Gönderen Konu: TÜRKİYE; İNGİLİZ MİLLETLER TOPLULUĞU ÜYESİ Mİ?  (Okunma sayısı 21739 defa)

0 Üye ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sefer Tan

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 108
  • Puan: +7/-0
TÜRKİYE; İNGİLİZ MİLLETLER TOPLULUĞU ÜYESİ Mİ?
« : Temmuz 25, 2012, 11:57:30 ÖÖ »
Nurullah AYDIN - 25 Temmuz 2012-ANKARA

TÜRKİYE; İNGİLİZ MİLLETLER TOPLULUĞU ÜYESİ Mİ?
 

Dış politikaya ilişkin alınan hemen her karar öncesi Türkiye cumhurbaşkanları veya başbakanları, İngiltere ile gizemli görüşmeler yapıyor.

Türkiye bağımsız mı? İngiliz milletler topluluğu üyesi mi?

Türkiye cumhurbaşkanı, İngiltere adına genel vali midir?

Bilinen Türkiye'nin bağımsızlığının batılı ülkelerce kabul edildiğine ilişkin 23 Temmuz 1923 tarihli bir Lozan Antlaşması vardır. Ondan iki gün önce İmzalanan 21 Temmuz 1923 tarihli anlaşma da vardır. Bu anlaşma iki nüsha olup biri Büyük Britanya Kraliyet Ailesi kasasında gizlidir. Diğeri de 1960 ihtilalinde ABD Büyükelçisi aracılığı ile ABD'ye gönderilir. Pentagon'da bir kasada muhafaza edilir. Bu anlaşmaya göre; Türkiye İngiliz Milletler Topluluğu'nun (Commonwealth of Nations) tek gizli üyesidir

Commonwealth, Britanya İmparatorluğu'nun diğer adı iken, Commonwealth of Nations, İngiliz Milletler Topluluğu, yani pakt'tır.

Bu nedenledir ki; Türkiye-İngiltere arasında yapılan anlaşmalar; TBMM'ye bile getirilmemiş, her kritik dış sorunda, yetkililer, Londra'ya gitmek zorunda kalmıştır. Yine Londra'da terör olayı üzerine Commonwelth of Nations'a bağlı ülkelerde ve gizli üye Türkiye'de bayraklar yarıya indirilmiştir.

Osmanlı imparatorluğunu, Balkanlarda ve Ortadoğu'da Fransa ile birlikte dağıtan İngiltere, işgalinde olan İstanbul'dan, boğazlardan ve Marmara bölgesinden ancak 1936 yılında çekildi. O tarihlere kadar İngiliz-Fransız işgali devam etti. İngilizler neden çekildi?

İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar hangi anlaşmalar sonucu Türkiye’den çekildi?

Sonra neler oldu? Churchill ile İnönü, 1939 yılında, Adana anlaşması yapar ve Türkiye, İngiliz ve Fransızlarla birlikte Almanya'ya savaş ilan eder.

İngiltere, Kıbrıs'ta bulundurduğu iki üsle; Akdeniz'i, Türkiye'yi, İsrail'i, Mısır'ı, Suriye'yi ve Ortadoğu'yu kontrol ederken, Türkiye'nin karar alma merkezi olmaya devam ediyor.

Başbakan Menderes;1959 Kıbrıs anlaşmasını, Yunanistan ve İngiltere ile yapar.

Başbakan Ecevit; 1974 Kıbrıs askeri müdahalesine öncesi hemen Londra'ya gider.

İngiltere kraliçesi Türkiye'yi ziyaret ettiğinde, bulunduğu savaş gemisi, işgal sırasında Dolmabahçe'de demirleyen savaş gemisinin aynı yere demirler ve uluslararası hukuku hiçe sayarak kendi suları ve egemenlik alanı imiş gibi Türk bayrağı asmaz. Cumhurbaşkanı Gül eşi ile Türk bayrağı ve cumhurbaşkanlığı forsu olmaksızın gemide bulunur.

Türkiye'de 14 Mayıs 2008'de;Kraliçe, İngiltere'ye önemli hizmetler yapmış, adanmış kişilere takılan Büyük Şövalye Nişanını "Knight Grand Cross of the Order of the Bath" nişanını Cumhurbaşkanı Gül'e takar. Bu nişan, üç kraliyet tacı ve "Üzerinde güneş batmayan İmparatorluk" ifadesini hatırlatan güneş sembollerinden oluşur.

İngiltere'de 9 Kasım 2010'da; Kraliçe, Cumhurbaşkanı Gül'e Chatham Houseyani Kraliyet Uluslararası İlişkiler ödülü verir. Tören, İngilizlerin Çanakkale Boğazı'nı işgal ettiği ve İskenderun'a asker çıkardığı 9 Kasım 1918'edenk getirilir.

İngiltere'de 21 Kasım 2011'de; Cumhurbaşkanı Gül, Londra'da düzenlenen şatafatlı kabulde, Kraliçe ve kraliyet yetkililerince iltifatlarla ağırlanır.

Türkiye'de 27 Kasım 2011'de Cumhurbaşkanı Gül, Chatham House (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü)İstanbul 2. Yuvarlak Masa Toplantısı'na basına kapalı katılır.

1900'lerin başında oluşturulan ancak 1920'de resmiyete dökülen kuruluşun ilk adı Yuvarlak Masacılardı. Bu masa, İsrail devletinin kuruluşuna öncülük etmiş, Osmanlı'yla, Orta Doğu'yu ilk parçalayan Sykes-Picot haritalarını çizmiş ve Sevr'i yapmıştı.

Masa, resmi bir kuruma dönüştürülerek, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstütüsü adı verilmişti. Kuruluşun en önemli özelliği ise, dünya sorunlarını, savaşları tartışıp yönlendirmesi olmuştur. Bu kuruluş aynı zamanda Exeter Üniversitesi'yle bağlantılıdır. Abdullah Gül ve Fehmi Koru'nun eğitim gördüğü Exeter, 2006'da Gül'e, 2007'de de İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'na doktora payesi vermişti. 2004'te Chatham House adını alan kurum, Chatham House Ödülü vermeye başladı.
Sefer Tan

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Üzerinde Güneş (Haç) Batmayan İmparatorluk
« Yanıtla #1 : Temmuz 25, 2012, 03:02:44 ÖS »
Üzerinde Güneş (Haç) Batmayan İmparatorluk

Tarih: 14 Mayıs 2008
Gazetelerden Manşet:
Kraliçe, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül"e "Büyük Şövalye Nişanı" taktı"
"Büyük Şövalye Nişanı"(?) bizim, mütareke basınının çevirisi böyle"

Orijinal İsmi:
   "Knight Grand Cross of the Order of the Bath"
Şimdi, siz çevirin. Bakalım, yukarıdaki gibi masum bir "Nişan" mıymış?

Neredeyse arınmışlar Rütbesinin Büyük Haç Şövalyesi şeklinde çevrilebilir.



Knight Grand Cross of the Order of the Bath
Bu kutsal (!) "nişan", İngiltere"nin en önemli devlet armağanı, Hıristiyanlığın da".
 
   Çünkü,gördükleri önemli işlerden dolayı, kişileri onurlandırmak için veriliyorlar.

Detaylar...

İngiliz Kraliçesi ABDullah Gül'e ne taktı?

"Eşek Adası'na Yunanlılar kilise bile yaptı"
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17772947.asp

Uzunada İngiltere'nin malı mı?
Boğaz"da İşgal...İngilizler, 93 yıl sonra Riva'da.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=530.msg28331#msg28331

İZMİR Körfezi NATO işgalinde mi? URLA - UZUN ADA - NATO !
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=21956.0

Eşek ve Bulamaç Adalarını Yunanlılar İşgal Etti
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=h9Q_muu0jS0" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=h9Q_muu0jS0</a>

Çevrimdışı Sefer Tan

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 108
  • Puan: +7/-0
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BİR YABANCI AJAN
« Yanıtla #2 : Temmuz 26, 2012, 03:06:22 ÖS »
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BİR YABANCI AJAN

 

25 Temmuz 2012 günü İnternette bir e-posta aldım.

Gönderen, Prof. Dr. Nurullah Aydın’dı.

Nurullah Aydın, Lozan Antlaşması ile ilgili şunları yazmıştı:

 

“Bilinen Türkiye’nin bağımsızlığının batılı ülkelerce kabul edildiğine ilişkin 23 Temmuz 1923 tarihli bir Lozan Antlaşması vardır. Ondan iki gün önce imzalanan 21 Temmuz 1923 tarihli bir anlaşma da vardır. Bu anlaşma iki nüsha olup biri Büyük Britanya Kraliyet Ailesi kasasında gizlidir. Diğeri de 1960 ihtilalinde ABD Büyükelçisi aracılığı ile ABD’ye gönderilir.

Pentagon’da bir kasada muhafaza edilir. Bu anlaşmaya göre; Türkiye İngiliz Milletler Topluluğu’nun (Commenwealth of Nations) tek gizli üyesidir.”


 

İngiliz Milletler Topluluğu, İngiltere’nin sömürgelerine verilen toplu isimdir.

Prof. Dr. Nurullah Aydın’ın iddiasına göre, İsmet İnönü Lozan’da Türkiye’yi İngiltere’nin bir sömürgesi yapan, yani İngiliz Mandasını kabul eden  gizli bir anlaşma imzalamış!

 

İngiliz Devlet Arşivlerinde uzun süre araştırma yapmış, Bağımsızlık Savaşımızın tüm evrelerini İngiliz tarih kitaplarından okumuş bir kişi olarak, Nurullah Aydın’ın yazdıklarının tam bir zırva olduğunu hemen gördüm.

Aynı gün Prof. Dr. Nırullah Aydın’a şu e-postayı gönderdim:

 

“Verdiğiniz bilgi doğru değildir, uydurmadır!

İngiliz tarih kitaplarında, İngiliz devlet belgelerinde böyle bir bilgi yoktur!

Ciddi kişiler böyle bir haberi okuduklarında “kaynak” sorarlar, “sağlam belge” gösterilmesini isterler.

Nerede ‘kaynak’, nerede ‘belge’?”


 

Bakın, bu e-postama Prof. Dr. Nurullah aynı gün nasıl yanıt verdi:

 

“Yazdığım her yazı kaynağa dayalıdır…

UYDURMA diyenler her nedense İngiliz muhipleri cemiyetinin günümüz temsilcileri…

Çok ilginç, yakıştıramadım.”


 

Mustafa Kemal, Bağımsızlık Savaşını başlattığında özellikle İstanbul’da dönemin aydınları “Amerikan Mandası” ile “İngiliz Mandası” arasında bir seçim yapmaya çalışıyorlardı.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti, yani İngilizleri Sevenler Derneği, İngiliz Mandasından yana olanların bir araya geldiği dernekti.

Prof. Dr. Nurullah Aydın’a, yazdığı uydurma bilginin kaynağını soruyordum, kaynak göstereceğine beni, günümüzün İngiliz Mandacısı olarak damgalıyordu!

Bilim adamı dediğiniz, günümüzde böyle oluyor!

