Gönderen Konu: Kıbrıs'ın Stratejik Konumu ve Türkiye, Avrupa ve Avrasya İçin Önemi  (Okunma sayısı 12679 defa)

0 Üye ve 12 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kemal Denizer

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 1.973
  • Puan: +155/-3
  • Cinsiyet: Bay
  • Çevrimiçi
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı - TOGEÇ
   
Kıbrıs Adasının Stratejik Konumu ve Türkiye, Avrupa ve Avrasya için Önemi
 
Kıbrıs Adası yaklaşık elli yıldır Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar arasında en önemli sorun olarak karşımıza çıkmakta ve değişen koşullar ve geçen zamana rağmen, hala büyük bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir. Zamanla Uluslar arası platforma taşınan "Kıbrıs Meselesi", Türkiye ve Yunanistan için çözülmesi gereken sorunlar arasında birincil önem taşımaktadır. Geçen zaman ve değişen uluslar arası konjonktür ile beraber Kıbrıs Adası"nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa Devletleri ve Avrasya Devletlerinin politikası açısından stratejik ve jeopolitik konumunun ne derece önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. İşte bu makalede Kıbrıs Adası"nın Türkiye, Avrupa ve Avrasya için önemi irdelenecektir.
 
 
Kısa Tarihçe
           
Osmanlı İmparatorluğu"nun 1571 yılında fethettiği Kıbrıs Adası 307 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmış, 1878 yılında hükümranlık hakkı Osmanlı İmparatorluğunda kalması şartıyla İngiltere"ye devredilmiştir.  Birinci  Dünya  Savaşında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere"nin ayrı saflarda yer almasının da bir sonucu olarak, İngiltere 1914"te tek taraflı  bir  kararla adayı ilhak etmiştir. Türkiye Ada üzerindeki İngiliz  egemenliğini  Lozan  Antlaşmasıyla 1923"de  tanımıştır. Kıbrıs"ın Yunanistan"a bağlanmasını ve tamamen bir Elên adası olmasını isteyen (ENOSİS) Rumların 1950"li yıllarda başlattığı kanlı mücadele sonucunda, Türkler de Ada"nın Yunanistan ve Türkiye arasında paylaşılması esasına dayanan "Taksim" tezini savundu. İngiltere bazı özel şartlarla Ada"nın yönetimini Kıbrıslılara bıraktı. NATO içersinde bir çatlak istemeyen ABD ile İngiltere"nin destekleriyle 1959 yılında İsviçre"nin Zürih kentinde Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları Kıbrıs devletini oluşturacak anlaşmaları imzaladıktan sonra, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan başbakanları ile Ada"nın iki toplumunun lideri Başpiskopos Makarios ile Dr. Fazıl Küçük "ün Londra"da imzaladıkları antlaşmalarla Kıbrıs Cumhuriyeti"nin temelleri attılar. Sonuçta ne "ENOSİS" ne de "Taksim""i öngören İngiltere, Türkiye ve Yunanistan"ın garantörlüğünü üstlendiği, egemenliği sınırlandırılmış bir Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu(1960).

            1959 ve 1960 antlaşmalarının belirgin en önemli özelliği Rumlar ile Türkler arasında kurmuş olduğu dengedir. Bu dengeye göre Türk halkı Rumlarla birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti"nin eşit bir ortağıdır ve Kıbrıs"ta iki toplumluluk sağlanmıştır. Ancak yerel  yönêtim ile ilgili olan konularda çıkan anlaşmazlıklar ve bunun sonucunda Türklerin elde ettikleri hakların anayasayı işlemez hale getirdiğini iddia eden Makarios"un, Türkleri eşit ortaklıktan azınlık statüsünü indirmeyi amaçlayan 13 maddelik değişiklik önerisinin Türkler tarafından reddedilmesinden sonra, Rumların 1963"ten itibaren silaha sarılarak Türkler üzerinde kanlı oyunlar oynamaya kalkması, Kıbrıs Cumhuriyeti"ni kuran dengeler alt üst oldu ve anayasal sistem Rumların sorumsuzca davranışları sonucunda çöktü.
           
            1963-1974 yılları arasındaki dönem Türk toplumu anayasal haklarını kullanamadan ve tecrit edilmiş bir şekilde ve de terör örgütü EOKA-B"nin katliamlarına maruz kalarak yaşadı. 1974 yılında ENOSİS"e ihanet ettiği gerekçesiyle Yunanistan"daki cuntanın da desteklediği bir darbeyle Rumlar Makarios"u yıktılar. 1959-1960 antlaşmalarında belirtilen garantörlük haklarını kullanan Türkiye, Ada"daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974 günü Barış Hârekatını başlatmıştır.  Böylece Kıbrıs"ın   Yunanistan"a  ilhakı  önlenmiş,  Kıbrıs  Türk  halkının  varlığı  da  güvence   altına alınmıştır.  Türk Barış Harekâtı aynı zamanda Yunanistan"da Cunta idaresinin de sonu olmuştur. Böylelikle Ada ikiye bölünmüştür.  Barış  Hârekatı sonrasında 1975 nüfus mübadelesi anlaşmasıyla Kuzey"den  Güney"e  tahminen  120.000 Rum, Güney"den Kuzey"e de 65.000 Türk geçmiş, böylece nüfus bakımından  homojen iki  kesim  meydana  gelmiştir. Bu iki kesim, 180 km boyunca uzanan ve genişliği 5  metre  ile  7 km.  arasında  değişen  bir "ara bölge" ile birbirinden ayrılmıştır. Bugün  Kuzey  Kıbrıs"ın 200.000 kişilik nüfusuna   karşı,   Güney   Kıbrıs    Rum Yönetiminde  700.000  civarında Rum yaşamaktadır.(1)
           
1974 yılında Ada"da ortaya çıkan yeni fiili durumda iki kesimlilik ortaya çıkmış oldu. K.K.T.C" nin 1983 yılında resmen kurulması, Yunanistan"ın 1981 yılında Avrupa Topluluğu"na üyeliği, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde Kıbrıs sorunu ve Annan Planı gibi günümüze kadar gelen bir süreç ortaya çıkmış oldu.
 
