Rapprochement in the Post-Cold War Era", Middle Eastern Studies, April 1, 2000.
  37 "Israel Denies Role but Fears Reprisal for Ties to Turkey," The New York Times, February 18, 1999
  38 Gökhan Bacık, a.g.e, s.54.
  39 Meliha Altunışık, a.g.e.
  40 "Erdoğan"dan İsrail ve ABD"ye Kınama," Hürriyet Gazetesi, 20 Mayıs 2004 .
  41 "Israelis" train Kurdish Forces," BBC News, 20.09.2006
  42 Yetkin, Murat "Kürt Devleti Kurulabilir", Radikal Gazetesi, 24 Şubat 2004.
  43 Gökhan Çetinsaya, a.g.e,  s.5.
Kaynak:www.setav.org

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Deniz Baykal ile Bülent Arınç Teyze Çocukları mı?
« Yanıtla #6 : Ağustos 15, 2013, 12:40:29 ÖÖ »
Aslında Halasının oğludur (Hala-Dayı çocukları) ama burada teyze çocukları mı diye sormuş.

Buradaki yazı bazı şeyleri anlatmaya çalışmış ancak kafa karıştıran kısmı (!) olarak işaretlediğim bölümüdür.

Madem Mengü masondur (-ki masonun ne olduğunu da bilmedikleri kesin) neden Y-CHP'den vekil seçilememiştir, bu sorunun yanıtı boşlukta kalıyor.

Neyse bakalım bazı doğrusu, bazı yanlışı ile yazıya.

NOT: Aşağıdaki adresin sonunda burada verilen konular hakkında ''Zülfü Livaneli'den zorunlu bir açıklama...'' yı okuyacaksınız.

http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=19486.0

A. Dursun
---
Deniz Baykal ile Bülent Arınç Teyze Çocukları mı?

Y-CHP'nin Büyük Sırrı...!



 11 Ağustos 2013

Siz Ayranla, İçki Yasağı İle Mehter Marşı, Onuncu Yıl Marşı İle Uğraşa Durun…

Deniz Baykal,
İle Bülent Arınç’ın Teyze Çocukları Olduğu,
İkisinin De Rochefeller Bursu İle Okuduğu Gerçeği İle Uğraşmayın !!!
Zülfü Livaneli Uzun Uzun,
Deniz Baykal’ı Yazmış…
Deniz Baykal AKP’yi İktidar Yapmış,
Bülent Arınç’ı Meclis Başkanı Yapmış, ikbal Kapısını Açmışşş!
*
Deniz Baykal Kimdir?
Bilmiyor Ama Kim Olduğunu Bilmeden İhanetini Yazıyor…
Ya Bilseydi, deniz Baykal’la Bülent Arınç’ın Teyze Çocukları Olduklarını…
*
Bir Varmış, bir Yokmuş…
Sebatay Olduğu İçin Can Kokusuyla Suriye’den Alanya’ya Kaçarak Yerleşen Bir Ahmet Neşşar Varmış… yıl 1860.
Bizim Saftirik Yörükler,
Arapça Bildiği İçin Ona “şeyh” Ahmet Neşşar Demişler…
*
Kırripto Sebatay Şeyh Ahmet Neşşar’ın,
Bir Oğlu İki Kızı Varmış…
Kızlarından Biri Raziye, diğeri Şadiye…
Raziye’nin Lakabı Da Var “alık Raziye”…
Raziye Bergama Yahudilerine Gelin Gitmiş,
Bugün Ki İsrail Büyükelçisi Levi Ailesi…
Raziye’nin Kızı Sevdiye,sevdiye’nin Oğlu Bülent Arınç…
*
Peki, Şadiye’den Gelme, sidikli Atike’nin Torunu Deniz Baykal,
Bülent Arınç’ın Nesi Olur!
Zaten Her İkisi De,
Denizli Milletvekili Ahmet Uğur Neşşar İçin,
Dayımın Çocuğu Dediklerine Göreeeee…
E…bir Şey Olurlar Canımmm !..
Keklenmiş Chp’lilere Bunları Anlatamazsın,
Hemen Belgesini Sorarlar,
E…ebenin Damı !..
Anasının Başını Ben Mi Tuttum !..
*
Levi Çok Vefakârdır,
Çok Dinci (!) Bülent Arınç’ın Oğlunun Düğününde Tek Müslüman Ülkesinden Büyükelçi Yoktu Ama Tek Başına İsrail Büyükelçisi Levi Şeref Misafiri Oldu…
Vefakarlığını Tebrik Ederiz !..
*
E… Deniz Baykal Da Çok Vefakârdır,
Büyük Elçi Levi Anadolu Gezilerinde Erzincan’dan, Kayseri’den, Trabzon’dan… Her İlimizden Kovulduğu Halde…
Levi’nin Baba Tarafından Kuzeni,
CHP Bir Numara Manisa Milletvekili Mason Şahin Megü’yü (!) Görevlendirerek, İsrail Büyükelçisini Kırmızı Halılarla Karşıladılar,
Akrabaları İçin Manisa’da Coşkulu Törenler Yaptılar…
Manisa Sanki İsrail Olmuştu…
Teyze Çocukları İşi Biliyor…
Zaten Her İkisinin De Patronu,
ABD’deki Azgın Yahudi Rochefeller Vakfı Değil mi?
Her İkisini De Bu Vakıf Okutmadı Mı,
Her İkisini De ABD’de Bu Vakıf Karşılayıp Kolladı Neden !..
Deniz Baykal Atatürkçüleri Kekledi…
Teyze Oğlu İse Dindarları Kekledi,İsrail Lobisine Ekledi !..
Hadi, diyelim Ki Dindarlar Cahildi,
Ya Uyanık CHP’liler Kırk Sene Nasıl Da keklendi !..
Kek CHP’liler Kek!
http://www.turkishnews.com/tr/content/2013/08/11/deniz-baykal-ile-bulent-arinc-teyze-cocuklari-mi/