Hemen aynı gün kendisine şu e-postayı yanıt olarak gönderdim:

 

“Terbiyesizlik yapmayın, kaynak gösterin!”

 

Bugün 26 Temmuz 2012 Perşembe, saat 11.16.

Lozan Barış Antlaşması’na gölge düşürmeye çalışan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’nı aşağılayıp değersizleştirmeye çabalayan Prof. Dr. Nurullah Aydın’dan, son iletime henüz yanıt gelmedi.

Eğer kendisinde bir damla ahlâk varsa, hemen özür diler, yanıldığını, yanıltıldığını, aldatılıp kandırılmış olduğunu itiraf eder.

Eğer Prof. Dr. Nurullah Aydın bunu yapmazsa, kendisini bir “Yabancı Ajan” olarak damgalayacağımı tüm halkımıza saygıyla duyururum.


 

Yılmaz Dikbaş

26 Temmuz 2012

dikbas@kalinka.com.tr
Sefer Tan

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Commonwealth of Nations, sözlük anlamı Milletin çıkarı, iyilik...
« Yanıtla #3 : Temmuz 26, 2012, 05:13:30 ÖS »
İngilizce ismi Commonwealth of Nations’dır. Sözlük anlamı Milletin çıkarı, iyiliktir. Commonwealth sözcüğü 1513′ten sonra devlet anlamında da kullanılmıştır. Dört önemli kullanımı vardır; bunlardan ikisi Britanya ile ilgilidir.

İngiliz Milletler Topluluğu’na üye ülkeler haritada kırmızı renk ile gösterilmiştir.



İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri ve deniz aşırı İngiliz toprakları için Türkiye’den vize başvuruları

Bu sayfa, Türkiye’den, bazı İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri ve deniz aşırı İngiliz topraklarına seyahat etmek istiyorsanız nasıl vize başvurusunda da bulunabileceğinizi açıklamaktadır. İstanbul’daki Birleşik Krallık Başkonsolosluğu ve Ankara’daki Birleşik Krallık Büyükelçiliği aşağidaki ülkeler adına vize başvurularını kabul etmektedir.

Denizaşırı İngiliz Toprakları

İngiliz Virgin Adaları
Bermuda
Anguilla
Cayman Adaları
Falkland Adaları
Cebelitarık
Montserrat
St Helena ve Bağlı Topraklar
(Ascension Adasi ve Tristan da Cunha)
Turks ve Caicos Adaları
Pitcairn Adasi
Grenad
Kiribati
Tuvalu
Ingiliz Antartik Bölgesi
Ingiliz Hindistan Okyanusu Bölgesi
Güney Georgia ve Güney Sandwich

Milletler Toplulugu ülkeleri
Gana
Botswana
Beliz
Lesoto
Malawi
Zambia
Zimbabwe

St. Kitss ve Nevis’i ziyaret etmek için su web sitesinden online başvuru yapabilirsiniz. https://evisa.gov.kn/evisa-prod/

***

LOZAN'IN GİZLİ PROTOKOLLERİ

Fettullahci Yılmaz Dikbaş hakkında UYARI.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Lozan'ın Gizli Protokolları tehlikede.
« Yanıtla #4 : Temmuz 26, 2012, 06:06:51 ÖS »
İşte yandaşların toplu saldırılarından örnekler...

Eyvah!.. Lozan'ın Gizli Protokolleri tehlikede

Cumhurbaşkanlığı  konusunda kopartılan yapay fırtınaların asıl sebebi "Lozan'ın Gizli Protokolleri’nin" ihlâli meselesidir.

Lozan'ın Gizli Protokolleri ne demektir?

Açıklanmasa da bu protokoller yazılı mıdır yahut şifahî/sözlü olarak mı yapılmıştır?

Bunlar hâlâ geçerli midir?

Lozan'ın Gizli Protokollerini ilk defa olarak, sanırım 1959'da merhum Üstad Necip Fazıl'ın Büyük Doğu'sunda okumuştum.

Bundan, uzun yıllar sonra CHP devrinde Van milletvekilliği yapmış olan merhum İbrahim Arvas "Hatıralarında" bahseder. Onun hatıraları önce küçük bir kitap şeklinde basılmıştı, daha sonra bendenize bu hatıraların ikinci kısmını müsvedde şeklinde verdi, haftalık Yeni İstiklâl'de tefrika ettik.

Lozan'ın Gizli Protokolleri kısmında İbrahim Bey birkaç madde halinde çok önemli ifşaatta bulunuyordu. Bunların yayınlandığı sırada durum müsait olmadığı için maalesef bu satırları basamamıştık. Sonra ihtilallar, darbeler, sıkıyönetimler, politikacıların ve gazetecilerin tutuklanması...

Bir yığın hadise oldu. Yurtdışına çıkmak zorunda kaldım. (Kaçmadım, normal şekilde pasaportlu olarak Hacca gittim, bir daha dönemedim... Altı seneye yakın sürgün hayatı yaşadım.)

İki günlük gazetem battı, evrakım, arşivim tarumar oldu. İbrahim Arvas Beyin hatıratının ikinci kısmının müsveddeleri ne oldu bilmiyorum.

Sanırım 1980'deydi, İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okuyan bir öğrenci ziyaretime gelmişti, elinde bir kitap vardı. Bu bir medeni hukuk ders kitabıydı. Öğrenci bana sayfasını gösterdi, orada Lozan Antlaşması'nın bir vesile ile gizli maddelerinden bahsediliyordu.

Bir TV programında bir araya geldiğimiz Aytunç Altındal Beye "Reklâmlar molasında" sormuştum: "Lozan'ın Gizli Protokolleri konusunda fikriniz nedir?" Şu cevabı vermişti: "Ben de böyle protokoller olduğunu duydum ama bu konuda herhangi bir bilgiye ve belgeye ulaşmış değilim..."

Geçenlerde yüksek rütbeli bir emekli subay "Cumhuriyetin bazı temel ilkeleri vardır, bunlar yazılı değildir ama bekçileri vardır..." şeklinde bir beyanda bulundu. Sayın emekli general acaba Lozan Protokollerini mi kastetmişti?

Lozan Antlaşması bir bütündür. Yazılı ve şifahî kısmıyla; açıklanmış veya gizli maddeleriyle...

Lozan'ın mimarı kimdir? Herkes bu mimarın İsmet Paşa olduğunu zanneder. Hayır, Lozan'ın mimarı Hahambaşı Hayim Nahum'dur.

Dr. Rıza Nur Hatıralarında Hahambaşıdan pek de olumlu olmayan satırlarla bahseder,
Lozan müzakereleri ikiye ayrılır: Birinci bölümde başta İsmet Paşa olmak üzere Türk delegasyonu sömürgeci ve emperyalist düvel-i muazzamaya İslâm konusunda, millî kimlik konusunda fıkıh ve Şeriat konusunda tâviz vermez. Lozan müzakerelerinin bu bölümünün bende Fransızca zabıtları var, İsmet Paşa Şeriatı, İslâm hukukunu sâdıkane bir şekilde müdafaa ediyor; ecnebilerin hakları ve güvenliği İslâm hukuku tarafından garanti altına alınmıştır diyor.

Sonra müzakereler neticeye ulaşmaz, delegasyon Türkiye'ye döner... Lozan'ın ikinci perdesi bundan sonra başlar. Hahambaşı Hayim Nahum devreye girer, büyük devletlerin başkentlerine gider, çok gizli müzakereler yapar...

Türkiye'nin Lozan resmî heyetine üye olur ve neticede bildiğimiz Lozan muahedesi (ahitleşmesi) ortaya çıkar ve imzalanır. İmzalanır ama Amerika Birleşik Devletleri bunu tasdik etmez.


1923'ten bu yana 84 yıl geçmiştir ve ABD, Lozan'ı hâlâ tanımamaktadır.


Lozan imzalandığında Türkiye'nin anayasasında (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu), "devletin dini, dîn-i İslâm'dır" yazılıydı. Yine Türkiye'nin Dolmabahçe Sarayı'nda ikâmet eden ve her hafta "Selâmlık Resm-i Âlisi" ile Cuma namazına giden bir Halifesi vardı. Medenî kanunu "Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye" idi. Hafta tatili cumaydı. Ve saire ve saire...


Şimdi içteki Beyaz Türkler ve dıştaki sömürgeci ve emperyalist devletler Lozan'ın Gizli Protokollerinin ihlâl edileceğinden korkuyorlar.

Yüzde 50'ye yakın oy alan AKP onlara garanti veriyor: Laikliğe bağlıyız, Atatürk ilkelerine bağlıyız, din devleti taraftarı değiliz, bu beyanlarımız sözde değil özdedir, bize inanın ve güvenin, biz sizi kandırmıyoruz...

Beyazlar bu sözlere inanmıyorlar, takiyyedir diyorlar. Haklılar, çünkü yakın tarihimizde birtakım kişiler ve gruplar da buna benzer takiyyeler yapmışlardı.


Lozan hakkında birbirini tutmaz, birbirine zıt bir yığın görüş var. Kimisi ak diyor, kimisi kara. Kimisi zafer diyor, kimisi hezimet. İtiraz edilmeyecek tek husus şu:

Lozan, Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası meşruiyet belgesidir.

Tekrarlamakta fayda var: ABD, Lozan'ı tasdik etmemiş. Unutmamak için elinize bir tesbih alınız, 117 defa bu cümleyi tekrar ediniz, ezberlersiniz.

Lozan konusunda Beyazların çok aykırı buldukları bir kitabı okumanızı tavsiye ederim: Kadir Mısıroğlu Beyin "Lozan, Zafer mi, Hezimet mi?" (iki cilttir.)

Halkımız maşallah uykuya genellikle düşkündür; yatakta uyur, ayakta uyur... TV seyrederken uyur, gazete okurken uyur...
İslâmî kesimde binlerce profesör yetişti, "araştırıcı yazarlarımızın" sayısı da çok.

Bunlardan biri yahut birkaçı himmet buyursalar da dünya arşivlerine girseler, senelerce polis hafiyesi gibi araştırsalar ve Lozan'ın Gizli Protokollarına ulaşsalar. Ne iyi olur...

Mehmet Şevket Eygi

***********

Bir yorum:
YILLAR ONCE YUKSEK LISANS DERSINDE, ASKERLIGINI YEDEK SUBAY OLARAK GENELKURMAY’DA YAPMIS OLAN HOCAMIZ, LAF LAFI ACINCA: "BIR GUN BENI SEVEN BIR GENEARAL, 'GEL DOKTOR GEL, SUNLARI GOR; AMA KIMSEYE ASLA ICERIGINI ANLATMAYACAKSIN' DEDI.

GORDUGUM SEY LOZAN'NIN GIZLI BELGELERIYDI VE OKUDUM

" BUNUN UZERINE BAZI OGRENCI ARKADASLAR "HOCAM NELER YAZIYORDU?" DIYE SORUNCA HOCAMIZ:

"ICERGINI SOYLEYEMEM AMA BIR SEY SOYLEYEYIM KI, BU BELGELERIN ICERIGINI BILMEDEN TURK TARIHI HAKKINDA KONUSAN BIRI, YANLIS KONUSMUS OLUR"
 
YANI, BENCE ISIN OZU:

LOZAN'NIN GIZLI BELGELERI VAR, COK ONEMLI VE BILINEN BILGILERDEN FARKLI ICERIGE SAHIP.

