Gönderen Konu: ERMENİ:KÜRTLER,Doğu Anadolunun yıllardır karanlıkta ki yüzü.  (Okunma sayısı 5320 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.375
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Zorunlu göç sırasında hayatını kaybedenlerin yetim çocukları Kürtler tarafından evlatlık yada ""besleme"" olarak alınmıştır. Bu çocukların bir kısmı, aileleri tarafından, yolculuğa dayanamazlar düşüncesiyle kürt komşulara emanet olarak verilmiş...
Yıllardır pek üzerinde durulmayan bu gerçeği ilk nesiller saklarken,torunları gündeme taşıyor.
 
Turkistan"ın notu:Bu haberi mutlaka okuyun


 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilere yönelik 1915"te uygulanan zorunlu göç ya da bilinen adıyla tehcirin yıllardır karanlıkta kalan bir yüzü daha gün yüzüne çıkıyor: Ermeni evlatlıklar. Tehcir sırasında yetim kalan, zorla alıkonan veya aileleri tarafından Müslüman komşulara teslim edilen on binlerce çocuk olduğu belirtiliyor.

1915 Mayıs ve Kasım aylarında kaç Ermeni"nin tam olarak tehcire tâbi tutulduğu, kaçının bu göç sırasında hayatını kaybettiği tarihçiler arasında halen tartışılan bir konu. Diaspora Ermenilerinin önde gelen tarihçileri, 1 milyon 800 bin kişinin zorunlu göçe tâbi tutulduğunu ve 1 buçuk milyonunun öldüğünü iddia ediyor.

Türk tarihçiler ise Osmanlı ve uluslararası arşiv belgelerine dayanarak farklı rakamlar veriyor. Bu konuda Türk Tarih Kurumu"nun yayımladığı son araştırmaya göre, 442 bin Ermeni göç ettirildi. 50 bin kadarı, göç esnasında çetelerin saldırıları, kötü hava şartları ve hastalıklardan öldü. Ancak, Ermeni tarihçiler evlatlık edinilen veya din değiştiren Ermenileri yok sayarken, Türk tarihçiler bu rakamları da kullanıyor.

İki yeni "˜anneanne" romanı

Ermeni veya Türk tarihçilerin rakamının esas alınması, yerinden yurdundan edilmiş insanların yaşadığı trajediyi göz ardı etmeyi mümkün kılmıyor. Tehcirin haklı sebeplere dayanması da aynı şekilde Ermenilerin acı yaşamadıkları anlamına gelmiyor. Tehcirin geride bıraktığı acı hatıralardan biri, hiç şüphesiz son zamanlarda üzerindeki vurguların arttığı, tehcire tâbi tutulanların Müslüman aileler tarafından "evlatlık" ya da "besleme" olarak kabul edilen çocukları.

Ermeni evlatlıkların tehcirden 90 yıl sonra gündeme gelmesinde, son dönemde yayımlanan iki roman önemli bir rol oynadı. Biri Fethiye Çetin"in "Anneannem", diğeri de İrfan Palalı"nın "Tehcir Çocukları: Nenem Bir Ermeniymiş" anı romanları. Her iki roman da yazarlarının ilk eseri. Aslında, yazarlık profesyonel meslekleri değil. Çetin, İstanbul"da azınlıklar hukuku konusunda uzman bir avukat. Palalı ise İzmir"de görev yapan beyin cerrahı bir doçent.

Çetin, anneannesinin 2000 yılındaki cenazesi sırasında hayatını yazmaya karar vermiş. Palalı da, hem yaşananlara ışık tutmak hem de insanlara "barış içinde yaşayalım" mesajı vermek için hatıraları yayımlamış. Her iki anı roman da, anneannelerin yaşadığı sıra dışı hayat öykülerine ve trajedilere yer veriyor. Her iki romanın önemini artıran esas unsur, bu konuda yayımlanmış ilk eserler olmaları. Bugüne kadar, "evlatlıklar" toplumdan dışlanmamak için çoğunlukla saklanmış. Nitekim Palalı, Çetin"den farklı olarak yaşanmış öyküde yakınları ve komşularının adlarını değiştirmeyi yeğlemiş.

Her iki yazar da, anneannelerinin bir Ermeni olduğunu sonradan öğrenmiş, ama anılarını bizzat ağızlarından dinlemişler. Türkiye"de çok sayıda evlatlık Ermeni olduğu bilindiği hâlde, bunların bizzat kendilerinin kaleme aldıkları yayımlanmış hatıra veya biyografi bulunmuyor. İlginç bir şekilde, Çetin ve Palalı da bu saklı gerçeği esere dönüştüren ilk torunlar. En azından şimdiye kadar.

Çetin kitabında, Seher olarak bildiği anneannesinin gerçek adının Heranuş olduğunu belirtiyor. Kendisini evlatlık alan Hüseyin Onbaşı kimliğinde "babası", eşi Esma Hanım da "annesi" olarak gözüküyor. Oysa Heranuş"un gerçek annesinin ismi İnguhi, babasının ismi de Hovannes Gadaryan imiş. Baba Hovannes, tehcir sırasında çalışmak için amcasıyla Amerika"da bulunuyormuş. Heranuş, tehcir sırasında 10 yaşlarında olduğu için birçok olayı hatırlıyormuş. Heranuş"un anlattığı olaylardan biri şöyle: "Havler Köprüsü"nü geçtikten sonra babaannem iki torununu suya attı. Amcam da yengem de öldürülmüşlerdi. Çocuklardan biri hemen sulara gömüldü, ama öbürü başını çıkardı. Babaannem çocuğun başını suya itekledi. Sonra kendisi de çılgın gibi akan sulara kendisini bıraktı."

Kimlik babası Hüseyin Onbaşı

Anneanne hayatta olmadığı veya olayın diğer şahitlerine ulaşamadığımız için bu anlattıklarını teyit etme imkânımız yok. Olaylar vuku bulduğunda 10 yaşında veya daha küçük olması, bütün bu detayları aklında tutması için yeterli mi onu da bilmiyoruz. Ama her iki roman da anneannelerinin ağzından benzer birçok drama yer veriyor.

Anneanne, Çermik Hamambaşı"na geldiklerinde jandarma komutanı olduğunu sonradan öğrendikleri atlı bir onbaşının kendisini, Çermik"in Karasu Köyü"nden Hıdır Efendi"nin de kardeşi Horen"i annesinin rızası olmadan aldıklarını ifade eder. Heranuş, kendisiyle birlikte evlatlık verilmek üzere alınan 8 kız çocuğunun daha olduğunu kaydeder. Hüseyin Onbaşı, Heranuş"u evine götürür. Heranuş"un adı, Seher olarak değiştirilir. Hüseyin Onbaşı, kendisine "baba" diye hitap etmesini sağlar. Ama, eşi Esma Hanım ona hep "besleme" olarak muamele eder.

Karamusa Köyü"nden Hıdır Efendi tarafından alınan Horen"in adı da Ahmet olarak değiştirilir. Çobanlık yaptığı için ona "Nahırcı Ahmet" derler. Alışveriş yapmak için Çermik"e geldiği bir gün, Seher"le birlikte köyde bulunan diğer sekiz kızdan birisi onu tanır. Ona ablasının yeni evini ve ismini söyler. Aynı hızla haber Seher"e de ulaştırılır. İki kardeş, gizli gizli buluşmaya başlar.

Anneanne Seher, ilerleyen yıllarda farklı bir buluşmayı daha anlatır; "Bir gün evin önünü süpürüyordum. Bir kadın geldi bizim evin önünde durdu. Kafamı kaldırdım, ona baktım. Olduğu yere çöktü ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Yöredeki Kürtlerin giydiği kofik ve rengârenk giysiyle ağlayan bu kadın, Tehcir sırasında kaçırılan benim küçük teyzem Siranuş"tu." Anneanne, Siranuş için "Siverekli bir Kürtle evlenmiş, yeri rahatmış." diyor. Teyze araştırarak Heranuş"u bulur. Hediyelerle gelir. Seher evlendikten sonra, teyze ile sık sık bir araya gelirler.

"Evlatlık" Seher, 15 yaşındayken, Esma hanımın kız kardeşinin 16 yaşındaki oğlu yetim Fikri ile evlendirilir. Bir süre sonra, kardeşi Horen (Ahmed) gelir. Tehcir sırasında Amerika"da olan babalarının Halep"e gelerek kendilerini aradığını ve bir mektup yazdığını belirtir. Horen, kaçak yollardan babasının gönderdiği ulakla birlikte Halep"e geçer. Babasıyla ABD"ye gider. Tehcir sırasında Halep"e ulaşan annesini de orada görür. Horen (Ahmed), anne ve babasıyla birlikte kardeşi Seher"e fotoğraf gönderir, mektuplar da atar. Seher de yaşamakta olduğu Elazığ Maden"deki ailesiyle birlikte fotoğraf çektirir ve 1949"da onlara gönderir.

"˜300 Ermeni kızdık, kiliseden dağıtıldık"

Anneanne ölünce, Türkiye"deki Ermeni Cemaati"ne yönelik yayın yapan Agos gazetesine bir ölüm ilânı verir yazar Çetin. 11 Şubat 2000"de Agos"a verilen ilânı, Fransa"da Ermenilere yönelik yayımlanan Haraç gazetesi 24 Mayıs 2000"de eleştirel bir yorumla haber yapar. Haber, Başpiskopos Mesrob Aşçıyan"ın ilgisini çeker. Kendisi de anneanne Seher gibi Habab Köyü"ndendir çünkü. Gadaryanlar"a ulaşmayı başarır. Agos gazetesi üzerinden Çetin ile akrabaları buluşturur. Çetin daha sonra, ABD"ye ziyarete gider ve anneannenin akrabalarıyla tanışır. Anneannenin anlattıklarını ve hikâyenin eksik kısımlarını tamamlar.

Palalı"nın anneannesi Fatma Nene"nin de hikâyesi farklı değil. Palalı"nın anneannesi 8 yaşında veya çok daha erken yaşta evlatlık veriliyor. Anneanne, ne ismini ne köyünü ne de ailesinin isimlerini hatırlıyor. Ya da Palalı"nın belirttiği gibi, hiçbirini hatırlamak istemiyor. Aktarmıyor da. Köyden zorunlu yolculuk başladığında, kafile yaklaşık 80 kişidir. Yolda, baskına uğrarlar. Erkekler öldürülür. Babasının da pala ile kafasının kesildiğine şahit olur! Annesi dâhil, 15 kadın "muhtemelen" tecavüze uğrar. Bu olaylar olurken, 4 atlı zabıt çetecilere baskın yapar. Kadın ve çocukları kurtarır.

Kafile, zabitlerin refakatinde yola devam etmiş. Ancak kış mevsimi olduğu için aynı arabada 10 kadar kız çocuğu, yorganların altında yatıyormuş. Annesi ve 3 çocuk, ertesi gün gece donarak hayata veda etmişler. Çocukları götüren araçlara, güzergâh boyunca çocuk dolu üç araç daha katılmış. Aralarında kundakta çocuklar da varmış. Kafilenin komutanı zabıt, kundaktakileri yolculuğa dayanamazlar diyerek köylülere teslim etmiş. Diğer çocuklar, Urfa"da bugün Selahattin Eyyübi Camii olan eski kiliseye götürülmüşler.

Palalı"nın anneannesi o sırada kilisede 300 kadar çocuk olduğunu iddia ediyor. Buradan, Urfalı Türk, Kürt ve Arap ailelere "besleme" ya da "evlatlık" olarak dağıtılmışlar. Urfa"nın tanınmış ailelerinden Hacı Orhan da, yaklaşık 8 yaşlarında olan anneanneyi "besleme" alıyor. 12 yaşına gelince, evin en küçük oğlu Derviş"le evlendiriyor. Derviş, o sırada 40 yaşında dul kalmış bir adam. Derviş"ten Halil ve Emine adında iki çocuğu oluyor. Anneanne 19 yaşına gelince Derviş ölüyor. Bu sırada görümce ile yapılan bir kavga ve ailenin ekonomik durumunun bozuk olması sebebiyle, "besleme" anneanne kendisini çocukları olmadan sokakta buluyor. Başarısız bir evlilik sonrasında eve geri döndüğünde, oğlu Halil"i büyümüş buluyor, kızınınsa öldüğü söyleniyor. Çok sonraları aslında Emine"nin de "evlatlık" verildiğini öğreniyor ve bulmayı başarıyor da.

Fatma Nene"ye Hacı Orhan"ın evinde üçüncü bir evlilik daha yaptırılır. Ailenin en büyük oğlu Bekir, Şam"da 20 yıl hapis yattıktan sonra salıverilmiş. Kardeşinin dul karısı, kendisine layık görülmüş. Anneanne, Bekir"den de 3 çocuk sahibi olmuş. Ama çok geçmeden "Bekir Dede" de ölmüş.

Fatma Nine, yeniden dul kaldığında 30 yaşlarındadır. Çocuklarını geçindirmek için Urfa Şehit Faik İlköğretim Okulu"nda hademe olarak çalışmaya başlar. Urfa"da çalışan ilk kadın olur ve bu sebeple "Hademe Fatma" adıyla bilinir. Bu durumun avantajları da olur tabii. Çocukları kız erkek okula kaydolur ve bir oğlu, bir kızı öğretmen çıkar.

Gerek Çetin"in gerekse Palalı"nın anlatıları yaşanmış dramlara yer veriyor. "Besleme" oldukları için dışlanan, hor görülen, bazen hizmetçi olarak istifade edilen çocuklar. Çetin ve Palalı"nın kitapları, başka torunlara da asıllarını, nene tarafından akrabalarını arama cesareti veriyor. Türkiye"deki Ermenilere yönelik yayın yapan "Hye-tert" isimli internet sitesinin ziyaretçi defterinde anneannelerinin yakınlarını arayan gençlere ait birçok elekronik posta yer alıyor.

Fethiye Çetin ve İrfan Palalı da, kitaplarını yazdıktan sonra çok sayıda telefon aldıklarını belirtiyor. Özellikle, benzer şekillerde Ermeni akrabalara sahip olanlar arayıp tebrik ediyorlarmış. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, yakınlarını veya asıllarını arayan insanların kendilerine de çok sık başvurduklarını anlatıyor. "Günde, beş-altı e-mail aldığım oluyor. Geçmişlerini arıyor insanlar. İlân verenler de oluyor. Çoğunlukla yeni kuşaktan gençler, bunlar." diyen Dink, daha çok torunların geçmişini aramasını ise, "Zamanın ruhu. Şimdi herkes, kendi kimlik tünelinde dolaşıyor." şeklinde cevaplıyor.