***
‘Değişim kaçınılmazdır’
Temmuz 10, 2013
Baykal, Antalya'da ASMMMO ve ATSO'yu ziyaret etti.
http://sozcu.com.tr/2013/gunun-icinden/degisim-kacinilmazdir.html

Kürdistan'ı AKP başlattı, CHP bitirecek.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=10677.0

Kılıçdaroğlu’nun aşireti ‘özür ve iade’ istedi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=20370.0

CHP'de Kürtçü darbe hazırlığı. Büyük Sermaye'nin Yeni Ecevit'i:Kılıçdaroğlu
www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=10630.0

Mustafa Kemal'in Aşiretlere Yönelik Siyaseti
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=17501.0

Atatürkçü Eğitim Sisteminden Nasıl Uzaklaşıldı
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4662.0

Baykal'in 17 yasindan beri oruc tutmasi bizi cok mu ilgilendirmeli?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=20927.0

Vahdettin CHP genel başkanı mı oluyor?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=10715.0

Kılıçdaroğlu soyadını neden değiştirdi?  KILIÇDAROĞLU SEYYİD Mİ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kilicdaroglu-soyadini-neden-degistirdi/7959754

Antalya Baykal'ın Antaya'daki Arazisine İş Merkezi Yapılıyor.
http://www.sondakika.com/deniz-baykal/

BÜLENT ARINÇ'IN BİOGRAFİSİ
http://t2174a.blogcu.com/bulent-arinc-in-biografisi/13287269

DERSİM sonuçtur. Başlangıcı Koçgiri isyanıdır.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/dersim-sonuctur-baslangici-kocgiri-isyanidir/7224056

DEĞİŞEN TÜRKİYE'DE DİN, TOPLUM VE SİYASET.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2146.0

KUZENİM NİHAT GENÇ’İ BİR DE BENDEN DİNLEYİN
http://www.odatv.com/n.php?n=kuzenim-nihat-genci-bir-de-benden-dinleyin-2109101200

UYANIŞA ÇAĞRI BİLDİRİSİ
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=ppPwTJHwgPM" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=ppPwTJHwgPM</a>

