Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Ahmet Dursun / Şehit polisin arkadaşının kolunda dikkat çeken ayet.
« Son İleti Gönderen: ahmetdursun Bugün, 01:22:49 ÖÖ »
8/ENFAL-17’de, li yubliyel mu’minine (inananları test etmek için) diyor.



Elbet ölenler için diyor, onları siz öldürmediniz diye.

Üstelik de, onlar dediği müşrikler.

Yazık ki koluna taktığı ayete göre, aslında teröristleri savunur, onlara üzülür duruma düşüyorlar, haberleri bile yok, beyni sulanmışların.

Burada ölen kim, müşrik mi (bir nevi terörist diyelim) yoksa mü'min mi?

Öyleyse koluna neden takmıştır bunu, sor bilmez.

Sanki teröriste üzülmüş duruma düşürülmüş çocuklar.

Demek ki şah damarından daha yakın olduklarının, içindekini, inanıp inanmadıklarını bilemiyor.

Ardından da, innallahe semiun alim (mutlak Allah, en iyi işiten, bilendir) diyerek, açıkça dalga geçiyor.

Özetle bu ayet, cephede teröristle çatışırken kullanılır.

Öldürdüklerin ya da öldüreceklerine üzülmemen gerektiğini anlattığı için, eğer cenazede kullanılırsa, oradaki cenaze müşriktir anlamını kazanır.

O nedenle cenazeye katılan askerler, bu ayetin yazılı olduğu bir şey taşımazlar.

Zavallı Türk çocukları, anlamını bilmediği halde aldatılıyor ya, ona yanarım.

Nitekim 41 FUSSİLET-44’te, anlamını bilmemize gerek olmadığını yine kendisi söylüyor.



Çünkü diyor, bunlar Arap’a indirilmiştir, o nedenle Arapçadır, dalga geçmenin mantığı yok diyor.

Ama yüzlerce yıl Türk çocuklarıyla dalga geçip Allah zannıyla kandırıyorlar.
**
Beytüşşebap'ta şehit düşen özel harekat polisi Yılmaz'ın cenazesine katılan arkadaşlarından birinin kolunda bulunan, Enfal suresindeki "Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü onları" ayeti dikkat çekti.
25 Mayıs 2017

Şehitlerimize vara yoğa Rahmet dilemek yüzsüzlüktür.

Daha ne kadar mütedeyyin olarak kalacaksınız?

Atatürk'ün zamanında okutulan Tarih kitapları
2
Önce hafızalarınızı tazeleyin, sonra yazıyı okuyun, o nedenle bir tazeleme yapalım.

Ekim Alptekin’in seçimlerden sadece bir hafta önce Flynn’in ortakları ile görüşürek, onlardan ‘seçimler geliyor, bir şeyler yapmalıyız’ şeklinde talepte bulunduğu, bundan bir hafta sonra ise Flynn’in the Hill’de yayımlanan yazıyı kaleme aldığı öne sürülüyor.



Yazıya göre “Flynn’in Alptekin ile ortak çalışması, New York’ta bir otelde Flynn ile Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir araya geldiği Eylül ortalarında ciddileşmeye başladı. Erdoğan’ın damadı da Enerji Bakanı Berat Albayrak da bu toplantida hazir bulunuyordu. Flynn’in yanında ise CIA’nın eski direktörü ve Flynn İntel Group’in danışman kurulu üyesi James Woolsey, Irak’ta Flynn ile çalışan, eski FBI ajanı Brian McCauley” vardı.

Yazının tercümesi şöyleydi.

“Turkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’a karşı düzenlenen askeri darbe gerçekleştiği Temmuz ayında ayni saatlerde, daha sonra Donald Trump’ın ilk ulusal güvenlik danışmanı olacak olan emekli General Michael Flynn, Cleveland’da bir konuşma yapıyordu. Etkinlik, Amerika’nın kendini “köklerine bağlı milli güvenlik örgütü” şeklinde tarif eden, müslümanlara karşı ciddi şüpheleri olan yerel bir dernek tarafından organize edilmişti.

Flynn konuşmasında “Türkiye’de şu an devam eden bir darbe”  olduğunu üzerine basarak açıklamıştı: “Şu anda!” diye tekrarlamisti. Bu haberi yorumlayan Flynn “İslamcılığa” yönelen Erdoğan’dan rahatsız olan ve  Türkiye’nin laik kimliğini korumaya çalışan ordu tarafından yapıldığını söyledikten sonra izleyicilerden de coşkulu bir alkış almışti.

Darbenin başarısız olduktan sonraki gün, Erdoğan, askeri subaylar, hakimler ve öğretmenler de dahil olmak üzere aralarında yazar ve çizerin de bulunduğu binlerce kisiyi darbeye yardim etmek suclamasiyla yakalamaya başladı. Muhaliflere yonelen bu dalgaya karsi, Times gazetesi, Erdoğan’ı  “giderek otoriter” davranmakla ve “karşı-darbe” hazırlamakla suçlamısti.

Temmuz’u izleyen Ağustos ayının başlarında Türkiye-Amerika İş Dünyası konseyi başkanı ve aynı zamanda bir işadamı olan Ekim Alptekin Türkiye imajını ABD’de onarmak için, Flynn’in ABD’deki danışmanlık firması olan Flynn İntel Group ile temasa geçti.

Flynn altı yüz bin dolarlık bir sözleşme karşılığında Alptekin’e yardım etmeyi kabul etti. İlk zamanlarda, Flynn Grubun tartışmalarına katılan bir kaynağın aktardığına göre, Ekim Alptekin Türk yetkili olmadığı ve ondan gelecek fonlar Türk hükümetinden gelmediği için onun ile çalışmanın yabancı ülkelere lobicilik anlamına geleceğini düşünmediler. Ibyb terşbe Jıbgre’de, Lobiciliği Açıklama Anlaşmasına göre Flynn bir işadamı olarak kayıt yaptırdı, yabancı bir ülke adına çalışan bir lobici olarak değil.

Ama geçen hafta ise, 13 Şubat’ta Ulusal Güvenlik Danışmanlığından istifaya zorlanan Flynn şirketinin Alptekin ile çalışmasının “Türkiye’ye yarar sağlamış olabileceği” de not edildi. Bu durum da Flynn’in karar verme gücü üzerine yeni bir ışık tuttu ve soruları artırdı.

New York’daki Görüşmede Bakanlar Gülen’in Yıpratılmasını Flynn’den İstediler

Flynn’in Alptekin ile ortak çalışması, New York’ta bir otelde Flynn ile Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir araya geldiği Eylül ortalarında ciddileşmeye başladı. Erdoğan’ın damadı da Enerji Bakanı Berat Albayrak da bu toplantida hazir bulunuyordu. Flynn’in yanında ise CIA’nın eski direktörü ve Flynn İntel Group’in danışman kurulu üyesi James Woolsey, Irak’ta Flynn ile çalışan, eski FBI ajanı Brian McCauley’i vardı.

Ne konuştukları tam olarak bilinmemekle birlikte, görüşmelere şahit olan aynı kaynaktan aktarılan bilgiye göre, bazı isteklerin yanısıra, Erdoğan’ın darbeye teşebbüs etmekle suçladığı, sürgün din alimi Fethullah Gülen’i yıpratmak konusunda yardım istendi. Ardından, Flynn İntel Grubu tarafından Gülen’i “gizli” hareketi “Mullah Molla” olarak niteleyen, “Gülenopoly” tasarlama projesi için lobicilik ve halkla ilişkiler firması olan SGR’ye kırk bin dolarlık bir fatura ödendi.

Seçimlerden bir hafta önce Alptekin: Birşeyler Yapılmalı

Bunlara rağmen Alptekin’in Flynn ve arkadaşlarından daha fazlasını beklediği anlaşıldı. 2 Kasım’da Alptekin Flynn İntel Group’un başkan yardımcısı Bijan Kian ve McCauley  Alexandrıa’daki Flynn İntel Group’un Virginia’daki ofisisnde bir araya geldi. Ancak, Flynn bu toplantıda yoktu.

The Mystery Behind the Half-Million Dollars Michael Flynn Received as a Foreign Agent.
motherjones.com
3
Erdoğan bunun için, “sosyal medyayı takip edip susturun” talimatı vermiş olmasın?

Yeni sızıntı 'MaltaFiles': Erdoğan ailesine 25 milyon dolarlık gemi 'hediye edilmiş'

Bazı Avrupa gazeteleri tarafından sızdırılan "MaltaFiles" belgelerinde, Azeri bir işadamının 2008 yılında Erdoğan'a 25 milyon dolarlık gemi hediye ettiği ortaya çıktı.

27 Mayıs 2017
European Investigative Collaboration (EIC) ağı tarafından yapılan araştırma ve the Black Sea, El Mundo gibi gazeteler tarafından yayımlanan "MaltaFiles" (Malta Dosyaları), Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.


Belgelerde ortaya çıktığına göre, 2008 yılında Azerbaycanlı milyarder Mübariz Mansimov, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a 25 milyon dolarlık bir gemi hediye etmiş.

İki yıl önce Türk vatandaşı olarak ismini Mübariz Gurbanoglu yapan Mansimov'un, bizzat Erdoğan'ın isteği üzerine vatandaş yapıldığı öne sürülüyor.

Mansimov'un, ABD Başkanı Donald Trump'ın da arkadaşı olduğu ve yemin törenine katıldığı biliniyor.
Belgelere göre Mansimov 2007 yılında bir gemi aldı ve Malta'da bu gemi için bir holding kurdu. Ekim 2008 yılındaysa, Man Adası'na (Isle of Man) kayıtlı bir şirket, Mansimov'un şirketini 25 milyon dolara satın almış.

Bu satın alan şirketin sahipleri ise, Erdoğan'ın kayınbiraderi Hasan Gülbaran ve Erdoğan'ın oğluydu. Ertesi gün, şirketi Mansimov tarafından ayarlanan 18.4 milyon dolarlık krediyi almış.

Buraya kadar her şey "normal" olsa da, iş burada bitmiyor. Belgelere göre Mansimov, 2015 yılı boyunca "leasing" (kiralama) hakları karşılığında, 7 yıllık kredinin hepsini, faiziyle birlikte, ödemeyi kabul etmiş.