İç evlilikler tercih edilmiş

Aslında, bölgesel bazda "evlatlık" ya da "beslemeler" birbirlerini büyük oranda tanıyor. Çetin, bu insanların birbirlerine "o da teyze kızı" gibi şifreler verdiklerini, ziyaretler gerçekleştirdiklerini anlatıyor.

Palalı da, iç evliliklere öncelik verildiğini arkadaşı Malatyalı bir doktor çiftin babaannesi üzerinden anlatıyor. Bayan doktor arkadaşı Ümit"in dedesinin, sadece evlenmek için İstanbul"dan kalkıp Malatya"ya geldiğini bu özverinin düz mantıkla izah edilemeyeceğini kaydediyor: "Ama asıl gerçeği, babaannesinin evlendiğinde tek çeyizinin bir kilise orgu olduğunu öğrendiğinde buluyor. Dedeleri de, babaanneleri de birer Ermeni dönmesiymiş."

Palalı ve Çetin"in anneannelerinin evlatlık veriliş öyküleri arasında farklılıklar var. Çetin"in anneannesi tehcir sırasında annesinin itirazlarına rağmen zorla alıkonuyor. Teyze Siranuş örneğinde olduğu gibi, kaçırılanlar da söz konusu.

Bunların dışında bir de Ermeni ailelerin yakın komşulara bıraktıkları emanet çocuklar var. Bazı aileler geri dönecekleri düşüncesiyle çocuklarını "emanet" bırakıyor. Bazı aileler de, çocuklarının tehcir yolculuğuna dayanamayacağı düşüncesiyle hayatta kalmaları için komşulara gönüllü teslim ediyor. Bir kısmı da bu çocukları aileleriyle birlikte saklıyor. Hrant Dink, bu tür "toplu kurtarmaların" özellikle Alevi Kürtler arasında çok olduğunu söylüyor.

Palalı"nın anneannesi ise kendisi gibi yetim kalmış çocuklara sahip çıkan ailelere dağıtılıyor. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri"nde yer alan "gizli" telgraflar da, Ermeni yetimlerin hâli vakti yerinde olan ailelere evlatlık verildiğini, hatta bunun bir devlet politikası gibi uygulandığını doğruluyor.

Bab-ı Ali Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdiriyesi tarafından Halep Valisi Bekir Sami Bey"e gönderilen 9 Ağustos 1915 tarihli şifreli telgrafta, "Erkekleri olmayan Ermeni ailelerinin büyük şehirlere gönderilmemesi, kimsesiz Ermeni çocukların İslam karyelerine dağıtılabileceği" belirtiliyor.

Bab-ı Ali Dahiliye Nezareti Aşayir ve Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi tarafından 30 Nisan 1916 tarihinde, Adana, Erzurum, Edirne, Halep, Hüdavendigar, Sivas, Diyarbakır, Ma"muretu"l-aziz, Konya, Kastamonu, Trabzon, İzmit, Canik, Eskişehir, Karahisar-ı Sahib, Mar"aş, Urfa, Kayseri ve Niğde mutasarrıflıklarına gönderilen şifreli telgrafta da dikkat çeken dört talimat bulunuyor:

1- Genç ve dul Ermeni kız ve kadınların evlendirilmesi;

2- On iki yaşına kadar olan çocukların bizim Darü"l Eytam (Yetimhane) ve öksüz yurtlarına tevzi"i;

3- Darü"l Eytamların mevcudu kifayet etmediği takdirde sahib-i hal Müslümanlar nezdine verilerek adab-ı mahalliye ile terbiye ve temsillerine;

4- Bunları kabul ve terbiye edecek sahib-i hal Müslümanlar bulunmadığı takdirde muhacirin tahsisatından ayda 30 kuruş i"aşe masrafı verilmek şartıyla köylülere tevzi"ine ve erkama müstenid olarak pey-der-pey ma"lumat i"tası.

Kimsesiz Ermeni çocukların "evlatlık" verilmesi uygulaması aslında Osmanlı"da ilk değil. Prof. Dr. Ferhunde Özbay "Savaş Çocukları - Öksüzler ve Yetimler" isimli çalışmasında, 1864 Kırım Savaşı sonrasında bir buçuk milyon Kafkasyalı Çerkez"in Anadolu"ya göç ettiğini ve o dönemde de devlet desteğiyle özellikle kimsesiz kız çocukların varlıklı ailelere evlatlık verildiğini kaydediyor.

Ermeni evlatlıkların sayısına gelince. Bütün resmî yazışmalar ve kayıtlara rağmen tehcirde kaç çocuğun evlatlık alındığına dair sağlıklı rakamlar bulunmuyor. Arşivlerden bu konudaki kayıtların henüz tam olarak gün ışığına çıkarılmadığı da söylenebilir. "Anneannem" kitabının yazarı Fethiye Çetin, her iki tarafın da çıkacak rakamlardan korktuğu için böyle bir araştırmaya girişmediği düşüncesinde. Çünkü çıkacak rakam, bir taraftan Türklerin çok sayıda Ermeni"yi koruduklarını ve ölenlerin sayısının iddia edildiği gibi yüksek olmadığını gösterecek, bir taraftan da tehcir ile yaşanan insanlık trajedisinin büyüklüğünü ortaya çıkaracak.

Evlatlıkların sayısı 300 bin mi, 63 bin mi?

Gazeteci Bekir Coşkun da 27 Eylül 2005 tarihli Hürriyet gazetesinde "Ermeni Meselem" başlıklı yazısında üvey anneannesinin bir Ermeni olduğunu, dedesinin onu tehcir sırasında Ermeni kafileler içinden alarak evlendiğini yazdı. Coşkun yazısıyla ilgili yine Hürriyet"ten Sefa Kaplan"ın sorularına cevap verdi. 30 Eylül 2005 tarihli röportajda Çoşkun, "Anadolu"da anneanneniz gibi 300 bin kadın bulunduğu söyleniyor. Bunların açıklanması sorunun çözümüne katkıda bulunur mu?" sorusuna şu cevabı veriyor: "300 bin rakamını ben de duydum. O zaman her bir kadın üç-beş çocuk doğurmuşsa, onların da çocukları, yani kadınların torunları, hatta torunlarının torunları da varsa"¦ Bu birkaç milyon eder ki, birkaç milyonun Ermenilerle kan bağı var sayılır. Bunların açıklanması hoş olur, uygarlık belirtisidir, o kadar"¦"

Ancak, 300 bin rakamı çok abartılı gözüküyor. O dönemde Ermenilerin toplam nüfusunun bir buçuk milyon olmadığı ve hepsinin tehcir kapsamına alınmadığı biliniyor. Bu durumda, 300 bin rakamı 12 yaşından küçük tüm Ermeni çocuklarının rakamından daha yüksek görünüyor.

Kaldı ki, Anadolu Ermenilerine yardım amaçlı Amerika"da kurulan Near East Relief örgütü, 1915-1930 arasında Tiflis, Erivan, İstanbul, Beyrut, Şam ve Kudüs"te 132 bin Ermeni yetimi kurtardığını iddia ediyor. Örgütün 1922 raporunda da sadece Anadolu"daki yetimhanelerde baktıklarının sayısı 30 bin 858 olarak açıklanıyor. Patrikhane ve Ermenilerin sahip çıkıp baktıklarıyla birlikte bu sayı daha da artıyor. Dolayısıyla, evlatlık edinilen ya da besleme olarak alınan Ermeni yetimlerin sayısının çok daha düşük olması söz konusu.

Bu konuda sağlıklı sayılabilecek belge, 1921"de Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan ve İngilizce kopyası 26 Nisan 1921"de ABD Dışişleri Bakanlığı"na gönderilen rapordu. Türk Tarih Kurumu"nun yayımladığı "Ermeniler: Sürgün ve Göç" isimli kitapta yer alan bu raporda, tehcir sonrası "evlatlık" verilen Ermenilerin sayısına yönelik toplu rakamlar bulunuyor. Patrikhane"ye göre, 1921 itibariyle Müslümanların evlerinde yaklaşık 63 bin "halen kurtarılamayan" Ermeni yetim var ve bunların illere göre dağılımı şöyle:

İstanbul ve civarında 6.000
İzmit, Bursa, Balıkesir 2.000
İnebolu 1.500
Eskişehir ve Konya 3.000
Kastamonu 500
Trabzon 2.500
Sivas 3.500
Kayseri 3.500
Erzurum 3.000
Diyarbakır ve Mardin 25.000
Harput 3.000
Bitlis ve Van 5.000


Patrikhane"nin rakamları abartıdan ne kadar uzak, ne kadar ilmî bilmiyoruz. Ancak, bu alanda açık olarak toplu rakam veren şu ana kadar ulaşabildiğimiz tek kaynak olduğunu belirtmekte fayda var. Bu rakamlar Urfa, Malatya ve Osmaniye gibi bugünkü illere göre değil, o zamanki mutasarrıflıklara göre verilmiş.

Prof. Dr. Ferhunde Özbay çalışmasında, 1914"te kimsesiz çocukları korumak için Anadolu"nun her yerinde dar"ül eytamlar (yetimhaneler) açıldığını belirtiyor. Kısa zamanda bu sayı 62"yi buluyor. Mali sorunlar artınca da, Anadolu"daki dar"ül eytamlar kapatılıp kimsesiz çocuklar İstanbul"a toplanıyor. Özbay, yayımlanmamış bir Kurtuluş Savaşı hatıratında yer alan şu ifadelere yer veriyor: ""¦[T]alebelerden bazıları Ermeni yetimleri olduklarından, Haydarpaşa Garı"nda Ermeniler tarafından alınıp götürüldü. Yetimhanede 8 binden fazla yetim kayıtlı bulunduğu hâlde, hakiki mevcut 2500"e düşmüştür." Prof. Dr. Özbay, bu anlatıları o yıllarda sayıları hayli fazla olan kimsesiz Ermeni kızların Türk ailelere "evlatlık" olarak verildiğinin delili sayıyor. Patrikhane"nin 1921"de verdiği rakamlar ile bu rakam bir yönüyle yakınlık arz ediyor.

Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Cephesi komutanı olan Kâzım Karabekir Paşa"nın "Çocuk Davamız" kitabı da bu konuda ilginç detaylar ihtiva ediyor. Karabekir, savaş sırasında yetim kalan 4 bin kadar erkek çocuğu Erzurum ve çevresinde, sokaklardan ya da bakamayacak durumda olan akrabalarının yanından toplatıyor. Bunların yarısıyla, "Gürbüzler Ordusu" kuruluyor. Askerî eğitim veriliyor. O kadar ki, kayak dersi dahi aldırılıyor. Bir kısmına Sanayi Gürbüzler Mektebi"nde zanaat öğretiliyor. Türklük bilinci veriliyor. "Türk Yılmaz" o dönemde Karabekir Paşa tarafından kaleme alınıyor. "Teyyareci" gibi tiyatrolar oynanıyor, müzik dersleri veriliyor.

Karabekir Paşa"nın koruma altına aldığı kimsesiz erkek çocuklar arasında, Ermeni yetimler de bulunuyor. Özellikle Gürbüzler Ordusu"nda kabiliyetli olanlar Bursa"da yeni açılan Işıklar Askerî Lisesi"ne gönderiliyor. Diğerleri de geçimlerini sağlayacak meslek erbapları olarak hayata atılıyor. Prof. Dr. Salim Cöhce, Karabekir Paşa"nın o dönemde Ermeni olan çocukları bilinçli bir şekilde Anadolu"ya göç etmek zorunda kalan Türk ailelerin yetimleri olarak gösterdiğini kaydediyor. Buna, Bulgaristan Şummu göçmeni olarak nüfusa kayıtlı bulunan ve bugün hayatta olmayan tanınmış bir tarih profesörünü örnek gösteriyor. Cöhce, Karabekir Paşa"nın askerî okullara yerleştirdiği ve subay olan çocukların çoğunluğunun öz Türk yetimleri olduğu kanaatinde.

Ermeni yetimler meselesini bu kadar karmaşık hâle getiren bir diğer husus da, 1919"da İtilaf kuvvetlerinin İstanbul"a yerleşmeleri sonrası Ermenilerin "evlatlıklar"ı geri alma girişimlerinden kaynaklanıyor. İngiliz Yüksek Komiserliği"nin de desteği ile ilk olarak İstanbul"da Amerikalı, Türk ve İngiliz kadınlardan oluşan bir komisyon kuruluyor. Ermeni kız ve kadınlar, Türk evlerinden tek tek alınıyor. Ferhunde Özbay, o dönemde yapılmış bir çalışmanın sadece Arnavutköy"deki Kız Ermeni Yetimhanesinin "Türk evlerinden kurtarılan 14-18 yaş arasında 90 genç kızı" barındırdığını belirtiyor.

İtilaf kuvvetlerinin desteğini arkasına alan Ermeniler, Kuleli Askerî Lisesi"nin de Ermeni Yetimhanesi olarak kullanılmak üzere kendilerine verilmesini İngiliz Yüksek Komiserliği"nden talep ediyor. Genelkurmay ATASE Başkanlığı"nda görevli Dr. Binbaşı Zekeriya Türkmen, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi"nin 2000 yılı güz sayısında yayımlanan makalesinde, talebin kabul gördüğünü belirtiyor. Buraya yerleştirilen yetim Ermeni çocuklara papazlar gözetiminde dersler veriliyor. Ermenilerin en büyük yetimhanesi hâline gelen Kuleli"de binden fazla yetim çocuk barındırılıyor. Kuleli Askerî Lisesi, iki yılı aşkın süre Ermeni Yetimhanesi olarak kullanılıyor.

Bu kampanya sadece İstanbul ile sınırlı kalmıyor. Mesela, Bab-ı Ali Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdireyyeti tarafından Kayseri Mutasarrıflığı"na 5 Şubat 1919"da geçilen şifreli özel ve acil telgrafta, "Müslüman aileler nezdinde bulunan Ermeni kız ve erkek çocuklarının Ermenilerden oluşturulmuş olan komisyona teslim edilmesi" isteniyor. Anadolu genelinde, bu şekilde kaç çocuğun geri alındığı da tam olarak bilinmiyor.