           
           
Kıbrıs Adası"nın Stratejik Önemi
           
Kıbrıs adası tarih boyunca hep önemli bir ada olmuştur. Güney Anadolu ile Mezopotamya"ya geniş açı ile hâkim durumda olan, Orta Doğu"ya açılmak ve oraları kontrol etmek isteyen devletler için vazgeçilmez bir üs olarak görülmüştür. Bu özelliği ile hem bölge devletlerinin hem de bölge-dışı devletlerinin her zaman ilgisini çekmiştir. Çıkartılan bir miktar bakır cevheri dışında önemli bir zenginliği bulunmayan Ada"nın değerini belirleyen asıl özellik, ticaret yollarına ve stratejik bölgelere olan yakınlığıdır. Bu önemi nedeniyle milattan önce 450 yılında Mısırlılar ilk kez adayı işgal etmişler daha sonraki yıllarda da Ada sırasıyla; Fenikeliler, Yunanlılar, Mısırlılar, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Cenovalılar"ın işgaline uğramıştır. 1489 yılında Venedikliler"in eline geçen Ada o yıllarda itibaren Akdeniz"in en büyük korsan yönetimine ev sahipliği yapmıştır.(2)
            Fatih Sultan Mehmet"in 1453 yılında İstanbul"u fethetmesi, buradan başlayarak sınırlarını 3 kıtaya genişletmesi, daha sonra Akdeniz"de Kıbrıs, Girit, Rodos gibi stratejik önem taşıyan adaları fethetmesi, Akdeniz"de deniz hâkimiyeti kurmayı hedefleyen, bilinçli bir jeopolitik düşüncedir.
 
"Deniz Hâkimiyet Teorisi(3)"ni ortaya koyan Mahan, İngiltere"nin Asya ve Avrupa"daki konumundan etkilenerek, "Denizlere hâkim olan, Dünyaya hâkim olur" tezini ortaya sürmüştü. Ayrıca uluslar arası gücün en büyük göstergelerinden biri olarak deniz donanma gücünü olduğunu söylemiştir.  İşte bu teoriden yola çıkarak Kıbrıs Adasına baktığımızda, Karadeniz"den gelen, İstanbul Boğazı, Marmara, Çanakkale Boğazı yoluyla Akdeniz"e ulaşan, Akdeniz"den Süveyş Kanalına yoluyla, Kızıldeniz"e oradan da Hint Okyanusu"na açılan, Akdeniz"den Fırat ve Dicle nehirlerinin vadisini takiben Basra Körfezi"ne inen stratejik yollar üzerinde bulunmasından dolayı Kıbrıs, jeo-stratejik öneme sahiptir.(4) Ayrıca Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarını birleştiren jeopolitik bir konuma sahip olmasıyla da, Avrupa için önemli bir deniz olarak kabul edilmektedir. Uluslara arası bir suyolu olan Akdeniz, Atlas ve Hint Okyanusları"ndan, Avrupa"nın iç kısımlarına ulaşan tek deniz yolu olma özelliği ile önemlidir. Bu özelliğinden dolayı Akdeniz, yüzyıllarca ticaret ve deniz ulaşımı yollarının bir kesişme noktası olmuştur. Akdeniz, Cebel-i Tarık Boğazı ile Atlas Okyanusu"na, Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz"e ve oradan da Hint Okyanusu"na açılır. Çanakkale ve İstanbul Boğazları da, Akdeniz"i Karadeniz"e bağlar. Akdeniz, Afrika"nın kuzey ucu ile Sicilya Adası arasında dar bir boğazla birbirine bağlanan; Doğu Akdeniz ve Batı Akdeniz olmak üzere iki geniş havzadan oluşmaktadır. Kısaca Kıbrıs, Akdeniz"den Süveyş Kanalı yoluyla Kızıldeniz"e oradan da Hint Okyanusu"na açılan, Akdeniz"den Fırat ve Dicle nehirlerinin vadisini takiben Basra Körfezi"ne inen stratejik yollar üzerinde bulunmasında dolayı jeopolitik açıdan paha biçilemeyecek kadar değerli bir ada konumundadır. Bu bakımdan Kıbrıs, geçmişten günümüze kadar bu bölgede nüfuz sahibi olmak isteyen ve adı geçen stratejik noktaları geçirerek Akdeniz"de egemenlik kurmayı amaçlayan güçlerin odak noktasını oluşturmuş ve güç mücadelelerine sahne olmuştur. Bugün de aynı özelliği artırarak korumaktadır.

            Çarlık Rusyası ile Osmanlı İmparatorluğu arasında geçen savaşta, Osmanlı Devleti"ne yardımda bulunmak amacıyla Kıbrıs"ın idaresini geçici olarak Osmanlı Devleti"nden devralan İngiltere; uzun yıllardır Kıbrıs, Malta ve Cebel-i Tarık"taki varlığıyla Akdeniz"de hep üstün konumda bulunmuş, Ortadoğu"daki çıkarlarını kontrol altında tutmuş, Hindistan"dan gelip, Akdeniz"den geçerek İngiltere"ye uzanan ticaret yolunu açık tutmuştur. Zürih ve Londra antlaşmalarında Kıbrıs"ın güneyinde toplam yüzölçümü 98 milkare olan Dikelya ile Akrotriri üslerini elinde bulundurmuştur.(5) Bu üsler hala İngiltere"ye aittir.
           
            Kıbrıs Adası Akdeniz"in doğusunda en az 270 derecelik açıyla Ortadoğu"ya ve 360 derecelik bir açıyla da Kuzey Afrika"ya hâkim bir duruma sahiptir. Diğer yandan Kıbrıs"ın kuzey kıyısı, Türkiye"nin tüm Akdeniz sahilinin kontrolüne imkân sağlamaktadır.
           