Geri kalan 7 milyon dolarlık kısımsa, Erdoğan'ın "yakın bir arkadaşı" tarafından ödenmiş.
Mansimov'un şirketinin Karadeniz'deki petrol taşımacılığının üçte ikisine sahip olduğu ve kiralama hakkını 2020 yılına kadar, yıllık 1.2 milyona aldığı belirtiliyor.

2011 yılında gemiyi 7 milyon dolara "yakın bir arkadaşına" sattığı söylenmesine rağmen, Erdoğan'ın kayınbiraderi hâlâ geminin sahibi görünüyor.

EIC'ın ulaştığı Malta Belgeleri'nin 150 bin dökümandan oluştuğu belirtiliyor. Dökümanlar The Intercept Brasil, L’Espresso, Le Soir, NRC, Der Spiegel, the Romanian Centre for Investigative Journalism / TheBlackSea.eu, Mediapart, Politiken, NewsWeek Serbia, El Mundo, Expresso, Dagens Nyheter, Malta Today ve Agência Sportlight tarafından yayımlanıyor.
theintercept.com
***
Malta Files’in ortaya çıkardığı belgelere göre Erdoğan ve ailesinin yanısıra işadamı Sıtkı Ayan ile Azeri işadami Mübariz Mansimov milyon dolarlık tanker anlaşması olduğunu gösteriyor.

Haberi theblacksea.eu tarafından basılan ve Türkçe’ye çevrilen habere göre, Erdoğan ailesi, Man Adası ve Malta’daki offshore şirketleri aracılığıyla Ağdash adlı milyonlarca dolarlık petrol tankeri satın almış.



Bu tankeri almasına aracılık eden ise İstanbul merkezli Palmalı Group’un sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu ve Erdoğan’ın yakın dostu olan SOM Petrol’ün sahibi Sıtkı Ayan olduğu analaşılıyor.

Malta Files belgelerine göre Ayan 2008’de yedi milyon, Mansimov ise 2008’den beri Erdoğan ailesine yaklaşık 23 milyon dolar ödemiş, geminin satın alınması için.

Habere göre alışveriş şöyle işledi:
2008’de Erdoğanlar Man Adası’nda, Mübariz Mansimov’un petrol tankeri Ağdash’i “Bumerz Limited” adli aile şirketi üzerinden aldı. “Bumerz”, Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan, kardeşi Mustafa Erdoğan ve eniştesi Ziya İlgen’in adlarının baş harflerinden oluşan ve bu kişilerin sahip olduğu bir şirket.

Bakü doğumlu iş insanı Mansimov’un sahip olduğu Palmalı Group’un filosunda ise yüze yakın gemi var. Karadeniz’deki petrol ticaretinin büyük çoğunluğu Palmalı şirketine bağlı bu gemilerle yapılıyor. Bu ticaret sayesinde milyarder olan Mansimov’unun ABD Başkanı Donald Trump’ın Washington’daki yemin törenine de bizzat katılmıştı.
Mansimov ve Erdoğan arasındaki dostluğun yıllar öncesine dayanıyor, 1998 yılında işini Azerbaycan’dan Türkiye’ye taşıyan Mansimov 2006’da Türk vatandaşlığına geçerek Gurbanoğlu soyadını aldı. “Sayın Başbakan [Erdoğan] ‘Niye Türk vatandaşı olmuyorsun’ demişti, doğru dedim ve Türk vatandaşı oldum” diye ifade eden Mansimov’u yakından tanıyan bir kaynak, vatandaşlık için Türk hükümetine rüşvet verdiği iddia ediyor. Bunu kanıtlamak mümkün değil ama eldeki belgeler Erdoğan ailesinin kişisel servetine Mansimov’un büyük bir katkısı olduğunu gösteriyor.

European Investigative Collaborations (EIC) konsorsiyumunun Malta Files projesi kapsamında yapılan bu araştırma, Türkiye’nin en güçlü ailesinin gizli iş ilişkilerine ve kişisel servetlerini artırmak için devlet imkanlarını nasıl kullandıklarına ışık tutuyor.

Hediye gemi Agdash
Milyarder Mansimov ve Erdoğan ailesi ile iş ilişkisi karmaşık olduğu anlaşılıyor.
Mansimov, 2007 yılında petrol tankeri Agdash’i Rusya’da siparişi verdi. Letonya’da bulunan Parex Bank’tan 18,4 milyon dolarlık krediye başvurdu, Doğu Avrupa ve eski Sovyet ülkelerindeki suçlularının kara para aklama bankası olarak bilinen bu banka parayı hemen vermedi.

Sonbaharda gemi teslim alan Mansimov ile aynı dönemde Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen, İrlanda Denizi’nde vergi cenneti olarak bilinen Man Adası’nda Bumerz Limited adlı şirketi kurdu. Erdoğan’ın eniştesi İlgen, darbe akşamı, darbenin olduğunu Erdoğan’a haber vermesiyle de gündeme geldi.

Bir yıl boyunca Letonya, Hollanda ve İngiltere kıyılarında petrol taşıyan Ağdash’in Malta’da “Pal Shipping Trader Öne” adli şirketin üzerine kayıtlıydı. Erdoğan ailesi, bir yıl sonra Bumerz Limited şirketi, Ağdash’in kayıtlı olduğu bu şirketin bütün hisselerini alarak Ağdash’in sahibi oldu.

2008’de, “Pal Shipping Trader One” hisselerinin Erdoğan ailesince satın alınmasından bir gün sonra, Parex Bank Mansimov’un Ağdash için bir sene önce istediği ancak alamadığı 18,4 milyon dolarlık krediyi Erdoğanlar’ın şirketi olan Bumerz şirketine verdi.

İşler bundan sonra daha da karmaşıklaşıyor.
Bu alınan 18,4 milyon dolarlık krediyi Erdoğanlar’ın yerine Mansimov ödedi. Çünkü Massimov gemiyi Erdoğan’lardan yedi yıllığına kiraladı ve krediyi Parex Bank’a ödeyecek kişinin Mansimov yapacağına dair taraflar arasında bir antlaşma imzalandı.
Yani Mansimov, halihazırda kendi sipariş ettiği gemiyi Erdoğan ailesinin şirketine devredip, üstüne geminin inşaat masrafı için alınan krediyi de aynı gemiyi kiralayarak kendi cebinden ödemiş oldu. Kredilerin geri ödemesi bittiğinde geminin sahibi Erdoğanlar’ın şirketi Bumerz olarak kaldı.

Böylece Agdash petrol tankeri Mansimov tarafından Erdoğanlara hediye edildi. 2008 yılından 2015 yılına kadar kredi ödemesi devam eden bu hediyenin bedeli en az 21,2 milyon dolar ediyor.

Gemi için ödenmesi gereken kalan yedi milyon dolar ise Erdoğan’ın çok eski dostu olduğu bilinen iş adamı Sıtkı Ayan tarafından yapılıyor. Ayan’ın bu ödemeyi Ağdash için neden yaptığı ise bilinmiyor.

Socar, BMZ gemilerini aldı
Erdoğan’ın Mansimov’a bu büyük “hediye” karşılığında nasıl ayrıcalıklar tanıdığının doğrudan bir kanıtı yok, ancak 2008’den sonra milyarder iş adamının ticaretteki başarısının gözle görülür şekilde arttığı açık.
Azeri-Türk iş adamı, 2010 yılında Port Bodrum Yalıkavak’ı satın aldı ve süper lüks bir marina inşa etti. Daha sonra da yine Bodrum’da bulunan Tilkicik Koyu’nun özelleştirme ihalesine girdi ve 370 milyon lira teklif vererek ihaleyi kazandı.
Mansimov’ın en büyük girişimi ise 2008 yılında yarı hissesini satın aldığı Tekfen İnşaat. Tekfen, Bakü-Ceyhan ve TANAP boru hatlarından geçtiğimiz yıllarda büyük ihaleler kazandı. Tekfen’in sadece TANAP için aldığı ihalenin bedeli yarım milyar dolar.

Erdoğan ve Mansimov ilişkisi karşılıklı çıkarlara dayanarak sürdü. 2015’te Ankara’nın Kürdistan Özerk Bölgesi’nden Ceyhan limanına ham petrol ticareti yaptığı duyulunca, Irak hükümeti duruma büyük tepki göstermiş, ihracat yapan denizcilik şirketlerini kara listeye almıştı. Mansimov, bu diplomatik kriz sırasında hükümetin yardımına koştu, Ceyhan’daki limandan petrolün dışarıya taşınmasına aracı olarak Kürt petrolünün Türkiye’ye akışının devamını sağladı.

Mansimov’un aracı rolü, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki petrol ticaretinde de kendini gösteriyor. Palmali Group, 2007 ve 2008 yıllarında Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelen tüm ham petrolü Ceyhan’dan taşıma yetkisine sahip tek şirket olmak için 10 yıllığına SOCAR’la anlaşma imzaladı.

Mansimov, SOCAR ve Erdoğan ailesi arasındaki ilişki bugün hâlâ sürüyor. The Black Sea’nin araştırmalarına göre SOCAR, Ocak 2017’de Erdoğan ailesinin bir başka şirketi olduğu kamuoyunca bilinen BMZ Group’a ait beş petrol tankerini satın aldı. SOCAR bu işlem için Malta’da kurulu şirketlerini kullandı. Aynı ay içinde hükümet bir KHK ile SOCAR’ın Türkiye şirketlerinden olan Socar Gaz Ticareti A.Ş.’ye üç aylığına kayyum atamıştı.

Erdoğan ailesinin SOCAR’a satılan gemileri, aynı Agdash’da olduğu gibi, Mansimov’un Palmali Group şirketi tarafından kiralanıyordu. Konuyla ilgili daha önce çıkan haberlerde bu gemilerin kredilerinin de Mansimov tarafından kira sözleşmesi dahilinde ödendiğini iddia edilmişti, ancak bu iddiaları destekleyen belgeler bulunamamıştı.

Offshore şirkete yakın dost kalkanı
Erdoğan ailesi Agdash’ın sahibi oldukları gerçeğini olabildiğince gizlemeye çalışmış. Bu ortaklığa yedi milyon dolar koyan Ayan ailesi ise parayı verdikten sonra üç sene boyunca kayıtlarda gözükmüyor. 2011 yılında ise Bumerz’in hisseleri kâğıt üstünde Sıtkı Ayan ve oğlu Bahaddin Ayan’a devrediliyor.

