Gönderen Konu: Mustafa Kemal açılımı nasıl yapılacak?  (Okunma sayısı 7428 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.704
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Mustafa Kemal açılımı nasıl yapılacak?
« : Eylül 16, 2010, 02:44:57 ÖS »
MECELLE-İ AHKÂM-I ADLİYYE, Hıyar ve Hıyar hakları başlığında bir yazışma esnasında konuyu açıklamıştım.


Mustafa Kemal"den öncesini az çok yazdık, tartıştık, anlamaya çalıştık.
Mustafa Kemal"in ebediyete intikalinden bu yana yaklaşık 72 yıl geçti.

1920"den bu güne 90 yıllık süreç içinde, iç ve dış düşmanlar boş durmadı.
İş birlikçilik, yandaşlık, kandaşlık(Etnisite), dindaşlık kışkırtmalarıyla nifak tohumları ekildi.

Bu tohumlar yeşerdi, büyüdü, gelişti, meyve verdi.

Her canlı ölümü tadacak ise,bu tohumların oluşturduğu ormanın da sonu geldi demektir.

Bu tohumların yeşermesinde; özellikle kendisini Atatürkçü, Cumhuriyetçi, Devrimci, laik vs..sananlarca bazen farkındalıkla,bazen bilinçsizce nasıl desteklenmiş olduğu ayrıca bir hüzün dür.

Tohumlar nasıl yeşerdi?

Bunu defalarca yazdık, anlattık.
Şimdi çözüm nedir sorusunun yanıtlarını aramak, uygulamak, uygulanmasını sağlamak, takip etmek zorundayız.

Hala geç kalmış değiliz.
Daha Cumhuriyet yıkılmadı.

Türk halkı, her zamanki sağduyusu ile bu sürecin sonunu da getirmeyi bilecektir.
Buna inancımız tamdır.

12 Eylül"den sonra şu konuyu tartışmaya açacağım.

Başlık şu olacak.
Mustafa Kemal açılımı nasıl yapılacak?

Bu başlık altında tartışma açacağım.

12 Eylül"den itibaren, "yeniden Mustafa Kemal " diyebilmek için ÇÖZÜM YOLLARI konulu tartışma başlatacağım.

Herkesin katılımda bulunmasını diliyorum.

A. Dursun

Mustafa Kemal açılımında, seçim sistemleri neden önemli?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=12064.0

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.704
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Atatürk, Milli Birlik ve Beraberlik
« Yanıtla #1 : Mayıs 23, 2014, 11:38:37 ÖÖ »
Atatürk, Milli Birlik ve Beraberlik

DR. YÜCEL ATİLA ŞEHİRLİ

ÖZET

Atatürk’ün üzerinde önemle durduğu bu konu Türk anayasalarına da yansımıştır. 1982 Anayasası, milli birlik ve beraberliği bir anlamda da devletin varlığını, ülke ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü temel ilke olarak ele almıştır.

Bunu en üstte tutulması gereken bir hukuk kuralı olarak bazı maddelere de yansıtmıştır.

Anayasanın 66. Maddesinde Türk’ün tanımı yapılmakta ve Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür demektedir. Bu hukuki terime rağmen özellikle son 15 yıldır alevlendirilen bölücülük sorununun hukuki, siyasi ve sosyal bir temeli yoktur. Yine de son yıllarda milli birlik konusunun ne denli önemli olduğu Atatürk’ün bu konudaki söz ve çalışmaları daha iyi anlaşılmaktadır.

Anahtar Kelimeler:

Atatürk, Milli Birlik, Beraberlik, Türk, Hukuk.


ABSTRACT

This objective, which was very important for Atatürk, is also reflected to Turkish Constitutions. The 1982 constitution includes the national unity and solidarity, in other words, the indivisible entirety of the existence of state with the nation and the country as the most basic principle.

This objective is also reflected to some articles of laws as the highest priority of the legal system.

The article 66 in the constitution describes the Turk as anybody who has ties to Turkish state with citizenship is recognized as Turk. Despite this constitutional description, the problem of inflated divisive behavior especially last 15 years has no legal, political or social ground. Once again, recently, the importance of the national unity and Atatiirk’s efforts and words about the subject is understood better.

Key-Word:

Atatürk, National Unity, Solidarity, Türk, Legal.


Atatürk’ün Milli Mücadele’de Milli Birlik ve Beraberliği Sağlaması

Atatürk iyi bir tarih okuyucusu ve yorumlayıcısı olarak, milli birlik ve beraberlik prensibine büyük önem vermiştir. Nitekim Türk İstiklal Mü-cadelesi’ni “milli birlik ve beraberlik” ve “milliyetçilik” prensiplerine dayandırmıştır. Bu temel dayanağın üzerine ise “milli egemenlik” prensibini yerleştirmiştir. Dışarıda “milli bağımsızlık” içeride ise “milliyetçilik” (bunun da ön şartı olarak milli birlik ve beraberlik) ile millet egemenliği temel hareket noktası olmuştur. Bu temeller üzerine zamanla diğer ilkeler oluşturulmuştur.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonrasında imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra ülke topraklarının yer yer işgale uğraması karşısında değişik görüşler ileri sürülmesine karşılık Atatürk’ün bu tarihlerden, ölümüne kadar hep “milli birlik ve beraberlik”ten yana bir tutum izlediği görülmektedir. Nitekim işgalin yaşandığı tarihlerde Osmanlı yönetici ve aydınları; “a) Saray çevresi ve Damat Ferit Paşa Hükümeti; teslimiyetçi bir yol izlemeyi, b) Bir kısım aydınlar; İngiliz veya Amerikan himayesine girmeyi; c) Bazı vatanseverler; bölgesel kurtuluş için mücadele etmeyi” tek çıkar yolu olarak görmekte idiler. Fakat Mustafa Kemal ve çevresindeki vatanseverler ise; “topyekün bir milli mücadeleyi” tek çıkış yolu görmekte idiler. Bu son grup “Milli Birlik ve Beraberlik” ile yapılacak bir istiklal mücadelesi yolunu izlemeyi kararlaştırıp bunu da derhal uygulamaya koydular.1 Atatürk Samsun’a Türk milletine güvenerek çıktı. Bu durumu ise Nutuk adlı eserinde şöyle anlatıyor:

“… 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığım vakit, benim elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız, milletimin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu kuvvete ve Türk milletine dayanarak işe başladım.”2

“Ya İstiklal Ya Ölüm!” düsturu ile Samsun’a çıkan anlayış, Amasya Genelgesi’nde; “Milleti yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” hüküm cümlesiyle bütün Anadolu’ya yayıldı. Erzurum Kongresi’nde, Türk milletinin milli refleksi olan “Kuva-yı Milliye’yi amil, milli iradeyi hakim kılmak esastır” şekline dönüştü. Sivas Kongresi’nde ise bütün milli güçler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” çatısı altında birleştirildi.3 Atatürk’ün liderliğinde vücuda getirilen birlik ve beraberlik 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çalışmasıyla zirve noktasına ulaşmış oldu. Milli güçlerin TBMM çatısına alınmasından sonra geçen iki yıl gibi kısa bir sürede (aslında iç isyanlar olmasaydı bir yılda) Milli Mücadele zaferle noktalanmıştır.

Milli birlik, milliyetçilik duygusuna dayanmaktadır. Milli Mücadele ise Türk milliyetçiliğinin fikirde ve eylemde doruk noktasına ulaştırılması ile kazanılmıştır. Bu duygu, birleştirici, bütünleştirici, bireyleri milli çıkarlar etrafında kenetleyici, kendisine ve mensup olduğu milletine tam güveni sağlayıcı bir duygudur. Bu güçlü milliyetçilik ateşi sayesinde işgalci ordular hızla erimiş, yok olmuştur. Sıra içteki yokluk ve fukaralığın eritilmesine gelmiştir. Bu gerçekleri en iyi bilen kişi olarak Atatürk 1923’de şöyle demiştir: “Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşması ile mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.”4 Atatürk gerek Milli Mü-cadele’nin kazanılmasında, gerekse daha sonraki dönemde milli birlik ve beraberliğin önemine pek çok konuşmasında değinmiştir. Bu konuda Atatürk’ün düşünceleri bizler için önemli olduğundan, onun sözlerini kronolojik bir sıra halinde vermek istiyoruz:


Atatürk’ün Milli Birlik ve Beraberlik Konusundaki Görüşleri

“Düşman süngüsü altında milli birlik olmaz.” (1919)5

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyliyeyim ki, bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için herşeye girişir ve bu gaye uğrunda her fedakarlığı yaparsa, başarılı olmaması mümkün değildir. Elbette başarılı olur. Başarılı olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakarlıkta bulundukça başarılı olamaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz.” (1919)6

“Toplu bir milleti istila etmek darmadağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir.” (1919)7

“Vatanın bahtsız gününde yapılmakta olan kurtulma çabalarında en önemli başarı millet fertlerinin tümünün varlık ve ruhuyla bütün kuvvetlerinin birleştirilmesidir. Bunun dışında her şey milli birliği bozar ve sonunda ayrılma ve parçalanmaya neden olacağından beğenilmez.” (1920)8

“İdealimizi açıkça ifade etmeliyiz. Onu imanla duymalı ve onu hiç yılmadan takip etmeliyiz. Kişisel çıkarlarımızdan, bencil emellerimizden sıyrılmayı ancak böyle canlı ve alevli ideal sayesinde başaracağız…

Fakat bütün iyi niyete, gösterilen bütün yılmazlığa, kararlılık ve dayanıklılığa, meydana getirilen bütün birlik ve beraberliğe rağmen yine en güzel, en şaşmaz, en doğru düşünceleri ve idealleri bozmaya çalışacak insanlara rastlanılacaktır. Öylelerine karşı milletin bütün fertleri çok sert kar-şılık vermelidir. Hepimiz için öylelerine karşı ezici bir birlik ve beraberlik halinde görünmemiz en zorunlu bir vicdani sorumluluktur.