VESSELAM

A. AKIL

5 yıl önceki arşivimden...

***

ABD'nin Lozan Antlaşması Raporu ve Ölümüne Suskunluk / Mustafa Yıldırım
     
  - Merkezi ABD'de bulunan "sivil" giysili örümceğin ağına yakalanmamak kaygısı,
- Bu kaygının dürtüklediği sorumluluk duygusu ile,
- Sayın Mustafa Yıldırım'ın bu konudaki eserinden derlenerek,
- Sivil ağın boy hedeflerine doğru,  birer "can simidi" olarak düşlenip,  aşağıdaki satırlara aktarılmış kısa alıntıları,  önemle,  özenle,  dikkatle ve okunması (ve sindirilmesi) ricası ile,  bilgi ve bilinçlerinize. . .
arz ediyoruz!. .


              ABD Kongresi bir rapor hazırlatıyor. Ermeni soykırım yasa tasarısına takmış durumdaki Türkler bu rapora ilgi göstermiyorlar. Hatta her "soykırım yasası" kampanyasında karşı çıkan Amerikan-Türk dernekleri ve ABD'deki dışişleri görevlileri de bu rapor karşısında ölümüne suskun kalıyorlar. Türkiye'de ABD dolarıyla demokrasicilik oynayan küçük sivil örümceklerden böyle bir raporu görmeleri zaten beklenemez. Onların dışında kalan dernekler de susuyorlar. "Atatürk ilke ve inkılâpları" demekten kendilerini alamayanlar, ABD yönetimi "Birinci tehdit uluslar arası terördür" deyince "Birinci tehdit irticadır" diyerek kampanya başlatanlar da susuyor.

    Oysa bu rapor "soykırım yasa tasarısı" ile yıkılacağına inandıkları o devletin yasal varlığını ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Washington'daki devlet yönetiminin dış kapısında mandal adamlarının ağızlarından çıkan en küçük fısıltıyı kaçırmayanlar şimdi "Bunu duymamıştık" diyebilirler. Washington Büyükelçiliği herhalde onlara bu raporu yollamıştır ama görmeyen duymayan Türkiye yayın ortamına inat aynı rapor Zaman gazetesinde övülmüştür. Raporun yayınlanmasında kısa bir süre sonra Gazete Müdafaa-i Hukuk'ta da raporu değerlendiren uzunca bir yazı yayınlanmıştık.

     Bu durumda "Duymamıştık" gerekçesi boşa çıkıyor. Şimdi raporun yayınlandığı 2000 yılına dönelim ve önce ABD raporunun nasıl reklâm edildiğini okuyarak başlayalım.

    ABD Kongresi'nin "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Topluluğu Komisyonu(Helsinki Komisyonu olarak ta biliniyor)" tarafından hazırlanan "Din Hürriyeti: Seçilmiş AGİT Ülkelerinde Hukuksal Temel" adlı 212 sayfalık raporun ayrıntılarına girmeden, bu raporu Türkiye'de duyuran tek gazete "Zaman" oldu. Zaman'ın Washington'daki görevlisi, bu rapora "Dini Rapor" deyip geçiyor ve haberin sonunda Türkiye'ye gözdağı vermekten kendini alamıyordu. Kâğıt üstündeki yasaların, hatta anayasanın ve anlaşmaların uygulanmadığı, "28 Şubat süreci", "başörtüsü meselesi" ve " azınlıklar sorunları" gibi "can sıkıcı konular bulunduğunu" belirterek, Amerikan raporuna ne denli güvendiğini belli ediyordu. Aynı görevli, bir bakıma rapor yazıcıları adına meydan okumaktan da geri kalmıyor ve şöyle yazıyordu:

    "Varsa bir itirazınız, meydanı boş bırakacağınıza, bilim yoluyla gelen suallere, aynı şekilde karşılık verirsiniz."

    Bu durumda Zaman görevlisi açıkça Türkiye'yi sorguya çektiğine inanıyordu. Ne ki, aynı görevlinin, kime "siz" diyorsa onları bir de aşağılamaktan geri kalmıyor ve "Tabi verilecek cevabınız ve cevap verilebilecek uzmanınız varsa..." diye yazıyordu. "Siz" diye seslendiği T.C.'nin ne denli uzmansız ve ne denli aşağılarda bulunduğunu belirtmiş oluyordu.

    Aynı sayfada "Türk dostu" olarak nitelendiğini belirttiği Senatör Robert C. Byrd ile ilgili bir haberi de "Dini raporun perde arkası" haberinin yanına eklemişti. Bu haberde, Amerikalı Senatör Byrd'nin Türkiye'ye yapacağı geziyle ilgili bir kokteyl örgütlendiği yazıldıktan sonra, kokteyl esprilerine açıklık getiren yorumlar da eklenmişti. Zaman görevlisi, yabancılaşmanın özgün bir örneğini de veriyor ve "Türkiye'de bir Amerikalı senatörün ölüsü bile iş görür!" diyordu.

    Konumuz elbette rapor, ama onun Türkiye'de sunuluşu yönetimi de, propaganda anlayışının sergilenmesi bakımından önemli. "Ne de olsa gazete haberi işte" deyip geçmemek gerekiyordu. Çünkü bir ABD ‘den senatörün ölüsünün bile iş görebileceği, yani Türkiye'de ölülerden daha canlı ve daha değerli kişi bulunmadığını, T.C. uyruklu bir kişinin yazması, daha sonra değineceğimiz o önemli raporun içeriğiyle de amacıyla da ilişkili olmalı. Şimdi ölüsü iş görecek senatörü biraz tanımakta yarar var.

     Robert Byrd eski Ku Klux Klan (KKK)'cı olarak yazılıp çizilmiş bir kişidir. Onun değil ölüsünün iş görmesi, dirisinin bile Türkiye'de kabul görmesi söz konusu olamazdı. Yaşı 83 olan bu demokrat parti senatörü, yıllar sonra bile Klan etkisini üzerinden atamamış ve aramızda "Beyaz zenciler var" diyebilmiştir.

    Senatör Robert Byrd, uzun yıllar Demokrat Parti grubunu yönetirken kongre çalışanlarınca bir "tiran" olarak görülmüştür. Senatör Byrd kendi eyalet devletinde uygun olmayan yöntemler kullanarak yatırımlar yaptıran "King of Pork" Türkçesi ile "Domuz Kralı" olarak da ünlenmiştir.

    Robert Byrd öylesine demokrattır ki, Carter döneminde, İran' a dek gidip, İran diktatörü Şah Pehlevi'ye destek vermek için elinden geleni yapmıştır.

    Byrd'in durumu bir gerçeği unutturmamalı. Türkiye'de bazen Amerikalıların ölüsü bile iş görüyor ve TBMM'ne girip milletin vekillerine "siyasi ahlak" konferansları veriyorlar, hatta anayasa değişiklikleri için TBMM komisyonu ile birlikte çalıştıklarını açıklıyorlar. Lozan Anlaşması'nın yıl dönümünde, hem de ABD Kongre raporunun hemen ardından, "Lozan anlaşması yeniden değerlendirilsin" diye yazmalarına bakılırsa, söz konusu Amerikan raporu hedefi tutturmuş oluyor.

    ABD raporu T.C.'nin temelini yok sayıyor

    Mayıs 2000 tarihini taşıyan raporun içindekileri, Amerikalıların bilimsel ve tarafsız görünsün diye sıkça başvurdukları okul ödevi dilinden sıyırarak maddeleştirirsek belki o zaman, son yirmi yılda başımıza gelenleri algılayabiliriz. Bu rapor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin egemenliğinin bağıtlandığı Lozan Antlaşmasına iki yönden yaklaşıyor: (1) Türkiye azınlık haklar ve insan hakları din hürriyeti konusunda anlaşmaya uymamıştır ve (2) Türkiye, "Müslüman etnik azınlık" haklarını tanımamıştır.

    Rapor, Türkiye'nin kuruluş aşamasını dolaylı yoldan sorguluyor ve dahası gelecekteki sorgulamalar da kapı açıyor. Bağımsızlık Savaşı ile ilgili kısa yorum, aslında Lozan Antlaşması'nı uzun yıllar onamamış olan Amerika'nın 2000 yılı yaklaşımını özetlemekle kalmıyor, Alman "stiftung" larının danışmanlarınca ve ABD-İngiliz örgütlerinin parasal proje desteğini alan yerli "sivil" örgütlerce ileri sürüldüğü gibi zorlama / yapay ulus denilmesinin kaynağı da ortaya çıkıyordu:

    "Yabancıların hırsları Türk milli direnişini körükledi. Mustafa Kemal (daha sonra Atatürk) milliyetçileri Sultan'ın kuvvetlerine karşı iç savaşı kazandılar ve Rumları Anadolu'dan sürdüler."

    Günümüzde ABD'den gelen her şeyi iyiye yormak bazı aydın kişilerce ilke edinildiğinden, onların gözünü biraz olsun açmak için ABD dilini çevirmeliyiz. ABD raporu öz olarak diyor ki: Bağımsızlık savaşı yoktur! 1918-1923 arasında sürdürülen o savaşım bir "iç savaştır."

     Rapordaki "iç savaş" tanımlaması aşağı yukarı şu demek oluyor: Bağımsızlık Savaşı, istilacılara ve emperyalizme karşı gerçekleşmemiştir Anadolu dört bir yandan istila edilmemiş, Yunan orduları Trakya'ya ve Batı Anadolu'ya, Fransızlar Hatay, Adana, Gelibolu, yarım adası ve Antep'e İtalyan'lar Antalya, Muğla, Söke ve Kuşadası'na İngilizler, İstanbul, Kocaeli, Bandırma ve Çanakkale boğazına çıkmamışlar, ABD'nin desteklediği Ermeniler Kuzeydoğu Anadolu'ya girmemişlerdir.

     Mustafa Kemal'in önderliğinde, Osmanlı devletine karşı gerçekleştirilmiş bir "iç isyan" vardır. ABD siyasal terimiyle buna "insurgency" deniyor. Bu tür bir değerlendirme öyle pek yeni değildir. İstanbul'a yerleşen işgal komutanları ile Osmanlı yönetiminin ortak cephesinin ulusal savaşçılara karşı halkı kışkırtırken sığındıkları yarı siyasi, yarı dinsel gerekçedir bu "isyan" tanımlaması. İngiliz muhiplerinin "Kuvayı Milliye denen eşkıya" diye yazmaları da bu "iç savaş" tanımlamasına dayanıyordu.

     Kurtuluş savaşı bir iç kalkışmadan başka bir şey olmayınca, Türkiye'de savaşın iki tarafı bulunmuş oluyor. Bir yanda isyancı "Mustafa Kemal Milliyetçileri" ve karşı yanda da yasal Osmanlı devleti ve o devletin yönetimine yardım eden medeni Avrupalı ve Amerikalı güçler.