Amerikalı bir yardımsever olan Mary Caroline Holmes 1919-1921 yılları arasında Urfa"da yaşadıklarını "Urfa"da Ermeni Yetimhanesi" adıyla bu yıl Türkçe de yayımladı. Bayan Holmes, İngiliz ve Fransızların desteğiyle kısa sürede bölgeden 1200 Ermeni yetimi topladıklarını kaydediyor. Holmes, bir kısmı evlerden toplanan çocuklar arasında kızlar da olduğunu, hatta bunlar arasında Türklerle evli ve hamile olanlar bile bulunduğunu belirtiyor. Bayan Holmes"in verdiği ilgi çekici bilgilerden birisi de, çoğunlukla iyi bakılan evli Ermeni yetim kızlardan bazılarının, Türk eşlerine dönmek istedikleri, hatta bunun için ısrarlı davranıp yetimhaneden kaçmayı göze alanlar bile olduğu şeklinde. Yetimhane, Urfa"nın kurtuluşu sonrası talebeleriyle birlikte Lübnan"a taşınıyor.Zorunlu göç sırasında hayatını kaybedenlerin yetim çocukları Müslüman aileler tarafından evlatlık ya da "˜besleme" olarak alınarak korunmuş. Bu çocukların bir kısmı, aileleri tarafından, yolculuğa dayanamazlar düşüncesiyle Müslüman komşulara emanet olarak verilmiş... Yıllardır pek üzerinde durulmayan bu gerçeği ilk nesiller saklarken, torunları gündeme taşıyor. Zorunlu göç sırasında hayatını kaybedenlerin yetim çocukları Müslüman aileler tarafından evlatlık ya da "˜besleme" olarak alınarak korunmuş. Bu çocukların bir kısmı, aileleri tarafından, yolculuğa dayanamazlar düşüncesiyle Müslüman komşulara emanet olarak verilmiş... Yıllardır pek üzerinde durulmayan bu gerçeği ilk nesiller saklarken, torunları gündeme taşıyor.

1915 Ermeni tehciri neticesinde Kürt aileler tarafından ""besleme"" olarak alınan yada kaçırılan çocukları anlatmaya devam ediyoruz.
Yalçın Küçük, "Kürt Bahçesinde Sözleşi" kitabında, Öcalan"ın babasının yakın Ermeni dostlarından bahseder. Yine, annesinin baskın karakteri de öne çıkıyor. Ben, annesinin de Türk değil bir "evlatlık" ya da "kripto Ermeni" olduğu kanaatindeyim.


 

Ermeniler de Müslüman yetimleri kaçırmış

Dr. İbrahim Ethem Atnur, piyasaya bu ay çıkan "Türkiye"de Ermeni Kadınları ve Çocukları Meselesi" kitabında, 1919-1922 arasında 22 bin 883 çocuğun Anadolu"dan geri toplandığını kaydediyor. Atnur"un çalışması, bugüne kadar bu alanda yayımlanan en kapsamlı kitap.

Ancak, geri toplamalar sırasında başka dramlar yaşanıyor. Komisyonların Türk üyelerinin itirazları göz ardı edilerek, bazı Müslüman yetimler veya evlatlıklar da Ermeni oldukları gerekçesiyle evlerinden götürülüyor. Bab-ı Ali Dahiliye Nezareti Aşayir ve Muhacirin Müdiriyyeti Umumiyesi tarafından 20 Şubat 1919"da bütün vilayet ve mutasarrıflıklara geçilen şifreli ve özel telgrafta bu amaçla şu uyarıda bulunuluyor: "Akrabalarına veya cemaatlerine teslim edilmekte olan gayr-ı Müslim çocuklardan başka Müslüman yetim çocukların da gayr-ı Müslim zannedilerek Hıristiyanların eline geçmesine meydan verilmemeli."

Binbaşı Türkmen de araştırmasında, İstanbul Polis Müdiriyyet-i Umumiyesi"nin 28 Nisan 1919"da Dahiliye Nezareti"ne "mühim ve acil" kaydıyla gönderdiği bir yazıya işaret ediyor. Türk çocuklarının kaçırılması politikasının Ermeni Patrikhanesi tarafından da desteklendiği ve Ermeni nüfusunu artırmayı hedeflediği kaydediliyor. Bu amaçla, Rumeli"den göç eden Türklerin çocuk ve yetimlerine göz dikildiği kaydediliyor. Bu şekilde, alıkonan kız ve erkek çocuklarından örnekler veriliyor.

Raporda, Türk çocuğu olduğu hâlde Güllü ve Cemile adındaki iki kız çocuğuyla, Çengelköy"de ikamet eden Yüzbaşı Abidin Bey"in evinden Nimet adındaki bir Türk kızının zorla alıkonarak Ermeni Patrikhanesi"nde üç gün tutulduğu, Müslüman oldukları anlaşıldıktan sonra ailelerine teslim edildikleri, fakat bir süre sonra yeniden kaçırıldıkları kaydediliyor. Yine Üsküdarlı Papaz Samayan Efendi tarafından alıkonan Cevri isimli kızın Türk ve Müslüman olduğu ispatlandığı hâlde teslim edilmediği vurgulanıyor. Türk kızların zorla Hıristiyanlaştırıldığı kaydediliyor.

Amaç, Ermeni nüfusunu yüksek göstermek

Polis Müdürlüğü, Ermeni Patrikhanesi tarafından görevlendirilen Çakıryan Efendi"nin Kadınları Çalıştırma Cemiyeti Hayriyesi"nde yetim çocukların kayıtlarını aldığını, üç ay geçmesine ve yapılan bütün teşebbüslere rağmen zamanında iade etmediğini belirtiyor. Çakıryan Efendi"nin defter kayıtları üzerinde tahrifatta bulunduğu ve Türk çocuklarını, Ermeni çocukları gibi göstermeye çalıştığı da ifade ediliyor. Çakıryan Efendi"nin bazı çocukları zorla alıkoyduğu ve Hıristiyanlaştırmaya çalıştığı da yine Polis Müdürü"nün kayıtları arasında yer alıyor.

Hariciye Nezareti-i Celilesi"ne 1919"da Makri Köyü"ndeki hanelerden alınan kızların sayısı ve kimler tarafından alındığına dair gönderilen telgrafta, 37 ayrı vakaya değiniliyor. Bunlar arasında, Müslüman olup da alınan, iade edilen veya edilmeyenlere de yer veriliyor. Edirnekapı Acıçeşme"de Malatyalı Osman"ın kızı olan Melek"in Makri Köyü"nden Kadınlar Çalışdırma Cem"iyyeti"nden alınmış olduğu, ancak Müslüman olduğunun tespit edilmesi üzerine iade edildiği anlatılıyor. Yine, Ayşe, Emine ve Fatıma isimli kızların Fransız askerleri tarafından Ermeni olduğu için alındığı, ama Müslüman olduklarının anlaşılması üzerine iade edildikleri kaydediliyor. Ancak, Naine, Emine isimli başka kızların da evlerinden alındığı, Müslüman oldukları ispatlandığı hâlde iade edilmedikleri, Ermeni Patrikhanesi tarafından halen alıkondukları belirtiliyor.

Sadrazam Ahmet Vefik Paşa"nın çalınan Müslüman çocuklar konusunda Şeyhülislam"dan 1922 başında araştırma yapmasını istemesi, kaçırma eylemlerinin o tarihe kadar sürdüğünü gösteriyor. Şeyhülislam Mehmet Nuri Efendi, 2 Ocak 1922"de gönderdiği cevabi bir yazıda, "Bazı kötü niyetliler tarafından birçok Müslüman kızlarının ailelerinden alınarak Patrikhane"ye, Rum ve Ermeni yetimhanelerine nakledildiği bir kısmının da Hıristiyan aileler nezdinde hizmetçi olarak kullanıldığı bilgilerine ulaşıldığını" belirtiyor ve tespit edilen dört vakanın bilgilerini ek olarak sunuyor.

Prof. Dr. Özbay da çalışmasında, 1962"de Akşam Gazetesi"nde Ermeni bir karı-kocanın dayılarını aramak üzere İstanbul"a geldikleri haberinin yer aldığını kaydediyor. Yugoslav göçmeni Müslüman bir aileden gelen annelerinin Fransız Konsolosluğu tarafından Ermeni yetimlerle birlikte yurtdışına kaçırıldığını, Marsilya"daki yetimhaneye yerleştirildiğini, onun da bu gerçeği çok uzun süre sakladıktan sonra kendilerine anlattığını belirten çocuklar, İstanbul"a Türk ve Müslüman dayılarını bulmaya geliyorlar. Bunda da başarılı oluyorlar.

Dr. Atnur kitabında, Fevzi Paşa"ya atfen bin kadar Müslüman çocuğun kaçırıldığını belirtiyor.

"˜Evlatlık" travmaları

Ermeni evlatlıklar konusu bugüne kadar pek araştırılmadığı için, bu insanlar üzerinde ne tür travmalara sebep olduğu da bilinmiyor. Bu çocuklar çoğunlukla 12 yaşından küçük de olsalar, tehcir sırasında yaşanan dramları hatırlıyor; hatta Hıristiyan olduklarını biliyorlar. Peki, bu durumda Müslüman ailelerin yanında kalmaları ve Türk ismi almaları, onların bütün bu travmaları aşıp İslam"ı içselleştirmeleri için yeterli mi? Yazar Çetin, annesini de dayısı gibi genç sayılabilecek bir yaşta kaybettiklerini, iki evladının acısına katlanmanın anneannesine çok zor geldiğini anlatıyor: "Günlerce seccadenin üzerinden kalkmadı, namaz kıldı, seccade üzerinde ağladı." Çetin, "Belki de bir tek Tanrı"ya sığınabilecekleri için böyle davranıyorlar. Oradan yaşama gücü alıyorlar." görüşünü savunuyor.

Yazar Palalı ise, anneannesinin Fatiha"dan başka sure ve dua bilmediğini, Fatiha"yı da eksik okuduğunu anlatıyor. İlk kocası Derviş, ona Fatiha"yı ezberletirken sinirden kolunu kırmış. Palalı, anneannesinden yine Urfa"da kilisede iken Ebula isimli bir Arap kadın tarafından zorla sabah namazına kaldırıldıklarını ifade ediyor. Palalı, bu durumu şöyle değerlendiriyor: "Tek Tanrılı dinler arası değişim olduğu için, kabullenmeleri belki daha kolay oluyor. Ama, onlara yapılan baskının tek sebebi Müslüman yapmak değil, Müslüman ailelerin evlatlık ya da besleme olarak ancak Müslüman kızları alacakları gerçeği aynı zamanda."

Buna rağmen, ölmeden önce anneannesini hacca götürdüğünü kaydediyor, Palalı. Kitabında, hac vazifesini ifa eden başka "dönme" erkek akrabalarından da bahsediyor. Ancak, çok sayıda aksi örneklere de yer veriyor. Bunlardan biri Hamdi Usta. Tehcirde ailesi tarafından gönüllü olarak, yolculukta zarar görmemesi için komşulara teslim edilmiş. Daha sonra onun kimlik babası olan Çerçi Selim, bir kez Ramazan Bayramı"nda onu namaza götürmüş. Bu Hamdi Usta"nın hayatında kıldığı tek namazmış.

Komşuları Saadet Teyze ve Münip Amca için de benzer ifadeler kullanıyor yazar Palalı. "Saadet Teyze, Urfa"ya 15-16 yaşlarında gelmiş. Pek çok adam ırzına geçmiş. Sonra Antep"te kerhaneye düşmüş. Münip Amca onu orada görmüş ve kendinden büyük olduğu hâlde onu kurtarmış. Münip Amca da, bir Ermeni dönmesiymiş." diyen Palalı, kendi annesinin Münip-Saadet çifti için şu yorumuna yer veriyor: "Onlar haza gavur. Bilmiyorum dönmeler işte. Hiç Müslüman olmadılar. Ben Saadet Teyze"nin namaz kıldığını hiç görmedim"¦"

Çetin de "Anneannem" kitabında, kendisi gibi Maden"de yetişmiş aile dostları kitapçı Hasan ile Kadıköy"deki işyerinde aralarında geçen bir sohbeti şöyle anlatıyor: "Ben çocukken nenemle birlikte sizin eve gelmiştik. Anneannen çörek yapmıştı. Sizde bir süre oturup, anneannenin çöreğinden yedikten sonra, aynı gün Şaşo İbrahim"in karısı Seher Teyze"yi ve Tadımlı Teyze"yi ziyaret ettik. O gün dikkatimi çeken, gittiğimiz bütün evlerde aynı çörekten ikram edilmesiydi. Diğer evlerdeki çörekler de, sizde yediğimiz gibi mahlepli, üstü yumurtalı ve çörek otluydu. Yıllar sonra ziyaret ettiğimiz bu evlerdeki ortak bir özellik dikkatimi çekti. Şaşo İbrahim"in karısı Seher Teyze Ermeni"ydi. Tadımlı Teyze ise anneannen gibi sonradan Müslümanlaştırılmıştı."

Çetin, "Biraz düşününce aklıma Ermeni komşularımız geldi. Aznif Hanım, Yıldız Hanım Paskalya Yortusu"nda aynı çörekten yapıp ikram ederlerdi." diyor. Çetin"e göre, evlatlık verilen bu kadınlar torunlarından, çocuklarından saklasalar da kendi aralarında sessizce bir geleneği yaşatıyorlar. Kutsal günleri unutmuyor, kutluyorlardı.

100 bin mühtedi Ermeni var

Bu bilgiler ister istemez, evlatlıklar veya mühtediler arasında "gizli Hıristiyan Ermeniler" var mıdır? sorusunu akla getiriyor. Prof. Dr. Cöhce, bu gruplar arasında "Kripto Hıristiyanlar" yani "Gizli Ermeniler" olduğunu iddia ediyor. Cöhce, bu insanların Müslüman gözüküp gerçekte Gregoryan Hıristiyan geleneklerini sürdürdüklerini kaydediyor. Malatya"da yaptıkları saha araştırmasında 3 bin 500"den fazla bu şekilde gizli Ermeni olduğunu tespit ettiklerini dile getiriyor.

Prof. Dr. Cöhce, bir başka ilginç veriye de Tunceli"de ulaşıldığını belirtiyor. 2.000 (iki bin) kişinin kendileri göçmedikleri hâlde nüfus kütüklerinin Aydın"a alındığını; iki yıl sonra bu kütüklerin din hanesinin "Hıristiyan" iken "Müslüman" hâline dönüştürüldüğünü ve tekrar Tunceli"ye alındığını vurguluyor.

Türkiye"de tehcir ve sonrasında kaç Ermeni mühtedi olduğu yönünde de ciddi bir çalışma bulunmuyor aslında. Tek tük belgelere ulaşmak mümkün. 31 Kasım 1918 tarihinde Diyarbakır Nüfusu ile ilgili Dahiliye Nezareti"ne geçilen telgrafta şu bilgiler yer alıyor: "Halen vilayet dâhilinde beş-on karyede bir ya da iki aile teşkil edebilecek dağınık Ermeni bulunabilir. Merkez ve mülhakat kasabalarda ise, bu köylerle beraber toplam 3 bin 44 mühtedi ve 3 bin 818 gayri mühtedi Ermeni mevcuttur." Prof. Dr. Cöhce, tehcir sonrası mühtedi rakamının 100 bin civarında olduğunu belirtiyor.