Zira bu hususta bozgunculuk yapacak insanlara hoşgörü göstermek kıymet vermek, terbiye eseri değil belki bir milletin mutluluğuna şerefine, namusuna göz dikmiş insanlara hoşgörüdür ki, hiçbir vakit, hiçbir fert buna müsaade edemez. Hiç kimse buna müsaade etmek hakkına sahip değildir ve siz de olmamalısınız.” (1923)9

“Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalade işler yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir, ama böyle kimseler eğer milletin düşüncelerinin paralelinde ve onun temsilcisi olmadıkça yalnız başına hiçbir şey olamazlar.” (1923)10

“Milli hedefler, milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, bütün milletin arzularının, emellerinin birleşmesinden ibarettir.” (1923)”

“Millet tümüyle manevi bir şahıs halinde tek bir kitle olarak ortaya çıktı ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.” (1923)12

“Bir amaca doğru yürürken, kişisel düşünce ve çıkarları, bir tarafa bırakarak, el ele vermek icap eder; başarının sırrı budur. Unutulmamalıdır ki, bizlerin gerçek görevi toplumumuzun gelecekteki yüksek menfaatlerini sağlamaya çalışmaktır.” (1923)13

“… Bir program yapmak ve sonra bu programı basan ile uygulayabilmek için mutlaka memleketin bütün evlatlarının zekalarını, bilgi ve kültürlerini ve ihtisaslarını bir araya toplamak gerektiği kanaatinde bulunuyorum. Ben bir insan topluluğunu yalnız kendi kendime düşündüğüm, hayal ettiğim, tasarladığım bir takım his ve düşüncelerin peşinde sürüklemek amacında değilim. Allah beni böyle bir hatadan korusun…

Bizim muhtaç olduğumuz şey bütün memleket evlatlarının el ele vererek çalışması ve bu çalışmalardan elde edilecek neticeden ibarettir.” (1923)14

“Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, saygınlığını şerefini, tanıtmaya kudreti vardır. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Saygınlığının bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına yapılacak saldırının bütün varlığına vurulmuş darbe olacağını… Türk milletinin farketmediğini sanmak hatadır.” (1924)15

Milli mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlatlarıdır. Millet analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ideal kabul etti. Biliyorsunuz ki, asırlarca meydana gelen mücadeleler ve bunların neticeleri olarak da büyük tarihi zaferler vardır. Fakat o zaferleri kazananlar kendi ideallerinin değil, şunun bunun hırsı peşinde kul köle olarak bulunmuşlardır. Halbuki milli mücadelede kişisel hırs değil, milli ideal, milli onur, gerçek etken olmuştur.” (1925)’6

“Memleketin huzuru, milletin kurtuluş amacı noktasında, birlik ve dayanışması sağlanmadıkça, ne dış düşman istilalarının köklerini kurutmaya çalışmak mümkündür ve ne de bundan esaslı bir fayda ve sonuç beklenmelidir… Birlik ve emelde kararlı olan ve ısrar eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir.” (1927)17

Gerektiğinde vatan için tek bir kişi gibi tek vücut olmuş azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, elbette büyük geleceğe layık ve aday olan bir millettir.” (1927)18

“Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelen didinmeler boğulmaya mahkumdur. Türk milleti kendini ve memleketin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir.

O şimdiye kadar olduğu gibi doğru yolu görür. Onu yolundan saptırmak isteyenler, ezilmeye, kahredilmeye mahkumdur. Bu hususta, köylü, işçi ve özellikle kahraman ordumuz candan beraberdir. Bunda kimsenin şüphesi olmasın.” (1929)19

“Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğunuz millet için el birliği ile çalışalım; çalışmaların en yükseği budur.” (1929)20

“Bugünkü Türk milleti siyasi ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfi idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici, beyinsizden başka, hiçbir millet ferdi, üzerinde kederlenmekten başka bir etki meydana getirmemiştir. Çünkü bu milletin fertleri de, genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar…

Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, kader ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözü ile bakmak; medeni Türk Milletinin asil ahlakından beklenebilir mi?” (1929)21

“Bugünkü Türk milletinin siyasi ve içtimai topluluğu içinde kendilerine ayırıcı ve bölücü propagandalar yapılan vatandaşlarımız ve yurttaşlarımız vardır. Fakat bu propagandalar, bu yanlış adlandırmalar düşman aleti olmuş birkaç mürteci beyinsizden maada milletin hiçbir ferdi üzerinde asla tesir etmemiştir. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.” (1930)22

“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” (1932)23

“Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında milli birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Ulus varlığını ve yurt erginliğini korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olması, bir ulusun en yenilmez silahı ve korunma vasıtasıdır. Bu sebeple Türk ulusunun idaresinde ve korunmasında milli birlik, milli duygu, milli kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir.” (1935)24

“Yıllar geçtikçe, milli ideal sonuçları, güvenle çalışmada, ilerleme hevesinde, milli birlik ve milli irade şeklinde, daha iyi gözlere çarpmaktadır. Bu bizim için çok önemlidir; çünkü, biz, esasen milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz…

Devleti ve hükümeti kendi malı ve koruyucusu tanımak, bir millet için büyük nimet ve şereftir. Türk milleti bu sonuca Cumhuriyetle varmış ve her yıl bunun artan olumlu sonuçlarını görmüş ve göstermiştir. Milletimizin, maddi ve manevi huzuruna, her şeyden fazla önem verişimizin, ne kadar yerinde olduğu anlaşılıyor.” (1936)25

“Gerçek şudur ki her kişisel şeref, saygınlık ve kahramanlık hiçbir kişinin değildir. Bütün bu kişilerden oluşan ulusundur.” (1937)26

“Aynı kavmin çocuklarının hep beraber bulunarak birbirlerini tanımaları, birbirlerini sevmeleri ve bu birlik sevgisinden çıkacak yüksek hislere olduğu gibi uymaları güzel bir şeydir.” (1937)27

Değişik yıllarda yukarıdaki sözleri söyleyen Atatürk, Cumhuriyet’in 10. yılında yüreğinden gelen bir haykırışla; “… Türk milletinin karakteri

yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti; milli birlik ve beraberlik içinde güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk milletinin yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir.”28 diyordu. Milli birliği sağlamada aktif görev alacak olan çocuk ve gençlerin nasıl yetiştirilmesi konusunda ise; “… Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir…” (1922)29 demiştir.

Atatürk’ün üzerinde önemle durduğu bu konunun Türk anayasalarına da yansıdığını görmekteyiz.


Türk Anayasalarında Milli Birlik ve Beraberlik Kavramı

1921 Anayasası’nda ve 1924 Anayasası hazırlandığında milliyetçilik veya milli birlik ve beraberlik ile ilgili doğrudan bir hüküm yoktu. Ancak 1924 Anayasası’nda 1937’de yapılan değişiklik ile “milliyetçilik” prensibi devletin niteliklerinden sayılmıştır. 1961 Anayasası’nın başlangıcının 3. Fıkrası; “Bütün fertlerini, kederde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak” diye başlar. 2. Madde’de “Milli Devlet” deyimi vardır. 3. Madde’de ise; “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmü yer almıştır.

1982 Anayasası ise, 1961’deki esasları aynen, 2., 3., 5. maddelerine geçirmiştir. Fakat 1961’deki “Türk Milliyetçiliği” deyimi kaldırılmış onun yerine “Atatürk Milliyetçiliği” deyimi getirilmiştir.

Ayrıca, milli birlik ve beraberlik gerek 1961 gerekse 1982 Anayasalarında, devletin amaç ve görevleri arasında sayılmaktadır. Yine konunun öneminden dolayı. Cumhurbaşkanının and içmesi, görev ve yetkileri ile milletvekillerinin and içmesini öngören hükümler (103.. 104., 107. maddeler) bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanının; “devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini korumayı, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve laik cumhuriyet ilkesine bağlı” kalacağını TBMM, üyelerinin de; “Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü…” koruyacağını göreve başlarken “and içme” töreninde söyleyeceklerini 1982 Anayasası öngörmektedir.