Ancak Ayan’ın gemiyi şirketle beraber gerçekten satın aldığına dair hiçbir kanıt yok. Ayanlar konuyla ilgili sorularımıza da yanıt vermediler. Şirketin devrinden sonra düzenlenmiş olan en az üç belge ise Agdash’ın gerçek sahibinin hâlâ Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen olduğunu gösteriyor. Bu belgelerden en yakın tarihli olanı 2014 yılına ait, yani geminin Ayan’lar tarafından kâğıt üstüne satın alınmasından üç yıl sonra. Bu belgelerden bazıları bizzat İlgen tarafından imzalanmış.
Agdash’ın kiracısı da hâlâ Mansimov. 2015’te Parex Bank’tan alınan kredinin geri ödemesi bittikten sonra Mansimov gemi için Bumerz’le yaptığı kira sözleşmesini beş yıl daha uzatmış. Böylece şu ana kadar Mansimov’un Erdoğan ailesinin kişisel servetine gemi üzerinden eklediği 22,7 milyon dolar ve Ayan’ın eklediği yedi milyon dolarla birlikte ortaklığın toplam maliyeti neredeyse 30 milyon dolara denk geliyor. Mansimov’un uzattığı kira sözleşmesinin süresi 2020 yılında dolduğunda bu servet beş milyon dolar daha artacak.

Milyarder Mansimov ve Ayanlar için Türkiye’nin en güçlü ailesiyle ortaklığın maliyeti günde üç bin dolara denk geliyor. Türkiye Devleti’nin sağladığı imtiyazlarla büyüyen bu ortaklığın kârını ise Erdoğan ailesi bölüşüyor.
theblacksea.eu

Erdoğan bunun için, “sosyal medyayı takip edip susturun” talimatı vermiş olmasın dediğim kısımda, bunu anlatmak istemiştim. (Videosu)
4
EKONOMİK VERİLER / Pazarlama
« Son İleti Gönderen: PLMPLM Mayıs 18, 2017, 03:15:10 ÖS »
Pazarlama

Hasan Bülent Paksoy, DPhil

Altmış yıl’dan öte, rahmetli dedemin İstanbul’un Fatih kesiminde bir ev’İ var idi.  Her Çarşamba günü, Çarşamba Pazarı, evin hemen önünden başlardı.  İstanbul’un dört yönünde, haftanın her günü bir Pazar olduğu bilindiği gibi, Fatih Sultan Mehmed’in kurdurduğu vakıflara gelir sağlayan Mahmutpaşa ve Kapalıçarşı gibi haftanın her günü açık olan pazarlar da toplumun yararına çalışıyordu.  Bununla birlikte, Çarşamba Pazarının bu yakınlığı nedeni ile, ‘pazarlama’nın ne olduğunu yakından görmek olanağı var idi.

İstanbul’daki bu pazarlar, herşeyden önce her türlü yiyecek gerekleri, tarla’da o gün güneş doğarken kesilen yeşillikler  satın alınabilir idi.  Ek olarak, her türlü baharat çuvallar içinde görücü’ye çıkar idi.  Pirincinden bulguruna, yufkasından baklavasına dek yemek masasında görülebilecek her türlü yiyecek de cabası idi. Pazar, güneş doğmadan kurulur, hava kararmadan birkaç saat önce sona ererdi.  Her satıcı kendi güneşliğini, satış tezgahını güneş çıkmadan kurar, giderken de söker götürür idi.

Bir Çarşamba sabahı, bir satıcının alaca karanlıkta nerede ise sayısız iskemle’yi yük arabasından indirdiğini  gördüğümde şaşırıp kalmış idim.  Alıcılar, bütün yiyeceklerin güzelliği arasında iskemlelere ilgi göstereceklermiydi?  Şeker almak yerine, iskemle ne iş’e yarayacaktı ki? Bu benim kişisel düşüncem idi.  Satıcı’nın kişisel düşüncesi ise doğru çıktı; Pazar dağılmadan önce, bütün iskemleleri satıp, yürüyerek oradan ayrılmış idi.

Aradan yıllar geçti, ünivesitede “İş Yönetimi” okur iken pazarlama yöntemlerini öğrenmenin de zorunlu olduğu ortaya çıktı.  Alıcının ne istediğini bilmenin, pazarlamanın temeli olduğu ilk sayfada yazılı idi.  Düşüncelerim yıllar öncesine gitti.  İskemleleri satan pazarcı, sattığının alıcı bulacağını nereden biliyor idi?  Bu soru’ya yanıt bulmak, ancak o günün yerel mayasını bilmek ile olacaktı.  O yanıtı altmışbeş yıl önce bilmeme karşılık, bir türlü anımsıyamamış idim.  Ta ki, Yönetim Düşün-Bilimleri üzerine çalışmaya başlayana dek bu soru kafa karıştırmayı sürdürdü.

Bir mal’I bir kişiye satmak ile, bir düşünceyi toplumun tümüne sunmak ya da satmak arasında bir bağlantı varmıdır?  Evet, düşünceler de, pirinç, şeker vb gibi alınıp-satılabilir.  Din ve inanç da birer düşüncedir.  Bu kapsam içinde incelenebilir.   Ayrıca, bir toplum kendine dayatılan din’İ ve inancı almak istemez ise, silah ve ordu gücü ile bu kavramlar bir toplum’a dayatılabilir.

Din, sorgulamadan inanılan bir kavramdır.  Geçmişte bir kişi’nin söyledikleri sorgusuz yinelenir, uygulanır.   İnanç ise, konu olan düşünbilim sorgulandıktan sonra bir kişinin düşünce süzgecinden geçip yaşayışına yön verir.  Din, genellikle yerleşiktir, değişmez.  İnançları değiştirmek kolay olmasa da, olanak dışı değildir.  Ancak, din değiştirmek de, inanç değiştirmek de çok yönlü ve uzun süreli bir uğraştır.   Türk toplumları hem din, hem de inanç konularında yoğun baskı altına girmiş, her iki konuda da değişiklikleri göze almış ve gerçekleştirmişlerdir. Burada önemli olan, bir toplum’un toplu olarak bu değişikliği göz’e almasıdır.

Türklerin ilk dini Tengri’dir.   Bununla birlikte, Budizm, Mani, Zerdüst, Hristiyanlık ve İslam dininin değişik kollarına giren birimleri olmuştur.  İnançlar ise, çoğulcu yönetim kapsamında seçilen bir Başbuğ’dan başlayarak, baba’dan gelen değişmez tek kişilik yönetim’e kadar giden geniş bir yellek içinde yer alır.  Bu bakımdan, son ikibin yıl içinde yer alan konuların incelenebilmesi için bilgi birikimine gerek vardır. Bu bilgiler ise, Türkçe dışında dilleri bilmeyi gerektirir.  Bütün bu dillerde yazılmış ince düşünüşlerin çoğunluğu, günümüzde Türkiye dışındaki kitaplıklardadır.

Bu durumda, bir düşüncenin pazarlanmasının ayrışımlarına bakmak gereklidir.  Bir aile içinde, anne ve baba, kız ya da oğullarına öğütte bulunurlar. Bu öğütler, geçmiş kuşaklardan gelen bilgi birikimlerinin ürünüdür; dünya görüşünü de ortaya koyar.  Bu öğütlerin ve atasözlerinin toplamı, toplumun mayasını oluşturur.

Toplum geliştikçe, yeni ürünler ve yeni yapım türleri sonucu yeni mallar ortaya çıkar.  Altmışbeş yıl önce Fatih kesimindeki evlerde yer sedirleri ve yastıklar ile de oturulurdu.  Her neden ise, birdenbire sandalyeler evlere girmeye başladı.  Belki de masaları da başka bir pazardan alıyorlar idi, ya da o gün gözüme uçsuz-bucaksız görünen Çarşamba Pazarının başka bir köşesinde satılıyordu.  Belki de beyaz perde’de gösterilen oyunlarda sandalye’de oturmak yeni bir yaşam türü olarak görülüyor ve özeniliyor idi.

Beyaz perde de oyun gelişirken bir mal göstererek o malın duyurusunu yapmak, peyaz perde’nin kuruluşundan bu yana uygulanan bir satış yöntemidir.  Karşılığında, o mal’ın üreticisi, peyaz perdede gösterilen oyun’un yapıcısına para verir.

Peki, ‘yeni’ düşünceler nasıl ‘pazarlanır?’   Beyaz perde, bu pazarlama uğraşının yalnız bir ayağıdır.  Herşeyden önce, ‘düşünce’ nin ne olduğuna göz atmak gerekir.  Sonra da, ‘yeni’ nin nasıl yeni olduğu sorusuna yanıt vermek kaçınılmaz.

Düşünceler eskimez; ölümsüzdürler.   Ara-sıra gündemden düşerler, ancak bu bir düşüncenin kaybolduğu anlamına gelmez.  Amerika’yı Amerika yapan düşüncelerin başında “root, hog or die” gelir.   “Bul-sök-topla-sakla; başaramazsan öl” olarak Türkçe’ye çevrilebilir.  Amerikan 1776 Başkaldırmasından önce, yeni gelen yerleşmeciler domuzlarını beslenmeleri için orman’a salıyorlar idi.  Böylece, domuzlara yiyecek vermeden o domuzlar semirtiliyor, yerleşmeciler de o domuzları yiyorlar idi.  Bu düşünce Amerika gelişmeye başladığında iki akım’a daha yol açtı:  sınırsız para kazanmak ve, ilişkili olarak olabildiğince alan üzerinde ‘yararlı ilişkiler’ kurmak.  Daha sonra da, bu gelirleri korumak için, karşı koyan yarışmacıları her ne yol olursa-olsun yenmek için karşı oyunlar kuruldu.  Bu oyunlar, beyaz perde’de inek-çobanlarının ineklerini sulamak için birbirlerinin tarlalarına ve sulama kaynaklarına göz dikmelerini özetleyen anlatımlardan da görülebilir.   2016 ABD Başkanlık seçimlerinde kullanılan “Amerika’yı Yeniden Görkemli Kılın” deyimi de bu temel özlem üzerine kurulmuş ve aday’ın seçilmesini sağlayan etkenlerden bir’İ olmuştur.