Amerikan Ulusal Arşivi"nde (US Archives NARA) yer alan 10 Ocak 1923 tarihli bir belgede de, Ermenilerin dünyadaki sayısı 817 bin olarak verilmekte ve bu sayıya Milletler Cemiyeti verilerine göre "İslam dinine geçmeye zorlanan 95 bin Ermeni"nin yer almadığı ifade edilmekte. Bu durumda, 100 bin mühtedi rakamının gerçeğe yakın olduğu kabul edilebilir. Tabii, bunlar arasında gerçekte İslam"ı benimseyen ve hayatlarına tatbik edenler bulunuyor. Kendisini Müslüman olarak sunanlar arasında ne kadar "Gizli Ermeni" olduğunu tespit etmek de tabii ki mümkün değil.

40 bin Gizli Ermeni var!

1988"de Garbis Papazyan ödülünü alan Dr. Tessa Hofmann 2002 yılında yayımladığı "Armenians in Turkey Today" başlıklı çalışmasında, Türkiye"de hâlen Türk veya Kürt gibi yaşayan 30-40 bin Gizli Ermeni"nin bulunduğu iddia ediyor. Almanya"ya siyasi iltica için başvuran Ermeni asıllı Türklerin mahkemelerinde "bilirkişi" olarak yer alan Dr. Hofmann, Trabzon ve Erzurum arasındaki bölgede yaşayan ve 16. Yüzyıl"da ihtida etmeye başlayan 20 bin "Hemşinli" Ermeni olduğunu da ileri sürüyor. Hofmann, Türkiye"de toplu ihtidaların 1980 ortalarına kadar devam ettiğini de belirterek, Siirt"in Acar Köyü"nü örnek veriyor. 600 haneli Acar, 1983 yazında topluca Müslüman olarak, köylerindeki Kilise"yi de camiye çevirmiş. Dr. Hoffmann, Kudüs Ermeni Patrikliği"nin 1988"de yayımladığı, "Türkiye"de zorla Müslümanlaştırılmış bir milyon Ermeni Hıristiyan var" raporunu da hatırlatıyor.

1916-2004 yılları arasında Türkiye"de din değiştirerek Hıristiyanlığa geçenler arasındaki Ermeni asıllıların çokluğu da, Türkiye"de "Gizli Ermeniler" olduğunu doğrular nitelikte. Türkiye"de söz konusu 88 yılda 2 bin 630 kişi din değiştirirken, bunların 2 bin 172"si eski dinlerine dönenlerden oluşuyor. 1340 kişiyle asıllarına dönenlerin yüzde 60"tan fazlasını da Ermeniler oluşturmakta. Din değiştirenler büyük oranda, İstanbul, Diyarbakır, Adıyaman, Batman, Sivas, Tunceli, Malatya, Elazığ, Kayseri, Mersin ve Mardin gibi değişik illere kayıtlılar.

Gizli Ermenilerin rakamları bazı kaynaklarda kasıtlı olarak abartılıyor. Bu şekilde, Müslümanlığı benimsemiş Ermeniler, gerek misyonerlik gerekse nüfuz çalışmaları için hedef hâline getiriliyor. Mesela, Hemşinlilerin çok büyük kısmı kendilerini Ermeni olarak kabul etmemekte. Aliye Alt"ın 2005 yılında yayımlanan "Hemşin Ermenileri" isimli Almanya"da yürütülen tez çalışması da bu gerçeği ortaya koyuyor. Bu sayının yüksek gösterilmesiyle, gerçek Müslüman hâline gelen Ermeniler de etkilenmeye çalışılıyor.

Salim Cöhce, Malatya"da 1995 sonrasında Gizli ve Mühtedi Ermeniler üzerinde faaliyetlerin arttığını, 2003 yılında isimleri Müslüman 120 kadar Ermeni asıllının Çavuşoğlu"ndaki kilisenin yeniden açılması için dilekçe verdiğini anlatıyor. Cöhce, Ermeni asıllı vatandaşlar üzerinden, tapu kayıtlarına ve eski mal varlıklarına ulaşmak için de el altından girişimler yürütüldüğünü vurguluyor.

İddiaların aksine Ermeni asıllı Müslümanların çok azı, belki hiç biri "Gizli Ermeni" olmayabilir de. Ancak, toplumda dönmeler konusunda çoğunlukla şüpheler bulunduğu görülüyor. Bu durum, evlatlıklar ve mühtedilerin hayatlarını zorlaştırıyor. Kimi zaman dışlanmalarına sebep oluyor. Hatta bu dışlanma bazen devlet kademesinde de karşılarına çıkıyor.

Dışlanınca, kayıt değiştirmişler

Fethiye Çetin, kitabında Mahmud dayısının, burslu yatılı olduğu için askerî okula başvurduğunu, notları yeterli olduğu hâlde annesi "muhtedi" olduğu için alınmadığını iddia ediyor. Bu durum anneanne Seher hanımı çok üzer. Kızı Zehra"nın kayınpederi Kâzım Efendi, Maden"de nüfus müdürü olduğu sırada bu kaydı değiştirir. Böylece, resmî kayıtlar üzerinde bu sorun bir daha yaşanmaz. Çetin, dayısını genç sayılabilecek bir yaşta kaybettiklerini belirtiyor. Dayısının öldüğü sırada milletvekili olduğunu kaydeden Çetin, yüzeysel bazı eleştirileri olsa da resmî ideolojinin pek dışına çıkmadığını belirtiyor.

Çetin, teyzesi evlenirken, damadın yakınlarının bu evliliğe, "˜kızın soyu bozuk" diyerek karşı çıktığını ifade ediyor. Buna karşılık teyzesinin görümcesi Methiye"nin de bir "dönme" oğluyla evlendirildiğini vurguluyor. Görümce Methiye bu çelişkiyi Çetin"e şöyle değerlendiriyor: "Zaten bizim oralarda "soyu bozuk" olmayanı biraz zor bulursun."

Evlatlık Ermeniler konusunun bir de çocuklar ve torunlar üzerinde oluşturduğu "şok etki" söz konusu. Özellikle, ilk öğrenildiğinde kabul etmekte çok zorlanılıyor. Yazar Fethiye Çetin anneannesinin gerçeği kendisine anlattığında yaşadıklarını şu şekilde ifade ediyor: "Öğrendiklerimi o günlerde kimseye anlatamadım. Yaşadığım sarsıntıyı kimselerle paylaşamadım. Anneannem öyle istiyor diye mi ya da utancımdan mı bilmiyorum ama duyduklarımı ben de başkalarından gizliyor, yaşadığım bu yoğun duygu kargaşasıyla ve alt üst oluşla tek başıma başa çıkmaya çalışıyordum"¦ Kendimi sokaklara atıp, bağıra bağıra ağlamamak için kendimi zor tuttum. İçimdeki korkunç karmaşa ile beynim çatırdıyor, zonkluyor, içindekiler de fışkıracak, her şeyin, herkesin üstünü kaplayacak diye bir korku kaplıyordu bedenimi"¦ O gece hiç uyuyamadım. Ertesi gün bir hayalet gibi dolaştım durdum, ortalıklarda."

"˜Öcümüzü alalım diyenler var"

Üç amcası daha Ermeni evlatlıkların kızlarıyla evli olan İrfan Palalı ise, gerçeği öğrendiğinde bunun kendisinde pek bir sarsıntıya sebep olmadığını kaydediyor. "O dönemlerde üniversitedeydim ve hümanist akımların etkisindeydim." diyor. Palalı buna karşılık, ailesinden bu olgunluğu tam olarak göremediğini, tarih profesörü olan öz kardeşinin bile bunu kabullenemediğini, bu sebeple de kitabını isimleri değiştirerek yazdığını ifade ediyor.

Adana Bahçe"de büyük bir konaklama tesisi işleten teyzesinin oğlu Kemal"in yaşadıkları da çocukların neler hissettiğine ışık tutuyor. Kemal"in herkesleri kıskandıran dışa dönüklüğü ve herkesin iyilik meleği gibi sandığı davranışlarını, yazar Palalı derin bir "aşağılık kompleksi"nin yansıması olarak görüyor. "Kemal ancak 15-16 yaşlarına geldiğinde, babasının bir Ermeni dönmesi olduğunu, soyadını taşıdığı ailenin yanına Birinci Dünya Savaşı yıllarında besleme gittiğini öğrenmiş, çok şaşırmış, kendini çok ezik hissetmişti. Bu kadar dindar, hac ziyareti bile yapmış, babasının bir Ermeni dönmesi olduğunu öğrenmesi onda inanılmaz bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Ne garip tecellidir ki, annesi de bir beslemenin, bir Ermeni dönmesinin kızı idi." diyor Palalı.

Kemal bir gün kendisine "Acaba Çerkez mi neney?" diye sorduğunu anlatan Palalı, gerçeği kabullenmek istememesinin bu arayışlara sebep olduğunu kaydediyor. Urfa"da benzer yönteme başvuran başka ailelerin hikâyesine de yer veriyor. Fatma Nene kendisine, "Tenekolların avradı olmuş ve kendisine "Çerkez kızı" denen Zeliha"nın kendisi ile beraber kiliseden verilme bir dönme" olduğunu söylüyor.

Palalı, "Asimilasyon, kişi güçsüz ve yalnız kaldığında inanılmaz güçlü işler. Hatta hedefini aşıp, aşırı fanatik kişilikler oluşturur." diyor. Teyze oğlu Kemal"in Türk milliyetçiliğinin ardında da bu kompleksin yattığını ileri sürüyor. Palalı, öğretmen olan Recep dayısının da, milliyetçiliği bazen "kafatasçılığa" varan oranda savunduğunu belirtiyor. Daha da ilginci, dayısı Urfa"da Ülkü Ocakları"nı kuranlar arasında yer alıyor. Prof. Cöhce de, Malatya"da yaptıkları çalışmalar sırasında, MHP İl Başkanlığı görevini üstlenmiş "mühtediler" tespit ettiklerini dile getiriyor.

Peki, tehcir trajedisine şahit olan, şartların zorlamasıyla Müslümanlaşan ve bu hâlde dışlanmalara maruz kalan bu insanlar ve çocukları arasında, yaşadıklarının intikamını almak isteyenler olmuş mudur? İrfan Palalı, "Tabii, planlı çalışanlar var. Öcümüzü alalım diyenler var. Ne kadar olduklarını bilemem. Ama, az olmalarını temenni ederim." diyor.

Prof. Cöhce ise, bu konuda daha iddialı. Ermeni mühtedi ve evlatlıklar arasında, "Kripto Hıristiyanlar" ya da "Gizli Ermeniler" olduğunu, bunların Müslüman görünüp Gregoryan geleneklerini sürdürdüklerini söylüyor. Cöhce, bu insanlar üzerinde son dönemlerde kimliklerine döndürmek için çalışmalar yapıldığını, yakın gelecekte bunların Ermenilerin hayallerini gerçekleştirmek için kullanılacaklarını ileri sürüyor.

Tehcirin karanlıkta kalan yüzü Ermeni evlatlıklar, etkileri bugün de hissedilen trajedileri barındırıyor. Türkiye"de bugüne kadar ciddi çalışmaların olmaması, gerçekten büyük eksiklik. Sayılarının binlerle ya da on binlerle ifade edilmesi değil, kendi rızaları dışında onların yaşamak zorunda kaldıkları hayatlar ve dramlar önemli. Bir o kadar önemli olan da, bugün sayıları en az yarım milyonu bulan evlatlıkların çocukları ve torunları üzerinde oluşturduğu etkiler ve sosyal sonuçları. Tehcirin çocukları evlatlık Ermeniler, daha fazla ilgiyi hak ediyor.

HRANT DİNK: EN ÇOK ERMENİ"Yİ KÜRT ALEVİLER KURTARDI

-Ermeni çocukları kurtaranlar arasında tehciri uygulamakla sorumlu çok sayıda subay olması da bir tenakuz mu?

"Kurtarma" kelimesi üzerinde birtakım sert eleştiriler ve tartışmalar var. Kurtarma olmadığını, aksine "ganimet" olarak bu çocukların alıkonduğunu söyleyenler var. Kız ise onun daha sonraki hayatından istifade etmek, erkekse gücünden istifade etmek gibi. Bu iddiaları doğrulayacak vakalar da var.

-Aksini gösteren örnekler yok mu?

Halkın arasında hakikaten kurtarma çabası içinde olanlar da var. Özellikle Aleviler ve Kürt Aleviler arasında çok var. Ama, çok homojen değil ve bu konuda bir genelleştirme yapılamaz. Bir de, giden aileler arasında geri dönecekleri beklentisiyle çocuklarını komşularına teslim edenler, emanet bırakanlar var. Yolculuk sırasında kaçırılan kadın, kız ve çocuklar da var. Ama, korumanın suç olduğunu bile bile kendi köyünde saklayanlar da var. Onun için, "kurtarıldılar" demek de "kaçırıldılar" demek de sadece gerçeğin bir parçasını yansıtıyor.

-Peki, bu alıkoymalarda bu çocukları "Müslümanlaştıralım" gibi bir hedef de var mı?

Alalım da bunları Müslümanlaştıralım önyargısıyla olmamıştır, ama eğer yaşayacaklarsa varlıklarını ancak Müslüman olarak sürdürebilirler düşüncesi rol oynamış olabilir. Başka çaresi de yok zaten. Hatta bu sebeple, toplu ihtidalar da olmuştur. Köy köy bile olanlar var. Müslümanlığı, hayatta kalmak için bir araç olarak kullanmak söz konusu.

-Bu şekilde "evlatlık" ya da "besleme" alınan 300 bin Ermeni"den bahsediliyor. Sizce doğru mudur?

300 bin rakamının abartılı olduğunu düşünmüyorum. Bence daha da fazladır. Ama, bu konu maalesef akademik bir çabaya dönüşmemiş. Keşke akademisyen olsaydım ve sırf bu konu üzerinde bir çalışma yapsaydım.

-Böyle bir çalışma, bir fayda getirir mi?

Kalanlar üzerinde konuşmak, belki bize yeni bir ruh kazandıracak. Birbirimizi çok kırmayalım, belki de akrabayız, diyeceğiz. Hayat bu karmaşıklığı getirdi. Biz seçmedik. Bu rakam 3-5 bin bile olsa, bu insanlara ne olduğunu bilmek, bu yaşlı insanlara ödeyebileceğimiz bir borç olur. Belki bu şekilde arınabiliriz de. Diasporaya bunu sıkça söylüyorum. Türkiye"de tek kişinin varlığını bilmek, ruh hâline yardım etmek, yurtdışında alınmış yüzlerce parlamento kararından ehemmiyetlidir.

PROF. DR. CÖHCE: GİZLİ ERMENİLER İLE PKK"NIN BAĞI VAR

- Evlatlık yetimlerin sayısı konusunda bir çalışmanız var mı?