Bunlardan başka, 28., 33., 58., 68., 69., 118., 122., 133., 135. ve 143. maddelerde “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” hükümlerine yer verilmektedir. 1982 Anayasası’nın 5. Maddesi’ne göre, “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak” devletin temel amaç ve görevleri arasındadır. 13. Maddeye göre, temel hak ve hürriyetlerin genel olarak sınırlanmasında, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, genel nitelikte bir sınırlama olduğu müşahede edilmektedir. 14. Madde ise, “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak” amacıyla kullanılamayacağı hükmünü getirmiştir.30

Anayasanın basın hürriyetinden söz eden 28. Madde’nin 5. fıkrasında, “devletin… milleti ile bölünmez bütünlüğünü tehdit edenler… kanun hükümlerince mesul olurlar” demektedir. 30. Madde’de, “milletin bölünmez bütünlüğünü ihlal halinde basımevi ve eklentilerinin zabıt ve müsadere edilebileceği”, 68. Madde’nin 4. fıkrasında siyasi partilerin tüzük, program ve eylemlerinin “… milletin bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı”, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kuruluşuna ilişkin 143. Madde’de “… milletin bütünlüğünü… ilgilendiren suçlara bakmakla görevli devlet güvenlik mahkemelerinin kurulacağı” belirtilmiştir. Yine 42. ve 58. maddeler ve diğer kanunlarda milletin bütünlüğünü, birliğini sağlamak, muhkem tutmak üzere devletin ne gibi tedbirleri alacağı gösterilmiştir.

“Milletin bölünmez bütünlüğü”, “milli birlik” kavramları 1961 ve 1982 Anayasaları tarafından devletin yasama, yürütme ve yargı organlarına hitap eden “hukuki terim” halini almıştır. 1982 Anayasası, “milli birlik ve beraberliği” bir anlamda da, “devletin varlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü” temel ilke olarak ele alıp, en üstte tutulması gereken bir “hukuk kuralı” olarak yukarıda belirtilen maddelere yansıtmıştır.31

Milli birlik ve beraberliği bünyesinde barındıran kavram “Türk” kavramıdır. 1982 Anayasası’nın Siyasi Haklar ve Ödevler başlığının Türk Vatandaşlığı kısmında (Madde 66) Türk’ün tanımı yapılmakta ve; “Türk Dev-leti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” demektedir.32 Bu ifade bazı Batı Avrupa ülkelerinin Anayasalarından farklı olarak kültür birliğine dayanmaktadır. Burada her türlü boy, aşiret, kabile ve kavim asa-biyyeti ve özelliklerinin üstünde bir manevi ve kültürel mutabakat olan Türk milletine mensubiyet şuuru, katılma ve paylaşma ön planda yer almaktadır.33 Anayasamız Türk’ü tanımlarken ırkçı bir kavrama işaret etmiyor; tam tersine ırkçı temele dayalı tarifleri de reddediyor: “Irkı, etnik kökeni ne olursa olsun benim vatandaşımın adı Türk’tür” diyor. Böylece Türk kelimesi bir “hukuki terim” olarak kullanılmış oluyor. Türk olan her kişi Anayasa’nın belirttiği bütün temel hak ve hürriyetlerden ve siyasi haklardan eşit olarak yararlanacağı gibi, yine Anayasa’ya uygun kanunların koymuş olduğu yaptırımlarla da yükümlü bulunacak ve vatandaşlar arasında hukuk eşitliği geçerli olacaktır. Anayasa’nın kabul etmiş olduğu milliyetçilik ilkesi ise Türk vatandaşlığı konusundaki görüş ile tam anlamıyla uyumludur. Milliyetçilik herhangi bir ırki veya etnik temele da-yandırılmaksızın, Türk vatandaşlarının tümünü kavrayacak ve kapsayacak biçimde tanımlanıp belirtilmektedir.

Sonuç olarak, Türk Anayasası’nda ve kanunlarında, vatandaşlar arasında din, mezhep, ırk, etnik köken farklarını dikkate almak suretiyle, aralarında gerek kamu, gerekse özel hukuk bakımından ayırımlar yapan hiçbir kanun hükmü bulunmamaktadır. Devletin bütün birimlerinde ehliyet ve yetenekleri ölçüsünde bütün Türk vatandaşları eşit olarak yer alabilmektedir.34

Atatürk daha 1920’li yıllarda milleti; “aynı harstan (kültürden) oluşan insanların meydana getirdiği toplum” olarak tarif etmiş, 1924’ten başlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün Anayasalarında Türk Vatandaşlığı, “Vatana ve Devlete Bağlılık” şeklinde tanımlanırken, Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir” demek suretiyle milliyetçiliğin “Etnik Irkçılık” demek olmadığını vurgulamıştır.35

Türkiye’de bütün Anayasa ve yasa maddeleri bu kadar açık, çağdaş ve eşitlikçi iken evveliyatı olmakla birlikte özellikle son 15 yıldır alevlendirilen “bölücülük” sorununun, hukuki, siyasi, sosyal ve ekonomik bir temeli olmadığını belirtmek gerekir. Ülkede ana dili Türkçe olmayan kişilerin ikinci sınıf vatandaş olduğunu söylemek abesle iştigaldir. Buna mukabil, Anayasa’nın Türk’ü “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan…” diye tarifinden kültür değil kan bağı arayanlar, Türk’e husumet besleyenler, bu durumu kabul etmeyenler vardır. Etnik kimliğini ön plana alıp ırkçılık yapanlar vardır. Ve bunlar Türkiye’nin güçlenmesini kendi çıkarlarına engel gören ülkelerden her türlü desteği görmüş ve görmektedirler.

Devleti dönem dönem idare edenleri ve bazı politikaları eleştirmek başka şeydir; devleti toptan reddetmek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığını reddetmek ve biyolojik, etnik temele dayalı ayrı bir devlet istemek ayrı şeydir.

Son yıllarda milli birlik konusunun ne denli önemli olduğu, ihmal edildiği ve sosyal bütünleşmenin kesintiye uğratılması durumunda koskoca ülkenin nasıl da bölücülük zelzelesi ile sarsıldığı ortaya çıkmıştır. Bölücü terör olaylarında, binlercesinin canı yanmış, (ülkeyi böleceğini zannederek örgüte katılan zavallıların, vatanı böldürmemek üzere bilinçle hareket eden kahraman güvenlik güçlerinin ve arada kalan sivil halkın) şahsi ve kamu serveti ziyan olmuş, ülke ekonomik olarak bu olaylardan oldukça etkilenerek36 “çağdaşlaşma” yarışında geri kalmıştır. Yaşanan acı tecrübelerden sonra Atatürk’ün milli birlik ve beraberlik konusuna niçin önem verdiği, ihmal edilmesi durumunda, yaşanabileceklerin acı bilançoları günümüzde daha iyi anlaşılmaktadır.


SONUÇ

1. Milli birlik ve beraberlik tarihin ilk dönemlerinden itibaren Türk devletlerinin gelişmesinin temel şartıdır. Bu sağlandıktan sonra bütün engellerin aşılabildiği tarihi olaylarla sabittir.

2. Atatürk, Samsun’a çıktığı andan itibaren milli birliği tesis etme yolunda gayret sarfetmiştir. Bunu başardıktan sonra Milli Mücadele’yi her türlü kıtlık ve yokluğa rağmen milletiyle bütünleşerek zaferle noktalamıştır.

3. Milli birlik ve berberlik milliyetçiliğin, milliyetçilik ise milli egemenlik ve milli bağımsızlığın ön şartıdır.

Atatürk belirttiğimiz ön şartları tesis ettikten sonra Türk İnkılâbını, 18 yıl gibi kısa bir sürede (1919-1938) gerçekleştirmiştir.

5. Atatürk, milli birlik ve beraberlik konusunda pek çok söz söylemiş, konunun önemine işaret etmiştir.

6. Atatürk tarafından tanımı yapılan, “Türk milleti”, “Türk” ve “Ne Mutlu Türk’ün Diyene!” kavramları daha sonraki dönemlerde iyi anlaşılamamış, bu alanda başlatılan çalışmalar (özellikle Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan çalışmalar) kesintiye uğramıştır.

7. Türk Anayasaları “Türk”ü gayet çağdaş ve kültür boyutu ile tarif etmiştir. Milli birlik ve beraberlik ile ülke ve devletin bölünmezliği bir hukuk kuralı” olarak ele alınmıştır. Anayasa, devlete milli birliğin kurulması ve devamı yolunda görevler vermiştir.

8. Türk kanun ve anayasalarında bütün vatandaşlar hukuki, sosyal, siyasal ve ekonomik yönlerden eşit iken, son yıllarda komşu ve emperyalist devletlerin de tahriki ile Türkiye’de suni olarak “bölücülük” sorunu oluşturulmuştur. Fakat bunun adına “Kürt Sorunu” denilerek niyetlerin kamuflesi yoluna gidilmiştir. Biyolojik, farklı ana dil ve etnik temele dayalı olarak bir “Kürt ırkçılığı” fikri oluşturulmuştur.

9. Ülkede milli birlik ve beraberliğin tesis edilmesinin ne kadar elzem olduğu, bölücü terörle yapılan mücadelede bir kez daha ortaya çıkmıştır.