     Bu değerlendirme, Alman "stiftung" elemanlarının ve federatif Türkiyecilerin açıklamalarıyla o derece örtüşüyor ki, güncel yayınlarda, Ulusal savaş, "İhtilal" dir, ama ulusal yönetime karşı İngiliz-Yunan desteğinde savaşa tutuşan, Kuvayı İnzibat iyeciler, Aznavur Ahmet'ler, işgalcilerden açıkça görev almış olanlar, "hain" değil, "karşı ihtilalci" olarak nitelenmektedir. Terimler sonradan uydurulmuş değildir. ABD'nin ulusal çıkarlarına karşı çıkan her hareket, resmi tanımlamayla, "counter-insurgency" yani "karşı ihtilal" olmaktadır. Modern deyimlerle, iç savaş çıkartanlar "gerilla" ya da "terörist" oluyor, yasal devletin yanında yer alıp, işgalcilerle işbirliği yapanlar da "kontrgerilla" savaşçısı olmuş oluyorlar.

     ABD raporuna göre, Türk Bağımsızlık Savaşı

     Devlete karşı bir iç isyandır

     ABD Kongresi raporunda Türk Ulusal Bağımsızlık savaşı üstüne yapılan bu değerlendirme, günümüzde pek çoğuna rastlanan bir dahi derin tarih profesörünün düşünceleriyle sınırlı kalsa, sorun etmeye değmezdi. Ne ki, yabancı bir devletin resmi bir kurumca hazırlanan rapor, işin ucunu Lozan Antlaşması'na bağlayarak T.C. devletinin kuruluşunun yasal dayanağının bulunmadığını ileri sürmesiyle konu önem kazanıyor. Ve bu görüşler çeşitli uluslar arası konferanslarda, "Lozan Antlaşmasında Müslüman azınlık tanınmamıştır" denilerek dile getiriliyorsa ve Avrupa Parlamentosu,"nda "Kemalizm reddedilmeli" paragrafları içinde Lozan Antlaşması örtülü olarak tartışılmaya başlandıysa ve aile egemenliğini, saltanatı korumak için yurdunu teslimden bir an bile çekinmemiş olan ve ulusuna karşı işgalcilerle işbirliği yapmaktan kaçınmayan son Padişah Vahdettin, T.C. eski başbakanı Ecevit tarafından bile vatan hainliğinden aklanıyorsa, önem daha da büyüyor,   

      Rapordaki yeni satırlar bu önemi yaşamsal kılmaya yeterli olacaktır. Amerikan komisyonu, Bağımsızlık Savaşı'nın sonucunu da Türk ulusunun savaşım kararlılığını bir sonucu olarak görmüyordu:

     "Çeşitli uluslar arası ve iç nedenlerle, büyük güçler Yunanlılara yardım edememişler, aralarında birlik oluşturamamışlar ya da Sevr koşullarını yeniden dirilen Türklere kabul ettirememişlerdir."

     Alman Stiftung, ya da RAND uzmanı eski CIA elemanlarının ve Kürt-Türk uzlaşmacıların belirttikleri gibi, Türk ulusu ortalarda yoktur. İşgalciler "uluslar arası güçler" ya da güncel nitelemeyle "koalisyon güçleri" dirler. Türk ulusunun değil, bu "uluslar arası güçlerin" hatasıyla, "Mustafa Kemal Milliyetçileri" yani bir azınlık, bir hizip, yasal devlet yöntemine karşı isyan edip iç savaşa soyunmuş ve yönetimi ele geçirmiş oluyorlar. Kısaca "Zafer bunun neresinde? Ulusal birlik neresinde bu savaşın ?" demeye getiriliyor.

     Amerikan Kongre Komisyonu'nun raporunun adı yanıltıcıdır. "Din Hürriyet'in Yasal Dayanakları" raporu, azınlıkların yurtlarını yitirdiklerini de gündeme getiriyor. Azınlıkların önceden birer devletleri ve o devletlerin egemen olduğu vatanları varmış gibi yazılıyor.

     Bu durumda birkaç sorunun yanıtını bulmak gerekiyor. Örneğin: Rapor bunları neden yapıyor? "Lozan yeniden değerlendirilmelimidir" diyenleri ya da "Lozan mübadelesi büyük zarar vermiştir." ya da "Lozan mübadelesiyle eğitimli Rumlar gitti, onların yerine cahil köylüler geldi" diye romanlar yazanları neden mutlu ediyor? Bu soruların yanıtları, raporun "ilimsel" saptamalarında aydınlanıyor. Uzun alıntılar yapmak yerine rapordan özetleyelim:

Lozan'da Müslüman olmayan azınlık haklarından söz edilmiş ama bu azınlıkların adları belirtilmemiştir.

Lozan'da Türk tarafı müteffiklerin Ermenilerin, Nasturilerin ve Süryani Hıristiyanların "vatanlarını" belirleme isteklerini de kabul etmemişlerdir.

Türkiye daha sonra Rum Ortodoksları, Ermenileri ve Yahudileri tanımıştır.

Lozan'da Müslüman etnik azınlıkların hakları anlaşmaya geçirilmemiştir.

Bu değerlendirmenin dilini anlamak için uzman olmaya gerek yok. Özel görevli olmamak yeterlidir. Raporu, Türkçesiyle tersten okuyalım: Türkiye'de çok sayıda azınlık bulunuyor, azınlıkların "vatan" sorunları var, üç azınlığı kabul etmeyi bilen Türkiye ötekileri de kabul etsin, Müslüman etnik, yani Gürcü, Çerkez, Arap, Kürt, Laz, Pomak, Balkan ve Asya kökenli Müslümanlar da "azınlık" olarak kabul görsün vb.

   Konuya demokrasi havariliğiyle bakanlar, "Ne var bunda?" diyebilirler, ancak ülkelerin ve devletlerin varlıkları, egemenlikleri ne mantık ve çıkar hesaplarıyla sağlanabilir, ne de güvence altına alınır. Bu nedenledir ki; kurtuluş savaşları yapılıyor, mandacılarla bağımzılıkçılar, aşiretçilerle ulusçular, birbirinden ayrılıyorlar. Rapor, yoruma gerek kalmayacak denli açık. ABD Kongre Komisyonu demek yeniden görüşülmesini gerektiriyor. Rapor bu açık isteği, Lozan Konferansı'ndan bir müttefik sözcüsünün sözleriyle pekiştiriyor:

     "Türkiye doğum yeri, milliyet, dil, ırk ya da din farkı gözetmeksizin tüm nüfusun canını ve özgürlüğünü tamamıyla koruma yükümlülüğünü üstlenmiş olup, bu maddeyle her dinin ve inancın gereklerinin serbestçe uygulanacağına dair güvence vermiştir."

    Bu sözleri, egemenlik haklarından, tarihsel olaylardan, incelikle gizlenmiş emellerden kopararak anlamaya çalışacak olanlar, "insan hakları" adına ayağa kalkacak ve işgalcilerin sözcüsünü alkışlayacaklardır.

     Oysa mantık basittir. Onlara göre, Lozan'da bir uluslar arası antlaşma yapılmıştır ve Türkiye bu anlaşmaya uymak zorundadır. Antlaşmanın eksiklikleri daha sonra altına imza konulan uluslar arası anlaşmalara da uydurulmalıdır.

     Uydurulma işi için uzun süre beklenmedi. "Kopenhag Uyum Paketleri" denilerek, ABD Kongre Raporunun gereği hızla yerine getirilmiş oldu. 2001 Baharı'nda ve2002 Ağustosu'nda TBMM'de gerekli yasal değişikliklerle başlanıldı ve 2003'de hız daha da artırıldı. Irak'a saldırı kargaşası içinde meclisten üst üste yasalar çıkarıldı. Bu gelişmeler ayrı bir kitap konusudur. Şimdi yeniden rapora dönelim.

     Raporda T.C. devletinin kuruluş yasallığı tartışmalı bir duruma sokulurken, din hürriyeti örtüsü altında antlaşmanın geçersizliği savunulmaktadır. Raporda, Türkiye'nin yasalarının değiştirilmesi ve tekkelerin, zaviyelerin, manastırların açılması isteniyor. "Türkiye Lozan anlaşmasına zaten uymuyor mu?" diye sorulacak olursa, bunun yanıtı raporda tüm açıklılığıyla yer alıyor. Rapordaki dolambaçlı anlatımı bir yana bırakıp, özetleyelim:

     - Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 24. maddesi din hürriyetini kısıtlıyormuş. Türk devleti, Ortodoks patrikliği gibi kurumların Türkçe dışı eğitim vermelerini, yabancı dindaşlarıyla ya da diğer din kurumlarıyla ilişki kurmalarını devletin bölünmez bir bütünlüğüne karşı tehdit olarak görüyormuş.

     - Türkiye'de çeşitli Müslüman mezheplerine bağlı insanların parasal ya da politik güç elde etmeleri engelleniyormuş.

      - Türkiye'de dinsel toplulukların başında bulunanların ya da müritlerin unvanlarının kullanımı yasaklanmış, tekkeleri ve türbeleri kapatılmış. Oysa milli kahramanların türbeleri açık tutuluyormuş ve devlet bu yerlerin bakımını üstleniyormuş.

     - Dinsel giysilere yalnızca ibadet yerlerinde izin veriliyor.                                   

     - Kanunlar aynı zamanda memurların iş yerlerinde, öğrencilerin okullarda giyim kurallarını belirliyor ve bu kanunlar nedeniyle "başörtüsü" yasaklanıyor.

     - Türkiye, Hıristiyan kurumların mülk edinmelerini engelliyormuş.

     - Türkiye, Halki (Heybeliada) Manastırını kapatmış. Bu manastır açılırsa, Müslümanlar dâhil, diğer cemaatlerin de özel din okulları açmalarına olanak sağlayacakmış.

     - Lozan'da, zaten Osmanlının Müslüman olmayanlara tanıdığı dinsel haklar tanınmış oluyor da Osmanlı'nın tanıdığı diğer haklar tanınmıyormuş.

     - Yehova Şahitleri'nin bir din olduğu kabul edilmiyor ama temyiz (Yargıtay) mahkemesinin kararıyla bu durum düzeltilmiş.

     Raporun özü işte bu satırlarda görülüyor. Yukarıdaki olumsuz tümceleri olumlulaştırırsak, Türkiye'nin Lozan Antlaşması yasallığından kurtulması bir yana cumhuriyet devletinin kuruluş evresinde kabul edilen tüm yasaların ortadan kaldırılmasının istendiği görülecektir. Şöyle ki:

     - Tarikat-ticaret bağlarına, şeyhlerin örgütsel destek için şirketleşmesine engel olunmamalıdır

     - Şeyhler, papazlar, hahamlar, hocalar vb. sözde dinsel kılıklarıyla ortalıkta dolaşarak toplum içinde kutsal giysilerine uygun bir ayrıcalık elde edilmelidirler.

     - Okullarda ve iş yerlerinde etnik kimliğe uygun giyim özür olmalıdır. Turban altına gizlendiği açıktır.       