            Ortadoğu"da etkili bir konuma gelmenin bir yolu da Kıbrıs adasının stratejik amaçlı kullanılmasıdır. Bu nedenle İngiltere dünyadaki kendi yönetimindeki ve denetimindeki birçok üssü kapatmasına rağmen Kıbrıs"taki üslerine büyük önem vermektedir. Çünkü Kıbrıs Adası gerektiğinde askeri bir yığınak bölgesi, hava kuvvetleri için mükemmel bir üs, insanlı ve insansız istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetleri için çok önemli fırsatlar sağlamaktadır.(6)

Kıbrıs Adası tarihi boyunca Ortadoğu"ya açılmak isteyen devletler için hep önem teşkil etmiş ve vazgeçilmez stratejik ve ticari bir üs olarak görülmüştür. Adaya hâkim olan güç, her daim Türkiye"den Mısır"a, Lübnan"dan İran"a kadar olan bölgeyi kontrol etmiş, Türkiye üzerinden Ortadoğu"ya açılamayan güçler; Kıbrıs adasını amaçları için kullanmışlardır. Sicilya ve Sardunya"dan sonra Akdeniz"in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs"ın en yakın komşusu Türkiye"dir. Kıbrıs, Güney Anadolu sahillerinden sadece 70 km, Suriye"den 100 km, Mısır"dan 400 km ve Yunanistan"dan ise 800 km uzaklıktadır.(7)

Kıbrıs adasının Türkiye, Kıbrıs Türkleri ve dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (K.K.T.C) açısından öneminden bahsetmek gerekirse; Yunanlı Tarihçi Dr. Achille Emiliyanidis Ada"da yaşayan insanlar hakkında "Kıbrıs"ın ilk halkı kuvvetli bir ihtimalle Anadolu kıyılarında gelip Ada"ya yerleşmiştir. Bunlar âdet ve davranışlarını da beraberlerinde getirmişlerdir" demektedir.  Bu bilgileri daha da ayrıntılı olarak işlendiği çalışmalar mevcuttur.
Kıbrıs, bütün tarihi boyunca kesintisiz olarak 307 yıl Türkler"in hâkimiyeti altında kalmıştır.( 8 ) Ada"da yaşayan değişik kökenli halka, 1517"den sonra Türk halkı da katılmıştır. Kıbrıs tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, hiçbir dönemde bir ulusun veya bir devletin, sadece kendi dininden veya ırkından olanlara yaşama hakkı tanıdığı bir ada olmamıştır. Bunun her denenmesi sırasında Ada"da büyük sıkıntılarla karşılaşılmış, büyük çalkantılara neden olmuştur. Dolayısıyla bugün Kıbrıs"ın, üzerinde tek bir millet varmış gibi gösterilmesi, bu tarihi gerçekleri üssünü kapatılması anlamına gelmektedir. Eğer konu Türkiye"nin kontrol altına alınması ve Ortadoğu"nun Batı"ya açılımının Kıbrıs üzerinden kontrol altına alınmak istenmesi ise, bunun ne Türkiye ne de Kıbrıs Türkleri tarafından kabul edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekmektedir. Ege Denizi olduğu gibi, Kıbrıs adası da, Türkiye"nin güvenliği açısından son derece önem taşıyan bir yere sahiptir.(9)

Yakın gelecekte Kıbrıs ile Türkiye"nin önemi daha da artacak ve dünya siyasetinin temel yörüngesine enerji ve su politikaları oturacaktır. Türkiye, Ortadoğu bölgesindeki en verimli ve kullanılabilir su kaynaklarına sahiptir.(10) Fırat nehri üzerinde kurulan bir dizi barajdan elde edilen hidroelektrik enerjisi, Türkiye genelinde ve bu bölgeden kurulmakta olan endüstri için hayati bir önem taşımaktadır. Ayrıca Türkiye"de petrol üreten kuyuların tamamı bu bölgeden bulunmaktadır. Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattından geçmektedir. 2006 yılında tamamlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla beraber diğer doğalgaz ve petrol boru hatlarının İskenderun körfezine kadar uzanması, bölgenin ve Kıbrıs"ın stratejik önemini bir kat daha artırmaktadır. Enerjinin ve endüstri ürünlerinin dünya pazarlarına İskenderun ve Mersin limanlarından ihraç edileceği dikkate alındığında, İskenderun Körfezi yakın bir gelecekte bir enerji terminali ve bir ticaret üssü durumuna gelebilecektir.

            1960 yıllardan sonra Kıbrıs Türk dış politikasından temel ekseninde odak haline gelmiştir.(11) Türk dış politikası Kıbrıs etrafında şekillenmiş ve diğer alanlardaki faaliyetler bu politika ekseninden şekillenmiştir. Türk dış politikası Kıbrıs sorunundan ortaya çıkan veya bu politikanın getirdiği sonuçlardan ortaya çıkan ana faaliyet dalları, Amerika, Sovyet Rusya, Yunanistan ve Ortadoğu ile ilişkilerimizi belirlemiştir. Bu da çok normaldir. Çünkü Kıbrıs, Türkiye için hayati öneme sahip milli bir değerdir. Ve realist teori açıdan bakarsak bir dış politika her şeyden önce milli çıkar ekseninde olmalıdır.  Milli çıkar eksenli politikadan bahsetmek gerekirse burada Türkiye"nin belirlediği iki ana politika vardır(12). Birincisi Türkiye"nin güvenliği, milli çıkarı açısından Kıbrıs Adası"nın taşıdığı stratejik önemdir. Çünkü Türkiye"nin güvenliği, Kıbrıs"ın başka bir gücün elinde bulunması, Türkiye"nin güneyden kuşatılması anlamına geleceğinden, Ada"nın hâkimiyetinin ya Türkiye"nin elinde olması ya da başka bir güç tarafından tehdit unsuru sağlamayacak şekilde bir statüde olması gerekmektedir. Doğu Akdeniz"de hareket serbestliği Kıbrıs"ın güvenilir olmasına bağlıdır. İkinci nokta ise; Kıbrıs Adasında yaşayan Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs"taki varlığı, geleceği ve güvenliği, bağımsız, egemen ve insan haklarının en üst düzeyde korunduğu bir halk olarak korunmasını sağlamaktır.(13)  Türkiye bu iki unsur çerçevesinde politikalarını belirlemiştir, Kıbrıs"ın geleceğini 1959 ve 1960 antlaşmalarıyla belirlemeye çalışmıştır.