10. Birlik ve beraberlik olmadan Atatürk ilkelerinin yaşatılamayacağı, Türk İnkılâbı’nın başarıya ulaşamayacağı ve Türkiye’nin çağdaşlaşma hedefini gerçekleştiremeyeceği daha iyi anlaşılmıştır. Çağdaş, birleştirici, bütünleştirici, akılcı, bilimci ve laik temelleri olan Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin tek milli ideolojimiz olduğu, gençliğinde bu doğrultuda yetiştirilmesi gereği ortadadır. Bu konuda aydınlar ve devlet üzerine düşen sorumluluğun gereklerini yerine getirmelidirler. Türk milletinin çağdaş bir toplum düzeyine ulaşmasının, mutlu ve huzurlu bir toplum olmasının, sonsuza kadar yaşabilmesinin temel şartının milli birlik ve beraberliğini sağlamaktan geçtiği ortadadır. Milli birlik ve beraberliğin sağlanması, cumhurbaşkanından en alt düzeydeki memur ve işçiye kadar bütün Türk vatandaşlarının en kutsal amacı olması gerekmektedir.

1 Kemal Atatürk, (1991): Nutuk (1919-1927), (Hzl. Zeynep Korkmaz), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara: s.8-10.

2 Bkz. Utkan Kocatürk. (1971): Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, TTK Yay., Ankara: s.l.

3 Bkz. Bekir Tünay.( 1987): “Atatürk ve Milli Birlik”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.III, Sayı:8(Mart),s.41l.

4 Türk inkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.II.Türk inkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara: s.76.

5 Bkz. Hüsrev Gerede, (1953): 20. Asır Mecmuası, C.M,Sayı:66, s.28.

6 Mazhar Müfit Kansu, (1968): Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, CM, Ankara: s.346.

7 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, CM, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara: s.10.

8 ATEŞE, (1982): Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı:82 (Ekim), s.100.

9 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.II, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara: s. 142-143.

10 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): 162.

11 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): 94.

12 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): 115.

13 Hasan Rıza Soyak, (1973): Atatürk’ten Hatıralar, C.II, Yapı Kredi Bankası Yay., Ankara: s.451.

14 Arı İnan, (1982): Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, TIX. Yay.. Ankara: s.118-119.

15 Macit Behçet, (1934): Gazi ve Eserleri, s.96.

16 Türk inkılap Tarihi Enstitüsü, (1952): 234.

17 M. Kemal Atatürk, (1960): Nutuk, C.II, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, Ankara: ş.464.

18 Nimet Arsan (Derleyen), Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yay.,s.536.

19 Ayın Tarihi, C.XX, Sayı:65, 1929: s.4791.

20 TTK,(1939): Belleten, C.III, Sayı:10,s.388.

21 Afet inan, (1969): 376-378.

22 Reşat Kaynar, (1986): “Atatürk ve Milli Birlik”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.III, Sayı:7 (Kasım), s.2”.

23 Kadri Kemal Kop, (1938): Atatürk Diyarbakır’da, s.4.

24 Nimet Arsan (Derleyen), 573.

25 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): 372.

26 Afet İnan, (1959): Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, TTK Yay., Ankara: s.90.

27 Dünya, 30 Ağustos 1952, s.2. Bkz. Genelkurmay Başkanlığı, (1983): Atatürkçülük, I. Kitap, s.73-81

28 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): 272.

29 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (1952): s.224.

30 Bkz. Hamza Eroğlu, (1986): “Milli Birlik ve Beraberlik”. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.III,Sayı:7 (Kasım), s.94-97.

31 Bkz. Sulhi Dönmezer, (1998): Atatürk ve Milli Birlik Paneli (10 Kasım 1996), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara: s.22-23.

32 Burhan Kuzu, (1988): Türk Anayasa Metinleri ve İlgili Mevzuat, Filiz Kitabevi, İstanbul: s.93.

33 Bkz. Mustafa Erkal, (1998): Atatürk ve Milli Birlik Paneli (10 Kasım 1996), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara: s.34. Ayrıca bkz. Mustafa Erkal, (1994): Etnik Tuzak, Turan Kültür Vakfı Yay., İstanbul.

34 Mahmut İhsan Özgen, (1989): Türkiye’de Şiddet Hareketleri Kaynakları ve Hedefleri, Yeni Forum Yay., Ankara: s.66-67.

35 Bkz. İsmet Giritli, (1998): Atatürk ve Milli Birlik Paneli (10 Kasım 1996), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara: s.32; bkz. Reşat Genç, (1998): Atatürk ve Milli Birlik Paneli (10 Kasım 1996), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara: s. 1-6.

36 “15 Ağustos 1984-3 Mart 1999 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre; 5.606 güvenlik görevlisi şehit olmuş (11.269 da yaralı), 5.316 vatandaşımız da hayatını kaybetmiştir (5.903 de yaralı). 17.872’si ölü olmak üzere toplam 27.043 bölücü terörist etkisiz hale get-irilmiştir. Ayrıca 100 milyar dolardan fazla para bölücü terörün bitmesi için harcanmıştır.” (Bkz. Yücel Atila Şehirli, (1999): Türkiye’nin Jeopolitik Öneminden Kaynaklanan Bölücü Terör Hareketleri ve Devletin Aldığı Tedbirler, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi: s.11.)

atam.gov.tr

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.704
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Genel Olarak Millî Birlik ve Beraberliğin Anlamı
« Yanıtla #2 : Mayıs 23, 2014, 11:41:05 ÖÖ »
Milli Birlik ve Beraberlik

Prof. Dr. Hamze Eroğlu

I. Genel Olarak Millî Birlik ve Beraberliğin Anlamı

“Millî birlik ve beraberlik”, Türk İnkılâbının temel ilkelerinden biridir. Milliyetçilikle, millî egemenlikle ve millî bağımsızlıkla çok yakından ilgilidir.

Atatürklün toplayıcı ve birleştirici, kaynaştırıcı milliyetçilik anlayışı, millî birlik ve beraberlik olarak ifadesini bulur.

Millî birlik ve beraberlik, milletçe birliği, bir arada yaşamayı ve bütünlüğü belirtir. Millî birlik ve beraberlik, bir arada yaşayan millet fertlerini, birbirine sımsıkı bağlar. Milletçe birlik, milleti oluşturan unsurlarda birlik, beraberlik ve bütünlük demektir.

Millî birlik ve beraberlik milliyetçilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak ortak amaçlarda da, idealde de birliği ifade eder.

Millî birlik ve beraberlik aynı zamanda millî devletin gerçekleşme vasıtasıdır.

Millî birlik ve beraberlik, önce milleti teşkil eden unsurlarda birlik ve beraberlik demektir. Millet ise tarihin bir ürünü ve bir sonucu olarak en gelişmiş toplum düzenidir.

Millet, tarihî ve sosyolojik bakımdan belirli bir aşamaya ulaşmış, belirli nitelik ve şartları, özellikleri olan bir topluluktur. Millet her şeyden önce, sınırları tarihte hazırlanmış ve mücadelelerle çizilmiş bir vatana dayanır. Milletle vatan arasındaki ilişki, vatanın millî varlığın heyecan kaynağı olmasından, toplumsal varlığımızın devamını ve düzenini toprağa-ülkeye-bağlı olarak sağlamış olmasındandır. Vatan, millet denilen insan topluluğunun, müşterek hatıralarını, iftiharlarını, gururlarını, müşterek acılarım ve isteklerini bünyesinde taşır. Vatan, geçmişin kültür mirasını ve zenginliğini içinde saklar.

Millet, bu sözünü ettiğimiz vatan üzerinde aynı dille, aynı duyguyla kültür birliği kuran bir bütün haline gelmiş, şuurlu insan topluluğudur.

Milletin oluşmasında, vatan (yurt) birliği yanı sıra dil, kültür ve ideal birliğinin de önemli rolü ve yeri vardır.

Dil, birlikte, bir arada yaşayan insanların karşılıklı anlaşma vasıtasıdır. Anlaşan insanlar bir arada yaşarlar. Ortak anlaşma vasıtası olarak dil, millet varlığına en kuvvetli bir basamak teşkil eder.

Milleti oluşturan insanların arasında dil birliği kadar, kültür birliğinin de değeri ve rolü vardır.

Kültür, bir toplumun sahip olduğu maddî ve manevî kıymetlerden oluşan bir bütündür. Kültür, bir toplumu diğer bir toplumdan ayırdeden özel bir hayat tarzını da belirler. İnsanoğlunun tabiat ile etkileşiminden doğan kültür, insan tabiatının bir eseridir. Kültür, varlığını ve sürekliliğini toplum yaşamına borçludur.

Kültürün, millet dediğimiz varlığın oluşmasında büyük rolü vardır. Kültür gücü olmayan millet, tarihte varlığını ispatlayamaz.

İdeal birliği ise, insanları birbirine yaklaştırır, onlarda kader birliğinin hislerini uyandırır, ortak idealler, toplumda dayanışma duygusunun da canlanmasına vesile olur. Ortak ideallerle, insan toplumu birleştirici bir yapıya kavuşur. Ortak idealler sayesinde insanlarda her türlü ahlâkî hareketlere ve fedakârlıklara karşı müsait bir amaç uyanır ve toplumu oluşturan kişiler perçinlenmiş bir bütün olarak güçlü bir hale gelir. Yüksek ve ortak ideallere dayanan, ona sahip olan milletler devamlı ve güçlü devlet kurarak varlıklarını devam ettirirler.

Modern milletlerin, millî devlet kurmaları, bu milletlerin ortak amaçlarıdır. Milliyetçilik, çağımızda insan topluluklarının modern bir devlet haline gelmelerini sağlamaktadır. Devlet, milletin hukukî ve siyasî yönden kişilik kazanması ile oluşur.