        - Hıristiyanların, Musevilerin her mezhepten Müslümanların, tarikatların ve böylece tüm etnik azınlıkların kendi bildiklerine okullar açarak, uluslaşama sürecini durdurmaları serbest bırakılmalıdır. Tıpkı 1923 öncesinde olduğu gibi.

          - Toplumsal düzen, yurttaşlık yasaları Osmanlı dönemindeki gibi olmalı, Tanzimat yasalarıyla Avrupalılara ve Amerikalılara tanınan eğitim, Örgütlenme, misyoner merkezi oluşturma serbestliği yeniden tanınmalıdır.

          - Çeşitli dinlerin özgürce örgütlenebilmesi için hukuk elverişlidir. Yargıtayın Yehova Şahitleri ile ilgili kararı kullanılabilir.

      Rapor işte bunları istiyor. Din Hürriyeti Senaryosu bölümüne baştan dönüp olayları bir kez daha gözden geçirirsek, ABD raporuna uygun bir eylem planın yürütüldüğü kolaylıkla anlaşılacaktır. Bunun böyle olduğunu anlamak için ABD'nin ve onların destekçisi Avrupa'nın "projet democracy" aygıtı ile Türkiye'de uluslaşama sürecinin en önemli ve vazgeçilmez ilkesi olan laiklik devlet düzeninin ve sonuç olarak T.C.'nin yıkılmak istendiği de görülecektir. Rapora bir kez daha dönelim.


       Kongre Raporu: Anlaşmazlıkların kaynağı laikliktir

       Raporun satırları arasında yukarıda sayılan olumsuzlukların kaynağını bulmak zor değil. Rapor diyor ki: "Bugünkü anlaşmazlıkların ana kaynağı Osmanlı'nın yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuş ortamında oluşmuştur." Bu satırları yorumlamaya gerek yok. Rapor kargaşanın nasıl yaratıldığını şu sözlerle açıklıyor:

     "M. Kemal Atatürk, çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine geçirmek istedi."

     Amerika raporu, güncel operasyonu tarihsel nedenlere bağlamakta gecikmiyor:

      "Laikliğin kurumsallaştırılması Kemalistler ve çoğunlukla İslamcılar olarak adlandırılan muhafazakâr Sünni Müslümanlar arasında, günümüzde de sürmekte olan, bir gerilim yaratmıştır."

    Bu raporla ne yapmak istiyorlar? Demez misiniz? Kimileri şöyle diyecektir: "Rapor başımıza gelenleri ne güzel açıklıyor değil mi? Eloğlu bile anlıyor çektiklerimizi." Bunun çirkin bir oyun olduğunu görebilecek olanlar da, karşı çıkma yerine susmayı yeğlemiyorlar mı?

    Toplumsal dayanışmayı ve birliği sarsmaya dönük, tarihsel gerçekleri ve olayların nedenlerini göz ardı eden rapora göre, devletin kuruluş aşamasında, "Sünni Müslümanlar" ile "laiklik kurucular" arasında, bir çatışma yaşanmış oluyor. Hayır, iş bu kadarla da kalmıyor. T.C. devlet düzenini destekleyen halkın çoğunluğunun "Sünni" mezhebinden olduğunu saptadığından, yeni bir tanımlama yapıyor: "Muhafazakâr Sünni Müslümanlar." Böylece çatışmanın merkezine Osmanlı-T.C. zıtlığını koymakla yetinmiyor, daha alt bölünmeler, daha doğrusu, Batı dünyasınca sahip çıkılması gereken bir toplumsal öbek daha yatıyor.

    Gerçekte halkın onaylamadığı bir sürtüşmeyi, gündeme taşımanın kimin işine yaradığını düşünmeye değer. Buradan çıkarak, ABD'nin amacını değerlendirebiliriz. Tarihsel bağlantıdan sonra günümüze atlayan rapor, "28 Şubat 1997 Ültimatomu"na geçiyor ve Refah Partisi'nin iktidardan uzaklaştırıldığını, "Hijab" ve "Başörtüsü" sorunu olarak nitelendirdiği "türban" olaylarını vurguluyorlar. Rapor, kadın öğretmenlerin işten atılmış olduğunu belirtiyor ve Merve Kavakçı'nın durumunu ayrıntılarıyla anlatıyor. Rapor, din hürriyetinin kısıtlanması kapsamında, "28 Şubat Ültimatomu" ile "imam hatip özel okullarının kısıtlandığını" saptıyor.

     Bu arada anımsatmalıyız ki, Merve Kavakçı'nın meclise doğru yürüyüşü olmasaydı, Türkiye'deki din hürriyeti konuları Amerikan devletinin resmi raporlarına bu yoğunlukta geçmeyecekti. Merve Kavakçı Mayıs 1999'da "Onların demokrasi testinden geçirdim. Sınıfta kaldılar" diye açıklama yaparken, bu katkısının bilincinde miydi? Sonraları Avrupa'da, Londra'da İngiliz parlamentosunda ve Georgetown Üniversitesi'nde aynı çizgide konuşmayı sürdürdüğüne ve Hamas'ı destekleyen Amerikan Müslümanlarının kurdukları örgütlerin ABD yönetimiyle görüşmeler yapmaları ve Türkiye'nin cezalandırılmasını istemelerine bakıldıkta, Merve Kavakçı'nın katkısının, daha doğrusu onun, "Din Hürriyeti" senaryosundaki ve şu ‘Lozan Raporu'ndaki değeri herhalde anlaşılmış olacaktır.

     ABD raporunda, uluslar arası anlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve üzerinde yasal bir denetim yapılamayacağı belirtiliyor. Bunun anlamı, Varşova-1998 konferansında ABD delegesi Leyla Al Marayati'nin söylediklerini, Lozan antlaşmasının ele alışındaki yaklaşımı, raporun yayındaki zamanlamayı ve "Müslüman etnik azınlık" nitelemelerini yeniden gözden geçirmek yeterli olacaktır.

     O günlerde, RP Milletvekili Oya Mughisuddin'in Avrupa'da yapılan bir konferansta "Müslüman azınlık hakları tanınmıyor" diye yakınmasını ve TOSAV danışmanlarından Prof. Baskın Oran'ın AB ve İstanbul Barosu'nca düzenlenen " Türkiye'de Azınlık Hukuku" konferansında Lozan antlaşmasında yalnız Hıristiyanlara değil öteki etnisitelere de azınlık hakkı tanındığını söylediğini eklersek raporun öncesi ve sonrası kolaylıkla anlaşılabilir.

     Daha önce de belirtildiği gibi ‘project democracy' her kesimi birleştirir. Ortak paydanın adı çok kültürlülük için zenginleştirilmiş Amerikan tasarımlı demokrasidir. Din devleti yolunda yürüyenlerle, etnik azınlık milliyetçiliği yaparak yabancı egemenlerle ilişkilerden yararlanmak isteyen sözde aydınlar, ayrılıkçılar, para piyasası oyuncularının önünü açmak üzere "liberal enternasyol" e katılanlar aynı cephede birleştiler.

     Birleşenler, ABD'nin cumhuriyet devletinin kuruluşundan bu yana dayattığı Lozan Antlaşması'nın geçersizliği kurgusunun AB'nce kabul ettirilen ve Türkiye'yi yönetenlerce canı gönülden kabul edilen değişimlerle başarıya ulaştı. T.C. Başbakanlığı bünyesinde oluşturulan İnsan Hakları Komisyonu, Lozan Antlaşması'nda Müslüman azınlıklara haklar tanındığına, her türlü dilde eğitimin serbest bırakılarak dayatmacı "Kemalist" rejimden vazgeçilmesinin gereğine hükmetti.

     İşin temeli, komisyon raporundan önce, TOSAV'ın Türk-Kürt sorunu çalışmalarıyla biçimlendirdiği anayasa taslağıyla, A.B kuyruğuna takılan TUSİAD'ın raporlarıyla, İbrahim Kaboğlu'nun düzenlediği ve Yunanlıların büyük bir iştahla katıldığı Anayasa reformu panelleriyle atıldı. Çatısı da TESEV desteğiyle hazırlanan, Baskın Oran imzasını taşıyan "Türkiye'de azınlıklar: kavramlar, Lozan, iç mevzuat, içtihat, uygulama" raporuyla kapatıldı.

     Başbakanlık Komisyonda yer alan kuruluş ve kişilerin ABD hazinesinden NED kanalıyla ve AB fonlarından aktarılan paralarla ve düşünsel katkılarla kurulan örümcek ağına bağlanmalarında önemin bir kanıtı gibidir.

     Söz konusu birleşmenin, hükümet edenlerin geçmiş açıklamaları ve ABD temasları da göz önüne alındığında, operasyonun ne denli kapsayıcı olduğu da anlaşılacaktır. Komisyon üyesi 73 kişiydi. Kişilerden, dernek ve vakıflardan bir kaçının adını sıralamak bu yargıyı güçlendirecektir:

     İbrahim Kaboğlu(başkan), Baskın Oran, İhsan Dağı, Yılmaz Ensaroğlu (mazlumder), Kamil B. Raif (TDV), Zafer Yayvan (TUSİAD), Türkan Saylan (ÇYDD),Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu (Kadın İnsan Hakları Vakfı), Levent Korkut (LDT Derneği), Şenal Sarıhan (Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği), Ali Doğan (H. Bektaşi Veli A. K. Vakfı), Mustafa Şimşek (Birlik Vakfı), Handan Soğuk ( İKV), Bülent Tamer (Helsinki Yurttaşlar Derneği).

     Bağımsızlık ve egemenliği korumakta duyarlı davrananları ‘Sevr' sendromu yaşamakla aşağılayanların görüşleri bu raporda "tarihsel ve siyasal neden: Sevr Sendromu" başlığıyla devletin resmi belgesine geçmiştir. "Yeni Zemin" ,  "Yeni Sözleşme" , "Uzlaşma Anayasası" gibi örümcek ağına tutulanlarca kullanılan örtülü adlandırmalar bir yana bırakılmış ve bu raporda "Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve ilgili yasalar; özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik bir içerikle ve toplumsal örgütlü kesimlerin katılımıyla yeni baştan yazılmalıdır" maddesiyle açığa vurulmuştur.

    2004 yılı ‘azınlık hakları' konusunda sürdürülen operasyonun başarılarına tanık oldu. Prof. Baskın Oran TESEV'in katkılarıyla bir azınlık raporunu kitap yaptı. Ayrıca, ‘Azınlıklar Vakfı' da kuruldu. Doğu Anadolu'dan çok sayıda belediye başkanının da aralarında bulunduğu yüzü aşkın kişi Herald Tribune'de bir ilanla Kürdistan'a özerklik istediler. İmza sahipleri arasında ERNK'nin İslamcı kanadının başkanı Abdürrahim Düre'de yerini aldı.

    ABD'de hazırlanan Lozan raporuna ses çıkarmayanların bu gelişmeler karşısında seslerini yükseltmeleri yadırgatıcıydı, ama bu sesler bile çok kısa sürede sönüp gitti. Arkalarında kurumsal destek olsaydı uzun soluklu bir toparlanış olabilir miydi, sorusunun temeli olamazdı. Çünkü destek vermesi gereken kurumlar, Erbil'de açılan Kürdistan parlamentosunun ABD ve Batı Avrupa tarafından açılışta temsil edilerek desteklenmesi karşısında susmuşlardı.