            Son zamanlarda ki en büyük sorun ise, gerek Türkiye"nin gerekse Kıbrıs"ın AB ile olan ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. 1999 Helsinki Zirvesi"nde Türkiye, Avrupa Birliği"ne aday ülke olarak kabul edilirken önüne konan şartlardan bir tanesi de Kıbrıs konusunun dört yıl içinde bir çözüme kavuşturulması isteğidir. AB Kıbrıs sorunun çözümünde Türkiye"yi tek taraflı olarak yükümlülük altına sokmakta, Yunanistan"ı serbest bırakmak suretiyle Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"ni sıkıntıya sokmakta ve bütün çözümsüzlük yolları tamamen bu iki ülkeden kaynaklanıyormuş gibi muamele uygulamaktadır. Kıbrıs konusunun da kesin bir çözüm getirilmeden Rum kesiminin AB"ye alınması, Kıbrıs"taki iki halkı, Türkiye"yi, Yunanistan"ı ve AB"yi genel olarak bölgedeki barış ve istikrarı etkileyecek krize neden olabilecektir. Ayrıca Rum kesiminin AB"ye alınması karşılıklı çözüm sürecini yavaşlatmaktadır.(14)

AB, Kıbrıs"ta  jeopolitik çıkar sağlamak için, 1960 yılından günümüze kadar meydana gelen olayları ve Ada"daki mevcut "de facto" durumu hiç olmamış gibi kabul ederek, Kıbrıs sorununa kalıcı ve tarafları tatmin eden bir çözüm bulmadan, Rum kesimini Ada"nın tamamını temsil ettiğini öne sürerek üyeliğe kabul etmesi, Türkiye"nin Ada üzerindeki konumunu uluslar arası hukuk açısından etkilemiş, Ada üzerindeki hak ve iddialarını yok saymıştır. Bu durumda AB, Doğu Akdeniz"de, Türkiye ile Yunanistan arasında zaten 1981 yılında Yunanistan lehine bozulmuş olan dengeleri daha da bozmuş karşılıklı ilişkilerle çözüm yolunu daha da zor hale getirmiştir.
Kıbrıs sorununun çözümünde tarafların temel pozisyonlarını neler olduğunu bir kez daha bakalım: Kıbrıslı Türkler nasıl bir çözüm istemektedir? Daha öncede bahsettiğimiz gibi Kıbrıs Türk halkı öncelikle can ve mal güvenliklerinin sağlanmasını istemektedir. Bu, ancak Türkiye"nin etkin ve fiili güvencesiyle sağlanabilecektir. Ayrıca Kıbrıs Türkler"i, kendi bölgelerinde özerk yönetime sahip olmayı ve oluşturulacak birleşik devlette, çoğunluğun isteğine boyun eğmeksizin, azınlık statüsünü kesinlikle kabul etmemektedir.

Kıbrıslı Rumlar, Kuzey"e özgürce geçebilmeyi ve Kıbrıs Türk bölgesinde özgürce, hiçbir kısıtlama olmadan, yerleşe bilmeyi, ve mal-mülk edinebilmeyi istemektedir. Ayrıca kendi hükümet yapılarını oluştururken, Kıbrıs Türk kesiminin vetosu olmaksızın, özgürce kararlar almak istemektedir.

Türkiye, Ada"daki Türk nüfusunun uzun vadeli güvenliğini güvence altına almayı istemekte ve varılacak çözümde, Kıbrıs Türk toplumuna Kıbrıslı Rumlar"ın egemenliği altındaki bir azınlık statüsünün verilmesini kesinlikle reddetmektedir. Ayrıca  Avrupa Birliği"nin Kıbrıs üzerindeki stratejik amaçları olması ve Türk ve Rum arasındaki anlaşmaya bakmadan Kıbrıs"ı bir bütün olarak görüp AB"ye alması, öte yandan NATO"nun ittifak üyeleri olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri siyasal açıdan en çok zedeleyebilecek ve böylelikle, İttifak"ın güneydoğu kanadında sürekli bir istikrarsızlık durumu yaratabileceği endişesi olması Kıbrıs konusunun sadece Türk-Yunan sorunu değil uluslar arası bir sorun olduğunu ve adanın bir satranç tahtası haline geldiği bir gerçektir.
 
 
Avrupa için Kıbrıs"ın önemi

Kıbrıs"ın AB için farklı hedeflere ulaşmak amacıyla büyük değerler taşıdığı bir gerçektir. Öncelikle AB için ilk coğrafyasını daha da genişletmek imkânı doğmuştur.(15) İkinci olarak ise,  Ortadoğu"daki karlı arz talep ilişkisi AB için Kıbrıs"ın cazibe merkezi hale gelmesine neden olmuştur. Büyük çapta sanayileşmiş olan AB, ihtiyaç duyduğun petrolün yüzde 80"e yakın bir kısmını Ortadoğu"dan temin etmekte ve bu petrolün neredeyse tamamı Avrupa"ya Akdeniz üzerinden gelmektedir. Dünyada petrol rezervlerinin giderek azaldığı, petrolün arz ve talebi arasında kurulan hassas dengenin 21.yüzyılda daha da önemli bir noktaya geleceği düşünülürse; Akdeniz ile Ortadoğu"nun AB için taşıdığı jeopolitik ve jeostratejik önem kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu konuda dengeyi bozacak küçük bir müdahale, petrol pazarının alt üst edecektir. Böyle bir durum, AB"yi bir bütün olarak ve AB üyesi ülkeleri teker teker olumsuz yönde etkileyecek ve büyük kayıplara neden olabilecektir. Dünya düzeninde büyük bir güç merkezi olarak yer almak isteyen AB"nin,  Akdeniz ve Ege Denizinde bir deniz hakimiyeti kurma amacına yönelik politika izlemesi, büyüme ve genişleme stratejisinin bir gereğidir. AB"nin bu hedefini gerçekleştirebilmesi, ancak bu denizlerde başta Kıbrıs olmak üzere, Cebel-i Tarık boğazı, Malta ve Girit gibi adaların kontrolünü alabilmesinden geçmektedir. Avrupa Birliği bahsettiğimiz gibi Akdeniz"de kuracağı bir deniz hâkimiyeti ve Ortadoğu"da sahip olacağı nüfuzu ölçüsünde 21.yüzyıl dünyasında etkili olabilecektir. AB, bu amaçla halen elinde sayılan Girit ve Malta adalarıyla Cebel-i Tarık Boğazı"na ek olarak, Doğu Akdeniz"deki stratejik noktaları kontrol altında tutan Kıbrıs"ı çözülmemiş sorunlara rağmen Avrupa Birliği"ne alarak Avrupa Birliği için ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermiştir.  AB, Akdeniz"e hâkim olmadan dünya sahnesine süper güç olarak çıkmasının çok zor olduğunu bilmekte ve bu anlayış çerçevesinde hareket etmektedir.  Daha önce de bahsettiğimiz "Deniz Hâkimiyet Teorisi" ekseninde politikalarını belirleyen AB,  Akdeniz"deki üstünlüğünü sağlamlaştırma için Kıbrıs"a ayrı bir önem vermektedir.
 