 

Son İletiler/Konular

Ynt: ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 09:57:20 ÖS]


Ynt: ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 09:23:39 ÖS]


ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 04:54:47 ÖS]


TAŞERON İŞÇİSİNİN ZAFERİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Dün, 04:46:39 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 13. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 01:10:29 ÖS]


DİZ ÜSTÜ YAŞAMAKTANSA AYAKTA ÖLMEK YEĞDİR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 17, 2014, 05:13:31 ÖÖ]


Operasyon sayesinde Alman basınında da rezil olduk... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 16, 2014, 10:21:55 ÖÖ]


"Işık Motor" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 15, 2014, 11:58:59 ÖÖ]


OPERASYON ve DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2014, 01:42:23 ÖÖ]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 14, 2014, 05:53:54 ÖS]


Ynt: Paçozlaşmak üzerine Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 14, 2014, 04:48:39 ÖS]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 14, 2014, 04:40:11 ÖS]


Susmadık susmayacağız biz gazeteciyiz.. (Shut up, we won't shut up we are jo.... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 14, 2014, 10:24:21 ÖÖ]


DER VALLAHİ ‘DARBE’ DER ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 14, 2014, 03:09:02 ÖÖ]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2014, 09:56:58 ÖS]


Oyun Oynanıyor Manevi basınından Erdoğan'a faili meçhul yanıtı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 13, 2014, 06:03:34 ÖS]


Paçozlaşmak üzerine Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 13, 2014, 03:58:02 ÖÖ]


HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2014, 11:05:15 ÖS]


ULUSAL ‘HAYSİYET’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2014, 01:11:26 ÖÖ]


Senarist yardımcısı Berlin Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 11, 2014, 04:56:33 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 11. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 11, 2014, 02:03:56 ÖS]


HAYSİYET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 11, 2014, 12:44:37 ÖÖ]


IŞID'e karşı yeni göstermelik ittifak Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 10, 2014, 08:58:14 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 10. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 10, 2014, 12:26:54 ÖS]


İNKAR YASASI’NIN GEREKÇELERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2014, 12:46:13 ÖÖ]


Dini Öğrenmenin Yaşı. Gönderen: halukgta
[Aralık 09, 2014, 04:30:32 ÖS]


AİHM tazminatı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 09, 2014, 10:30:38 ÖÖ]


TEPELİ KÖYÜN MIZIKACILARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2014, 02:58:12 ÖÖ]


Kıbrıs'tan çağrı: ‘TC eğitim sisteminden vazgeçilmeli’ Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 08, 2014, 08:21:22 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 9. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 08, 2014, 12:51:38 ÖS]


DÜZEN PARTİLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 07, 2014, 03:56:51 ÖS]


17-25 Aralık, "Hırsızlar haftası" ilan edilsin. Haydi TBMM... Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 07, 2014, 03:37:48 ÖS]


Yaptıklarından pişman Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 02:48:50 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 8. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 01:28:15 ÖS]


Biliyor musunuz, İnandığınız güç ne... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 12:28:39 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 7. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 06, 2014, 12:13:25 ÖS]


Bir Can Paker Kitabı-Geriye Bakmak Yok... Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 05, 2014, 10:28:35 ÖS]


Atatürk O.Ç idi, adamlar iddia ediyor, şimdi Tayyip O. Ç oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 05, 2014, 10:02:31 ÖS]


Bizimkiler sapıktı biz biliyorduk ama dünya bunu bilmiyordu, şimdi öğrendiler... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 05, 2014, 06:59:31 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 6. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 05, 2014, 01:41:35 ÖS]


AÇILIMIN İÇİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 05, 2014, 04:29:28 ÖÖ]


Dicle Nehri Hakkında Cenevre Konsensusu: Bir Dönüm Noktası mı? Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 04, 2014, 08:52:09 ÖS]


Atatürk'ün vasiyeti Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 08:43:06 ÖS]


SOMA’DA İŞTEN ATILAN 2250 İŞÇİ, HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 04, 2014, 08:33:49 ÖS]