Ruslar da bu nitelikleri Amerika’dan gözleyip-öğrenip, bir ulus’un yararına olabilecek bu yöntemleri Rus yaşamına uygulamaya koyuldular. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar, Ruslar tuğlarını yönetmek için Avrupa yönetim örneklerini (örneğin, 1789 Fansız devrimi ve yurttaşlık kavramı) daha önce öğrendikleri Türk kökenli yöntemlerin üzerine eklemişler idi.  Bu Türk yöntemlerinde bir’İ, en büyük oğul’un eline bir kılıç verip, gidip geleceğini kendi kurmasını öğütü ile dünya’ya salıverilmesi idi.  Amerikan örneğinde önce yürürlükte olan bu öğüt, Amerikan örneğinde de olduğu gibi, kendine güven duygusu ile birleşip başarıların altında yatan bir neden olmuş idi.

1860 Amerikan iç savaşı, Rusların gözlerini Avrupa’dan ayırıp Amerikan örneklerine döndürmelerine neden oldu.  O süreçte, bütün yüksek nitelikli askeri mühimmat pamuğun iki değişik asit ile yıkanması sonucu ortaya çıkıyor idi.  Pamuk ise, Amerika’nın Güneyinden getiriliyor idi.  Amerikan iç savaşı pamuğun Rus’yaya getirilmesini önlediği için, Ruslar da, pamuk yetiştirebilmek için gözlerini Orta Asya’ya diktiler.  Orta Asya hava koşulları, pamuk yetiştirmek için çok elverişli idi.  Kaldı ki, Ruslar Orta Asya Türklerinin Rusların bir ulus olarak ortaya çıkmasına neden olduğunu öğrenmiş ve unutmamışlar idi.  Eğer Tatarlar tembellik etmeden Rus köylülerinden vergi almak için bir Rus’u seçip yetki vermemiş olsalar idi, Ruslar büyük bir olasılık ile Tatarlara karşı birleşmeyecek, ulus olmayacaklar idi.

Yukarıdaki bu örnekler, kısaca özetlenebilecek düşüncelerin, dünya’nın gidişine nasıl yön verebildiğinin bir özetidir.  Düşüncelerin gücünü kavrayan Avrupalı uygulayıcılar, ordularının vereceği büyük kayıpları, ölümden öte sakatlıkların tuğ’un kaynaklarına getireceği parasal yük’ü azaltmak için, bir ‘duyuru yöntemi’ ni yeniden gündeme getirdiler. Bu da, savaş’ta karşılarına çıkan ordu bireylerinin duygusal gücünü kırmak, silah bırakmalarına neden vermek ve savaşı çok daha az mühimmat kullanarak, daha az ölü vererek kazanmak isteği ile oluştu.  Bu oyun’a ilk önce Ruslar düştü.  Alman Genelkurmay’I  Lenin’İn Birinci Dünya Savaşı sırasında Moskova’ya varmasını sağladı.  Lenin’in Bolşevikliği yayarak Rus imparatorluğunun Savaştaki yeterliliğini kıracağını doğru olarak düşünmüşler idi. Bolşevikler Çarlığı devirip yerine Bolşevikliği kurdular.  Rus ‘imparatorluğu’ Birinci Dünya Savaşından çekildi.

Hemen ardından. Alman Genelkurmay Bilgi Toplama Bölümü, Enver Paşa’yı da Moskova’ya ulaştırıp, Orta Asya’ya geçmesini sağladı.  Bundan amaç da, Enver Paşa’nın bilinen saplantısını gerçekleştirmesine olanak vermek idi.  O da, Türkleri bireştirip Ruslara karşı savaştırıp Rusları yenmek ve Komünizmi ortadan kaldırmak olarak gösterilebilir.  Ancak, Enver Paşa bu isteği yerine getiremedi.  Kaldı ki, Türkleri birleştirip Ruslara karşı savaştırmak bir İngiliz girişimi idi ve Ondokuzuncu yüzyılda bir Macar professor eli ile Pazar’a sürülmüş idi.

Bu tür, düşünceler yolu ile savaş kazanma çabaları, İkinci dünya Savaşı ile çok büyük ölçüde yayıldı ve derinleşti.  Sovyetlerin önce düşünceleri, sonra da orduları ile dünya’ya yayılma uğraşlarına karşı Amerika ve Avrupa ortak olarak karşı düşünce ve askeri güç geliştirmelerine yol açtı.  Komünizm’e karşı “Demokrasi” ve “her kişi’ye gereği kadar herşey” e karşı “kişisel mülk” düşünceleri ileri sürüldü.  Hem Demirperde hem de NATO birbirleri ile savaşmayı göze aldı.

Yukarıdaki örnekteki gibi, bu iki kavram da çok daha eski idi.  Hem de bütün sakatlıkları ile.  ‘Toplumun kendini yönetmesi’ anlamına gelen Demokrasi’nin ilk ağız’a alındığı yerde, ‘yurttaş’ lar yönetimleri konusunda istedikleri yönde oy verebiliyorlardı.  Ama, toplum’un belki de yüzde doksan’I gövdesel tutsak idi ve hiçbir konuda kendilerini yönetemiyorlardı.  Biraz yakından bakıldığında, ne Demokrasi ne de Komünizm yeni idi.  Yalnızca yaldızlanmaları değiştirilmiş idi.  Toplum’un kendini yönetmesi başlığı altında sunulan, parasalcılık idi.  Nasreddin Hoca’nın günümüzden dokuzyüz yıl önce söylediği öngörülen ‘parayı veren düdüğü çalar’ turu bir yönetim idi.  Komünizm ise, ‘Cumhuriyet’ başlığı altında M.Ö. beşyüz yıl önce yazıldığı gibi, her konuda var olan uzmanların kendi uzmanlık alanlarında çalışıp topluma yararlı sonuçlar vermesi isteği ile yazılan bir kitaptan alınmış idi.  Bu kitap ise, Onaltıncı yüzyılda İngiliz Thomas Moore’ca içinde yaşadığı süreç’e uygulanarak yeniden el’e alınmış idi.  Türkler arasında imece olarak bilinen en eski yardımlaşma yöntemi idi.  Bu gerçekleri bilmeyen toplumlar, bu iki düşünce arasında bilmeden seçim yapmak durumunda bırakılmışlardı. Dolayısı ile, bir yapma ölüm-kalım savaşı yaratarak bir düşünceyi ‘satmak’ da ikinci bir yöntemdir.

Üçüncü basamaktaki yöntem ise, ‘varlık içinde yaşamak’ olarak adlandırılabilir.  Bu kavram yalnız alış-veriş yeteneğine bağlı değildir.  İnanç satıcılarının elinde bile, Batılı toplumları Hristiyanlıkta kalmayı sağlamak için kullanılmış ve kullanılmaktadır.  İsa’ya tapınanlar, diğer inanç toplumlarından daha varlıklı olacaklar düşüncesi ile Hristiyanlığın en uygun inanç olduğu sonucunu çıkartmaya başladılar.  Genel olarak da, İslami din önderleri de, bu girişime karşı kendi çıkarlarını korumak için kendi söylemlerini geliştirdiler.  Bu söylemler de yeni değil idi; eski söylemler yeniden yaldızlanmış idi.  İnananların ahiret gibi dünyada da büyük rahatlıkla yaşayacakları yineleniyordu.
Sözü daha uzatmadan, iletişim ağlarında (elime geldiğinde) yazarı belirtilmeden dolaşan üç örnek ile sonuca ulaşalım:

İnek, tavuğun kendisine, merhaba demesini yadırgamış: “Hayrola?”
“Size, ortaklık teklif etsem, ne dersiniz?”
İnek, ne kadar inek olsa da, bir işi reddedecek kadar inek olmadığından, inekleşmemiş:
“Söyle bakalım, ne iş bu?”
“Sizinle sucuklu yumurta yapalım, insanlar sucuklu yumurtaya bayılır!”
İneğin aklı yatmış, tavuk ortaklık şartlarını sıralamış:
“Bana münasip bir yerde folluk gösterin, gidip yumurtalarımı folluğa doldurayım!”
Birkaç gün sonra, tavuk, bir küfe yumurtayla çıkagelmiş, inek memnun, yalnız tavuğun yanındaki eli bıçaklı adamı gözü tutmamış:
“Ortak, bu adam kim?
“Kasap, sucuklu yumurta için… Sizi kesecek, sucuk yapacak, benim de yumurtalarım var, ortaklık tamam!”
İnek ayılır gibi olmuş:
“Bu ortaklık benim canıma mal olacak galiba!”
“Maalesef inek hazretleri, amacımız, insanlara bol, lezzetli ve şişmanlatmayan sucuklu yumurta yedirmek, değil mi?
Hadi, lütfen kendinizi sayın kasaba teslim ediniz!”
Şimdi buna, kalkınmış ülkelerle, kalkınmamış ülkeler arasında,
ekonomik işbirliği anlaşması diyebilir misiniz?

 “Cambaz”ın değişik anlamı vardır, at üstünde, tel üstünde gösteri yapanlara da cambaz denir, özellikle hayvan pazarlarındaki pazarlıkçılara da cambaz, denir.
Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş, bir başka cambaz yanaşmış:
“Kaça bu eşek?”
“Bin lira!”
“Aldım gitti, ver elini helalleşelim!”
Birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış:
“Yahu görmüyor musun, bu eşek topal;
onun için ucuza verdi!”
“O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış, topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!”
Eşeği satana koşmuşlar:
“Yahu bu topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış!”
Satıcı gülmüş:
“Eşek topal olmasına topal da, öyle sansınlar diye taşı tırnağına ben
koydum!”
Alıcıya koşmuşlar:
“Yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş.
Seni de kandırdı, parayı aldı!”
Alıcı dövünmeğe başlamış:
“Vay namussuz;
eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!”
Bunun adına serbest piyasa da “alışveriş” diyorlar mı?