Türkiye"de yaklaşık 100 bin "mühtedi" Ermeni var. Evlatlıkların daha fazla olacağını sanmıyorum. Malatya"da yaptığım çalışmalarda, 4-5 bin mühtedi, 3 bin 500 kadar da "evlatlık" ve "Gizli Ermeni" olduğunu gördüm. Türkiye genelinde de evlatlıkların, mühtedilerden daha fazla olduğunu sanmıyorum.

-"Gizli Ermeniler" ile neyi kastediyorsunuz?

"Kripto Hıristiyanlar"ı kastediyorum. Bunlar, Müslüman gözüken, ama gerçekte Gregoryan Hıristiyan geleneklerini sürdürenler. Mühtediler arasında, gerçekten Müslüman olup buna göre yaşayanlar da var. "Kripto" yani "gizli" Ermeniler ise, sadece kimlikte Müslüman görünenler. Bugüne kadar tehdit görülmediklerinden, devlet tarafından takip edilmemişler. Bir de nüfus kütükleriyle oynamışlar. Bu sebeple, gerçek sayılarının tespit edilmesi çok zor.

-Peki siz, "Gizli Ermeniler"in bir tehlike oluşturacağını düşünüyor musunuz?

Maalesef, evet. Özellikle son yıllarda bunlara yönelik Ermeni gruplar tarafından çalışmalar var. Kimlikleri hatırlatılmaya çalışılıyor. Para yardımında bulunuluyor. Ben, ASALA sonrası PKK"nın çıkması gibi, PKK sonrası bu insanların Türkiye içinde "şehir terörü" amaçlı kullanılacağını düşünüyorum. Böyle bir oluşum, 2010"a kadar teşekkül ettirilebilir. Yine, Ermeni kimlikleri bilinçli şekilde hatırlatılarak, bu insanların yarın Türkiye"nin önüne toprak, tazminat talebiyle çıkacaklarına inanıyorum.

- "Gizli Ermeniler" ile PKK arasında bir temas var mı?

Var. ASALA"nın finansörü Gulbenkyan Vakfı"nda 1980"de bir toplantı yapıldı. PKK"nın, bölgede Türkiye"nin otoritesini zayıflatması ve nüfusu azaltması için "maşa" örgüt olarak kullanılması kararlaştırıldı. PKK"nın, Avrupa ve ABD"de başlangıçta iyi bir lobi oluşturabilmesi ve destek alması da bu çevrelerin yardımıyla oldu. PKK içerisinde, Ermeni kökenli elemanların varlığı ve hatta birçoğunun öldürülmesi de bunu doğruluyor. Yine, PKK kurucuları ve halen yöneticileri arasında da "Türkler" olması düşündürücü.

-Bir bakanımız, Öcalan"ın da Ermeni olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Bu konuda bir tespit var mı?

Yalçın Küçük, "Kürt Bahçesinde Sözleşi" kitabında, Öcalan"ın babasının yakın Ermeni dostlarından bahseder. Yine, annesinin baskın karakteri de öne çıkıyor. Ben, annesinin de Türk değil bir "evlatlık" ya da "kripto Ermeni" olduğu kanaatindeyim.

Erhan Başyurt
http://www.milliyetciler.de/html/

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.375
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
1991 SONRASI TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ
« Yanıtla #1 : Mart 12, 2009, 02:11:06 ÖS »

1991 SONRASI TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ
-------------

Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik  çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk-(1922)

                Türkiye, Ermenistan"ın yıllardan beri dünya kamuoyunda Türkiye aleyhine yürüttüğü karalama kampanyalarına ve buna karşı Türk kamuoyunun duyduğu rahatsızlığa rağmen 1991 yılında Ermenistan"ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden birisi olmuştur.
             Türkiye her zaman bağımsız Ermenistan ile ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi düşüncesiyle hareket etmiştir. Hatta Karadeniz"e kıyısı olmamasına rağmen 1993 yılında Ermenistan"ın Karadeniz Ekonomik işbirliği Örgütüne kurucu üye olarak davet edilmesini sağlamıştır.
             Bu dönemde enerji sıkıntısı çeken Ermenistan"a kendi elektrik ağından elektrik sağlayan Türkiye, Ermenistan Cumhuriyeti"nin sergilediği olumsuz tavırlara rağmen sınır ticaretine de izin vermiştir. Bunun karşılığında Türkiye, Ermenistan"dan soykırım iddialarından vazgeçmesini,  Azerbaycan topraklarından çekilmesini, Gürcistan Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti"yle olduğu gibi doğal olarak sınır anlaşmasını yenilemesini gündeme getirmiş ancak Ermenistan olumsuz tavır sergilemiştir.   
             Ermenistan, söz konusu taleplerinden vazgeçmek yerine Türkiye"ye karşı olumsuz tavrını iyice yoğunlaştırmış ve Türk-Ermeni ilişkilerini gergin bir noktaya sürüklemiştir.
             Doğusunda Azerbaycan, batısında Türkiye, kuzeyinde Gürcistan ile önemli sorunlar yaşayan Ermenistan, kendi içerisinde de ciddi ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlarla karşı karşıyadır. Sadece ekonomik ilişkiler açısından bakıldığında dahi Ermenistan ile Türkiye arasında ikili ticari ilişkilerde Türkiye"nin önemli bir çıkarı yoktur.
             Yeni kurulan Ermenistan"ın bugüne kadar uyguladığı tutum ve davranışı ile tarihi hayallerinden asla vazgeçmediğini ortaya koymaktadır.
             Ermenistan"ın hedefi, Türkiye Cumhuriyeti"nin toprak bütünlüğüne yöneliktir ve onu parçalamayı öngörmektedir. Bu strateji, geçmişteki gibi üç-beş Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çıkmış, bugünkü Ermenistan"ın da ülküsü halini almıştır. Bu durumu Ermenistan Cumhuriyeti"nin en önemli üç belgesine baktığımızda açıkça görürüz.
             Bunlar "Bağımsızlık Bildirgesi", "Bağımsızlık Kararı" ve 1995 yılında kabul edilen "Ermenistan Anayasası"dır.
Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti"nin 23 Ağustos 1990 tarihli "Bağımsızlık Bildirisi"nin 12. maddesinde; "Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan"da gerçekleştirilen soykırımın uluslar arası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir" denilmektedir.
             Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında aynı konuyla ilgili olarak "Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi"ne sadık kalacağını " beyan ve taahhüt etmiştir. Ayrıca 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası"nda ise "Ermenistan"ın bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı " bir anayasa hükmü haline getirilmiştir.
             Bu belgelerde de açıkça ifade edildiği gibi olmayan bir soykırımın kabul ettirilmesi ve Batı Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye"nin doğusundan toprak talebi artık gizli bir emel olmaktan çıkmıştır. Belki de bir başka ülke anayasasında rastlanılmayacak şekilde resmen dünya kamuoyuna açıklanmıştır. Anayasadan ayrı olarak dünya kamuoyuna dağıtılan Büyük Ermenistan haritalarında bu durumun propagandasını da yapmaktadırlar.
            Türk-Ermeni ilişkileri Ter-Petrosyan yönetiminde nispeten ılımlı bir havada geçmiştir. Türkiye bu dönemde dostluk elini uzatmıştır. Ancak Nisan 1998"de Taşnak örgütünün gizli lideri Rober Koçaryan"ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.
            Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını, uluslar arası tanıma ve kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu"nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan"ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığı savunmuştur.
            Koçaryan gibi düşünenlere en güzel cevabı şüphesiz, Türkiye"de yaşayan Ermeni cemaati vermektedir. 7 Ekim 2000 tarihinde yayınlanan Ceviz Kabuğu adlı TV programında konuşan Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkan soykırım iddiaları hakkında şunları söylemiştir;

        "Soykırım ve tehcir farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kiliseler, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur. Patrik ruhani bir liderdir, siyasi konularda patrikten görüş alma gibi bir yanlış yapılıyor. Emperyalist güçler ASALA ve PKK"nın arkasında olmasaydı onlar ne yapabilirlerdi? Yer değiştirme meselesinde Almanya"nın İstanbul"a baskısı vardı. Burada Almanya"nın, yerleşik düzeni sarsmak ve Bağdat demiryolu mevzusunda ekonomik menfaatlerini sağlama almak amacı vardı."
Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye"dir. Yurtdışındaki,diasporadaki Ermeni, ismini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye"nin aleyhine konuşulan diasporadaki Ermeniler çok iyi biliyorlar ki, Amerika"nın belli kiliselerinde kurban ayinleri Pazar günleri İngilizce yapılıyor, Ermeniler ana lisanlarını kaybediyorlar.
            Bunu söylediğin zaman kötü kişi oluyorsun. Biz onun için Türkiye"deki Ermeni vatandaşlar olarak üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk"ün emanet ettiği Kuvay-ı Milliye ruhuna bir haksızlık yapılmaktadır. Bütün bunlar dışarıdakilerin oyunudur. PKK, ASALA, bu kararname, bütün bunlar dışarıdakilerin oyunu. Biz Türkiye"deki vatandaşlar olarak bir haksızlık yapıldığını düşünüyoruz. Ermeniler eğer akıllıysa maşa olarak kullanılmasınlar."


            Türkiye"den resmen toprak talep eden ve buna anayasasında yer veren bir ülke ile normal ilişkilerin nasıl kurulabileceği hususu önemli bir sorundur.
            Günümüzde Ermenistan"ında %50"si açlık sınırında ciddi sıkıntılar çeken halk, geçimini diğer ülkelerde yaşayan akrabaları ile çeşitli diaspora örgütleri ve uluslararası hükümet dışı örgütlerin (NGO) gönderdiği yardımlarla sürdürmektedir.   
            1988 depreminin ekonomiye vurduğu darbe, bağımsızlık sürecinde başlayan işçi grevleri, Azerbaycan topraklarını işgalle birlikte başlayan Ermenistan-Azerbaycan savaşı, bu konuya Türkiye"nin gösterdiği hassasiyetin yanı sıra Ermeniler tarafından Türkiye"ye yönelik düşmanca karalama kampanyaları, Gürcistan"la yaşadığı sorunlar, İran dışında çevresinde dost bulamayan ve her alanda çözüm bekleyen ciddi sorunları bulunan bir Ermenistan yaratılmıştır. Ermenistan çözemediği sorunlarının yansımasını çöken ekonomisinde görmüştür.
            Ayrıca, Karabağ, Abhazya, Osetya ve Çeçenistan"daki çatışmalar yabancı yatırımcılarının bölgeye ve Ermenistan"a olan güvenini sarsmakta ve dış yatırımların Ermenistan"a girmesini engellemektedir. Dağlık bir coğrafyada ulaşım yollarının yetersizliği, enerji kaynaklarından yoksun oluşu, kalifiye elemanlarını göç yoluyla sürekli kaybetmesi de Ermenistan ekonomisini etkilemektedir. Nitekim Ermenistan resmi kaynaklarına göre 1990-2001 yılları arasında 900.000 Ermeni sırf ekonomik nedenlerden dolayı Ermenistan"ı terk etmiştir. Söz konusu rakam gayri resmi açıklamalara göre 3.000.000 civarındadır.
            Bugün Türkiye"de kaçak olarak çalışan Ermenistan vatandaşlarının sayısının en az 70.000 olduğu bilinmektedir.
            2001 yılı Ekim ayında yapılan nüfus sayımında ülke nüfusunu 3.000.000 gösteren  Ermenistan"da, bu rakamın oldukça abartılı olduğu, çeşitli kaynaklarda bugün için Ermenistan"da en fazla 2.000.000 Ermeni"nin yaşadığı bildirilmektedir.
           Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde önem arz eden bir diğer devlet Azerbaycan"dır. Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri itibarıyla da baskı gören taraf Azerbaycan olmuştur. 1991"de Kuveyt"i işgal ettiği gerekçesiyle Irak"a müdahale eden ABD, Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenistan"a göz yummuştur.
           ABD; kendisini her zaman batıya, ABD"ye daha yakın gören Azerbaycan"a oranla kendisini her zaman Rusya"ya daha yakın gören Ermenistan"a daha fazla yardım sağlamıştır.
           Bugün Kafkasya"da istikrar sağlama amaçlı olarak gerçekleştirilmeye çalışılan Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi sürecinde ABD ve AB tarafından sadece Türkiye"ye yönelik baskı uygulanmakta, Ermenistan"dan ilişkileri geliştirici herhangi bir adım atması istenmemektedir.
           Bir diğer önemli husus ise ABD"nin terörist ülke olarak kabul ettiği İran"ın, adeta en yakın ticari ve siyasi müttefikinin Ermenistan olmasıdır. Mevcut siyasi iktidarı, meclisi basarak ele geçirmiş olan Ermenistan Hükümeti, ABD tarafından terör karşıtı bir ülke olduğu için tebrik edilen ülkeler arasında yer almıştır.
           Bugün dünya kamuoyunda Türkiye"ye sürekli sorun çıkartan bir Ermenistan ile karşı karşıya bulunmaktayız.  Söz konusu devlet sözde soykırımın tanınmasının Ermenistan dış siyasetinin en önemli unsurlarından birisi olduğunu her platformda açıkça savunmaktadır.
           Ermenistan ve Ermeni lobisi, Ermeni sorununu AB ve ABD"yi yanına alarak Türkiye-AB, Türkiye-ABD meselesi şekline taşımıştır. Oysa Ermeni yönetiminin Türkiye ile ilişkilerinde radikal kararlar almaları gerekir.
           Ermenistan"ın kendisinin nefes borusu, denizlere ve batıya açılan kapısı olan Türkiye"yi iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Her açıdan tam bir çıkmazın içerisinde olduğu bilinen Ermenistan, Türkiye yakınlaşmasından ciddi kazançlar elde edecektir. Oysa küresel güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamayan Ermenistan yönetimi gerçeklerin tamamen zıddı olan Türkiye karşıtı politika uygulamaya devam etmektedir.
          Sonuç olarak; Türkiyenin Ermenistan sorunu yoktur. Ama Ermenistan"ın acil çözüm bekleyen bir Türkiye sorunu vardır.. 
            ( 11 MART 2009 )
Dr.Tahir Tamer Kumkale
http://www.kumkale.net

Çevrimdışı Kemal ޞahin

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 51
  • Puan: +10/-0
Ynt: ERMENİ:KÜRTLER,Doğu Anadolunun yıllardır karanlıkta ki yüzü.
« Yanıtla #2 : Haziran 13, 2009, 10:36:56 ÖS »
Rus Subayı: Ermeniler, Türkleri ve Kürtleri katlettiler

Bir Rus Subayının hatıralarını yayınlayan Genelkurmay Başkanlığı, Ermenilerin Türkleri ve Kürtleri nasıl katlettiklerini ortaya çıkardı.