Türkiye’de Terör Senaryosu Uyarısıymış Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 11:57:32 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 5. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 09:09:01 ÖÖ]


YATAĞAN İŞÇİSİ, SİZİN İÇİN DE SAVAŞIYOR Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 03, 2014, 06:30:17 ÖS]


Kendi politik yapıları altında oluşan olgu nedeni ile Almanya Mültecilere Karşı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 03, 2014, 01:49:13 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 4. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 03, 2014, 09:42:22 ÖÖ]


BURHAN (N’)ETTİN KUZU (YU) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 03:24:39 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 03:19:45 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 03, 2014, 12:59:20 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 12:11:20 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 02, 2014, 11:48:58 ÖS]


ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2014, 11:33:46 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 3. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 02, 2014, 09:40:19 ÖÖ]


Ortodoks kilisesinin elinde Muhammed’in resmi var mı? Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 02, 2014, 12:30:21 ÖÖ]


1864 VİLAYET NİZAMNAMESİ’NİN 150.YILDÖNÜMÜ SEMPOZYUMU Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 01, 2014, 05:11:00 ÖS]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 01, 2014, 05:01:02 ÖS]


Pez... olan Sancak bakın ne demiş : "Çıkarın lan Can Dündar pez...ni o listeden" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 01, 2014, 04:08:49 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 2. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 01, 2014, 08:14:09 ÖÖ]


ÖZGÜRLÜK- EŞİTLİK- ADALET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2014, 02:15:45 ÖÖ]


Senarist ve senaryo yönetmeni ABD Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 30, 2014, 09:50:01 ÖS]


Kamu yararı kalkalı, sömürü en üst safhaya erişti. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 30, 2014, 05:00:53 ÖS]


Allah Huzurunda Kadın ve Erkek Eşittir. Gönderen: halukgta
[Kasım 30, 2014, 04:07:41 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 1. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 30, 2014, 08:57:48 ÖÖ]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Kemal Denizer
[Kasım 30, 2014, 02:24:06 ÖÖ]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 30, 2014, 12:00:42 ÖÖ]


BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2014, 11:12:18 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 021 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 28, 2014, 04:42:30 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: mehmeturan
[Kasım 28, 2014, 04:35:26 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 020 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 08:54:40 ÖS]


Bakalım ne olacak; İspanya'da yolsuzluk depremi Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 05:11:59 ÖS]


40 yılda 40 kilometre yol yapamadılar. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 27, 2014, 03:58:48 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 019 Zaman Tüneli - 15 - Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 01:37:55 ÖS]


Kıbrıslı Türklerin AB hüsranı Bölüm -4- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 10:14:08 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 018 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 26, 2014, 05:01:01 ÖS]


Kıbrıs’ın unutulanları: Kıbrıslı Türkler Bölüm -3- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 26, 2014, 12:25:40 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 017 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 10:05:29 ÖS]


Kıbrıs’ta müzakerelere siyaset kilidi Bölüm -2- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 06:30:22 ÖS]


Hidrokarbon adası Kıbrıs Bölüm -1- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 05:16:16 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Suzy
[Kasım 25, 2014, 03:48:23 ÖS]


Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 02:48:00 ÖS]


Af edilmeyen Af Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 01:11:04 ÖS]


Ynt: LAİKLİK İLKESİ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (10) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2014, 01:07:51 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 016 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 09:58:23 ÖÖ]


LAİKLİK İLKESİ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (10) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2014, 02:46:44 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 015 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 24, 2014, 01:24:52 ÖS]


Küba dağlarına cami dikeli, Mars’ta camilerin varlığı ortaya çıktı. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 12:51:34 ÖS]


Evrensel’in Yolsuzluk Haberciliğine de Dava Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 12:40:09 ÖS]


Joe Biden'in Ekümenik talebiyle ne ilgisi olabilir? Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 01:22:43 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 014 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 09:24:05 ÖS]


Rusya Hedef Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 05:40:34 ÖS]


Din savaşlarının yan görüntüsü olarak Edirne’de Sinagog Tartışması... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 03:01:54 ÖS]