Milletlerarası planda hukukî ve siyasî kişiliği olan devlet, bağımsız devlettir. Bağımsız devlet, diğer devletlerin ve milletlerarası kuruluşların etkisi altında kalmadan, devlet olarak iradesini açıkça kullanan devlettir. Bağımsız devlet vatandaşına, hürriyet sağlar, barış ve güvenlik sağlar. Bağımsız devlet, vatandaşlarının serbestçe iradelerine tâbi olur. Bağımsız devlette, millet iradesi, kayıtsız ve şartsız egemenliğine kavuşur. Ancak, bağımsız devlette, gerçek anlamda millî birlik ve beraberlik sağlanır. Millî birlik ve beraberlik, bir yandan, devletin bağımsızlığı için, gerekli ve zorunludur.

Devlet, gücünü millî birlik ve beraberlikle sağlar. Diğer taraftan da, devlet bağımsız olursa, gördüğü hizmetlerle, sağladığı huzur ve güvenle millî birlik ve beraberliği sağlar. Öyleyse millî birlik ve beraberlik bağımsız devletin oluşması, teşekkülü için zorunlu bir unsurdur. Ayrıca oluşan, teşekkül eden bağımsız devletin, varlığını devam ettirmesi, amacına uygun hizmet görmesi için de şarttır.

Millî birlik ve beraberlik devletin varlığı için, devamı için hem iç politika, hem dış politikada gereklidir. Önce dışa karşı devletin varlığı için gereklidir. Bu yönüyle millî birlik ve beraberlik bir millî savunma sorunudur. Millî birlik ve beraberlik içinde bulunan ülkelerin savunmaları, manevî ve ahlâkî bakımdan büyük güç ifade eder. Manevî değerleri yüksek, ahlâkî değerleri sağlam bir toplum, yüksek karekteri gereği, dışa karşı tam bir savunma gücünü oluşturur.

Millî birlik ve beraberlik ülke içinde de huzur ve güvenlik sağlar. Millî birlik ve beraberliğin ülke içinde sağladığı huzur ve güvenlik, ahlâkî ve manevî değerlerle de güçlenir. Ülke içinde sağlanan bu millî birlik ve beraberlik, yıkıcı ve bölücü zararlı akımlarla tam bir mücadele potansiyelini temin eder.

Türk milletini ırk, mezhep ve sınıf kavgalarıyla bölmeğe kalkışacak olanlara karşı en sağlam savunma aracı, millî birlik ve beraberliktir.

İçerde sağlanan millî birlik ve beraberlik, aynı zamanda dışa karşı da devletin gücünü gösterir. İç politika, dış politikanın temelini oluşturduğundan, içte sağlanan millî birlik ve beraberlik dışta da etkilerini gösterir.

Millî birlik ve beraberliğin ülke yönünden de önemi vardır. Sınırları belirli toprak parçasının bütünlüğü, birliği ve bölünmezliği, ülkenin millî birlik ve beraberlik içindeki rolünü de belirler.

Anayasamızın 3 üncü maddesinin, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmü, millî birlik ve beraberliği, hem beşerî unsur (insan topluluğu) hem de fizikî unsur (ülke) bakımından ifade etmektedir. Bir anayasa kuralı olarak millî birlik, devletin (Türk Devletinin) varlığı ve devamı için zorunlu olmaktadır. Anayasalar devletin esas kuruluşunu, temel yapısını hazırlayan kurallar olduğuna göre, Türk Devleti, Anayasa’nın öngördüğü gibi varlığını ve varlığının devamını millî birlik ve beraberlikte bulmaktadır.


II — Bağımsızlık Savaşı ve Millî Birlik ve Beraberlik

Atatürk Türk milletinin üstün gücünü tarihte keşfeden ve onu politikasında en başarılı şekilde uygulayan insandır. Atatürk herşeyden önce, Türk milletini, millî birlik ruhu içinde harekete getirmiştir.

Atatürk, Millî Mücadele’nin temeline sağlam ve geçerli fikirleri yerleştirmekle başarı sağlamış, Millî Mücadeleci zafere ulaştırmıştır. Çağın akışı içinde geçerli olan, siyaset bilimi açısından da değerlendirilen güçlü fikir, milliyetçilik ve milliyetçiliğe dayanan millî egemenlik ve millî bağımsızlıktır.

Atatürk, yeni bir dünya ortaya koyan Millî Mücadelecin fikrî temeline milliyetçiliği, millî egemenliği ve millî bağımsızlığı yerleştirmekle, hem Türk milletinin birliğini ve beraberliğini sağlamış, hem de Millî Mücadele’yi zafere ulaştırmıştır. Atatürk, bu temel ilkeleri, siyaset biliminin verileri ile değerlendirerek, Türk milletinin bağımsız ve özgür yaşama kararını tek hedefte toplamış, böylece millî birlik ve beraberliği temin etmiştir.

21/22 Haziran 1919/da yayınlanan Amasya Genelgesinde (Tamiminde), “Yurdun bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir”, “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”1 parolası, kurtuluşun yolunu milletin azim ve kararında buluyordu. Amasya Genelgesi, Anadolu kurtuluş hareketini tek elden düzenlemek yolunda millî bir birliğe yol açmış ve bu amaçla da Sivas’da millî bir kongrenin de toplanmasını öngörmüştür. 2

Mustafa Kemal Paşa, daha o günlerde vatanın kurtuluşunu bir kül (bütün) olarak görüyor ve bu amaçla Sivas Kongresi’nin toplanması gereğini, Amasya Genelgesi ile kamuoyuna duyuruyordu.

Milliyetçilik, millî egemenlik ve millî bağımsızlığa yer veren Amasya Genelgesi ile bu ilkeler, Millî Mücadelecin esasını, özünü, temel yapısını oluşturmuş, millî şuur (bilinç) ve vicdanın sesini duyuran politik tutumun hedeflerini göstermiştir.

23 Ağustos 1919’da toplanan Erzurum Kongresi kararlarında, “Millî hudutlar içindeki vatan bir bütündür. Ayrılık kabul etmez”, “Yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükûmeti’nin dağılışı halinde, millet hep birlikte savunma yapacak ve direnecektir” sözleri açıkça vatan ve millet bütünlüğünü ifade etmektedir.

Erzurum Kongresi, Doğu illerinin delegelerinden oluşmuştur. Ancak alınan kararlar ülke çapında, milletçe kurtuluşu öngören kararlardır.

Kongre kararında, doğu, batı, kuzey, güney ayırımı yapmadan “Vatan bir küldür, bütündür, ayrılık kabul etmez” diyerek, ülkenin birliğini ve bütünlüğünü savunmuştur. Erzurum Kongresinin toplandığı dönemlerde, İstanbul’da bulunan Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürdistan’ın muhtariyeti ile ilgili olarak İngiliz ve Amerikalılar ile temas halinde idi. 3 Vatanı bölmeye ve Türklüğü parçalamaya çalışan bu cemiyete karşı, bütün Doğu illerinin temsilcileri, “Vatan bir bütündür, ayrılık kabul etmez” diyerek cevap vermişlerdir. Her şeyden önce Doğu illerinin delegeleri, vatanın birliğini ve bütünlüğünü ve Türk milletinin bölünmezliğini ve parçalanamayacağını savunmuşlardır.

Millî birlik ve beraberlikle, birlikte, bir arada yaşamanın huzuru, güveni ve mutluluğu bütün Doğu illerinin de delegelerinin bu tarihî kararları almalarına sebep olmuştur.

Bu tarihî karar daha sonra 4 Eylül 1919’da toplanacak Sivas Kongresinde bütün ülkeyi içine alacak, kapsayacak bir hüviyete dönüşecektir.

Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra, İstanbul’da toplanan Meclisi Mebusan’ın kabul ettiği Misâk-ı Millî, milletin amacına uygun olarak millî ve bölünmez bir Türk vatanının sınırlarını çizmiştir. 4 Misâk-ı Millî ile Türkler tam bağımsızlık şuuruna erişmişlerdir. 5

23 Nisan 1920’de açılan T.B.M.M., Misâk-ı Millî esaslarını kabul etmekle Erzurum Kongresi’nden itibaren gelişmeye başlayan millî harekâtı millet iradesine dayandırmakta, belirlenen millî sınırlar içinde vatanın birliğini ve bütünlüğünü açıkça ilân etmekte idi. Millet iradesi ile seçilen Meclis, milleti bir bütün olarak temsil etmekte idi. T.B.M.M., millet iradesi ile seçildiğinden milletin birliğini ve bütünlüğünü de temsil etmekte idi. Adından da anlaşılacağı üzere bu meclis, millet meclisidir, millet iradesi ile seçilen ve işbaşına gelen meclistir.

Millî Mücadelemde ve gerçekleşen inkılâplarda başarının sırrı, milletçe sağlanan birlik ve beraberlikte idi. Atatürk, milliyetçilik, millî egemenlik ve millî bağımsızlık ilkelerini Türk înkılâbı’nın temeline oturtmakla, hem millî birlik ve beraberliğini sağlamış hem de Milli Mücadele’yi başarıya ulaştırmıştır.