Aslan, eşek ve tilki ava çıkmışlar;
bir geyiği vurup gelmişler.
Aslan emretmiş:
“Şunu pay edin!”
Eşek avı üç eşit parçaya bölmüş, herkesin payını vermiş;
ama aslan beğenmemiş:
“Hani benim aslan payım!”
Eşek, eşekliğinden olacak anlamamış:
“Ne demek aslan payı!”
Aslan bir pençede eşeği parçalamış, sonra, tilkiye dönmüş:
“Hadi, sen pay et!”
“Efendim sizin olduğunuz yerde pay etmek ne demek?
Hepsi sizin, buyurun afiyetle yiyin!”
Aslan hayretle sormuş:
“Sen bunu kimden öğrendin?”
Tilki cansız yatan eşeği göstermiş...
"Bunun adına da sosyal adalet diyorlar…"
 



  HB Paksoy, "’Alın Yazısı’ mı, ‘Kişi seçim’ mi? İnançlar ve Düşünce Özgürlüğü”  Dusuncelerin Kokenleri (Florence: European University Institute, 2006)
  HB Paksoy,  “Alis-Veris Kuruluslarinin Yonetimi”  Uzaysal Yonetim Beklerken (Florence: Carrie/European University Institute, 2008)
  HB Paksoy, “Nationality or Religion: Views of Central Asian Islam” Essays on Central Asia (Lawrence: Carrie, 1999)
  HB Paksoy, “Toplum olarak Varilmak Istenen Sonuc Nedir?” Dusuncelerin Kokenleri (Florence: European University Institute, 2006)


bu kitaplar ag sayfalarindan karsiliksiz bulunup okunabilir

http://baker.academia.edu/HBPaksoy


5
DÜŞÜNÜRLER / İT BAYTARI
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Mayıs 12, 2017, 06:02:53 ÖÖ »
İT BAYTARI
Daha çok küçük yaşlarda, babamın öğretmenlik yaptığı köyde, kırda bayırda ne kadar börtü-böcek varsa toplayıp eve getirirmişim.
Hayvanlara olan ilgimden dolayı, ‘bu çocuk baytar olacak’ demişler.
Sonra köpeklerim oldu.
Bana da meslek olarak ‘it baytarlığı’ uygun görüldü.
Şimdi, yeni taşındığım yerde, yapay gölete gelen iki yaban ördeğim var.
Bir de günde iki kez ziyaretime gelen tilki ile artık arkadaş olduğumuz iki karga.
Enternet ve telefon sorunlarımı çözemediğim için, dünyadan haberim yok.
Ancak Atatürk’e dil uzattıklarını duydum.
Baytara ihtiyacı olan üç varlıktan sözediliyor.
Sanki bunlar ‘derin tarih’ araştırması yapıp yeni şeyler bulmuşlar gibi anlatılıyor.
Oysa bunların dedeleri de öyleydi.
Çocukluklarından buyana ‘Atatürk düşmanlığı’ üzerine yetiştirildiler.
Şimdi ‘gayri meşru hükûmet’ ve hatta ‘gayri meşru devlet’ yöneticileri de ‘sözde kınama’ mesajları veriyorlarmış.
Siz onu benim kargalarıma anlatın.
Ben hayvanlardan anlarım, örneğin onu tilkime anlatamazsınız.
Savlamıyor kesin bir saptamamı paylaşmak istiyorum; şu III. Abdülhamit var ya, onun yetiştiği okullar, iktidara yürüyüşü ve devleti ‘fethetmesi’ hep bu ‘çevre’lerin çabalarıyla olmuştur ve bugün postlarını biraz daha sağlamlaştırdıklarını düşünmektedirler.
Bunlar şimdilik sözde ‘kınama’ mesajları verebilirler.
Oysa bıyık altından gülüyorlardır.
Ben bunların bıyıklarının ne işe yaradığını bilirim.
Çok istiyorsanız, Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal aden ‘zat’ın bıyıklarına bakın.
Bıyıksız olanları kokuyu almakta zorlanabilirler.
Değil mi ki, şimdi kalkıp, cümbür cemaat ABD’ye gitmişler.
Kokuyu Türkiye’de kalarak alamadıklarına yorun siz.
Zaten o ne işe yaradığı belli olmayan bir ‘Genelkurmay Başkanı’ var.
Bıyıksız.
Askerce selam vermeyi bile beceremiyor, kalkmış ABD’lerde ‘Türkiye’nin askerî stratejileri’ni belirlemeye gitmiş.
Yanında ‘Kalın’ bıyıklı biri ile ikide bir bıyık değiştiren bir başkası da var.
Sözü uzatmanın anlamı yok.
Bunlar ‘Türkiye’yi bitirecekler’!
**
Şu ‘şaibeli halkoylaması’ n’oldu o arada?
İçinize sindirebildiniz mi?
‘Şaibe’ başka ‘Meşruiyet’ başkadır dememe gerek var mı?
Bu kadarı da mı bilinmiyor yoksa?
Yoksa Danıştay Başkancığı kadıncağızın dediklerine mi inanıyorsunuz?
İtin dişisine ‘kancık’ dendiğini biliyor muydunuz?
Benim bildiğim kadarıyla, Türk’lerde bin yıldan buyana ‘kancık’ terimi ‘ihanet’ içinde olanlar için kullanılmakta.
En güvenilmez en ‘aşağılık’ tipler için de denilebilir.
**
O arada, Fransa’da Macron Cumhurbaşkanı seçildi.
Rothschild-Morthschild tamam da, bu vatandaş Fransızların % 65 oyunu aldı mı almadı mı?
Ve bir tek, ama bir tek tanecik oyda ‘şaibe’ olduğu söylenebilir mi?
Karısı şöyle, kızı böyleymiş..
Efendim, çok genç, deneyimsiz falan.
Sanki Fransa dün kurulmuş bir ‘Çadır Devleti’.
Daha dün La Chapelle’deki Romen, Bulgar, Suriye ağırlıklı göçmenlerin çadırlarına ‘polis denetimi’ başlatıldı.
Fransa’da ABD’den de güçlü bir ‘Devlet’ mekanizması var yani.
Tarihsel olarak da temelli, halk desteği bakımından da sağlam.
O parti gider, bu başkan gelebilir.
İç politikada değişiklik olur, dış politikada değişiklik olur.
Macron nasıl geldi ne yapacak?
Daha önümüzde Meclis’in oluşum seçimleri var.
Fransa’da bir başkan ‘Ağzıyla kuş tutsa’, Meclis ve Senato’nun denetiminden çıkamaz.
Sonra Danıştay’ı var, Anayasa Konseyi var.
Sonra, yönetim mekanizmasında bir ‘müstahdem’in yeri bile, gelen başkanla değişmez.
Üst bürokraside kimi değişiklikler olmayacak değildir.
Ancak, gök yarılsa bir tek memur şuradan şuraya sürülmeyecektir.
Bir tek yargıç ‘keyfî’ bir karar alamayacaktır.
Bizim kimi ‘çok bilmişlerimiz’ de Türkiye’yi bırakmış Fransa’yla uğraşıyorlar.
Fransa’daki poltika değişikliklerini de yazacağım kuşkusuz.
Olumlu ya da olumsuz olanlarını, en çok da Türkiye ve Fransa’da yaşayan Türklerle ilgili olanlarını..
Ama beni daha çok Türkiye’deki ‘Karşı Devrim Hareketi’ ilgilendiriyor.
Türkiye elden gidiyor beyler, haberiniz var mı?
   Türkiye tam ‘baytarlık’ bir konumda.
   Keşke baytar olsaydım.
   En azından hastalarıma ‘sevecenlik’le yaklaşırdım.
   Oysa bir toplumbilimci gözüyle, tümü bana ‘iğrenç’ görünüyor.
   Habip Hamza Erdem
6
TOPLUMSAL / Paylaşımcılık
« Son İleti Gönderen: PLMPLM Mayıs 08, 2017, 02:16:36 ÖS »
Paylaşımcılık

Hasan Bülent Paksoy

Anadolu’da ‘üleştirme’ Türklerin varlığından bu yana bilinir.  Elinde gereğinden çok bir varlığı olanın, elinde o varlıktan hiç olmayan ile paylaşmasıdır.  Su’yu olanın olmayan ile paylaşmasıdır.  Hemen eklemek gerekir ki, bu paylaşma her kişi için sonsuzluğa dek uzayıp gitmez.  Paylaşımcılığın sınırı, paylaşımdan yararlanın, kendini geçindirebilecek gelire gelinceye dek’tir.  Sonsuzluğa dek değil.  Yalnızca, toplumun dünya düzeyinde yarışmaya girebilmesi  ve yaşamını sürdürebilmesi içindir.  Unutmamak gerekir ki, dünya bir yarışma alanıdır.  Yarışmaya girmeden toplum olarak yaşamak olanak dışıdır.  Bir toplum, yarışmadan yaşayamaz.

Yarışma nedir, nasıl yapılır?  Bir toplum’un en büyük varlığı, bireyleridir.  Bu bireyler, kendi seçtikleri alanlarda kendilerini yetiştirip, dünyada o gün’e dek olmayan bilgi’yi ve uygulamalarını ortaya koymalıdır.  Bu yarışma sonucunda göstermelik bir madalya ya da kupa yoktur.  Gelir vardır.  Bu gelir, hem topluma hem de yeni buluşu ortaya koyan kişi’nin çıkarınadır.   Bireylerin geliri, toplumun gelişmesine de katkıda bulunur.

Birtakım küçük Avrupalı toplumlar, sınırları içinde yaşayan yurttaşlarına bir aylık bağlamayı düşünmekteler.  Böylelikle, büyük para kazanmışlar ile, hiç para kazanmamışlar arasındaki büyük uçurum’un etkilerini ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar.   Ancak, toplumun verdiği vergileri bu yol ile bireylere üleştirmenin büyük bir sakıncası var: bu üleştirme sonucunda, Tuğ’un işbaşındaki  yürütücüsü, oyları bu yol ile satın almak isteyebilir.  Bu da, ortak çoğulcu yönetimin yararına olamaz.  Her birey, oy’unu bağımsız değerlendirme ile vermelidir.  Oy’ları bir mal gibi görmek, kişilerin bağımsızlığını ortadan kaldırır, toplumu tutsak eder.