Pek çok Avrupa ülkesi ve ABD"de Ermeni soykırımı iddiaları tartışılırken, Genelkurmay Başkanlığı, Türk-Ermeni ilişkilerine ilişkin bilimsel çalışmalarına devam ediyor. Bu konuda şimdiye kadar çok sayıda yayın hazırlayan Genelkurmay, son olarak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Erzurum"da görev yapmış, Rus Yarbay Tverdohleboj"un anılarını yayınladı.

Tverdohleboj"un anılarında, Ermenileri kızdıracak çok sert ifadeler dikkati çekiyor.

Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, (ATASE) Ermeni araştırmalarına ilişkin yayınlarını sürdürüyor. ATASE son olarak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordusunda görev yapan Yarbay Tverdohlebof"un anılarını kitaplaştırdı. Ermenileri kızdıracak ifadelerin dikkat çektiği, "Gördüklerim, Yaşadıklarım, Erzurum 1917-1918" isimli kitap, Türk-Ermeni ilişkilerine 3"ncü şahısların gözünden inceliyor.

Kitapta, Yarbay Tverdohlebof"un, Rus devriminden 12 Mart 1918 tarihinde Erzurum"un Türk birlikleri tarafından alınmasına kadar geçen sürede, Ermenilerin Erzurum ve civarındaki yerleşim birimlerinde yaşayan Türklerle ilişkileri hakkındaki notlara yer veriliyor.

Rus Yarbay"ın, Ermeniler için söylediği, "Ermenilerin Türklere karşı nefretleri eskiden beri bilinmektedir. Ermeniler daima kendilerinin mazlum ve ezilen bir millet olduklarını iddia etmişlerdir. Her zaman kendilerini hiç suçları yokken sürgün edilmiş, dinleri ve kültürlerinden dolayı ağır işkencelere maruz kalmış bir millet olarak sunmayı başarmışlardır. Ermenileri oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür. Sıradan Rus halkının yargısı daha basittir" ifadeleri dikkat çekiyor.

"BİRAZ KESMİŞLER, AMA İYİ KESEMEMİŞLER"

Tverdohlebof"ın anılarında dikkat çeken bazı bölümler şöyle:

"Ermenilerle aynı ortamlarda birlikte yaşamış ve ilişki kurmuş olan Ruslar, onların medeniyet seviyeleri ve yetenekleri hakkında tamamen farklı düşüncelere sahiptirler. Ermenileri oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür. Sıradan Rus halkının yargısı daha basittir. Rus askerlerinden pek çok kez şu cümleyi işitmişimdir. "˜Ermeniler iyi insanlar, Türkler bunları biraz kesmişler, ama iyi kesememişler; topunu kesmeleri lazımmış." Rus askeri birliklerindeki Ermeni askerler, en aşağılık, en adi sınıftan sayılmışlardır. Bunlar, her zaman geri hizmetlerde görev yapmak için gayret göstermişler, cepheden kaçınmışlardır. Ermeni askerler arasında, savaşın başlarında yaygın şekildeki kitlesel firar ve savaştan kaçmak için çok fazla miktarda kendi kendini yaralama olayları bu düşünceyi doğrulamaya yeterlidir.

Türk birlikleri Erzurum"a girinceye kadar geçen son iki ayda gördüklerim ve duydukların Ermenilerle ilgili her türlü tahmin ve tasavvur sınırlarını fazlasıyla aşmıştır?

RUSLAR ERMENİLER"E CİNAYET İŞLETMİYORDU

Erzurum"un 1916 yılında Rus birlikleri tarafından alınmasından sonra Ermenilerin ve askeri bir birlikte bulunmayan Ermenilerin, şehre ve civarına girmelerine müsaade edilmemiştir. Düşünülerek yapılan bu düzenleme, Erzurum"un, 1"nci Kolordu Komutanı General Kalkin"in emir komutasında bulunduğu süre zarfında uygulanmıştır. İhtilalden sonra tüm engeller kalkınca, Ermeniler, Erzurum ve çevresine geniş dalgalar hâlinde saldırmışlardır.

Saldırılarla eş zamanlı olarak istilacıların şehirde ve köylerde ailelere yönelik bireysel yağmalamaları da başlamıştır. Rus birliklerinin ve Rusların varlığı, Ermenilere, cinayet işleme imkânı tanımıyordu. Katliam ve yağma, gizlice ve ihtiyatlı bir şekilde yapılıyordu. 1917 yılı ilkbaharında çoğunluğu Ermeni askerlerinden oluşan Erzurum İhtilal İcra Komitesi, halkın elindeki silahları bulup el koymak maksadıyla Erzurum"da geniş kapsamlı bir arama faaliyeti düzenlemişti. Arama faaliyetleri düzenli bir şekilde organize edilemeyince aramalar, gemi azıya almış asker yığınının halkı yağmalamasına dönüşmüştü. Ermeni askerleri muharebede zulmetmeye ve işkence yapmaya özellikle çaba sarf etmişlerdir.

Bir gün atla Erzurum"da dolaşırken, bir sokakta yaklaşık 70 yaşlarında hayli yaşlı iki ihtiyarı bir yere götürmekte olan bir asker grubuna rastladım. Askerlerin başında, elinde demir çubuk tutan Ermeni bir asker vardı. Yollar derin çukurlar ve çamurla kaplıydı. Ağırlıklı olarak Ermeni askerlerden oluşan kalabalık, bu zavallı ihtiyarları yol boyunca sokağın bir tarafından diğer tarafına çamurların içerisinde yaka paça sürüklüyordu. İhtiyarlar çamura batıyorlar, tekrar ayağa kalkıyorlar, onları tekrar sürüklüyorlar ve eziyet ediyorlardı. İhtiyarlara sahip çıkmak için, bu insanlara insanca muamele etmeleri konusunda kalabalığı ikna etmeye çalıştım. Elinde demir sopa olan asker öfkeyle üzerime yürüdü ve avaz avaz bağırmaya başladı; "˜Siz onlara arka çıkıyorsunuz öyle mi? Onlar bizi kesiyor, sizse onlara arka çıkıyorsunuz" dedi. Kalabalık da üzerime yürümeye başladı. O sıralarda Rus askerlerinin disiplini o derece bozulmuştu ki, kendi Subaylarını döver hatta öldürür hâle gelmişlerdi. Durum kötüleşmişti.

YAĞMA VE KATLİAMLAR

Tek tük olan yağma, katliam ve soygunlar çoğalmaya başladı. Eski takvime göre Ocak ayının sonunda yani Şubat ayının başında, şehrin ileri gelen Türk sakinlerinden Hacı Bekir Efendi, geceleyin yağmacı Ermeni askerleri tarafından kendi evinde öldürüldü. Bunun üzerine Ordu Komutanı General Odişelidze1, askeri birlik komutanlarına katilin üç gün içinde bulunmasını emretti. Ordu komutanı sert ifadelerle; Ermeni askeri birlik komutanlarını askerlerin ve genel anlamda Ermenilerin rezaletlerinden dolayı kınadı. Ermeniler tarafından sivil halka uygulanan yağma ve şiddet sebebiyle gücendiğini söyledi. Yol temizleme bahanesiyle Türklerin çalıştırılmaya götürülmesine ve bu insanların pek çoğunun geri getirilmemesine duyduğu öfkeyi belirtti.

Ermeni birlik komutanları, askeri birlik temsilcileri, oldukça hassasiyet göstererek bütün halkın onurunun Ermeni ayak takımından az sayıdaki uğursuzun yaptıklarıyla ilişkilendirilemeyeceğini, bu ayak takımının Türklerden eski zorbalıklarının intikamını almaya çalıştıklarını, fakat aydın kesimin tüm gücüyle buna müsaade etmemeye gayret gösterdiğini içeren itirazlarını dile getirdiler. En sonunda kendileri de, Ermeniler arasında, başıboş Ermenilerin kanun dışı hareketleriyle kararlı ve kapsamlı mücadele yöntemlerini uygulamaya geçirme kararlarını dile getirdiler.

SİLAHSIZ SİVİLLER ÖLDÜRÜLÜYOR

Bundan bir süre sonra Ermenilerin Türklere yaptıkları Erzincan katliamına dair haberler geldi. Bu vahşetin ayrıntılarını ordu komutanım General Odişelidze"den öğrendim. Bu olay şöyle gerçekleşmiş. Katliam bir doktor ve müteahhit tarafından organize edilmiş. Yani her hâlükârda ayak takımından birisi tarafından yönetilmemiş. Bu katliamı düzenleyenlerin soyadlarını tam olarak hatırlayamadığımdan onların isimlerini yazamıyorum. 800"den fazla silahsız sivil öldürülmüş. Öldürülenler kendilerini korumak için karşı koyarlarken yalnızca bir Ermeni ölmüş. İnsanları koyun gibi kesmişler. Tutsak edip ölüme mahkum ettikleri insanlara kendi elleriyle büyük çukurlar açtırmışlar. Bu çukurların başına insanları gruplar hâlinde götürmüşler ve hayvan boğazlar gibi kestikten sonra çukurlara doldurmuşlar. Çukur başındaki bir Ermeni arsız arsız çukurdaki cesetleri sayarak "˜Burası 80 kişi mi oldu? Bir on kişi daha alır! Bir on daha kes!" deyince, on kişi daha kesip çukura atmışlar ve üstünü toprakla kapatmışlar. Bu Ermeni müteahhit, sırf eğlence olsun diye bir binadan Türklerin teker teker çıkmalarını emretmiş. Dışarı çıkanların kafalarını keserek, böylece yaklaşık 80 kadar insanı katletmiş.

KÜRTLERİ DE ÖLDÜRDÜLER

Erzincan"dan Erzurum"a ricat eden Ermeni sürüsü, yollarının üzerinde önlerine çıkan tüm Müslüman nüfusu katletmişlerdi. Lojistik destek hatlarından çekilen, muharebe teçhizatına dahil toplar üstü kapalı at arabalarında naklediliyordu. At arabalarını, işlerini itina ile yapan kiralık, sivil, silahsız Kürtler idare ediyorlardı. Erzurum"a yaklaştıkça Ermeni kaçaklar ve askerler mola yerlerinde bu Kürtleri öldürmeye başladılar. Bu işi her seferinde subayların avludan evlere girdikleri zamanı kollayarak gerçekleştirdiler. Subaylar gürültüleri

duyup koşarak dışarı çıktıklarında, Kürtleri korumak için müdahale edince, silahlı kalabalık onların üzerine yürümüş ve onları da aynı şekilde tepelemekle tehdit etmişti. Katliamlar hayvanî bir vahşetle yapılıyordu. Örneğin Teğmen Mzivani Erzurum Garnizonu topçu subayları toplantısında, şöyle bir olaya tanık olduğunu anlatmıştı:

"˜Ağır yaralı ve yerde can çekişmekte olan bir kürde bir Ermeni askeri koşarak yaklaşmış ve ağzına bir sopa sokmaya çalışmış. Dişleri sıkılı vaziyette ölmek üzere olan adamın ağzına sopayı sokamayınca üstündeki elbiseleri çıkarmış. Ermeni, ölmekte olan adamın çıplak karnına çizmesinin demir ökçeli topuklarıyla vurmaya başlamış. Ilıca"da kaçmayı başaramayanların tamamı katledilmişti."

ERMENİ AYDINLARI DA DESTEK OLDU

Katliamı engelleme imkânı bütünüyle Ermeni aydınlarının elindeydi. Bu katliam yaşandıysa, bundan sadece ayak takımı sorumlu değildi. Son zamanlarda gözlemleme imkânı bulduğum kadarıyla, kitle hâlindeki sıradan Ermeniler, kendi aydınlarının, özellikle de içlerinden bazılarının emirlerine harfiyen riayet ediyorlardı. Subay kadrosunun büyük çoğunluğunun Ruslardan, asker kadrosunun tamamına yakınının Ermenilerden oluştuğu benim alayımda, onların açıkça haydutluk faaliyetlerini önlemek maksadıyla, münasebetsizlikleriyle en başından itibaren açık ve kararlı bir şekilde mücadele edecek hiçbir gerçek gücümüzün olmadığını söylemem yeterli olur herhâlde. Hatta katliam gecesi, alayın araçlarının tekerlerinin bulunduğu avluda sadece bir subay nöbetçiyken bile kiralık seyis Kürtlerden hiç birisi öldürülmemiştir. Maiyetimdeki subaylar bana bu şekilde rapor vermişlerdi. Kürtler orada silahsız olarak bulunuyorlardı. Onların birkaç adım ötesinde ise silahlı Ermeni askerleri vardı ve yaklaşık 40 kişiydiler. İstisnasız bütün Ermeni aydınlarının suçlu olduğunu söylemek istemiyorum ve yapamam da. Hayır. Böyle bir politika uygulamanın yanlış olduğuna, bunların alçaklık olduğuna inanan bilinçli insanlar da gördüm. Bu kişiler, kendi halkının hayvanca içgüdülerine isyan etmiş hatta karşı koymuşlardı, fakat Ermeniler arasında bu tür insanların sayısı nispeten azdı. Onlar da neredeyse hain ilan ediliyorlar ve Ermeni davasına ihanet etmiş sayılıyorlardı.

TÜRKLERİ RUSLAR KORUDU

Eğer Erzurum"da Rus subayları olmasaydı, o zaman Türk birlikleri belki de şehirde, geldiklerinde sağ kalan bir tek Türk bulamayacaklardı hükmüne vararak, Rus subaylarına da aynı şekilde davranıyorlardı. Şimdi, Ermenilerin kaçmadan önce Erzurum"da neler yaptıklarını ve ne kadar silahsız, yaşlı, kadın ve çocuk öldürdüklerini öğrenince, eski Romalı tarihçi Petroni"nin haklarında: "˜Ermeniler de insandır, fakat evlerinde dört ayakları üzerinde yürürler." dediği; Rus şairi Lermontov"un da bir şiirinde isabetli bir şekilde; "˜Sen kölesin, sen

korkaksın, sen Ermenisin" diyerek karakterize ettiği bu kişilerle gitmeme izin vermediği için Tanrı"ya teşekkür ediyorum."

KORGENERAL KAPTAN: TANIKLIKLAR ÖNEMLİ

ATASE Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan kitabın önsözünde yazdığı yazısında, tarihî olayları gerçek yönleriyle ortaya çıkarmak, öğrenmek ve aydınlatmak için uygulanan yöntemlerden birisinin tanıkların şahitliğine başvurmak olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

"Doğu Cephesi"nde meydana gelen olayların birinci derecede tanıklarından birisi de Erzurum 2"nci Ermeni-Rus Kale Topçu Alay Komutanı Yarbay Tverdohlebof"tur. 1917 yılı sonlarında ve 1918 yılının ilk aylarında Erzurum ve Erzincan"daki Ermeni terörüne bizzat tanık olan Rus Yarbay Tverdohlebof"un gördüklerini ve yaşadıklarını aktardığı belgeler de tarihe tanıklık etmek üzere bu kitapta yayımlanmaktadır.