Arşivleyin... Dersim nedir, ne değildir? Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2014, 02:21:47 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 013 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 11:46:15 ÖÖ]


SIĞIRDAKİ SIPA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2014, 04:28:21 ÖS]


Senaryo Finansörü ABD Dışişleri'nden Irak'ın Bütünlüğüne Vurgu... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 22, 2014, 11:07:28 ÖÖ]


Sette doğal oluşum.... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 22, 2014, 09:01:22 ÖÖ]


Rusya: Petro-savaş' ta bizde varız... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 21, 2014, 11:10:11 ÖS]


Zor ve Uzun Bir satranç oyunu... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 21, 2014, 06:32:06 ÖS]


‘İSKÂN’ ve ‘SÜRGÜN’ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (9) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 21, 2014, 02:42:50 ÖÖ]


Stres ve İman İlişkisi...... Gönderen: halukgta
[Kasım 20, 2014, 08:50:50 ÖS]


Çok köşelisin be Coni! Gönderen: Meltem yeli
[Kasım 20, 2014, 12:52:24 ÖÖ]


SİSTEM VE UYUŞTURUCU… Gönderen: Mehmet Akkaya
[Kasım 19, 2014, 01:38:30 ÖS]


Türkiye'nin son durumu 'Üçüncü göz' Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 19, 2014, 08:56:28 ÖÖ]


AKP-Almanya’da ‘muta nikahı’ kavgası! Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 19, 2014, 01:28:59 ÖÖ]


Ne güzel kendileri finanse edip kendileri korkuyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 18, 2014, 02:37:04 ÖS]


‘BEN SİZE KAN VE GÖZYAŞI ÖNERİYORUM’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 18, 2014, 01:10:30 ÖS]


Dün ABD Kuvvetleri Irak yasal terörist Birliklerini Eğitmeye Başladı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 17, 2014, 11:42:13 ÖÖ]


Saldırı Kötü İlişkilerin sebebi mi? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 16, 2014, 04:34:10 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: arsivci1
[Kasım 16, 2014, 12:10:16 ÖÖ]


DUALARDA NE İSTENİYOR ALLAH'TAN ? Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 10:15:41 ÖS]


‘Beyci Nasıl Geri Alındı’? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 15, 2014, 04:56:26 ÖS]


GÖRÜLEN İHTİYAÇ ÜZERİNE , BİLİNÇLİ SEÇMEN ARANMAKTADIR ( ! ) Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 12:24:48 ÖS]


ÇARESİZ ve ETKİSİZ SEÇMEN KİMLİĞİ Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 12:02:24 ÖS]


Türkiye'de Suriyeli Sığınmacılara Tepki Artıyor mu? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 15, 2014, 09:58:07 ÖÖ]


Tarhan, 'Anadolu'yu Amerika'nın Sesi'ne Anlattı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 14, 2014, 03:15:19 ÖS]


Ynt: Osmanlı arşiv araştırmaları için destek kaynaklar... Gönderen: demerer
[Kasım 14, 2014, 04:30:13 ÖÖ]


TÜRKİYE’DE CIA'NIN BESLEDİĞİ ÖRGÜTLER - 2013 Gönderen: Mehmet Akkaya
[Kasım 13, 2014, 11:17:50 ÖS]


Tünel'den gelen ses , Hasret Gönderen: Talat Alp
[Kasım 13, 2014, 08:09:11 ÖS]


Suriyeli mülteci krizi senarist tarafından büyüdükçe büyüyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 13, 2014, 06:52:15 ÖS]


Senaryolar güncelleniyor Ortadoğu'da ağır suçlamalar Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 13, 2014, 05:34:19 ÖS]


Gizlilik için yapılan gizli sansür; WSJ, Almanya ve Türkiye’yi kapatıyor Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 13, 2014, 05:04:26 ÖS]


ABD’de dini bayram ibarelerine kısıtlama… Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 13, 2014, 02:16:25 ÖÖ]


KAZIK KADAR ADAM! Gönderen: Meltem yeli
[Kasım 13, 2014, 12:43:47 ÖÖ]