Atatürk, herşeyden önce Millî Mücadeleci gerçekleştirmek için birleştirici ve toplayıcı lider olmuştur. Atatürk’ün birleştirici ve toplayıcı gücü, kişisel özelliğinden ve karakterinden gelmektedir.

Atatürk’ün birleştirici ve toplayıcı gücü, millî birlik ve beraberliği sağlamada da başlıca etken, faktör olmuştur. Nitekim bu konu siyasî hayatta kendisine karşı olanlar tarafından da dile getirilmiştir.

Rauf Orbay, Atatürk’ün birleştirici liderliği konusunda şöyle diyor:

“Mustafa Kemal olmasaydı da Millî Mücadele olurdu. Nitekim yer yer mukavamet hareketleri daha önce başlamıştı. Ancak Mustafa Kemal’siz Millî Mücadele’nin sonucu, Anadolu’da Tavaif-i Mülûk devrinin ihyası, parçalanmış bazı küçük beyliklerin kurulması olurdu.” 6

Rauf Orbay, bir diğer konuşmasında da

“Mustafa Kemal Paşa mücadeleye atılmasaydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu’nun tehlikeye düşen yerlerinde, batıda, doğuda ve güneyde başlayan- ve bir yurtsever düşüncenin mahsulü olan zayıf millî mukavemet hareketleri Mustafa Kemal Paşa tarafından birleştirilmeseydi her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi.”7

Kısaca ve özlüce, Atatürk, üstün kişiliği ve gücü ile milletçe birlik ve beraberliği sağlayarak Türk înkılâbı’nın başarıya ulaşmasını sağlamıştır.

Millî Mücadele ve bütünü ile Türk İnkılâbı millî birlik ve beraberliğin sağlanması ile güçlenmiş ve başarıya ulaşmıştır.


III. Atatürk’e Göre Millî Birlik ve Beraberlik

Şef ve lider olarak Atatürk millî birliği en iyi değerlendiren, en faydalı şekilde ondan sonuçlar çıkaran kişidir. Millî birlik ve beraberliği fiilen, gerçekte sağlaması ile millî kurtuluşu zafere ve Türk inkılâbını da yüksek hedeflere ulaştırmıştır.

Atatürk’ün millî birlik ve beraberliği sağlamada gücü, fikir ve düşüncelerindeki sağlam ve kuvvetli temellere dayanmasındandır. Atatürk, ayrıcalığı ve bölücülüğü reddetmiştir. Vatandaşın kanun önünde eşitliğini savunmuştur.

a) Türk Millî Mücadelesi, millî birliğe dayanmaktadır. Millî birlik ve beraberlik Millî Mücadele’ye tam bir millî hüviyet vermiştir.

Atatürk, millî bağımsızlığın sağlanması için millî birliğin gerekliliğini, daha 1919 yılında, düşman işgali altında ülkenin millî birliğe kavuşamayacağını, “Düşman süngüsü altında millî birlik olmaz” sözleri ile ifade etmiştir.8

Atatürk’ün, henüz Millî Mücadele’nin çetin ve zorlu geçen günlerinde, 1920’li yıllarda, “Vatanın bahtsız gününde yapılmakta olan kurtulma çabalarında en mühim başarı toptan millet fertlerinin varlık ve ruhuyla bütün kuvvetlerinin birleştirilmesidir. Bunun dışında herşey millî birliği bozan ve sonunda ayrılma ve parçalanmaya neden olacağından beğenilmez” 9 demiştir.

Atatürk, bir diğer konuşmasında da, “Toplu bir milleti istilâ etmek darmadağınık bir milleti istilâ etmek gibi kolay değildir”10 diyerek saldırgan düşmana karşı birleşmenin gereğini dile getirmiştir.

b) Atatürk, Türk milletinin bir bütün olması, hiçbir ayırıcı, bölücü unsura yer verilmemesi gereğini de önemle vurgulamıştır:

“Bugünkü Türk milleti siyasî ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfî idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici, beyinsizden başka, hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir etki meydana getirmemiştir. Çünkü bu milletin fertleri de, genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar…

Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, kader ve talihlerini Türk milletine vicdanî arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı göz ile bakmak, medenî Türk Milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?11.

Atatürk 1932’de Diyarbakırlılarla Dolmabahçe Sarayında yaptığı bir konuşmada, Türklüğü dile getirerek, Türklüğün birliğinden ve derinliğinden bahsetmiştir:

“Türkeli büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türktür ve her yanı aydınlatan Türkün yüzüdür.

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur.

Bu damarlar birbirini tanısın. Bu dediğim şey olduğu zaman başka bir âlem görülecek ve âlem dünyaya hayret verecektir. Türkün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak güneş ne demek, o zaman görülecek.

Bu karmaşık işlerin içinden yükselebilmek için bize dirilik gerekir. Birlik onunla beraber yürür. Diri yalnız Türk milletidir, birliği ortaya koyan da Türktür, dilediğine ne olduğunu anlatan da Türktür, çalışalım”.12

Atatürk, Türk milletinin huzurunu, düzenini bozmaya çalışanlara karşı da şöyle haykırmıştır:

“Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelen didinmeler boğulmaya mahkûmdur. Türk milleti kendini ve memleketin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlayamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir”.13

c) Atatürk, 1935’te milletvekili seçimi dolayısıyla yaptığı açıklamada millî birlik, millî duygu ve millî kültür üzerinde durarak, bu kavramların Türk milletinin idaresinde ve korunmasında en yüksek ideal olduğunu belirtmiştir.

“Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında millî birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Ulus varlığını ve yurt erginliğini korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olması, bir ulusun en yenilmez silâhı ve korunma vasıtasıdır. Bu sebeple Türk ulusunun idaresinde ve korunmasında millî birlik, millî duygu, millî kültürün en yüksekte göz diktiğimiz idealidir.”14

d) Atatürk, Türk milletinin başarısını da millî birlikte aramıştır.

“Bir milletin başarısı, mutlaka bütün millî güçlerin bir istikamette oluşması ile mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.”15

Millî birlik ve beraberlik, memleketin huzuru için de gereklidir.

“Memleketin huzuru, milletin kurtuluş amacı noktasında, birlik ve dayanışması sağlanmadıkça, ne dış düşman istilâlarının köklerini kurutmaya çalışmak mümkündür ve ne de bundan esaslı bir fayda ve sonuç beklenmelidir…”16

“Atatürk, millî varlığın temelini millî şuurda ve millî birlikte görmüştür.”17

Atatürk, milletçe başarının sırrını bir diğer konuşmasında da şöyle ifade etmiştir.

“Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyleyelim ki, bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için her şeye girişir ve bu gaye uğrunda her fedakârlığı yaparsa, başarılı olmaması mümkün değildir. Elbette başarılı olur. Başarılı olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakârlıkta bulundukça başarılı olmaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz”,18

Atatürk, Türk milletinin bağımsızlığının sağlanmasında, yeni Türk devletinin kurulmasında ve devamında, vatandaş için iyi yönetimin başarılı olmasında millî birlik ve beraberliğe gerek görmüş, milletçe varlığımızın devamını buna bağlamıştır.


IV – Anayasamız ve Millî Birlik ve Beraberlik

Millî birlik ve beraberlik, Türk İnkılâbının bir ilkesi olduğu kadar, Anayasalarımızda yer alması bakımından da bir üstün hukuk kuralıdır.

1921 ve 1924 Anayasalarında millî birlik ve beraberlikle doğrudan doğruya ilgili hükümler mevcut değildir. Ancak 1924 Anayasa’-sının 1937 yılında yapılan değişikliği ile devletin niteliklerini öngören ikinci maddede yer alan milliyetçilik ilkesi sonuç olarak millî birlik ve beraberliği gerekli kılmaktadır.

1961 Anayasası ise, Başlangıcın üçüncü fıkrasında, devletin niteliklerini belirten ikinci maddesinde ve devletin bütünlüğü ile ilgili üçüncü maddesinde millî birlik ve beraberlik ilkesine yer vermektedir.

1961 Anayasası Başlangıcımın üçüncü fıkrasında, “Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak”, denilmekle Başlangıçsın bu fıkrası, Türk milliyetçiliğinin dayanağı olan unsurları belirtmekte ve milliyetçiliğin bir tarifini de yapmaktadır. Bu tarifte yer alan ibareler, Türk milliyetçiliğinin temel yapısında millî birlik ve beraberliğin yer aldığını göstermektedir.

Cumhuriyetin niteliklerini belirten ikinci maddede yer alan “Millî Devlet” deyimi de, millî birlik ve beraberliği, devletin unsurları ve amaçları bakımından gerekli kılmaktadır.

“Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmünü öngören 3 üncü madde, Türk milletinin ve Türk ülkesinin bölünmezliğinin ve bütünlüğünün tarihî bir vakıa ve hukukî temel olduğunu ifade etmektedir.

1982 Anayasası ise, Başlangıç kısmında, cumhuriyetin niteliklerini belirten ikinci maddesinde, devletin bütünlüğünü öngören üçüncü maddesinde ve devletin temel amaç ve görevini öngören 5 inci maddesinde millî birlik ve beraberliğe doğrudan doğruya yer vermektedir.