 
 
Avrasya için Kıbrıs"ın Önemi

Sovyetler"in dağılmasının ardından Türk dış politikasında kimi zaman doğru, kimi zaman yanlış ifadelerle anlatılmaya çalışan Avrasya kavramı çoğu zaman kesin bir tanıma ulaşmamıştı. Son yıllarda Avrasya üzerine yapılan çalışmaların artması Türkiye"de Avrasya kavramının daha da iyi öğrenilmesine neden olmuştur. Zaman zaman yapılan Avrasya kavramı, Arnavutluk"tan Çin Seddi"ne kadar uzanan bir Türk bölgesi, Rusya ile paylaşılan bir alan olarak tanımlanmış ise de; gerçek Avrasya sadece Türklerin ne de Rusların bir nüfuz alanıdır, bu bölgede yaşayan toplumların, devletlerin bağımsızlık ve refah içinde yaşamaları gereken ortak bir alandır. Bu bakımdan Türkiye"nin bölgesine bakış açısındaki değişim ve gelişimleri, izlenilen politikaların arkasındaki niyet ve zihniyeti eleştirisel bir yaklaşımla ele alınmasında fayda vardır.

Osmanlı döneminden bu yana Türk toplum hayatında hakim olan üç politik kavram en basit şekliyle ifade edersek bunlar; Batı yönlü devrimcilik, İslamcılık ve Türkçülük olarak ayırabiliriz. Bu ana düşüncelerin çeşitli alt dalları olmuştur. Türkçülük ya da Türk-İslam sentezi zaman zaman Türk toplumundan destek bulmuş ve çoğu kez Sovyetleri tahrik etmemek için baskı altında tutulmuştur. Kızılelma, Panturanizm, Pan-Türkizm gibi deyimler uzun zaman duyduğumuz ve bir ölçüde Türk milliyetçiliğinin temelini oluşturmuştur.(16)

1920 yılından başlayarak Sofya"da, sonra Prag"da yayınlanan dergilerle "Avrasyacılık" yeni bir fikir olarak ortaya atılmıştır. Bu çalışmalar daha sonra Paris"te ve Berlin"de yine aynı aydınlar tarafından hazırlanmış kitaplar, derlemelerle yayınlarına devam etmişlerdir. Bu ekolün esas görüşleri 1926 yılında Paris"te N.Trubetskoy"un derlediği "Avrasyacılık: Sistematik Tanımlama Denemesi"  başlıklı manifestoda yoğun olarak ifade edilmiştir. Buna göre Avrasyacılar, Avrupa uygarlığından onları ayıran ve pek çok farklı belirleyen Rusya"nın politik temelinin Moğollar tarafından atıldığına inanmaktadırlar.(17)

Sovyetler Birliği dünyanın gelmiş geçmiş en geniş imparatorluğu olarak 73 yıl yaşadıktan sonra çözülünce, dünya yeni bir döneme girdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasının koşullarında, bütün dünya iki kutuplu bir siyasal yapılanmaya yönelince, Türkiye"de Sovyet tehdidi nedeniyle Batı bloku içerisinde yer almış ve NATO"ya üye olarak batı güvenlik sistemi doğrultusunda kendi geleceğini aramıştır. Sovyetlerin ortadan kalması, bir anlamda Rusya hegemonyasını da sona erdirmiş, ideolojik doğu blokuna bağlı bulunan devletler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

Türkiye"yi çevreleyen Sovyetler Birliği"nin ortadan kalkması ve Balkanlardaki sosyalist ülkelerin dış dünyaya bağımsız bir yapılanma içerisinde açılmasıyla beraber, Türkiye büyük bir baskıdan kurtulmuştur. Sürekli olarak komünizm tehdidi ile korkutulma dönem bitmiş, bir rahatlama aşamasına gelinmiştir. Sosyalist sistemin dağılmasıyla beraber Demirperde denilen sınır ortadan kalkmış ve eski Sovyet Cumhuriyetleri dış dünyaya açılmışlardır. Böylesine bir açılış Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya"yı dünyanın gündemine oturtmuştur. Demirperde"nin kalkmasıyla beraber bu bölgenin tamamını kapsayan kıtasal alan olarak Avrasya kıtası, dünyanın geleceğe yönelik gidişinde ana merkez ve hegemonya çekişmesi alanı olarak ortaya çıkmış ve bu mücadele günümüze kadar devam etmiştir.

Eski dönemin söylemleri ile konuya baktığımızda, her gün Avrupa ve Asya sözcüklerinin fazlasıyla kullanıldığı ülkemizde, bu iki kıtanın birleşmesinden meydana gelen merkezi alanın adı olarak, Avrasya kavramının pek de fazla kullanılmadığı görülmektedir. Uzun yıllar Rusya ile bölge devletleri ile beraber Amerika ve İngiltere gibi emperyalist devletler sürekli olarak Avrasya kavramı ile yakından ilgilenmiş ve dünya hegemonyası doğrultusunda bu bölgenin ele geçirilmesi için mücadele etmişlerdir. Türkiye ise, Avrasya"nın tam ortasında yer alan merkezi bir konuma olmasına rağmen bu bölge ile son zamana kadar yakından ilgilenmemiş, emperyalist güçler ise Türkiye"nin tarihsel bağlarını koparmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Soğuk savaş sonrasında Demirperde"nin kalkmasıyla beraber Avrasya süreci başlamıştır.
 