     Açıktan kurulan sivil ağın düğümleri ile askeri ile askeri işgalin ilmikleri sonunda birleşmişler ve Ortadoğu'da barış ve istikrarın yok olmasında bir araç rolünde oynayan Kürdistan Güney Devleti anayasasının şu giriş maddesi bile Lozan'ın çoktan yok sayıldığının kanıtı olmuştu:

     "1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması'nın 62-64 nolu maddeleri Kürtlere self-determinasyon hakkını tanımasın rağmen, uluslar arası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu hakkı elde edip uygulamaya geçirmelerini engellemiştir. Sevr Anlaşmasına konulan maddelerin tersine, Güney Kürdistan 1925 yılında, kendi halkının iradesi dikkate alınmadan dört yıl önce yani 1921 yılında kurulmuş olan Irak devletine müsadere edilmiştir. 25 Aralık 1992 tarihinde, İngiliz ve Irak hükümetleri Kürtlerin kendi yönetimlerini kurma hakkını tanıyan bir açıklama yayınlamışlar ve Kürt temsilcilerinden hükümet biçimini coğrafi sınırları ve Irak ile siyasal ekonomik ilişkilerin biçimini belirlemeleri istenmiştir."

     Yıllardır: "Sevr" bir sendrom mudur, değil midir, diye tartışılırken: işi din ifade özgürlüğü bağlamında hafife alan kişi ve kurumlar bu maddeyle bile uyanmamışlar; hatta onlar karşısında göstermelik bir iki demeçten sonra susmuşlar; stratejik müteffiklerinin planlarını destekleme hesaplarını gözden geçirmeyi bile görmüşlerdir.

       Bu yorumları şoven ya da aşırı ulusalcı olarak değerlendirecek olan sözde barışseverler, Lozan Antlaşması'nın Ortadoğu'da ve tüm dünyada ezilen ulusların başkaldırısının, barışın ve dayanışmanın bir belgesi olduğunu gelecekte siyasal yorum kitaplarında okuyunca acı duyacaktır. Ne ki acı duymanın tarihsel sorumluluğu ve insanlığa karşı işlenen suçları ortadan kaldırmadığı da, sıradan bir gerçektir.
dnm-ler.com

***

İngiliz Casusu Mustafa Sagir'in (Sagîr)

LOZAN ANDLAŞMASININ ORİJİNAL BELGESİ

Çevrimdışı Sefer Tan

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 108
  • Puan: +7/-0
ÇUKURA DÜŞTÜ ÇIKAMAZ PIR PIR EDER UÇAMAZ !..
« Yanıtla #5 : Temmuz 27, 2012, 10:10:25 ÖS »
ÇUKURA DÜŞTÜ ÇIKAMAZ PIR PIR EDER UÇAMAZ !..

Son günlerde internet sitelerinde adı dolaşan bir Nurullah Bey var..
O, gizli devlet sırlarını ortaya çıkardığı ya da bildiği iddiasında “emsalsiz” bir kişidir!?...

Nurullah Bey buyuruyorlar ki;

• 21 Temmuz 1923’te Lozan antlaşmasından önce İnönü, İngiliz hükûmetiyle gizli bir anlaşma yaparak İngiliz milletler camiasının Gizli Üyesi olmuşuz??
• Bu müthiş bilgiye inanmak için bazı meraklı kişiler kendilerinden belge  istemişler..
• Nurullah bey belge sıkıntısına düşünce, hemen daha büyük bilinmeyen bir bilgi ile cevap vermiş.
• Meğer bu gizli anlaşmayı Atatürk reddetmiş…imiş… İnönü de buna fena hâlde kızarak Atatürk’e karşı bir Hükûmet darbesi hazırlamış…yapmış mı yapmamış mı, bunu Nurullah bey kendisine saklıyor?.
• Bu büyük bilgiyle tatmin olmayan münasebetsiz kişiler, gene belge de, belge diye tutturmuşlar.. Bakın şu hâle!..Adamı üzmenin âlemi var mı? 
• Meğer belgeler Nurullah  Beyin – lâf aramızda, bir türlü satamadığı – kitaplarının içinde imiş!...
• Kitaplarının değerine gelince, Nurullah beyciğimiz, Aydoğmuş adlı bir değerli kişinin kitaplarından  yürüttüğü bilgileri, kopyala-yapıştır tekniğiyle, kendi kitaplarına  yapıştırıvermiş…Ne beceri ama?..
• Belge soranların, İngiliz dostları cemiyetinin temsilcileri olduklarını  ortaya çıkarmış…Takdir edilecek bir hafiyecilik!..
• Bu temsilcilerin başında da sayın Lâle Gürman (!) gelmekte imiş… Çok üzüldüm ve hayal kırıklığına uğradım…O Lâle Hanım ki Ön-Türk Kültürü için yırtınır, paralanır  meğer İngiliz ajanı, mandacısı imiş… Ne günlere kaldık Ya-Rabbi?
• Nurullah bey, Lâle Gürman’ın bu yönünü ortaya çıkardıktan başka, özel durumlar için hafızasında tuttuğu seçilmiş, külhanbeylerine ait olduğu iddia edilen cümleleri, büyük bir nezaket eseri olarak - kendisine yazılı olarak göndermiş..imiş
• Hızını alamamış gruptaki arkadaşlarını (!) da bu tür sevimli cümlelerle cilâlamış… Ne kabiliyet?...

Gerçeğe gelelim:

Nurullah bey, öyle anlaşılıyor, yalanla işe başlamış, her yalan  için yeni bir yalan, bir yalan daha …. Atalarımızın dediği gibi minareyi çalmış ama, kılıf üstüne kılıf…

Aslında;

Nurullah beyimiz, kendi kazdığı çukura düşmüştür. Her Pır-pır edişte uçacağına, biraz daha derine inmekte olduğunu bir türlü kabul edememektedir.. Bu gidişle arzın merkezini bulacaktır… Tanrı yardımcısı olsun!..

Saygılarla,

Halûk Tarcan
Sefer Tan

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Lâle GÜRMAN denince...
« Yanıtla #6 : Temmuz 28, 2012, 05:17:12 ÖS »
Lâle GÜRMAN denince aklıma eski bir kaç yazı geldi.

Hem yineleyelim hem anlayalım bakalım Gürman böyle bir şey der mi, demez mi?


Sayın Şafak Pavey'e Açık Mektup

Kiymet Nadir Bindebir tarafından yazıldı.     
05 Ocak 2012
 



Lale GÜRMAN

Sayın Şafak Pavey,

TBMM'deki bütçe görüşmelerinde yaptığınız konuşma, partinizin içindeki dostlarınızdan epey alkış almış. Öyle okudum.

Yalnız bu konuşmanıza benim hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vergi veren bir kişi olarak hem de CHP seçmeni olarak bazı itirazlarım olacak:

Sözlerinizin başlangıcında "toplum olarak bizim de özgürleşmek ve zenginleşmek hayallerimiz olduğunu, dünyaya huzurla bakan, üretici meslekleri olan bireyler olarak bir diğerine özen gösteren, diğerinin varlığına kin gütmeyen vatandaşlar birliği" diyerek doğru bir saptama yapmışsınız. Fakat işte bu noktadan sonra AB yandaşlığınız aklınızın önüne geçmiş: Siz son yılların Avrupası'nda neler olmakta olduğunu ya unutmuş ya da bize unutturmaya kalkmışsınız!

Avrupa Birliği'nin çakma bir birlik olduğunu bugün sokaktaki insanımız bile öğrenmişken, sizin, hem de bir CHP vekilinin hâlâ öğrenememiş olduğu düşünülemeyeceğine göre AB'yi gereksiz övmelerinizin nedeni nedir?

Hükümetin insanlık değerlerinde AB ile buluşamadığından bahsetmişsiniz. Öncelikle düzeltilmesi gereken bir cümle bu! AB'nin bugün geldiği durum ortada iken, siz nasıl olur da insanlık değerlerinin AB içinde varolduğunu düşünebilir ve bunu empoze etmeye kalkabilirsiniz? En son örnek; düşünceye yasak getiren Fransa'nın tutumu, sizi hiç mi rahatsız etmemekte, eleştirmemektesiniz?

Utanç örneği olarak yalnızca Hrant Dink duruşmaları mı aklınıza gelmekte? "Uzun tutukluluk sürelerine AKP'li meslektaşlarım (milletvekilliğinin ne zamandan beri meslek sayıldığını kime sorduysam öğrenemedim) tarafından düşünülen çözümü hayretle tekrarlamanız" yeterli gelmiş size?! Hrant Dink'in adını rahatlıkla telaffuz ederken -diğerlerinden vaz geçtim- en azından Silivri'de esir tutulan partinizin iki değerli üyesinin adlarını anmak hiç mi aklınıza gelmedi sizin? Onları yok farz etmek sizi hiç mi rahatsız etmemekte?

O çok beğendiğiniz, yere göğe sığdıramadığınız AB'nin Türkiye'deki bu hukuksuzluklara gıkını çıkarmayı bırakın, mutluluk içinde ellerini oğuşturmasını da mı görmüyor, bizlerin de görmesini istemiyorsunuz? Siz istemiyorsunuz diye bizler de bu gerçeklerin farkında olmayacak mıyız sanıyorsunuz? Bu nasıl bir vehimdir, inanılmaz!

Hükümetin, "Kuzey Afrika'da Müslüman Kardeşlerin iktidara getirilmesinden", "Kaddafi'nin hukuksuzca linç edilmesinin parçası olmaktan" filan bahsederken nasıl da farkında değilsiniz; bu işleri kotaran AB-D, taşeronları ise AKP, CHP, MHP! Halkın bildiğini, siz, hamaset nutuklarınızla gizleyebileceğinizi mi sanmaktasınız? Böyle sanmakla yalnızca kendinizi aldatmaktasınız!

Konuşmanızda vurgulamalarınız, AB övgüsü ve AB olmadan yaşanamayacaği görüşünüz! Ne kadar hazin ve acı vericidir ki, bu düşünceleri seslendirebilen bir kişi bugün Atatürk'ün CHP'si içinde görevlendirilmiş bulunmaktadır!

NUTUK'u hiç mi okumadınız?

Dünyanın bilim ve buluş merkezi olduğunu iddia ettiğiniz Avrupa, bilmeliydiniz ki, Doğu'nun buluşları, Doğu'nun değerlerinden yararlanarak, o değerlerin üzerine değerler katarak bugünlere gelmiştir!

Etnik köken, mezhep rekabetinin ülkemizi barut fıçısına çevirdiğini saptamışsınız! Doğrudur! Fakat nedenlerini irdelemede eksik kalmış, orayı geçiştirmişsiniz! Bu "barut fıçısını" yüzyıllardır oluşturan kimlerdir? Meselenin köküne inmeden yaptığınız saptamalar havada kalmakta, ne size yararı olmakta ne de konuşmanızı alkışlayanlara!