1982 Anayasasının Başlangıç kısmının 1 inci fıkrası, “Ebedî Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk devletinin varlığına” diye başlayan hükme yer vermekle, ülke ve millet bütünlüğünü ifade etmiştir. Başlangıç kısmının 7 inci fıkrası da, “Hiçbir düşünce ve mülâhazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının” hükmünü öngörmekle devlet ve ülke bölünmezliğini dile getirmiştir. Ayrıca Başlangıçsın 9 uncu fıkrasında Türk vatandaşlarının millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu belirtilmekle, millî birlik ve beraberlik ilkesi bu hükümle de öngörülmüştür.

Anayasa’nın cumhuriyetin niteliklerini belirleyen 2 inci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir” hükmü yer almaktadır.

Bu maddede, toplumun huzuru, millî dayanışma gibi ilkeler, millî birlik ve beraberliği ifade etmektedir. İlk defa 1982 Anayasasında yer alan toplumun huzuru kavramı, millî birlik ve beraberliğin temelinde yer eden gücü belirlemektedir. Toplumun huzuru ve millî dayanışma olmadan, bir ülkede millî birlik ve beraberlik sağlanamaz. Söz konusu olan 2 inci madde, Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini belirtirken, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde huzurlu bir toplumu öngörmektedir. Türkiye Cumhuriyeti özellikleri ile millî birlik ve beraberliği öngörmektedir.

1982 Anayasasının 3 üncü maddesi, 1961 Anayasasından aynen alınmıştır. Türk milletinin ve Türk ülkesinin bölünmezliği ve bütünlüğü, öneminden ötürü ayrı bir madde halinde ifade edilmektedir.

1921, 1924 ve 1961 Anayasalarında mevcut olmayan, devletin temel amaç ve görevlerini öngören 5 inci madde, millî birlik ve beraberliği, devletin amaç ve görevleri arasında saymaktadır.

Gerekçede de açıkça belirtildiği gibi, “Devletin nüfus unsurunu teşkil eden Türk milleti bir bütündür, parçalanamaz. Parçalanamaz bir bütün olan Türk milleti bağımsız bir devlet kurmuştur. Bu devletin ülkesi hiçbir şekilde bölünemez.”19

Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak, 5 inci maddenin hükmünün ışığı altında devletin temel amaç ve görevleri arasındadır. Türk devletinin varlığı ancak milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü ve ülkenin bölünmezliğini korumakla mümkündür.

1982 Anayasasının hükümlerinin ışığı altında millî birlik ve beraberlik ilkesini değerlendirdiğimizde, bu ilkeye en geniş şekilde yer verildiğini, en geniş şekilde uygulandığını görmekteyiz. Meselâ, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ile ilgili 13 üncü madde, temel hak ve hürriyetlerin genel olarak sınırlanmasında, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, genel nitelikte bir sınırlama olduğu görülmektedir. Başka bir deyimle, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, belli bir hak ve hürriyetin sınırlanmasına meşru bir gerekçe teşkil etmektedir.

Keza temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması başlığını taşıyan 14 üncü madde, “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak” amacıyla kullanılamayacağını da öngörmektedir.

Anayasamızın, millî birlik ve beraberliği ilgilendiren önemli hükümleri arasında, Cumhurbaşkanının andiçmesi, görev ve yetkileri ile milletvekillerinin andiçmesini öngören hükümler de yer alır.

Anayasamızın 103 üncü maddesi, Cumhurbaşkanının görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde andiçmesini öngörmektedir. Cumhurbaşkanı sıfatıyla yapılan bu and sadece bir şekil ve merasimden ötede, büyük Türk milleti ve tarih önünde namus ve şeref sözü vermenin anlamım değerlendirmektedir. Muhteva itibariyle and öncelikle devletin varlığım ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini korumayı öngörmektedir. Cumhurbaşkanı andı ayrıca, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik cumhuriyet ilkesine bağlı kalmayı da öngörmektedir. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü diğer deyimle millî birlik ve bera-berlikde, Cumhurbaşkanının korumakla görevli olduğu hususlardır. Anayasanın 104 üncü maddesinde Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında da, devletin başı sıfatıyla, “Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil etmesi,” Cumhurbaşkanı andında belirtilen hususların bir bakımdan teyidi, tekrarı, diğer bakımdan da, Anayasanın, Devletin başı olarak Cumhurbaşkanına önemli bir görev ve yetki verildiğinin belirtisidir.

Cumhurbaşkanının devletin başı olarak Türk milletinin birliğini temsil etmesi yani millî birlik ve beraberliği gerçekleştirme yükümlülüğünü üstlenmesi, O’nun sıfatından doğan çok önemli bir görevdir.

Anayasada madde 103 ve madde 107’de belirtilen bu hususlar, millî birlik ve beraberliği sağlamada Cumhurbaşkanının rolünü, görev ve yetkisini ve sonuç olarak da yükümlülüğünü ve sorumluluğunu bir anayasa kuralı olarak öngörmektedir.

Anayasanın 81 inci maddesi de, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, “vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü.. .” koruyacağına dair andiçmesini öngörmektedir. Yasama görevi gören milletvekillerinin millî birlik ve beraberlik sağlamada üstlendikleri yükümlülük de bir anayasa kuralı olarak yer almaktadır.

1982 Anayasası bu maddelerin dışında, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” hükmüne, madde 28, madde 33, madde 58, madde 68, madde 69, madde 118, madde 122, madde 133, madde 135 ve madde 143’te de yer vermektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse 1982 Anayasası devletin varlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, başka bir deyimle millî birlik ve beraberliğini bir temel ilke olarak ele almakta, üstün bir hukuk kuralı olarak değerlendirmektedir.


Sonuç:

1. Millî birlik ve beraberlik, Türk İnkılâbı’nın başka bir deyimle Atatürkçülüğün milliyetçilikle, millî egemenlikle ve millî bağımsızlıkla bütünleşen bir temel ilkesidir.

Millî birlik ve beraberlik sağlanmadan, milliyetçilik, millî egemenlik ve millî bağımsızlık başarıya ulaşamaz.

2. Özgür ve bağımsız yeni bir devlet, millî bir devlet kurmayı amaçlayan Türk İnkılâbı başarıya ulaşmak için, bir taraftan işgalci lere, diğer taraftan İstanbul’daki Sultan-Halife iktidarına karşı mücadele etmek ve zafer kazanmak için, millî birlik ve beraberliğe dayanmak zorundaydı.

Millî birlik ve beraberlik, milletçe bilinçlenme olayına imkân vermiş, millî egemenliği, millet iktidarının gücü olarak ortaya koymuştur. Millî birlik ve beraberlik, öncelikle Millî Mücadele’de hedefe ulaşmak için şarttı ve zorunlu idi. Atatürk’ün 1919’da belirttiği gibi, “Toplu bir milleti istilâ etmek darmadağınık bir milleti istilâ etmek gibi kolay değildir’’. 20

Atatürk bir diğer konuşmasında da, “Birlik ve emelde kararlı olan ve ısrar eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir”. 21

3. Millî birlik ve beraberlik, millî irade yolu ile millî hedeflere ulaşma imkânını sağlamıştır.

Türk înkılâbı’nın gelişme evresinde, toplumda ve devlet hayatında yapılan değişmeler, medenî toplum olma yolunda üstün çabalar, millet iradesi ile milletin emellerinin birleşmesi ile gerçekleşmiştir.

Başka bir deyimle, inkılâplar, devlet ve toplum hayatında kökten değişmeler, millî birlik ve beraberlikle sağlanmıştır. Millet iradesi karşısında olan inkılâplar, baskı ve zorla ayakta kalsa dahi, sonunda yıkılmağa mahkûmdur.

Türk inkılâbı millet iradesine dayanarak, millî birlik ve beraberlikle tam başarıya ulaşmıştır.

4. Türk înkılâbı’nın bir özelliği de, devlet ve toplum hayatında yapılan değişikliklerle, modern bir devlet, ileri ve medenî bir toplum olma amacına yönelmiş olmasıdır. Modern bir devlet, ileri ve medeni bir toplum, millî birlik ve beraberliği sağlamış ve bunu güçlendirmiştir.

Türk inkılâbı lâikliğin sağladığı din ve vicdan hürriyeti ile mezhep ayrılığına ve kışkırtmacılığına son vermiştir. Böylece Türk insanı ayrı mezhepten olanlara kin ve husumetle karşı olacaklarına, Türk inkılâbının sağladığı din ve vicdan hürriyeti ile birbirine sevgi ve saygı ile bağlanan topluluk olmuştur. Mezhep ayırıcılığının ve kışkırtıcılığının ortadan kalkması ile millî birlik ve beraberlik tam başarıya ulaşmıştır. Böylece lâiklik, Türk milliyetçiliğinin gücü olmuştur.

5. Millî birlik ve beraberlik, Türk inkılâbının bir temel ilkesi olduğu gibi, en üstün bir hukuk kuralı olarak toplumda düzen ve huzur sağlamıştır. Özellikle 1982 Anayasasının, devletin temel amaç ve görevlerini belirten 5 inci maddesinde “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak, devletin temel amaç ve görevleri” arasında birinci planda yer almıştır. Devletin varlığı, milletin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve ülkenin bölünmezliğini korumaya bağlıdır. Devletin varlığı, millî birlik ve beraberlikle bir arada mütalâa edilmiştir.