Yarbay Tverdohlebof"un ATASE Başkanlığı Arşivinde mevcut olan orijinal Rusça el yazılı belgelerin aslı ile Türkçe, İngilizce, Fransızca çevirileri bir arada kitap olarak kamuoyunun ve bilim dünyasının istifadesine sunulurken, Ermeni terörünün ulaştığı boyutlar tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmektedir.

Ermeni vahşetinin ulaştığı boyutlar, Türklere karşı savaşan ve Ermenilerle iş birliği içinde bulunan Rus yarbayı bile çileden çıkarmaya yetmiştir. Yarbay Tverdohlebof, tüm çabalarına rağmen Ermeni vahşetini önleyemediğini, üzüntü ile günlüğüne not düşmüştür. Şimdi soruyoruz, Ermeni soykırımından bahsedenler, bu belgelere ne diyeceksiniz."

Çevrimdışı Kemal ޞahin

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 51
  • Puan: +10/-0
Ynt: ERMENİ:KÜRTLER,Doğu Anadolunun yıllardır karanlıkta ki yüzü.
« Yanıtla #3 : Haziran 13, 2009, 10:44:36 ÖS »
Türk"ün dedesi de katliam alayındaydı
 
 
2"inci Abdülhamid, Kürt aşiretlerinden 100"ün üzerinde alay oluşturmuş, bunlar da Ermeniler"e saldırmıştı. DTP lideri Ahmet Türk"ün dedesi Kanco, "Hamidiye Alayları" denilen bu birliklerde yer almıştı. HADEP, DEHAP gibi partilerde görev yapan Kemal Süphandağ, bu birlikleri anlattı.

Bir yandan Rusya, bir yandan İngiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ediyordu. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891"den itibaren Doğu Anadolu"daki Kürt aşiretlerinden 100"ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur

Yazar Orhan Pamuk "Türkler 2 milyon Ermeni"yi ve 40 bin Kürt"ü kestiler!" deyince, ünü birden artmış; peşinden de Nobel Ödülü"nü almıştı. Fakat tarih Orhan Pamuk gibileri yalanlıyor. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur. Bu süreç de 1890"larda başlatılmıştır. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891"den itibaren Doğu Anadolu"daki Kürt aşiretlerinden 100"ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir.

Yani; Ermenileri katletmeye ilk başlayanlar işte bu Kürt alayları olmuştur.

Osmanlı Devleti bu sürece 93 Harbi denilen savaşı yitirdikten sonra girdi. 1878"de Berlin"de yenik Osmanlı Devleti"ne çok ağır bir anlaşma imzalattılar. Bu anlaşma ile Doğu Anadolu"daki 6 ilde (Vilayet-i Sitte) Ermeniler lehine reformlar yapılması kabul edildi. Erzurum, Van, Elazığ, Sivas, Bitlis, Diyarbakır illerindeki bu haklar; Ermenilerin giderek devlet istemelerini gündeme getirdi. Bir yandan Rusya, bir yandan İngiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ettiler.

GEREKÇE BELLİ

Hamidiye Alayları"nın kuruluş gerekçelerini M.S. Lazarev, "Kürdistan ve Kürt Sorunu" isimli kitabında açıklarken diyor ki: "Hamidiye Alayları, Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu."

Tarihçi Yılmaz Öztuna da Büyük Türkiye Tarihi"nde "Kürtlerin kendilerini Ermenilere karşı silahlandırılması yönündeki bitip tükenmek bilmeyen talepleri yerine getirilmiş oldu" demektedir.

Bu olaya ayrılıkçı Kürtlerin gözüyle bakan, HADEP ve DEHAP gibi PKK bağlantılı partilerde çalışmış bulunan Kemal Süphandağ, "Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları" adlı kitabında yukarıda anlatılanları doğruluyor.

Bu alaylarla ilgili ilk yasal düzenleme 1891 yılında yapıldı. Alayların subay kadrosunu oluşturmak için de İstanbul"da bir okul açılmış; buraya aşiret reislerinin çocukları alınmıştı. 1896 yılına gelindiğinde Doğu ve Güneydoğu"da yüz dolayında Kürt aşiret alayı kurulmuştu. (Bak: Fahrettin Altay, "10 Yıl Savaşı ve Sonrası")

ERMENİLER 1. HEDEFTİ

Hamidiye Alayları kurulunca, resmi nitelik kazanan Kürt silahlı güçleri; astığı astık kestiği kestik oldular. Ermenilerden çetelerin çıkmasını fırsat bilen aşiret reisleri; emirlerindeki bu silahlı güçleri bir çete gibi kullanıp acımasızca kan döktüler. Ermeni katliamı diye nitelendirilen eylemler böyle başlamıştır.

Büyük dedesi de Hamidiye Alayı Kumandanı olan Kemal Süphandağ, Kürtlerin bu Ermeni katliamını tespit etmiş ve şunları yazmıştır: "Neredeyse tüm Sünni Kürt aşiretleri teşkilatta yer almışlardır. Yazarken bile insanı dehşete düşüren tam bir vahşet sürecidir bu süreç. (...) Teşkilatta yer alan aşiret reisleri ile mensuplarına büyük imkanlar ve imtiyazlar sağlayan bu oluşum diğer inanç grupları ve halklar için tam bir zulüm mekanizmasına dönüşmüştür. Özellikle bu teşkilatın asıl hedefi olan Ermenilere yapılanlar, daha doğrusu yaptırılanlar tüyler ürperticidir. (Sayfa: 10)"

İşin düşündürücü yanı şudur: Kürt aşiretleri Ermeni köylerini basıyor, mallarını yağmalayıp direnenleri öldürüyor iken, Osmanlı Devleti normal askeri kuvvetleri ile Ermenileri korumaya çabalıyordu. Bunun için Kemal Süphandağ"ın sunduğu belgelere bakılabilir. (Sayfa: 342, 345 vb.)

1915 Ermeni sürgünü de o zamanki Türk ordusunu yöneten Alman subayların planlaması ile gündeme getirilmiştir. Bilinmelidir ki 1915"te, Türk ordusu; İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Alman genelkurmayının yönetimine bırakılmıştı. 42 kişilik Alman subay heyetinin başında bulunan Limon von Sanders, 1915"te savaşı yöneten gerçek isimdi. Ermenilerin içeride iyice etkisizleştirilmesi için sürülmeleri; bu Alman heyetin planıdır. Bu sürgün de Hamidiye Alayları"nın desteği ile yürütülmüştür.

ALEVİLERİ DE KATLETTİLER

Hamidiye Alayları bölgedeki Sünni Kürtlerden oluşturulmuştu. Belgeleri inceleyen Kemal Süphandağ kitabında bunu açıkça belirtiyor: "Ezidi (Yezidi), Alevi, Şii ve Dürziler müracaatlarına rağmen kabul edilmemişlerdir. (Sayfa: 71)"

Alevi aşiretleri, silahlanarak bu saldırılara direnmeye çalıştılar. Vartolu dedelerden olan Mehmet Şerif Fırat; bu alayların kendilerine yaptıkları zulmü acı acı anlatmaktadır (Bak: Doğu İlleri ve Varto Tarihi). Bu katliamlardan birisinde yaşanan trajediyi, Vartolu Alevilerden eski CHP Milletvekili Tekin İleri Dikmen, yazar Şakir Keçeli"ye şöyle anlatmış: "Hamidiciler; bizim atalarımızı kuşatmışlar; silahlı çatışma başlamış. Bizimkiler, bir yarma hareketiyle canlarını kurtarmak istiyorlar. Fakat yanlarında bir kadın var; o dağ başlarında kendilerine engel olacak. Obada da bırakamıyorlar. Bıraksalar, gelen alay çapulcuları kadına tecavüz edecekler. Bu açmazdan kurtulmak için kadın, "Beni onlara bırakmayın, öldürün; siz de canınızı kurtarın!" der. Ve öyle de yaparlar."

NEDEN KIZDILAR?

Geçen hafta yayımlanan Kürt Alevi Yoktur konulu yazım; bazı Alevicileri ve DTP"lileri kızdırmış bulunuyor. Bunlar; işte böyledir. Bilgi ve belge karşısında çaresiz kalınca sizi hemen "şovenist, faşist, gerici" diye suçlarlar. Bana kızan DTP"lilere soruyorum: 500 yıl boyunca bölgenizdeki Alevileri katletmediniz mi? Bunun için Osmanlı"nın emrine girmediniz mi?

İşte size yeni bir belge daha: Yıl 1587. Osmanlı Padişahı 3. Murat, Doğu ve Güneydoğu"daki 38 Kürt beyine şöyle bir ferman (emir) yolluyor:

"... emrinizde bulunan Kürt askerleriyle kusursuz ve eksiksiz bir cenge hazır olasınız. Tebriz"de bulunan vezirim Cafer Paşa"dan haber gelir gelmez acele edip ona katılasınız. Kürt emirleri, şimdiye kadar Kızılbaşlara kılıç sallayarak Allah yolunda gaza ve cihad edegelmişlerdir. (...)İnşallah benim için yaptığınız hizmetler zayi olmayacaktır. (...) Din uğruna çalışıp Kürt emirlikleri arasında faydalı ve ünlü olasınız." (Kaynak: Kürtleşen Türkler; s. 120)

İşte benim söylediklerimi Osmanlı padişahı da tasdik ediyor: Kürtler, Kızılbaşlara (yani Alevilere) kılıç sallamayı kafirlere karşı savaşmak görmüşlerdir....

Su TV adlı Alevici bir kanalda, bu yazım üzerine aleyhimde atıp tutmuşlar. Muhataba söz hakkı bile vermeyen bu zihniyet bir de demokrat geçinmez mi... Devam etsinler. Ben de belgeleri konuşturmaya devam edeceğim.



* * *


Alevi Bektaşi Federasyonu diye Alevilikle ilgisi bulunmayanların kurduğu bir dernekte sekreter yapılan birisi de Kürt Alevi Yoktur yazıma sinirlenip bana, "Köşe yazarı bu işe karışmamalı!" diye göndermede bulunuyor. Belli ki dün mektebe gidip bugün kendini üstat sanan bu zat da bilgiden, belgeden hoşlanmıyor. O ve benzerleri bilmeliler ki ben köşe yazarı olmadan önce yazar idim. 10 kitabım ve 2 ödülüm; düzinelerce makalem bulunuyor.

Ziya Paşa merhum, "Rencide olur dide-i huffaş ziyadan" diyor.

Ne yapalım, onlar rahatsız oluyor diye tarihin üstündeki karanlık örtüyü kaldırmayalım mı?

Ermeni Prens"e göre Türkler

Bugün; önemli bir belge daha sunuyoruz. Bu belge, düşünür Karl Marx"ın Doğu Sorunu adıyla dilimize çevrilmiş eserinde bulunuyor.

İngiltere"de yaşayan Ermeni Prensi Leo; Rusya ile Osmanlı Devleti arasında çıkan Kırım Savaşı öncesinde Türkiye"de yaşayan Ermenilere şöyle bir çağrıda bulunuyor.

"Tanrının inayetiyle Ermenistan Prensi olan Leo"dan Türkiye"deki Ermenilere!

Sevgili kardeşlerim, sadık yurttaşlarım!..

İstediğimiz ve yürekten arzumuz, kanınızın son damlasına kadar ülkenizi (Osmanlı Devleti"ni, yani Türkiye"yi) ve Sultanı (O zamanki Osmanlı Sultanı Abdülmecit"i), Kuzey"in zalimine (Rusya"ya) karşı savunmanızdır.

Anımsayın kardeşlerim! Türkiye"de Rus kamçısı yoktur; burun deliklerinizi yırtmazlar; kadınlarınız gizlice ya da halkın gözleri önünde kamçılanmaz. Sultanın hükümranlığı altında insanlık vardır; buna karşılık Kuzey"in o zaliminin hükümranlığı altında ise sadece gaddarlık vardır. Bu nedenle kendinizi Tanrının gösterdiği yola sokun ve ülkenizin özgürlüğü ve şimdiki hükümdarınız için kahramanca savaşın. Engeller kurmak için evinizi yıkın, silahınız yoksa masa ve sandalyenizi parçalayın ve kendinizi onunla savunun. Zafer yolunda kılavunuz yüce Tanrı olsun. Benim için tek mutluluk, sizin aranızda, sizin ülkenize ve dininize zulmedene karşı savaşmaktır. Tanrının, sultanın kalbine, benim isteğimi onaylaması ilhamını vermesini dilerim. Çünkü onun hükümranlığı altında dinimiz saf biçimde kalırken, Kuzey"in zaliminin hükümranlığı altında değiştirilecektir. Kardeşlerim, en azından anımsayın ki, şu anda sizlere seslenen kişinin damarlarında dolaşan kan, 20 kralın kanıdır; o kan, kahramanların -Lusignan"ların- ve imanımızı savunanların kanıdır; ve biz size, "Dinimizi ve onun saf biçimini, kanımızın son damlasına kadar savunalım" diyoruz."

Görüldüğü üzere, Hamidiye Alayları"ndan 40 yıl önce Ermeniler, Türklere övgü dizmektedir. Peki Ermenilere böyle dost bir millet, soykırımcı olabilir mi?