Konuşmanızın arasına sıkıştırdığınız cümlelerden belli olmakta ki siz zaten Kıbrıs'tan da vaz geçmiş durumdasınız!

Sayın Şafak Pavey, siz hükümeti bir takım davranışlara davet ederken ben de sizi, bu ülkedeki bir vergi mükellefi ve CHP seçmeni bir vatandaş olarak Atatürk çizgisine dâvet ediyorum!

Saygılarımla,

Lâle Gürman

Mustafa Kemal'in kızlarından biri

bakiselamlar.com

***

Benim Vicdanım Da YCHP'yi Reddediyor!

Lâle GÜRMAN, 10 Nisan 2012

YCHP tam da kendinden bekleneni yaptı: VİCDANSIZ ORTAKLIK kurdu! Kiminle mi? BDP ile!

Vicdani red denen vicdansızlıkta YCHP başı çekmekte! Zaten kimin elinde bir salatalık görse, "tuzu benden!" diye ortaya çıkan Soros beslemeleri ile doldurulmuş olan bir parti!

İhanetin bu boyuta varacağını CHP seçmenleri pek beklemiyordu! Ve beklemediği, YCHP'yi hâlâ CHP sandığı için vekillerin partiyi babalarının çiftliği gibi idare etmekte olduğunu yeni yeni anlamaya başladılar. Fakat ne ilginçtir ki milletin anlamaya başladığını, parti içindeki YCHP'liler anlamamakta ısrarcılar!

Çevremiz ateş çemberi... Irak tekrar bölünme yolunda.. Peşmerge reisi, "Maliki toplantıma gelmezse, kendisini tanımam" diye tutturmuş! ABD, İsrail, Yunanistan'ın tatbikatları hâlâ sürüyor. Hedef, Türkiye! Komşularımız Suriye ve İran ile kapışmamızı isteyen ABD ısrarını arttırarak devam ediyor! Ve güçlü orduya en çok gereksinim duyduğumuz bir dönemde, YCHP ortalığa düşmüş, Soroscu ağzı ile konuşuyor: "Vicdani red konusu Anayasa'ya girmeli"! Bu Soros solcuları varken, AKP'ye fazla görev düşmemekte!

Ey YCHP içinde yer alan vekiller? Milletin vekâlet verdiği, "hakkımı, hukukumu koru" diye Meclis'e yolladığı vekiller? Bu ihanetlerin peşinden gitmekle, sessiz kalmakla sizler bu halkın içine nasıl çıkacaksınız? Sahi, sizler eşlerinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın, yakınlarınızın yüzlerine nasıl bakabiliyorsunuz? Hiç mi sızlamaz sizin vicdanınız?

Fakat şunu çok iyi bilin ki bizler var oldukça sizin ne olup ne olmadığınızı bu halka anlatmaya, ihanetlerinizi ortalığa saçmağa devam edeceğiz!

Bu millet AKP'yi aslâ bağışlamayacaktır ama AKP'den daha da fazla siz YCHP'lileri affetmeyecektir!

guncelmeydan.com

***

Hani, birileri ilkokul öğrencilerinin her sabah Atatürk’ün yazdığı “Türküm, doğruyum, çalışkanım” andını okumasını diline dolamıştı. Bu şikayeti dillendirenlerin arkasında ise ABD ve AB var. Peki ABD’de ilkokul öğrencilerinin lise son sınıfa kadar her sabah sınıflarında ayağa kalkarak ettiği yemini biliyor musunuz?

Lale Gürman’ın aktarımına göre yemin aynen şöyle:
“I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all.”

Yani diyorlar ki:
“Amerika Birleşik Devletleri’nin bayrağına
Ve o bayrağın simgelediği cumhuriyete
Bağlılık için and içiyorum.
Herkes için özgürlük ve adaletle, Allah’ın gözetiminde, bölünmez, tek millet.” 

Arslan BULUT
15 Eylül 2009
http://yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=10062

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Şafak Pavey AB Bakanlığı Meclis Bütçe Konuşması.
« Yanıtla #7 : Temmuz 28, 2012, 05:33:29 ÖS »
Şafak Pavey AB Bakanlığı Meclis Bütçe Konuşması 12 Aralık 2011
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=5ZlUW7ZoHcU" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=5ZlUW7ZoHcU</a>

---
Şafak Pavey'e, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın '2012 Uluslararası Cesur Kadınlar' ödülü.
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=fpI2SpAGqNk" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=fpI2SpAGqNk</a>

---
Şafak Pavey'e "Uluslararası Cesur Kadınlar" Ödülü
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=NFyBHitSQ5Q" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=NFyBHitSQ5Q</a>


Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Dr. Orhan ÇEKİÇ'in 'İNGİLİZ MİLLETLER TOPLULUĞU' hakkındaki notu.
« Yanıtla #8 : Temmuz 28, 2012, 09:14:09 ÖS »
Sevgili Orhan hocama bu yazıyı ileterek görüşlerini almak istedim.

Sıkışık zamanına rağmen bir kaç satırla içimizi ferahlattı ve söylemlerimize sanki destek oldu.

İşte yanıtı...

---

Bu bir deli saçması Ahmet! Yalnız sadece "deli saçması" demek yetmez.

Yılmaz Dikbaş da itirazını koymuş ama " neden deli saçması?". Bunu açıklamamış.

Son kitabımı bitiriyorum, çok meşgulüm. Ancak özetleyebilirim. İlerde bir makale yazarım.

Olay şudur:

1. Sözü edilen böyle bir antlaşma yoktur. Olsa, neden gizli tutulsun? Gizli bir antlaşmayı Kraliçe kasasında saklasa ne olur saklamasa ne olur? Bir uygulaması olmayan bir antlaşmayı neden Kraliçe kendinde tutsun da, İngiltere Dışişleri Bakanlığına vermesin? Saçma ötesi.

2. İddia eden Nurullah Aydın, bir kopyası Kraliçe'de, diğeri Pentagon'da olan bu belgeyi nerede, nasıl görmüş de bu iddiada bulunuyor?

3.Gizli üye ne demek? Bunun yeryüzünde bir örneği var mı? Hangi hakla, hangi güçle, neyin karşılığı olarak Türkiye İngiltere'nin sömürgesi olmuş, İnönü bunu imzalamış, Atatürk göz yummuş, TBMM onaylamış? Böyle saçma olur mu?

4." Lozan'daki Türkiye-İngiltere arasındaki andlaşmalar bu nedenle TBMM'ne getirilmedi" iddiası, bunu yazanın şizofren olduğunu gösterir.
Böyle bir şey yoktur.
Sadece Bilal Şimşir'in yayımladığı, "İngiliz Belgelerinde Atatürk" adlı 4 cilt ve toplam 2500 sayfalık eserde tüm andlaşmalar görülür.

5. "İngiltere ve Fransa Türkiye'den, Çanakkale'den vs. 1936 yılında ayrıldı" diyen bu adam tam bir cahil:
Fransa Türkiye'yi 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Andlaşmasıyla terk etti.

İngiltere ise 6 Ekim 1923 tarihinde en son İstanbul'u boşalttı. Kendini Nurullah Aydın olarak tanıtan(!) bu adam, katiyen Tarih bilmiyor. Kastetmek istediği 1936 Montreau Andlaşması. Lozan'da Boğazların her iki yakasının Milletler Cemiyeti tarafından teşkil edilecek bir ortak güçle savunulması kararlaştırılmıştı.

Bu komisyonun başkanı Türk idi.
1936'da tüm yabancı askerler, İngiliz askerleri dâhil çekildiler, bölge tamamen Türk askerlerinin denetimine geçti.

6. Türkiye-İngiltere-Fransa arasında imzalanan antlaşmaları belirttim.

7. 1939'da Adana'da bir andlaşma imzalanmadı. Orada Churchill, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşında İngiltere'nin yanında olması için İnönü'yü ikna etmeye çalıştı ama başaramadı. Biz sömürge olsaydık, emrederdi, girerdik ama öyle olmadı.

8. Bu toplantı sonrası Türkiye Almanya'ya savaş da ilan etmedi. Türkiye’de, ilkokul çocukları da bilir ki, Türkiye 2. Dünya Savaşına girmedi.

9. Savaş bittikten sonra, 1945 yılında San Fransisko Konferansı sonucunda bugünkü Birleşmiş Milletler kuruldu. Böylece yeni bir dünya kuruluyordu.

Bu konferansa katılabilmek için ön koşul, Almanya, İtalya ve Japonya'ya savaş ilan etmiş olmaktı. Bu nedenle Türkiye, 1945 yılında usulen bu devletlere savaş ilan etti. Bu yüzden Ankara'daki Japonya Büyükelçisi gururuna yediremeyip, intihar etti. Bu usulen bir ilandı, savaş bittikten sonraydı, yani iddia edildiği gibi 1939'da değil.

10. Kıbrıs olayında Ecevit'in önce Londra'ya gitmesi, sanki izin istemeye gitmiş gibi gösterilmek istenmiş. Oysa bu 1959-1960 Zürih-Londra antlaşmasının 4.ncü maddesi gereğiyledir.

Bu maddeye göre, Kıbrıs’taki cemaatlerden birine bir saldırı olursa, o cemaatin lideri önce diğer iki garantör devletin başkentine gidecek ve 3 devletin birden müdahale etmesini talep edecekti.

Diğerleri gelmezse, o zaman tek başına da olsa müdahale edebilirdi. Ecevit o mecburiyetten önce Londra'ya gitti, dönerken Atina'ya da uğradı, her iki devlet de gelmeyeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine Türkiye 20 Temmuz 1974'de harekete geçti.

Türkiye hiçbir ülkenin sömürgesi olmadığı için de, ABD'nin itirazlarına rağmen Ada'ya çıktı ve hâlâ orada.

SEVGİLİ AHMET! KUSURA BAKMA, ÇOK ZAMAN KAYBETTİM. GERİSİNİ DAHA SONRA YAZACAĞIM.

ANCAAAKKKKK! Ben bu yazıyı gönderenin Prof. Dr. Nurullah Aydın olduğuna İNANMIYORUM.

O'nun adını kullanıp birisi göndermiş olmasın. Bu tarz şeyler internette oluyor.

Dikkat edin.

Dr. Orhan ÇEKİÇ

***

Sevgili Hocam,

Bilal Şimşir'in "İngiliz Belgelerinde Atatürk” adlı eserinin tamamını okudum ve yazılarımın çoğunda yer vermişimdir.

Konu hakkında özellikle değerli zamanınız çaldığım için hem üzgünüm hem de bir otorite olarak gördüğüm sizden destek bulmuş olmak beni fazlasıyla rahatlattı.

Ola ki gözden kaçırmış olduğum bir şey olabilir, sizin bilginiz bile bizim için bir kaynaktır.

“…yazıyı gönderenin Prof. Dr. Nurullah Aydın olduğuna İNANMIYORUM” demişsiniz.

Aslında ben de inanmak istemiyordum ama e-postalarını sıkça aldığım bu şahsın böyle bir gaf yapabileceğini açıkçası hala aklım almıyor.

Umarım siz haklısınızdır.

Ayrıca bitirmek üzere olduğunuz son kitabı da acele olarak temin etmek için bekliyorum.
Kitabın adını da verirseniz tanıtmak isterim.