6. Millî birlik ve beraberlik, milletçe birliği ve ortak amaçlara yönelmede de birliği ifade eder. Atatürk’ün dediği gibi, “Millî hedefler, millî irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, bütün milletin arzularının, emellerinin birleşmesinden ibarettir”.22 Gerçek anlamda ideal birliği, millî birlik ve beraberlikle sağlanır.

1 Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Türk İnkılâp Tarihi, s. 178.

2 a.e.e., s. 180-182.

3 Cevat Dursunoğlu, Millî Mücadelede Erzurum, Ankara, 1946, s. 18-19.

4 Prof. Dr. Hamza Eroğlu, a.g.e., s. 200-201.

5 Tarık Zafer Tunaya, 50. Yılında Misâk-ı Millî Beyannamesi, Milliyet, 28 Ocak 1970.

6Yavuz Abadan, Mustafa Kemal ve Çetecilik, Varlık Yayınları, İstanbul, 1964 s. 10 m. 13’de.

7 Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu’da, Önsöz, s. IX; Sabahattin Selek, Millî Mücadele I, Anadolu İhtilâli, İstanbul, 1963, s. 120.

8 Atatürkçülük, Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, 1 inci Kitap, Genelkurmay Başkanlığı yayını, Ankara, 1983, s. 72-73.

9 a.g.e., s. 76-77.

10 a.g.e., s. 72-73.

11 a.g.e., s. 72-73.

12 Diyarbakır Gazetesi, 26 Eylül 1932 ve Atatürk Diyarbakır’da, Kadri Kemal Kop, 1932, s. 4.

13 Atatürkçülük, I. Kitap, s. 74-75.

14 Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, Ankara, 1964, s. 574.

16 Atatürkçülük, I. Kitap, s. 76-77.

16 a.g.e., s. 76-77.

17 a.g.e., s. 78-79.

18 a.g.e., s. 72-73.

19 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Komisyon Raporları ve Madde Gerekçeleri, Ankara, 1982, s. 8.

20-21 Atatürkçülük, I. Kitap, s. 72-73.

22 a.g.e., s. 74-75.

atam.gov.tr

 

Son İletiler/Konular

MAL MEYDANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 04:11:12 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 05:16:11 ÖÖ]


ERDOĞAN’I VURACAKLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 24, 2017, 11:38:11 ÖS]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 24, 2017, 06:29:04 ÖÖ]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 24, 2017, 12:09:35 ÖÖ]


Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 23, 2017, 04:58:35 ÖS]


DUR BAKALIM N’OLCEK ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 20, 2017, 02:12:21 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 18, 2017, 07:13:24 ÖÖ]


HAYIRLI OLSUN ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 17, 2017, 05:36:37 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 14, 2017, 05:04:59 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 12, 2017, 07:25:38 ÖS]


AÇIK MEKTUP Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 10, 2017, 05:16:36 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Nisan 08, 2017, 07:54:54 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 08, 2017, 03:37:34 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 04, 2017, 02:41:12 ÖÖ]


PARLAMENTARİZMİN P’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 01, 2017, 05:23:41 ÖS]


DEVLET ULUSA KARŞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 30, 2017, 11:15:00 ÖÖ]


URKUN Kirgizistandan bir ses Gönderen: PLMPLM
[Mart 27, 2017, 05:45:34 ÖÖ]


PISIRIKLIK FELSEFESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 21, 2017, 03:31:55 ÖÖ]


TRUMP ÖĞRETİSİ ve YENİ DÜNYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 19, 2017, 08:44:03 ÖS]


DESTİCİ’NİN TESTİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 16, 2017, 05:07:50 ÖÖ]


Başkaldırma ve Yarışma Gönderen: PLMPLM
[Mart 14, 2017, 11:43:46 ÖS]


SON ABDÜLHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 13, 2017, 12:59:22 ÖS]


HOLLANDA-MOLLANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 12, 2017, 05:33:20 ÖÖ]


KATİL KUMA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 08, 2017, 07:33:26 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 05, 2017, 07:07:15 ÖS]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 07:40:35 ÖS]


N’OLACAK ŞU IRAK’IN HALİ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 02:17:40 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 02, 2017, 05:20:46 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 28, 2017, 11:56:51 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 27, 2017, 11:54:46 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 24, 2017, 01:01:36 ÖÖ]


NEDEN DEĞİL, ‘NASIL’ BİR HAYIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 22, 2017, 01:07:56 ÖÖ]


KRİZİN K’SI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 20, 2017, 12:39:51 ÖÖ]


KRİZİN K’SI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 18, 2017, 03:13:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 11:50:31 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 02:43:04 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 01:14:00 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 04:59:09 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 12:42:46 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 15, 2017, 01:41:35 ÖS]


Ynt: Söz Bakımından, Allah dan daha Doğru Kim Vardır? Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:27:26 ÖS]


Ynt: ABDULHAMİT SEVDASI (III) Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:09:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:59:25 ÖS]


Ynt: FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 02:37:37 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:49:12 ÖÖ]


BÜYÜTME POLİTİKALARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 09, 2017, 01:51:07 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Şubat 08, 2017, 11:03:36 ÖS]


BOYKOT MU DEDİNİZ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 08, 2017, 04:36:37 ÖS]


ROMANYA’DA NELER OLUYOR ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 07, 2017, 03:07:57 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 06, 2017, 02:43:22 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 04, 2017, 03:37:54 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 09:11:32 ÖS]


SIC SEMPER TYRANNIS Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 02:16:28 ÖÖ]


TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 01, 2017, 01:40:59 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 10:00:19 ÖS]


TÜRKİYE’YE BABALIK MI ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 12:57:01 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 26, 2017, 04:12:44 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 26, 2017, 03:20:16 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 25, 2017, 05:53:17 ÖS]


Ynt: Amerikalik mashhur tarixchi olim Hasan Bulent Paksoy Gönderen: PLMPLM
[Ocak 25, 2017, 02:27:35 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 07:39:39 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 01:22:30 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 23, 2017, 03:40:40 ÖS]


Ynt: Karlovy Vary sehri 98 yildir reklamini « Mustafa Kemal Ataturk »’le yapiyor. Gönderen: PLMPLM
[Ocak 22, 2017, 08:53:36 ÖS]


FELSEFENİN F’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 22, 2017, 06:42:12 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 21, 2017, 12:12:10 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 20, 2017, 05:36:33 ÖÖ]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: levo57
[Ocak 19, 2017, 05:44:08 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 18, 2017, 10:15:36 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 11:45:56 ÖS]


18 MADDELİK YENİ ANAYASA TASLAĞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 04:06:59 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VIII) Kültürel Antroploji ‘Evrimcilik’ düşüncesine karşı çık Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 14, 2017, 12:45:12 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 11:29:35 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 01:51:44 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 11, 2017, 12:14:25 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 10, 2017, 06:05:33 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 09, 2017, 11:17:27 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 08, 2017, 10:49:34 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 07, 2017, 12:19:03 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 06, 2017, 02:40:39 ÖÖ]


MİLLİYETÇİLİK VE MİLLETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 05, 2017, 12:28:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 03, 2017, 01:58:11 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 02, 2017, 01:49:38 ÖS]


"Sokma akıl, dokuz adım gider" Gönderen: PLMPLM
[Ocak 02, 2017, 04:48:06 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 01, 2017, 04:27:12 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 31, 2016, 02:41:29 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 30, 2016, 01:24:31 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 09:33:32 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 03:00:50 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 27, 2016, 01:35:17 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XIX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 26, 2016, 02:20:36 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 25, 2016, 02:47:09 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 24, 2016, 12:33:18 ÖÖ]


BBBBO (2009) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 21, 2016, 03:26:27 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 20, 2016, 06:55:10 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2016, 02:01:35 ÖÖ]


Ynt: Humans on Mars (full text attached) Gönderen: PLMPLM
[Aralık 16, 2016, 12:38:33 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2016, 04:18:01 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2016, 03:03:00 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2016, 02:29:39 ÖS]


II. ABDULHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2016, 05:34:46 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2016, 11:17:51 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 08, 2016, 02:14:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2016, 01:59:38 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2016, 01:17:05 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2016, 01:16:27 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 26, 2016, 04:56:30 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2016, 07:02:12 ÖS]


Güç, Cinnet, Erdoğan... Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2016, 11:08:15 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 23, 2016, 05:45:33 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:42:48 ÖS]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:40:49 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2016, 08:20:18 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 20, 2016, 05:20:02 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 19, 2016, 03:04:33 ÖS]


Maneviyat Kütüphanesi-KATALOG Gönderen: agulle
[Kasım 18, 2016, 11:25:07 ÖS]


e-kitap ARAMA MOTORU Gönderen: agulle
[Kasım 18, 2016, 11:10:43 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Kasım 18, 2016, 02:04:42 ÖÖ]


bir-solukta-bogazinizda-yumruyla-okuyacaginiz-ataturk-un-son-100-gunu Gönderen: PLMPLM
[Kasım 17, 2016, 06:24:40 ÖS]


MANIFEST DESTINY Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 16, 2016, 03:09:10 ÖÖ]


YİNE TRUMP Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 14, 2016, 01:31:48 ÖS]


DERİN AMERİKA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 13, 2016, 03:13:11 ÖS]