Kültürel ve coğrafi bir bütün olarak Avrasya tarihinin belkemiği, ana karayı Pasifik Okyanusu"ndan Karpatlar"a kadar kat eden büyük bozkır oluşturmaktadır. "Bozkıra hükmeden, Avrasya"nın politik ve kültürel birleştiricisi olmuştur." Avrasya kavramını yeniden yorumlayan Rus sosyolog ve jeopolitikacısı A.Dugin "Yeni Avrasya Hareketi" adlı bir partiyle çalışmalarını hız vermiştir. A.Dugin Avrasya"nı tanımlarken Baltık Cumhuriyetleri"ni, Polonya"yı ve Türkiye"yi dahil etmektedir. Türkiye"yi dahil ederken Kıbrıs"ı da stratejik nokta olarak vurgulamakta ve Kıbrıs Adasının Avrasya hakimiyeti için son derece önemli bir ada olduğunu altına çizerek anlatmaktadır. Dugin, Atlantikçiler"in asıl niyetini; Avrasya medeniyetini, kültürünü, dil çeşitliliğini ve dil yakınlıklarını, Avrasya topluluklarının Etno-Kültürel ilişkilerini ve jeopolitika konularındaki yakınlıklarına bir tampon oluşturmak şeklinde yorumlamaktadır. Avrasya"daki olası bütünleşme hareketlerine de engel olarak görmektedir. Dugin"e göre, Avrasya"nın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin farkında olan Atlantikçiler aynı zamanda da bu değerleri yönetme ve kontrol etme ihtirasından ileri gelen niyetleri ile hareket etmektedir. (18)
 
 
Sonuç:
 
Bölgesel ve küresel stratejilerin önemi bugünkü dünya sisteminde tüm etkisiyle hissedilmektedir. Bu AB"nin Maastricht Anlaşması ile başlayan Genişleme Süreci"nde de ortaya çıkmıştır. Bir yandan kendi sınırlarını üye olmayanlara karşı yüksek bir setle ören AB, diğer yandan da fırsat bulduğu zamanda Avrupa coğrafyasının kapsamını kendi anlayışı çerçevesinden genişletmektedir.
 
2000"li yılların başından bugüne ABD tarafından ortaya atılan ve yeni tanımlanan Büyük Ortadoğu Projesi, başta bölge aktörleri olarak Türkiye, İran, İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan"ı ön plana çıkarmıştır. Bu bölgede bulunan her ülkenin, her toplumun ve her devletin önemi bu proje ile daha da netleşmiştir. Bu bağlamda Kıbrıs uluslar arası aktörler tarafından daha da önemsenmektedir.  Bu önemsenme bir yandan AB"nin Kıbrıs"ı bir bütün olarak kendi birliğine üye yapma şeklinde ortaya konurken; diğer yandan da ABD"nin Büyük Ortadoğu Projesinde yer alma şekli ile tanımlanmaktadır.
 
Jeopolitik açından Kıbrıs, adada yaşayan 200 bin Türk"ün eşit siyasi haklara sahip, güven içerisinde bağımsız ve egemen olarak varlıklarını devam ettirebilecekleri bir vatan olarak değerlendirilmektedir. Türkiye için Kıbrıs da, yabancı güçler tarafından Anadolu"nun güneyden kuşatılmasına ve ulusal güvenliğinin tehdit edilmesine engel olunması misyonunu taşır. Ortadoğu, Akdeniz, Ege, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Körfez dünyansın büyük güçlerinin ilgisini çeken yaşamsal bir bölgedir. Bu bölgenin hemen odağında bulunan Kıbrıs adasında stratejik yaşamını devam ettirmek, tüm devletler için son derece önemlidir. Çünkü Kıbrıs, etrafını saran bölgelere " bölgesel ve stratejik güç" olma yolunda bir açılım sağlar. Hiçbir stratejist, hiçbir uluslar arası ilişkiler uzmanı 21 yüzyılda Kıbrıs"ın stratejik önemini kaybettiğini veya değerini yitirdiğini iddia edemez. Böyle bir söyleme sahip olan günümüzdeki liberal(!) aydınlar Kıbrıs"ın Türkiye üzerinde bir yük, Avrupa Birliğine girmede bir engel olarak görmeleri, bu kişilerin Türkiye"yi ilgilendiren her türlü uluslara arası konuda, sorunda Türkiye aleyhinde yer almaları gerçeği bilmezlik ya da satın alınmanın bir yansıması olarak değerlendirmek hiç de yanlış olmasa gerek.  Yüzyıllar önce Shakespeare"in bile Kıbrıs"ın önemi fark etmesi ve Othello"da Kıbrıs"ın öneminden söz etmesi, Jose d"Acosta, "Historia Naturelle des Indes" adlı eserinde "Yeni dünyada bugüne kadar Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları açısından Akdeniz havzası ve bu havza içinde yer alan Kıbrıs adasının taşıdığı önemde stratejik önemi haiz bir coğrafya keşfedilmemiştir." sözüyle adanın önemini vurgularken, tarihçi Fernand Braudel de "Akdeniz ve Akdeniz Dünyası" adlı iki ciltlik eserinde başta İngiliz ve Fransızlar olmak üzere Batı dünyasının Kıbrıs üzerindeki politikalarını ortaya koymuş ve adanın dünya diplomasisinde oynadığı stratejik rolü gözler önüne sererken ve böyle sayısız nice değerlendirmeler var iken maalesef bizim ülkemizde kendilerine aydın(!) diyen bir grup insanın böyle değerlendirmeler yapması son derece vahim ve düşündürücüdür. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk de adanın Türkiye açısından önemini; 1930 yılında Akdeniz bölgesinde gerçekleştirilen bir askerî manevra esnasında subaylara yöneltmiş olduğu bir soruda vurgulamıştır. Atatürk, tatbikatın sonunda subaylara "Türkiye"nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkânlarımız nelerdir?" şeklindeki sorusuna tatmin edici bir yanıt alamayınca haritada Kıbrıs"ı göstererek "Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs"a dikkat ediniz! Bu ada bizim için çok önemlidir."(19) sözleri ile Kıbrıs"ın önemini işaret etmiştir.
 
 
 
Türkiye"nin stratejik çıkarları ve ulusal güvenliği açısından Kıbrıs"ın önemi özetle şu başlıklar altında sıralayabiliriz:
 
1-      Kıbrıs"taki 200 bin kişilik Türk nüfusu ile tarihsel ve kültürel miras Türkiye"yi doğrudan ilgilendirmektedir.