Bu değirmenin su’yu nereden gelecektir?  Vergilerden değil.  En uygunu, ortaklaşa üretimden.  Kooperatif olarak bilinen yöntem, Türkler arasında imece olarak yaşamın gereklerini yerine getirir idi.  İmece yolu ile Harman kaldırılır, inek, koyun güdülür idi.  Bu yöntem ile, üretim evleri kurulup, ortak yönetilebilir.   Bir örnek verilebilir:  Karadenizde, bir kişi, bir eğe ile tabanca üretiyor idi.  Bu tür küçük üreticiler, ortak üretim evi kurdular, ürettiklerini dünyaya satıyorlar.  Neden küçük narenciye yetiştirenler bir ortak üretim kuruluşuna katılmasın?  Ancak gelirleri artacaktır.  Ortak üretim kuruluşlarının yasal kökenleri biliniyor, kullanılıyor.  Yeni bir yöntem yaratılması gerekmiyor.   Bu tür anlaşmalar neden Noter’den yapılmasın?  Ya da, ortak üretimin üyesi olacak bir avukat, doktor, bilgilerini çalışmalara eklemesin?  Ziraat mühendisi üye, yenilenebilir tohum yetiştirilmesine katkıda bulunmasın?   Her katkıda bulunan kişi, koyduğu emeğin karşılığını alabilecektir.  Bu katkı ve gelir, ortak üretim kuruluşunun ana sözleşmesine de yazılabilir.

Yeni kurulacak ortak üretim kuruluşları, toplum bireylerinin düşünceleri ile sınırlıdır.  Önemli olan, kişilerin yordam’I kendilerinde aramasıdır.  Başkalarından beklemek değil.

Kaynaklar:
HB Paksoy, Toplum olarak varılmak istenen sonuç nedir
Düşüncelerin Kökenleri (Florence: Carrie/European University Institute, 2006)
http://baker.academia.edu/HBPaksoy
7
AKP’nin yediği haltların sorulularına kim bunların hesabını soracak?

Ders kitaplarında yer alan “Bayrak şiirinin bazı bölümleri çıkarılmış" iddiası üzerine konu, MHP’li Şefik Çirkin tarafından TBMM'ye taşınmış, dönemin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in cevaplaması için soru önergesi verilmişti. 

Az kaldı, ülke terörist cenneti olmaya hazırlanıyor, bunlar başlangıcın işaret fişekleridir.

A. Dursun

Arif Nihat Asya'nın büstüne saldırı
ADANA'da 'Bayrak' şiirinin yazarı Arif Nihat Asya'nın büstü ateşe verilip yakılmak istendi.

Merkez Seyhan İlçesi'nde dün akşam saatlerinde Arif Nihat Asya Bayrak Parkı ve Müzesi'ne gelen kimliği belirsiz 2 kişi, yanlarında taşıdıkları karton kutuları, Asya'nın büstünün bulunduğu yıldız şeklindeki mermer kaidenin yanına yerleştirip ateşe verdi. Dumanları fark eden parktaki özel güvenlik elemanlarının ihbarı üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale etti. İtfaiye aracını parka sokamayan ekipler, alevleri yangın söndürme tüpleriyle kontrol altına aldı. Polis ekipleri, büste zarar vermek isteyen saldırganları yakalamak için çalışma başlattı.

PARK VE MÜZE OLDU
Merkez Seyhan İlçesi'nin Kayalıbağ Mahallesi Seyhan Caddesi ile Seyhan Nehri arasında kalan bölüm, Adana Büyükşehir Belediyesi'nce düzenlenerek park haline getirildi. Türk bayrağı için yazılmış en anlamlı eserlerden olan 'Bayrak' şiirinin yazarı ve 1950-1954 yılları arasında Demokrat Parti'den Adana Milletvekilliği yapan Arif Nihat Asya'nın adı verildi.

29 Nisan 2017 Cumhuriyet

TBMM, hileli oylarla Anayasa değişikliği yapıyor, gözümüzün önünde tecavüz ediyorlar.
8
Habip Hamza Erdem / MAL MEYDANDA
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Nisan 26, 2017, 04:11:12 ÖS »
MAL MEYDANDA
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (l’Assemblée parlementaire du Conseil de l’Europe) Türkiye ‘hukuk devleti’nden uzaklaşıyor diye karar almış ya, Türkiye’nin aymaz politikacıları veryansın edip duruyorlar.
Sözde ‘Avrupa Bakanı’ mı dersiniz, Dış İşleri Bakanı mı,  Başbakan mı yoksa Cumhurbaşkanı mı dersiniz ‘Avrupa Birliği’ne verip veriştiriyorlar.
My Good mu desem, Mon Dieu mü bilemem, ‘Hey Allahım’ diyeyim o zaman.
Bre ... , bari Google’dan bakın da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (l’Assemblée parlementaire du Conseil de l’Europe) neymiş öğrenin.
Efendim Çavuşgillerden Mevlût, o ‘Assemblée’ ye ‘başkan olmuşmuş da, en azından o bilirmiş.
Onun yanıldıkları bildiklerinden fazla oysa.
Önce bu ‘Assemblée’ yani ‘Meclis’in, 47 üye Devlet’in parlamenterlerinden oluşup; Cebelitarıktan Vladivostok’a tam bir Avrasya Ülkeleri Birliği’nin ‘Meclis’i olduğunu söyleyelim.
 
Yani AB veya Avrupa Birliği’yle ilişkisi ‘yok’ denecek kadar az.
AB’yi ‘Brüksel Brükratları’ yönetiyor ve Avrupalılar dahil herkes onlardan yakınıyor olabilir.
Dağılacaksa bir an önce dağılsın, kimsenin umurunda olmaz.
Ancak, ünlü ekonomist Thomas Piketty, ‘Avrupa Birliği’ değişmelidir ve de ‘değişecektir’ dediği yazısında (1), Devlet Bahçeli gibi ‘ırkçı’, Dr Recep gibi ‘dinci’, Binali Yıldırım gibi ‘cinci’ ya da Alaca Karanlıkçılar gibi ‘kinci’ önerilerle değil, bilimsel önerilerle ‘yeniden yapılandırılabıleceği’ni ileri sürmektedir.
Piketty kendi ‘projesi’nin kabul edilip ya da reddeilmesinden çok ‘tartışılması’ gerektiğini söylüyor.
Demek ki, zerre kadar ‘bilimsel tutum’dan haberli olan herhangi bir kişi, ‘kalıplar’la düşünüp, demokratik tutumla ilişiği olmayan bir ‘evet/hayır’ çekmeden önce, ‘ne yapmalı?’ diye sorgulamak durumundadır.
Burada Alaca Karanlığa şurasından burasından bulaşmış insanlara ‘akıl vermek’ değil niyetim.
Yer yarılsa onların akıllanmayacağı ortadadır.
Kısır politikalar peşinde koşanlara da diyeceğim olmaz.
Ancak, düşünmeye eğilimli, araştırmaya meraklı, öğrenmeye istekli olanlar için Piketty’nin önersini özetleyeyim:
Piketty, Avrupa Birliği Sözleşmesinin ‘demokratikleştirilmesi’ni önermekte.
Öncelikle Brüksel Bürokrasisi’nin sorunları çözmede ‘yetersizliğine’ gönderme yapmaktadır. Siz isterseniz buna büyük sermaye ‘yandaşlığı’ da diyebilirsiniz.
Bir ekonomist olarak, ‘mali konularda’ karar almak için, Avro Bölgesi ülkelerin ‘ulusal parlamentolarından gelen parlamenterler’in %80’inin oluşturacağı ve geri kalanın da Avro-dışı ülkelerin parlamentolarından gelen parlamenterden oluşacak bir ‘Demokratik Parlamento’ kurulmasını önermektedir.
Böylece, çoğunluğun yani üye ülke halklarının AB’nin uluslararası bürokrasisi üzerine, oradan da da azınlıkta kalacak olan ‘sermayenin kemerinin sıkılmasına’ gidilebileceğini düşünmektedir.
Ayrıntısı bir yana ‘Ulusal Parlamento’ların ‘demokratikliği’ bir öncül burada.
Sen ‘demokratiklik’ şöyle dursun, ülkende ‘parlamento’yu kaldıracaksın, sonra da ‘Ey Avrupa’ falan diyeceksin.
Güldürmeyin adamı.
Uzatmamak için, ‘keskin anti-emperyalistlerimiz’e de, ‘Demokrasi’nin Avrupalısı Asyalısı olmaz diyelim.
Sovyetler kurulurken de, adlarına ‘halk demokrasisi’ diyorlardı değil mi?
O zaman, durup biraz daha ‘demokrasi’ hatmetmen gerekecek.
Yok efendim, kimse bize demokrasi dersi veremezmiş.
Senin demokrasin ‘ne’ imiş bir göstersen de, onlar da gelip senden alsalar o zaman.
‘Mal meydanda’ oysa.
Ancak ve ne var ki, kimi aklı-evveller gibi, gelin ‘Denetmenlere teslim olalım’ diyen yok.
Gelin ‘kendi demokrasimiz’in nasıl olması gerektiğine karar verelim ve önce kendi ülkemizde uygulayalım, diyorum.
Bir tek ‘sözcüğünüz’de mi yok sizin?
O zaman size herşey müstehak olur, müstehak!
   Habip Hamza Erdem
(1) Thomas Piketty : « Une Assemblée de la zone euro mettrait l’austérité en minorité», 21/04/2017

   