Açıklamalarınızı sitemizde kullanmaya izin verirseniz şimdiden teşekkürü borç bilirim.

Sağlık ve uzun ömür diliyorum.

Ahmet Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.708
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
DAMGALARIN GÖÇÜ
« Yanıtla #9 : Kasım 30, 2012, 04:33:32 ÖS »
Değerli dostlar,


Sürekli olarak Ankara ile ilgiliyiz: “Siyasiler bugün yine neler dedi, neler yaptı…”.
Hepimizin hayatını nasıl da kapkara yaptıklarını kendilerine ve tüm dünyaya yolladığımız şikâyet mektuplarıyla anlatır dururuz. Bu mektuplar hayatımızı daha da çekilmez yapar.

Bu mektubumda sizlere yine Ankara’dan bahsedeceğim ama içinde “siyasiler” olmayacak! Yurdumuzun aydınlık yüzü olacak… Hepimizin gönlü, gözü açılacak, ferahlayacağız.

Sizlere elimde tuttuğum bir kitaptan bahsediyorum: Çok değerli araştırmacı yazar Servet Somuncuoğlu’nun DAMGALARIN GÖÇÜ kitabından.


Yıllardır “Taştaki Türklerin” izini süren Somuncuoğlu, Ankara çevresinde iki yıl süren araştırmalarını bitirmiş, bizlere belgesel olarak sunmuş, TRT’de yayınlamış, şimdi de bizlere olağanüstü bir kitapla seslenmekte… Ankara çevresinde sayıları binden fazla olan eski Türk mezar geleneğine uygun yapılmış kurganlar, binlerce kaya resminin yer aldığı arkeolojik alan, bu belgesel ve kitapla bizlerle buluşmuş oldu.


Altta sizlere sunduğum konuyla ilgili videolarda izleyebileceğiniz gibi, bu çalışmalarda yer alan, konusunda çok değerli bir uzman olan Prof. Yusuf Halacoğlu’nun dediği gibi sizler de, “Dünya tarihi yeniden yazılmalı” diyeceksiniz.


Değerli dostlar,
Tarihimizle, kültürümüzle çok ilgiliyiz. Fakat ilgili olmak yetmez. Bizlere büyük fedakârlıklarla bu tarihi, bu muazzam kültürü tanıtan, öğretenleri desteklemeliyiz. Bu destek, onları yeni çalışmalar için de yüreklendirecektir.

Sayın Somuncuoğlu’nun DAMGALARIN GÖÇÜ eseri, her evde bulunmalı; hem kendimiz hem de çocuklarımız için. Biliyorsunuz, Mustafa Kemal demiştir ki, “Türk çocuğu atalarının neler yaptığını öğrendikçe kendisinde daha büyük işler yapmak için güç bulacaktır”.


Bu eser ne kitapevlerinde bulunuyor ne de internetten sipariş edilebiliyor. Çok özel eserlerde olduğu gibi, bu kitabı da yazarından edinmek gerekiyor.


İleti adresi: somuncuoglu@yahoo.com


Evinizdeki en önemli hazinelerin başında geleceğine eminim…


Dostlukla,
Lâle Gürman
 
ZAMANA KARŞI
1.BÖLÜM BİRİNCİ KISIM

 1. BÖLÜM 2. KISIM (DAMGALARIN GÖÇÜ)
 
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=Y2qntczSG2Q" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=Y2qntczSG2Q</a>


<a href="http://www.youtube.com/watch?v=lDon8kMIDdg" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=lDon8kMIDdg</a>

 
 
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=-joHskgwzcE" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=-joHskgwzcE</a>
birinci bölüm
 
DAMGALARIN GÖÇÜ 2. KISIM
 
http://www.zapkolik.com/306648/damgalarin-gocu-belgesel-2kisim.html
 
DAMGALARIN GÖÇÜ 3. KISIM
http://www.zapkolik.com/306649/damgalarin-gocu-belgesel-3kisim.html
 
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=uD1vXI1PT20" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=uD1vXI1PT20</a>


 

Son İletiler/Konular

Şehit polisin arkadaşının kolunda dikkat çeken ayet. Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:22:49 ÖÖ]


Michael Flynn'ın, lobicilik karşılığında aldığı Yarım Milyon Dolar ... Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:14:25 ÖÖ]


Erdoğangiller’e hediye edilen, 25 milyon dolarlık petrol tankeri, Malta Dosyalar Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:09:04 ÖÖ]


Pazarlama Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 18, 2017, 03:15:10 ÖS]


İT BAYTARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 12, 2017, 06:02:53 ÖÖ]


Paylaşımcılık Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 08, 2017, 02:16:36 ÖS]


AKP’nin yediği haltların sorulularına kim bunların hesabını soracak? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 29, 2017, 02:08:50 ÖS]


MAL MEYDANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 04:11:12 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 05:16:11 ÖÖ]


ERDOĞAN’I VURACAKLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 24, 2017, 11:38:11 ÖS]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 24, 2017, 06:29:04 ÖÖ]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 24, 2017, 12:09:35 ÖÖ]


Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 23, 2017, 04:58:35 ÖS]


DUR BAKALIM N’OLCEK ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 20, 2017, 02:12:21 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 18, 2017, 07:13:24 ÖÖ]


HAYIRLI OLSUN ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 17, 2017, 05:36:37 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 14, 2017, 05:04:59 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 12, 2017, 07:25:38 ÖS]


AÇIK MEKTUP Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 10, 2017, 05:16:36 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Nisan 08, 2017, 07:54:54 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 08, 2017, 03:37:34 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 04, 2017, 02:41:12 ÖÖ]


PARLAMENTARİZMİN P’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 01, 2017, 05:23:41 ÖS]


DEVLET ULUSA KARŞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 30, 2017, 11:15:00 ÖÖ]


URKUN Kirgizistandan bir ses Gönderen: PLMPLM
[Mart 27, 2017, 05:45:34 ÖÖ]


PISIRIKLIK FELSEFESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 21, 2017, 03:31:55 ÖÖ]


TRUMP ÖĞRETİSİ ve YENİ DÜNYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 19, 2017, 08:44:03 ÖS]


DESTİCİ’NİN TESTİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 16, 2017, 05:07:50 ÖÖ]


Başkaldırma ve Yarışma Gönderen: PLMPLM
[Mart 14, 2017, 11:43:46 ÖS]


SON ABDÜLHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 13, 2017, 12:59:22 ÖS]


HOLLANDA-MOLLANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 12, 2017, 05:33:20 ÖÖ]


KATİL KUMA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 08, 2017, 07:33:26 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 05, 2017, 07:07:15 ÖS]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 07:40:35 ÖS]


N’OLACAK ŞU IRAK’IN HALİ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 02:17:40 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 02, 2017, 05:20:46 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 28, 2017, 11:56:51 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 27, 2017, 11:54:46 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 24, 2017, 01:01:36 ÖÖ]


NEDEN DEĞİL, ‘NASIL’ BİR HAYIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 22, 2017, 01:07:56 ÖÖ]


KRİZİN K’SI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 20, 2017, 12:39:51 ÖÖ]


KRİZİN K’SI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 18, 2017, 03:13:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 11:50:31 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 02:43:04 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 01:14:00 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 04:59:09 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 12:42:46 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 15, 2017, 01:41:35 ÖS]


Ynt: Söz Bakımından, Allah dan daha Doğru Kim Vardır? Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:27:26 ÖS]


Ynt: ABDULHAMİT SEVDASI (III) Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:09:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:59:25 ÖS]


Ynt: FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 02:37:37 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:49:12 ÖÖ]


BÜYÜTME POLİTİKALARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 09, 2017, 01:51:07 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Şubat 08, 2017, 11:03:36 ÖS]


BOYKOT MU DEDİNİZ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 08, 2017, 04:36:37 ÖS]


ROMANYA’DA NELER OLUYOR ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 07, 2017, 03:07:57 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 06, 2017, 02:43:22 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 04, 2017, 03:37:54 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 09:11:32 ÖS]


SIC SEMPER TYRANNIS Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 02:16:28 ÖÖ]


TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 01, 2017, 01:40:59 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 10:00:19 ÖS]


TÜRKİYE’YE BABALIK MI ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 12:57:01 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 26, 2017, 04:12:44 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 26, 2017, 03:20:16 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 25, 2017, 05:53:17 ÖS]


Ynt: Amerikalik mashhur tarixchi olim Hasan Bulent Paksoy Gönderen: PLMPLM
[Ocak 25, 2017, 02:27:35 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 07:39:39 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 01:22:30 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 23, 2017, 03:40:40 ÖS]


Ynt: Karlovy Vary sehri 98 yildir reklamini « Mustafa Kemal Ataturk »’le yapiyor. Gönderen: PLMPLM
[Ocak 22, 2017, 08:53:36 ÖS]


FELSEFENİN F’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 22, 2017, 06:42:12 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 21, 2017, 12:12:10 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 20, 2017, 05:36:33 ÖÖ]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: levo57
[Ocak 19, 2017, 05:44:08 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 18, 2017, 10:15:36 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 11:45:56 ÖS]


18 MADDELİK YENİ ANAYASA TASLAĞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 04:06:59 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VIII) Kültürel Antroploji ‘Evrimcilik’ düşüncesine karşı çık Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 14, 2017, 12:45:12 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 11:29:35 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 01:51:44 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 11, 2017, 12:14:25 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 10, 2017, 06:05:33 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 09, 2017, 11:17:27 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 08, 2017, 10:49:34 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 07, 2017, 12:19:03 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 06, 2017, 02:40:39 ÖÖ]


MİLLİYETÇİLİK VE MİLLETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 05, 2017, 12:28:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 03, 2017, 01:58:11 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 02, 2017, 01:49:38 ÖS]


"Sokma akıl, dokuz adım gider" Gönderen: PLMPLM
[Ocak 02, 2017, 04:48:06 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 01, 2017, 04:27:12 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 31, 2016, 02:41:29 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 30, 2016, 01:24:31 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 09:33:32 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 03:00:50 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 27, 2016, 01:35:17 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XIX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 26, 2016, 02:20:36 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 25, 2016, 02:47:09 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 24, 2016, 12:33:18 ÖÖ]


BBBBO (2009) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 21, 2016, 03:26:27 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 20, 2016, 06:55:10 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2016, 02:01:35 ÖÖ]


Ynt: Humans on Mars (full text attached) Gönderen: PLMPLM
[Aralık 16, 2016, 12:38:33 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2016, 04:18:01 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2016, 03:03:00 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2016, 02:29:39 ÖS]


II. ABDULHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2016, 05:34:46 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2016, 11:17:51 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 08, 2016, 02:14:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2016, 01:59:38 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2016, 01:17:05 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2016, 01:16:27 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 26, 2016, 04:56:30 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2016, 07:02:12 ÖS]


Güç, Cinnet, Erdoğan... Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2016, 11:08:15 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 23, 2016, 05:45:33 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:42:48 ÖS]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:40:49 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2016, 08:20:18 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 20, 2016, 05:20:02 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 19, 2016, 03:04:33 ÖS]