2-      Ege"nin büyük oranda Yunan gölüne dönüştüğü dikkate alındığında Kıbrıs, Türkiye"nin hemen yanı başında, Türkiye için Akdeniz"e ve uluslararası sulara çıkış yolu üzerindedir.

3-      Türkiye aynı zamanda bir Akdeniz ve Orta Doğu ülkesi olup, bölgenin en büyük ülkesinin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu"da ekonomik ve siyasal varlığını sürdürebilmesi için Kıbrıs"ta Türk varlığının korunması hayati bir önem taşımaktadır.

4-      1990 sonrası dönemin stratejik bölgesel gelişmeleri ışığında Orta Asya petrollerinin enerji hattı Türkiye"nin güneyinin güvenlik ve savunma sorununu arttırmıştır. Türkiye yakın bir gelecekte dünyanın önemli enerji terminallerinden birisi olacağından, bölgenin ticari önemi de artacaktır. Dolayısıyla Türkiye bu ekonomik ve ticari potansiyeli "güvenlik altına almak" zorundadır.

5-      Güney Doğu Anadolu (GAP) Projesi tamamen bitirildiğinde bölgenin dünya ile bağlantısı İskenderun-Mersin arasından sağlanacağından 40 mil güneyde Kıbrıs"tan bölgenin ticari yol güvenliği garanti altına alınmalıdır.

6-      Türkiye yeni gelişmekte olan Asya ekonomik pazarının batı kapısı üzerindedir. Asya, dünya ile deniz bağlantısını Batı"da, Türkiye"nin Akdeniz kapısı üzerinden sağlayacaktır. Dolayısıyla bu batı kapısının önünde de Kıbrıs durmaktadır.

7-      Kıbrıs adasının bir Yunan adası, deniz ve hava üslerinin kuşattığı bir yer haline gelmesi, Türkiye"nin hayati ulusal çıkarlarını tehdit edeceği gibi yeni güvenlik sorunları doğuracaktır. Esasen Ege"de denge Türkiye"nin aleyhine bozulduğundan Akdeniz"de de Kıbrıs, Yunanistan"ın egemenlik alanı haline gelirse, Doğu Akdeniz bölgesinin en büyük ölçekli bölgesi olan Türkiye nefes alamaz hale gelecektir.

8 -      Kıbrıs, Türkiye"nin ulusal güvenliği açısından hayati öneme haizdir. Özellikle 1990 sonrası dönemde Türkiye jeopolitik coğrafyasında "güvenliği açısından kendi inisiyatifini daha fazla kullanmak" zorunda kalmıştır ve bundan sonra da kalacaktır.

9-      Türkiye"nin ortasında yer aldığı bölge, dünyanın en istikrarsız ve sıcak çatışmalarının olduğu yerdir. Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar tam olarak istikrara kavuşmadığı sürece, sıcak çatışmalar ihtimali potansiyel olarak Türkiye"nin güvenliğini tehdit etmeye devam edeceğinden Türkiye"nin uluslararası siyaseti, ulusal çıkarları ve güvenliği açısından, Kıbrıs"ın önemi daha da artmaktadır.

10-   Dolayısıyla Kıbrıs"taki Türk varlığının artırarak devamı, refah seviyensin artırılması, mevcut bazı sorunların süratle ortadan kaldırılması Türkiye"nin ulusal güvenliği için büyük önem taşımaktadır.(20)

Orhan KARAOĞLU

KAYNAKÇA
(1)http://www.mfa.gov.tr/kibris-tarihce.tr.mfa
(2)Orkun Gençlik Toplantıları, Kıbrıs ve AB Ocak 2003
(3) Merkezi Türk Hâkimiyet Teorisi Prof. Dr. Ramazan Özey
(4) BM Kıbrıs Çözüm Planının Neresinde. Armağan Kuloğlu
(5) www.balkanpostasi.net
(6) www.haberbilgi.com/haber/kibris/sta-0212/kibris.html#dipnot#-dipnot
(7) www.haberbilgi.com/haber/kibris/sta-0212/kibris.html#dipnot#-dipnot
( 8 ) Prof. Dr. Fahir Armaoğlu 20.yy Siyasi Tarihi
(9) O.Metin Öztürk Stratejik Açıdan Doğu Akdeniz ve Kıbırs
(10) G. Gruen; Water Resources and Middle East"
(11) Türk Dış Politikası Editör Baskın Oran
(12) Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Kıbrıs"ın Yarını Paneli E.Büyükelçi Dr.  Ahmet Zeki Bulunç"un konuşması 8 Nisan 2005
(13) Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Kıbrıs"ın Yarını Paneli E.Büyükelçi Dr. Ahmet Zeki Bulunç"un konuşması 8 Nisan 2005
(14)S.İlhan AB"ye Neden Hayır Ötüken Yayınları S.122
(15)Prof. Dr. Hasan Ünal ile söyleşi www.millethaber.com
(16) http://www.stradigma.com/turkce/haziran2003/makale_06.html
(17) S.Taşhan "1998 Başında Türk Dış Politikasının Görünümü
(18) www.foreignpolicy.org.tr
(19) A.Dugin | Avrasyalılık vektörü ve Türkiye jeopolitiği |2003 http://evrazia.info/modules.php?name=News&file=print&sid=995
(20) http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=Makale&file=print&pid=49
 


KAYNAK >
ppd.org.tr
" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

 

Son İletiler/Konular

Pazarlama Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 18, 2017, 03:15:10 ÖS]


İT BAYTARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 12, 2017, 06:02:53 ÖÖ]


Paylaşımcılık Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 08, 2017, 02:16:36 ÖS]


AKP’nin yediği haltların sorulularına kim bunların hesabını soracak? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 29, 2017, 02:08:50 ÖS]


MAL MEYDANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 04:11:12 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 05:16:11 ÖÖ]


ERDOĞAN’I VURACAKLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 24, 2017, 11:38:11 ÖS]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 24, 2017, 06:29:04 ÖÖ]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 24, 2017, 12:09:35 ÖÖ]


Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 23, 2017, 04:58:35 ÖS]


DUR BAKALIM N’OLCEK ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 20, 2017, 02:12:21 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 18, 2017, 07:13:24 ÖÖ]