Ziya Gökalp anlatıyor

Büyük Türk düşünürü Kürt kökenli Ziya Gökalp, Hamidiye Alayları"nın Diyarbakır çevresinde yaptığı zulmü Şaki İbrahim Destanı"nda anlatmıştır. Bu uzun şiirin bazı bölümlerini veriyoruz:

Şakir Paşa Rusya"da kalmıştı

Kazakları görüp ibret almıştı

Düşmüş idi Kürt alayı fikrine


* * *


Behro Ağa iki alay yazarak

Padişah"tan aldı ferman ve bayrak

Hain KANCO oldu ana sancaktar


* * *


Berarzi"yi Aneze"yi dağıttı

Seller gibi Şamar kanı akıttı

Mızrak dikti Karakeçi yurduna


* * *


Rütbeleri alınarak Behro"nun

Muhtac oldu yardımına KANCO"nun

Yezidilerin imdadına sığındı

(Kurulan alayların yaptığı zulmü anlatan Ziya Gökalp, ilginç bir bilgi de veriyor. Kanco, bugün DTP Lideri olan Ahmet Türk"ün büyük dedesidir. Ahmet Türk, Kanco Köşkü anlamına gelen Mardin civarındaki Kasr-ı Kanco"da oturmaktadır. Şiir gösteriyor ki Hamidiye Alayları"nda görev yapanlardan birisi de bunlardır. Şimdi ise Ahmet Türk ve diğerleri temize çıkmış; Türkler soykırımcı ilan edilmiştir. )

Rıza Zelyut 

 

Son İletiler/Konular

Ynt: Helal Kesim Kandırmacası. Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:04:49 ÖS]


ARAPÇADAN ALDIĞIMIZ KİMİ SÖZLERİN ÇOK İLGİNÇ ÖYKÜSÜ Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 11:38:07 ÖÖ]


İSKOÇCA ‘APTAL’ NASIL DENİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Bugün, 12:43:21 ÖÖ]


Helal Kesim Kandırmacası. Gönderen: halukgta
[Dün, 01:13:10 ÖS]


‘STRATEJİK DERİNLİK’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 31, 2014, 10:07:17 ÖS]


Egon Friedell-Antik Yunan Kültür Tarihi Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 31, 2014, 06:17:25 ÖS]


Kürtçe Öğretmenlerinin Atama Çığlığı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 31, 2014, 02:05:39 ÖÖ]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN-2 Gönderen: Delimemed
[Ağustos 30, 2014, 01:11:18 ÖS]


Bir Görmemişlik, sonradan görmüşlük hikâyesi… Cumhurbaşkanı Forsu Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 10:05:52 ÖS]


Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursu Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 04:08:15 ÖS]


Ynt: İslamı Yaşarken Büyük Yanlışlar Yapıyoruz. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 01:18:21 ÖS]


Sırrı Süreyya Önder'den Emine Erdoğan'a: Türküm, tedavi oluyorum! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 12:55:11 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Kemal Denizer
[Ağustos 28, 2014, 04:17:12 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: marksçı
[Ağustos 28, 2014, 03:02:26 ÖS]


İslamı Yaşarken Büyük Yanlışlar Yapıyoruz. Gönderen: halukgta
[Ağustos 27, 2014, 12:37:07 ÖS]


Din tüccarlığının adı İNANÇ TURİZMİ olunca...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 26, 2014, 04:06:37 ÖS]


Vakıflar Dergisi 11-20 arası Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 11:46:47 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 10:57:46 ÖS]


ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN Gönderen: Delimemed
[Ağustos 25, 2014, 10:25:40 ÖS]


VAKIFLAR DERGİSİ 1-10 arası Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 09:47:09 ÖS]


Küresel raporların tek konusu, "TÜRKİYE'DE KEMALİZM KRİZİ! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 09:36:17 ÖS]


Ynt: Aradığınız bazı E-Kitaplar Gönderen: Delimemed
[Ağustos 25, 2014, 04:03:41 ÖS]


Babil Kitaplığı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 03:33:48 ÖS]


İslam Ansiklopedisi 44 cilt Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 03:00:14 ÖS]


Eğirdir'de Özelleştirme Kararı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 01:27:10 ÖÖ]


Türk mezarı ile Caber Kalesi bambaşka yerlerdir. Süleyman Şah Türbesi yanlışlar. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 12:42:42 ÖÖ]


Ynt: Kur'an da Nesih Edilen Ayet Var mıdır Gönderen: halukgta
[Ağustos 24, 2014, 11:33:53 ÖÖ]


Türkiye ensest ve pedofilide Avrupa birinci liginde! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 23, 2014, 02:53:11 ÖS]


Onur Öymen, ‘BND ile görüşme’ neden yalanlanmıyor? Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 23, 2014, 02:38:38 ÖS]


Cumhurbaşkanlığı Savunma Reformu Raporu. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 23, 2014, 02:28:14 ÖS]


RESTORASYON Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 22, 2014, 07:22:06 ÖS]


Ynt: EĞİRDİR PETROLLERİ NASIL UNUTTURULDU?!.. Gönderen: Kemal Denizer
[Ağustos 20, 2014, 05:27:54 ÖS]


EĞİRDİR PETROLLERİ NASIL UNUTTURULDU? Gönderen: Delimemed
[Ağustos 20, 2014, 01:35:21 ÖS]


ERDEMİR KÖPRÜLÜ KAVŞAĞI BAĞLANTI YOLLARININ YAPILMASI Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 19, 2014, 02:29:33 ÖS]


Güçlü Ve Sağlam Bir İmanın Yolu..... Gönderen: halukgta
[Ağustos 18, 2014, 06:49:11 ÖS]


Tak Türbanı, her yol serbest olsun. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 18, 2014, 05:53:54 ÖS]


Adam yeni Allah'a oy veriyor normaldir. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 18, 2014, 03:32:15 ÖS]


Yeni otomobil alacaklar dikkat, Sürüş Destek Sistemleri-Şoförsüz sürüşe az kaldı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 18, 2014, 02:44:07 ÖS]


Türban, bayraktan neden daha önemlidir? Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 17, 2014, 10:02:29 ÖÖ]


ABD-Dünyaya Demokrasi dersi verirken, özgürlükleri kısıtlamak… Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 17, 2014, 09:52:10 ÖÖ]


YSK "Devlet Başkanı seçilmiştir" dedi, TC ibaresini kaldırdı. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 17, 2014, 03:53:18 ÖÖ]


IŞİD Kürdistan için devreye sokuldu. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 17, 2014, 03:16:33 ÖÖ]


Türklerde "Diz vurma" töresi Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 16, 2014, 06:27:51 ÖS]


IŞİD'den yeni katliam Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 16, 2014, 01:24:10 ÖS]


Bütün analar tek kalptir-Fatima ana Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 16, 2014, 12:33:40 ÖS]


Cono larla ilgili bilgisi olan varmı? Gönderen: Delimemed
[Ağustos 16, 2014, 11:23:49 ÖÖ]


YABANCIYA TOPRAK SATIŞI...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 16, 2014, 10:36:12 ÖÖ]


Etnografya Dergisi 1-20 Cilt arası. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 15, 2014, 11:52:53 ÖS]


Yunan, adalarımıza el koydu haberin var mı? Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 15, 2014, 10:12:39 ÖS]


Ynt: Sosyal Çatışma ve Din; Sosyal Psikoloji Nedir? Gönderen: efiratcan
[Ağustos 15, 2014, 09:42:42 ÖS]


Arkeoloji Dergisi 1-26 Cilt arası Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 14, 2014, 06:38:13 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: hasanturk
[Ağustos 14, 2014, 06:08:28 ÖS]


Araç sahipleri sevinecek mi? Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 14, 2014, 03:31:34 ÖS]


Terörist başının tutukluluk koşulları AİHM'e aykırı...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 13, 2014, 05:49:18 ÖS]


IŞİD Erdoğan'ı tehdit etti, Bize Biat Etsin Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 13, 2014, 04:34:29 ÖS]


''Kılıçdaroğlu bıraksın'' diyen altı kişilik gruba sert tepki... Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 13, 2014, 03:59:33 ÖS]


DR CÜNEYT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 12, 2014, 06:29:53 ÖS]


Prof. Tolga YARMAN: CB SÜRECİ BİTMEDİ! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 12, 2014, 03:13:39 ÖS]


Ekmelettin İhsanoğlu, Amacıma ulaştım çok mutluyum...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 12, 2014, 01:19:57 ÖS]


Milletin karısına, kızına orospu damgası vuran müftü...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 11, 2014, 05:03:29 ÖS]


KİME OY VERMİȘ OLDUK ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 09, 2014, 04:09:20 ÖS]


Fırdöndüler Erdoğan'a bağış izdihamı yarattı. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 08, 2014, 06:58:58 ÖS]


Tuğrul Türkeş, Ermeni olmak suç mu? Demiş...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 05:58:55 ÖS]


IŞİD'li çeteler İstanbul'da halkı tehdit ediyor. AKP buna neden göz yumuyor. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 05:25:40 ÖS]


CB adaylarının yüz analizi ortaya çıktı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 05:14:30 ÖS]


NSA, Tundra Freeze kodlu yüz tanıma sitemi kullandığını açıkladı. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 05:05:26 ÖS]


Boykot Neden intihardır, Dr. Orhan Çekiç...! CIA ERDOĞAN’I NEDEN HEDEF ALDI... Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 04:50:03 ÖS]


Başbakan ülkenin CEO'sudur Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 04:38:54 ÖS]


ŞEYTANIN DEMOKRASİSİ...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 07, 2014, 04:10:13 ÖS]


HAKİKAT VE GERÇEK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 07, 2014, 01:49:02 ÖS]


SOMA, TUNÇBİLEK VE ORHANELİ’Nİ DE SATIYORLAR. Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ağustos 06, 2014, 06:46:38 ÖS]


MİLYONDA BİR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 06, 2014, 12:04:06 ÖS]


Osmanlı arşiv araştırmaları için destek kaynaklar... Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 06, 2014, 12:30:29 ÖÖ]


Kimlikte Din Hanesi kaldırıldı, dava açmaya gerek yok. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 05, 2014, 03:21:16 ÖS]


Ynt: ‘ÇOK ACİL ÇAĞRI’YA ÇOK ACİL YANIT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 05, 2014, 12:59:34 ÖS]


HAKİKAT ve DÜȘÜNCE Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 05, 2014, 12:50:06 ÖS]


Ynt: ‘ÇOK ACİL ÇAĞRI’YA ÇOK ACİL YANIT Gönderen: ferdi
[Ağustos 04, 2014, 05:54:32 ÖS]


‘ÇOK ACİL ÇAĞRI’YA ÇOK ACİL YANIT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 04, 2014, 02:45:48 ÖS]


11 AĞUSTOS 2014 Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 04, 2014, 01:37:50 ÖÖ]


'Berlusconi'den Ruby'ye 6 milyon Euro sus payı'. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 03, 2014, 03:29:43 ÖS]


Allah, Felsefe ve Bilim - Caner Taslaman (Mehtap TV - Tek Parça) Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 03, 2014, 03:10:49 ÖS]


Kıbrıs Konulu dosyalar... Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 03, 2014, 02:26:20 ÖS]


ATATÜRK ve ANA DİLDE İBADET Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 03, 2014, 01:48:59 ÖS]


MASONİK BİLDERBERG,TÜRKİYE, CFR-Kamuda Tehlikeli Reform Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 03, 2014, 11:21:34 ÖÖ]


BASİRETİ BAĞLANMAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 02, 2014, 11:34:01 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Delimemed
[Ağustos 01, 2014, 08:07:36 ÖS]


SURİYELİ İŞÇİ TEHLİKESİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ağustos 01, 2014, 06:59:45 ÖS]


İŞÇİLER NEDEN SAĞ PARTİLERE OY VERİYOR? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ağustos 01, 2014, 06:55:01 ÖS]


ULUSAL SOL İDEOLOJİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 31, 2014, 11:56:16 ÖS]


ȘU FİLİSTİN DAVASI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 31, 2014, 04:24:55 ÖÖ]


Âmin kelimesi geleneksel İslam’a Hıristiyan ya da Yahudi kaynaklarından girmiş. Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 30, 2014, 04:43:33 ÖS]


1-893 Nolu Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı. Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 30, 2014, 12:36:31 ÖS]


İSRAİL ENFORMASYON MERKEZİ-İSRAİL Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 30, 2014, 11:57:23 ÖÖ]


Ynt: Meryem Anamızın Aslında Evli Olduğunu Söyleyen.... Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 29, 2014, 08:15:54 ÖS]


AFFERİM MAHMUD Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 27, 2014, 02:36:24 ÖÖ]


Bizi Yönetecekleri EHİL İnsanlardan Seçelim. Gönderen: halukgta
[Temmuz 26, 2014, 12:38:35 ÖS]


‘MİLLİ İRADE' ve KOMPLO Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 25, 2014, 03:17:55 ÖÖ]


NİHAYET YSK DOĞRU SEÇMEN SAYISINI AÇIKLADI Gönderen: Kemal Denizer
[Temmuz 23, 2014, 11:02:40 ÖS]


PARANIZLA KUMAR OYNUYORLAR Gönderen: Mehmet Akkaya
[Temmuz 23, 2014, 06:25:51 ÖS]


Kürt petrol satışlarının perde arkası Gönderen: Kemal Denizer
[Temmuz 22, 2014, 04:58:33 ÖS]


VE ZEKERİYA ȪZ GİTTİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 22, 2014, 01:07:31 ÖÖ]


Meryem Anamızın Aslında Evli Olduğunu Söyleyen.... Gönderen: halukgta
[Temmuz 20, 2014, 05:27:42 ÖS]


‘İĞFAL’ YILLARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 20, 2014, 01:11:19 ÖÖ]


VAH FİLİSTİN VAH Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 19, 2014, 01:53:43 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Kemal Denizer
[Temmuz 18, 2014, 04:10:25 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: aysedogu
[Temmuz 18, 2014, 02:02:36 ÖS]


Bakara 184. Ayeti Nasıl Anlamalıyız. Gönderen: halukgta
[Temmuz 18, 2014, 10:47:21 ÖÖ]


REJİM TEHLİKESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 17, 2014, 04:37:13 ÖS]


NASA, Yalnız olmadığımız kanıtlanacak dedi. Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 16, 2014, 08:47:10 ÖS]


EMEKLİNİN KADERİNİ EMPERYALİST MERKEZLER BELİRLİYOR! Gönderen: Mehmet Akkaya
[Temmuz 16, 2014, 05:45:25 ÖS]


TIPIȘ TIPIȘ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 15, 2014, 01:00:35 ÖS]


HAVA KURȘUN GİBİ AĞIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 14, 2014, 05:27:10 ÖS]


ETNİK VE TOPLUMSAL KİMLİKLER NASIL OLUSUR? (Kara M Yayınevi) Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 13, 2014, 05:41:28 ÖÖ]


Ey ‘Millet’ ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 12, 2014, 05:38:00 ÖS]


Ynt: Mübarek Ramazan Ayını İdrak Edebilmek. Gönderen: turtem
[Temmuz 11, 2014, 12:48:54 ÖS]


Mübarek Ramazan Ayını İdrak Edebilmek. Gönderen: halukgta
[Temmuz 10, 2014, 11:37:36 ÖS]


HALK VE HALKÇILIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 09, 2014, 05:01:48 ÖS]


ORTA-DOĞU’NUN HAYAL(ET) DEVLETLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 06, 2014, 01:50:51 ÖS]


BİLİM ve EKMEL BEY Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 05, 2014, 10:37:45 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Kemal Denizer
[Temmuz 05, 2014, 01:04:10 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Bruno
[Temmuz 04, 2014, 11:19:15 ÖS]


Kocası itiraf etti... Meğer Defne Samyeli Kocasını çatır çatır aldatmış! Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 02, 2014, 02:28:09 ÖS]


Benim vekillerim'i açıkça tehdidimdir Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 01, 2014, 10:59:49 ÖS]


KARNINDAN KONUŞAN EMİNE ÜLKER TARHANIN MİSYONU NEDİR? Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 01, 2014, 10:46:00 ÖS]


EMİNE ÜLKER TARHAN’LA BAŞLAYAN YENİ SÜREÇ VE BAZI KAYGILAR Gönderen: ahmetdursun
[Temmuz 01, 2014, 10:18:04 ÖS]