9
Habip Hamza Erdem / DEVLET ULUS’A KARŞI (VII)
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Nisan 26, 2017, 05:16:11 ÖÖ »
DEVLET ULUS’A KARŞI (VII)
   Modern Devlet Ne Kadar Hristiyan ?
Modern Devlet’in Yunan Antikitesi’nden koptuğundan sözettik.
Şimdi de Hristiyanlık ile ilişkisine bakalım (1).
Ancak, Avrupa’da yaşanan ekonomik ve ‘düşünsel’ gelişmeleri de gözönüne almak gerekmektedir.
Nitekim ‘erken rönesans’ da denilen ve İtalya’da ‘İtalyanca’nın babası’ sayılan Dante (1265-1321)’nin çalışmaları ve Petraque (1304-1374)’ın ‘hümanist şiir’lerinin yanısıra; kuşku yok ki Floransa’da başlayan ‘ticarî kapitalizm’in gelişmesinin belirleyiciliği de yadsınamayacaktır.
O nedenle,
-yeni iletişim olanaklarının gelişmesi
-temel metinlerin okunmaya başlanması
- Antikite’nin yazın ve sanatının ‘yeniden yorumlanması’
Yeni bir ‘dünya görüşü’nün ortaya çıkmasına yol açmıştır denilebilir.
Ne var ki, kimi yazarlar da 31 Ocak 1517’de, Saksonya’nın Wittenberg şatosu klisesinin kapısına 95 tezin asılmasını Modern Devlet’in başlangıcı olarak görmektedirler.
Türklerin ‘Doğu’ya Dönüp’ Mısır’daki Devlet’i yıkarak halifeliği İstanbul’a getirdikleri yıl, Batı’da Martin Luther (1483-1546) bir ‘dinsel reform’ yapıyordu.
Klisenin halk ve Devlet üzerindeki baskı ve yolsuzluklarına karşı çıkacak, “Doğruluk ancak inaçla olur” diyerek yine ‘din içinden’ ama ‘klisenin yozluğunu’ klise kapısına asarak ilan edecekti.
Her ne kadar kendisinden yüzyıl önce Prag’da yakılan Jan Hus ve İngiltere’den John Wycliff’ten esinlenmişse de, Luther katolik klisesinin ‘sıradüzeni’ni (hiyerarşi) temelden sarsacaktı.
O arada Giovanni de Médicis’nin  38 yaşında X.Léon adıyla papa seçilerek, örneğin Raphaël’in resim yapmasını desteklemesi de, bir bakıma reönesansla reformun çakışması olarak yorumlanabilecektir.
Ancak bu bile Papalığın Luther tarafından “Babil’in kızıl orospusu’ (rouge prostituée de Babylone) olarak adlandırılmasına engel olamayacaktır.
Konumuz açısından çok daha önemlisi, Luther’in “Alman ulusunun hristiyan soylularına çağrı” (Appel à la noblesse chrétienne de la Nation allemande) yapmış olması ve bu çağrının Alman ‘halk ve seçkinler’ince giderek benimsenmiş olmasıdır.
Öyle ki, Almanya’da ‘Köylü Savaşları’ lideri Thomas Müntzer (1489-1525) de Lutherci ‘reform’ların amansız savunucuları arasına girecektir.
1525 yılında Tötonik Düzen’in büyük şefi Albert de Brandebourg ise Luther’in birebir önerisi üzerine Prusya Devleti’nde ‘din ve devlet işlerini ayıracaktır’ (séculariser).
Belki, Roma’nın dayattığı ‘Ayrıcalık’ların Devlet üzerindeki baskısından arındırılması demek daha doğru olacaktır.
Bu durumu coğrafî olarak gözönüne getirmek için ilişikteki haritaya bakmak yeterli olacaktır.
 
Gerçekten de Antik dönemin Devlet’inde ‘evrensel’ denilebilecek belirgin kurallar olmamasına karşın, Kutsal Roma İmparatorluğu’nda, Roma’nın ‘ayrıcalığı’ evrensel bir kural olarak sürmekteydi.
Ve yine, rönesans dönemi boyunca, ‘Modern’ teriminin Antikite’yle ilişkisi ‘yeniden yapılanma’ biçiminde olsa da sürecekti ama, ‘Devlet’in salt ‘adlandırılması’ değil ama ‘içeriği’ de değişiyordu.
Dönemin kentleri, politik iktidarın yönetim merkezleri olmalarına karşın, ‘mutlak iktidar’ın merkezleri olmaktan çıkıyorlardı.
Bu bağlamda, Rönesans ya da Luther’ci reformculuk, yöneten/yönetilen (souverain/sujet) ilişkilerini ele alan bir ‘Devlet Kuramı’ olmaktan çok, ‘din/politika’ ilişkisini ayıran önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.
Öte yandan Luther, gelişmekte olan kapitalizmin kurumlarına, o arada faize de karşı olacak, toplumsal sorunları da bir toplumbilimci ya da filozof gibi ele almaktan çok, bir ‘din adamı’ gibi ele alacak ve dolayısıyla ‘reformculuk’tan çok ‘tutucu’ (consérvatif) olarak kalacaktır.
Onun ahlâk anlayışı Tanrı’ya boyuneğmeye dayanmaktadır.
Hatta bu ‘boyuneğme’nin Alman ulusunda, ileride Hitler’e de boyuneğmesine yolaçtığını ileri sürenler de olacaktır.
Kaldı ki, dönemin bilimi de, Osmanlı’nın ilim dediği (science sacrée -scientia sacra) şey olup felsefeyle çelişmektedir.
Felsefî olarak; Luther’in sözcük ve terimler düzeyini aşarak ‘kavram’laştırma aşamasına geçemediği ve yaklaşımının da ‘tekil gerçeklik’ler düzeyinde kalıp ‘genelleştirme’ye olanak vermediği söylenebilecektir: (nominalisme).
Dolayısıyla bu yaklaşımla, insandan insanlığa geçilemediği gibi bir ‘Devlet Kuramı’na da ulaşılamayacaktır.
Ancak, sözkonusu dönemde, ‘Modern Devlet’in ‘embriyon’ olarak ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.
(Sürecek)
Habip Hamza Erdem
(1)   Bir yandan tarihsel bir çözümleme yaparken bir yandan da ‘güncel’in tam ortasında olduğumuza dikkat çekilebilir. Bugün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (l’Assemblée parlementaire du Conseil de l’Europe) Türkiye’yi ‘denetleme’ kararı aldı. Bu karar AKP’nin değil, çünkü onda kızaracak yüz kalmamıştır, ama Türkiye’nin yüzünü kızartacak bir karardır. HDP’li vekillerin Türkiye aleyhine oy kullanmaları bir başka yüzkarası olsa da, tanımıyoruz demekle de yüzdeki kızarıklık gizlenemeyecektir.
Öte yandan ‘sözde Hükûmet’ yetkilileri, ‘karar siyasî’ demişlerdir. ‘Hristiyan Klubü’nün siyasî kararı.. ‘Ekonomik’i arkadan gelecek demektir. Hele ‘Biz 15 Temmuz’u iyi anlatamadık’ savı ise tümden komiktir. Avrupalı şöyle dursun, sen Türk halkına iyi anlatabildin mi acaba? Örnek olsun, bu satırların yazarı ‘tam’ olarak anladığını söyleyememektedir hâlâ... Kaldı ki, tarihçilere anlatmak bu satırların yazarına anlatmaktan çok daha zor olacaktır.





10
Habip Hamza Erdem / ERDOĞAN’I VURACAKLAR
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Nisan 24, 2017, 11:38:11 ÖS »
ERDOĞAN’I VURACAKLAR
   Erdoğan’ı vuracaklarını duydum.
   Hatta katil zanlısı bile bulundu : Philipe Moreau Defarges
   Fransa’da ‘Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ üyesi bir profesör.
   Tayyip Recep Televizyonu (TRT) haberi yaydıkça yayıyor.
Dr Recep’in avukatı hemen bir suç duyusunda bulunuyor.
Oysa Philipe Moreau Dafarges ‘suikast’ı, sadece ‘evoquer’ etmiştir; yani bu ‘varsayımı da gözden uzak tutmamak gerek’ demiştir.
Kaldi ki, gün geçmiyor ki, Dr Recep’e bir suikast daha gerçekleşmeden önlenmesin.
Kapı gibi Hakan Fidan, her gün yeni bir suikastı önlemiyor mu?
Zaten bütün dünya bize karşı denilecektir.
Hollanda ve Almanya’dan sonra Fransa’ya gelecekti ve geldi sıra.
Kimse Türkiye’nin ileri gitmesini, demokrasisini geliştirmesini, dünyanın en uzun köprülerini yapmasını, en derin barajlar, en yüksek binalar, en ‘alçak seçim’ler yapmasını çekemiyor.
Banka müdürünü Amerika’da tutukluyorlar.
Savcı, yargıç ve subayları zaten ‘sığınmacı kuyruğunda’.
İdam yasası kapıda.
‘Derin devletler’, ‘istihbarat örgütleri’, ‘satılmış basın-yayım kuruluşları ve kalemler’, cetvel ve gönyeler hepsi ‘Türk’e karşı; ‘Yeni Türkiye’nin ‘Dünya lideri’ne karşı.
Sözcüğün tam anlamıyla ‘at izi it izine karışmış’ durumda oysa.
Geçen gün Kanada’da yayım yapan bir radyoya Türkiye’deki halkoylamasını değerlendirdim.
Sözlerimi şöyle bitirdim: Kimsenin kaygı duymasına gerek yok, çünkü Türkiye’de ‘Yeni Devlet Biçimi’ne (ki en doğru tanım bu olsa gerek) halkın %60’tan fazlası karşı.
‘Hile ve desise’yle % 48,6 olarak sunulsa da, ‘Hayır’lar en az % 60.
Ve önümüzdeki gün ve aylarda, bu ‘Yeni Devlet Biçimi’nin ‘tam teşekküllü uygulanması’ için binlerce yasa değişikliği yapılmak zorunda.
O arada, derelerin altından çok sular akacak demektir.
Ve bugünden ‘ne olacağı’ konusunda kesin bir öngörüde bulunmak zordur.
Ancak, bu ‘Yeni Devlet Biçimi’nin uygulanamayacağına ilişkin olarak kesin bir öngörüde bulunmak çok kolaydır.
Ne var ki, bunun için illa da ‘Erdoğan’ın öldürülmesi’ gerekmiyor.
Erdoğan’ın öldürüleceği konusundaki haberler, ‘Dr Recep tayfası’ tarafından öne çıkarılıyor.
 Philipe Moreau Defarges ise, Roma’dan beri ‘suikastlar’ olduğunu söylüyor.
Bilindiği gibi bu savlar daha çok ABD Devlet başkanları için söylenir ve en çok da orada ‘suikastar’lar olur.
Türkiye ‘Küçük Amerika’ olmaya özense de, henüz devlet başkanı ya da başbakanlarının suikasta uğrayabilecekleri aşamaya gelmedi.
‘Yeni Devlet Biçimi’ içinde olabilir belki, ama, yukarıda belirtildiği üzere o ‘Devlet Biçimi’ Türkiye’de uygulanmayacak, uygulanamayacak.
Bu ‘zırıltı haberler’ini geçelim.
Gelelim Fransa’daki seçimlere.
Yine Kanadalılar bana sordular; Fransa’daki seçimlerin ne olacağını.
Fransa’da eski ‘siyasal yapı’ların dağıldığını ve yeni yeni ‘siyasal yapı’lara yönelindiğini söylememe gerek yok.
   Seçimlere 11 aday katıldı ve 11 değişik ‘program’ sunuldu.
   Ancak 4 ‘ana program’ revaçta: Emmanuel Macron, Marine Le Pen, François Fillon ve Jean-Luc Mélenchon.
   Macron, François Hollande’ın ‘ekonomi bakanı’ idi ve ikinci tura kalır kalmaz, gerek ‘Sosyalist Parti’ ve gerekse merkez sağın adayı François Fillon tarafından desteklenme sözü aldı.
   Demek ki, Macron (%24 kendi oyu, % 19,9 François Fillon’un oyu ve % 6 Sosyalist Partinin oyu olmak üzere, % 50’nin üzerinde bir oyu garantilemiş durumda).
   Marine Le Pen ise % 22 civarında bir oy aldı.
   Komünistlerin desteklediği Mélénchon ise kimseyi desteklemek için ‘yetki’si olmadığını, kim kimi isterse onu desteklesin dedi.
   Kaba hatlarıyla ikinci turda Macron’u % 70 ve Le Pen’i de % 30 oranında  destekleyecek bir ‘kitle’ var denilebilir.
   Bu olsa olsa %65’e karşı %35 olarak değişebilir ancak.
   İşte tam da ‘Milliyetçilik’ ile ‘Egemenlikçilik’ arasındaki ayırıma gelmiş bulunuyoruz.
   Türkiye’nin politikacı ve gazetecilerin kavramakta zorlandıkları bu ayırım yaşamsal.
   At gözlüğüyle bakıldığında, Milliyetçiler ile gerçek solcular biribirlerine yakınmış gibi görülebilirler.
   Oysa ‘Milliyetçilik’ ile ‘Egemenlikçilik’ (souverainisme) aynı olmadığı gibi ‘bağımsızlıkçılık’ (indépendantisme) ile ‘Alnı açıklık’ (başıdiklik-insoumisme) da aynı değildir.
   Yaşlı generaller, savaşların hep aynı savaş teknikleriyle yapıldığını sanırlar.
   Bizim ‘sözde solcu’larımız da, dünyanın hep kitaplarda okudukları biçimde kaldığını düşünmekteler.
   Somut durumun somut çözümlemesini yapabilmek için, soyut şablonlarla doldurulmuş değil ama ‘somut’ bir kafaya sahip olmak gerekiyor.
   Düşüncenin ‘maddî’si olabilir mi diye düşündünüz mü hiç?
   Habip Hamza Erdem
Sayfa: [1] 2 3 ... 10