HAYIRLI OLSUN ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 17, 2017, 05:36:37 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 14, 2017, 05:04:59 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 12, 2017, 07:25:38 ÖS]


AÇIK MEKTUP Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 10, 2017, 05:16:36 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Nisan 08, 2017, 07:54:54 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 08, 2017, 03:37:34 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 04, 2017, 02:41:12 ÖÖ]


PARLAMENTARİZMİN P’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 01, 2017, 05:23:41 ÖS]


DEVLET ULUSA KARŞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 30, 2017, 11:15:00 ÖÖ]


URKUN Kirgizistandan bir ses Gönderen: PLMPLM
[Mart 27, 2017, 05:45:34 ÖÖ]


PISIRIKLIK FELSEFESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 21, 2017, 03:31:55 ÖÖ]


TRUMP ÖĞRETİSİ ve YENİ DÜNYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 19, 2017, 08:44:03 ÖS]


DESTİCİ’NİN TESTİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 16, 2017, 05:07:50 ÖÖ]


Başkaldırma ve Yarışma Gönderen: PLMPLM
[Mart 14, 2017, 11:43:46 ÖS]


SON ABDÜLHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 13, 2017, 12:59:22 ÖS]


HOLLANDA-MOLLANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 12, 2017, 05:33:20 ÖÖ]


KATİL KUMA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 08, 2017, 07:33:26 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 05, 2017, 07:07:15 ÖS]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 07:40:35 ÖS]


N’OLACAK ŞU IRAK’IN HALİ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 02:17:40 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 02, 2017, 05:20:46 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 28, 2017, 11:56:51 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 27, 2017, 11:54:46 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 24, 2017, 01:01:36 ÖÖ]


NEDEN DEĞİL, ‘NASIL’ BİR HAYIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 22, 2017, 01:07:56 ÖÖ]


KRİZİN K’SI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 20, 2017, 12:39:51 ÖÖ]


KRİZİN K’SI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 18, 2017, 03:13:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 11:50:31 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 02:43:04 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 01:14:00 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 04:59:09 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 12:42:46 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 15, 2017, 01:41:35 ÖS]


Ynt: Söz Bakımından, Allah dan daha Doğru Kim Vardır? Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:27:26 ÖS]


Ynt: ABDULHAMİT SEVDASI (III) Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:09:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:59:25 ÖS]


Ynt: FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 02:37:37 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:49:12 ÖÖ]


BÜYÜTME POLİTİKALARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 09, 2017, 01:51:07 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Şubat 08, 2017, 11:03:36 ÖS]


BOYKOT MU DEDİNİZ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 08, 2017, 04:36:37 ÖS]


ROMANYA’DA NELER OLUYOR ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 07, 2017, 03:07:57 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 06, 2017, 02:43:22 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 04, 2017, 03:37:54 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 09:11:32 ÖS]


SIC SEMPER TYRANNIS Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 02:16:28 ÖÖ]


TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 01, 2017, 01:40:59 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 10:00:19 ÖS]


TÜRKİYE’YE BABALIK MI ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 12:57:01 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 26, 2017, 04:12:44 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 26, 2017, 03:20:16 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 25, 2017, 05:53:17 ÖS]


Ynt: Amerikalik mashhur tarixchi olim Hasan Bulent Paksoy Gönderen: PLMPLM
[Ocak 25, 2017, 02:27:35 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 07:39:39 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 01:22:30 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 23, 2017, 03:40:40 ÖS]


Ynt: Karlovy Vary sehri 98 yildir reklamini « Mustafa Kemal Ataturk »’le yapiyor. Gönderen: PLMPLM
[Ocak 22, 2017, 08:53:36 ÖS]


FELSEFENİN F’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 22, 2017, 06:42:12 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 21, 2017, 12:12:10 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 20, 2017, 05:36:33 ÖÖ]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: levo57
[Ocak 19, 2017, 05:44:08 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 18, 2017, 10:15:36 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 11:45:56 ÖS]


18 MADDELİK YENİ ANAYASA TASLAĞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 04:06:59 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VIII) Kültürel Antroploji ‘Evrimcilik’ düşüncesine karşı çık Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 14, 2017, 12:45:12 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 11:29:35 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 01:51:44 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 11, 2017, 12:14:25 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 10, 2017, 06:05:33 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 09, 2017, 11:17:27 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 08, 2017, 10:49:34 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 07, 2017, 12:19:03 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 06, 2017, 02:40:39 ÖÖ]


MİLLİYETÇİLİK VE MİLLETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 05, 2017, 12:28:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 03, 2017, 01:58:11 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 02, 2017, 01:49:38 ÖS]


"Sokma akıl, dokuz adım gider" Gönderen: PLMPLM
[Ocak 02, 2017, 04:48:06 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 01, 2017, 04:27:12 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 31, 2016, 02:41:29 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 30, 2016, 01:24:31 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 09:33:32 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 03:00:50 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 27, 2016, 01:35:17 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XIX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 26, 2016, 02:20:36 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 25, 2016, 02:47:09 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 24, 2016, 12:33:18 ÖÖ]


BBBBO (2009) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 21, 2016, 03:26:27 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 20, 2016, 06:55:10 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2016, 02:01:35 ÖÖ]


Ynt: Humans on Mars (full text attached) Gönderen: PLMPLM
[Aralık 16, 2016, 12:38:33 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2016, 04:18:01 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2016, 03:03:00 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2016, 02:29:39 ÖS]


II. ABDULHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2016, 05:34:46 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2016, 11:17:51 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 08, 2016, 02:14:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2016, 01:59:38 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2016, 01:17:05 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2016, 01:16:27 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 26, 2016, 04:56:30 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2016, 07:02:12 ÖS]


Güç, Cinnet, Erdoğan... Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2016, 11:08:15 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 23, 2016, 05:45:33 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:42:48 ÖS]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:40:49 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2016, 08:20:18 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 20, 2016, 05:20:02 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 19, 2016, 03:04:33 ÖS]


Maneviyat Kütüphanesi-KATALOG Gönderen: agulle
[Kasım 18, 2016, 11:25:07 ÖS]


e-kitap ARAMA MOTORU Gönderen: agulle
[Kasım 18, 2016, 11:10:43 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Kasım 18, 2016, 02:04:42 ÖÖ]