Son İletiler/Konular

Şehit polisin arkadaşının kolunda dikkat çeken ayet. Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:22:49 ÖÖ]


Michael Flynn'ın, lobicilik karşılığında aldığı Yarım Milyon Dolar ... Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:14:25 ÖÖ]


Erdoğangiller’e hediye edilen, 25 milyon dolarlık petrol tankeri, Malta Dosyalar Gönderen: ahmetdursun
[Bugün, 01:09:04 ÖÖ]


Pazarlama Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 18, 2017, 03:15:10 ÖS]


İT BAYTARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 12, 2017, 06:02:53 ÖÖ]


Paylaşımcılık Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 08, 2017, 02:16:36 ÖS]


AKP’nin yediği haltların sorulularına kim bunların hesabını soracak? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 29, 2017, 02:08:50 ÖS]


MAL MEYDANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 04:11:12 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 05:16:11 ÖÖ]


ERDOĞAN’I VURACAKLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 24, 2017, 11:38:11 ÖS]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 24, 2017, 06:29:04 ÖÖ]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 24, 2017, 12:09:35 ÖÖ]


Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 23, 2017, 04:58:35 ÖS]


DUR BAKALIM N’OLCEK ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 20, 2017, 02:12:21 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 18, 2017, 07:13:24 ÖÖ]


HAYIRLI OLSUN ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 17, 2017, 05:36:37 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 14, 2017, 05:04:59 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 12, 2017, 07:25:38 ÖS]


AÇIK MEKTUP Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 10, 2017, 05:16:36 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Nisan 08, 2017, 07:54:54 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 08, 2017, 03:37:34 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 04, 2017, 02:41:12 ÖÖ]


PARLAMENTARİZMİN P’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 01, 2017, 05:23:41 ÖS]


DEVLET ULUSA KARŞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 30, 2017, 11:15:00 ÖÖ]


URKUN Kirgizistandan bir ses Gönderen: PLMPLM
[Mart 27, 2017, 05:45:34 ÖÖ]


PISIRIKLIK FELSEFESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 21, 2017, 03:31:55 ÖÖ]


TRUMP ÖĞRETİSİ ve YENİ DÜNYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 19, 2017, 08:44:03 ÖS]


DESTİCİ’NİN TESTİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 16, 2017, 05:07:50 ÖÖ]


Başkaldırma ve Yarışma Gönderen: PLMPLM
[Mart 14, 2017, 11:43:46 ÖS]


SON ABDÜLHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 13, 2017, 12:59:22 ÖS]


HOLLANDA-MOLLANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 12, 2017, 05:33:20 ÖÖ]


KATİL KUMA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 08, 2017, 07:33:26 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 05, 2017, 07:07:15 ÖS]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 07:40:35 ÖS]


N’OLACAK ŞU IRAK’IN HALİ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 02:17:40 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 02, 2017, 05:20:46 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 28, 2017, 11:56:51 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 27, 2017, 11:54:46 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 24, 2017, 01:01:36 ÖÖ]


NEDEN DEĞİL, ‘NASIL’ BİR HAYIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 22, 2017, 01:07:56 ÖÖ]


KRİZİN K’SI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 20, 2017, 12:39:51 ÖÖ]


KRİZİN K’SI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 18, 2017, 03:13:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 11:50:31 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 02:43:04 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 01:14:00 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 04:59:09 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 12:42:46 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 15, 2017, 01:41:35 ÖS]


Ynt: Söz Bakımından, Allah dan daha Doğru Kim Vardır? Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:27:26 ÖS]


Ynt: ABDULHAMİT SEVDASI (III) Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:09:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:59:25 ÖS]


Ynt: FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 02:37:37 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:49:12 ÖÖ]


BÜYÜTME POLİTİKALARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 09, 2017, 01:51:07 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Şubat 08, 2017, 11:03:36 ÖS]


BOYKOT MU DEDİNİZ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 08, 2017, 04:36:37 ÖS]


ROMANYA’DA NELER OLUYOR ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 07, 2017, 03:07:57 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 06, 2017, 02:43:22 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 04, 2017, 03:37:54 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 09:11:32 ÖS]


SIC SEMPER TYRANNIS Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 02:16:28 ÖÖ]


TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 01, 2017, 01:40:59 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 10:00:19 ÖS]


TÜRKİYE’YE BABALIK MI ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 12:57:01 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 26, 2017, 04:12:44 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 26, 2017, 03:20:16 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 25, 2017, 05:53:17 ÖS]


Ynt: Amerikalik mashhur tarixchi olim Hasan Bulent Paksoy Gönderen: PLMPLM
[Ocak 25, 2017, 02:27:35 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 07:39:39 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 01:22:30 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 23, 2017, 03:40:40 ÖS]


Ynt: Karlovy Vary sehri 98 yildir reklamini « Mustafa Kemal Ataturk »’le yapiyor. Gönderen: PLMPLM
[Ocak 22, 2017, 08:53:36 ÖS]


FELSEFENİN F’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 22, 2017, 06:42:12 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 21, 2017, 12:12:10 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 20, 2017, 05:36:33 ÖÖ]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: levo57
[Ocak 19, 2017, 05:44:08 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 18, 2017, 10:15:36 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 11:45:56 ÖS]


18 MADDELİK YENİ ANAYASA TASLAĞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 04:06:59 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VIII) Kültürel Antroploji ‘Evrimcilik’ düşüncesine karşı çık Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 14, 2017, 12:45:12 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 11:29:35 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 01:51:44 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 11, 2017, 12:14:25 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 10, 2017, 06:05:33 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 09, 2017, 11:17:27 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 08, 2017, 10:49:34 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 07, 2017, 12:19:03 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 06, 2017, 02:40:39 ÖÖ]


MİLLİYETÇİLİK VE MİLLETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 05, 2017, 12:28:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 03, 2017, 01:58:11 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 02, 2017, 01:49:38 ÖS]


"Sokma akıl, dokuz adım gider" Gönderen: PLMPLM
[Ocak 02, 2017, 04:48:06 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 01, 2017, 04:27:12 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 31, 2016, 02:41:29 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 30, 2016, 01:24:31 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 09:33:32 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 03:00:50 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 27, 2016, 01:35:17 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XIX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 26, 2016, 02:20:36 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 25, 2016, 02:47:09 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 24, 2016, 12:33:18 ÖÖ]


BBBBO (2009) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 21, 2016, 03:26:27 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 20, 2016, 06:55:10 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2016, 02:01:35 ÖÖ]


Ynt: Humans on Mars (full text attached) Gönderen: PLMPLM
[Aralık 16, 2016, 12:38:33 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2016, 04:18:01 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2016, 03:03:00 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2016, 02:29:39 ÖS]


II. ABDULHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2016, 05:34:46 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2016, 11:17:51 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 08, 2016, 02:14:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2016, 01:59:38 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2016, 01:17:05 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2016, 01:16:27 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 26, 2016, 04:56:30 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2016, 07:02:12 ÖS]


Güç, Cinnet, Erdoğan... Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2016, 11:08:15 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 23, 2016, 05:45:33 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:42:48 ÖS]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 22, 2016, 09:40:49 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2016, 08:20:18 ÖS]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 20, 2016, 05:20:02 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 19, 2016, 03:04:33 ÖS]