Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Habip Hamza Erdem / HÖKÜMET
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Temmuz 21, 2017, 02:07:12 ÖS »
HÖKÜMET
   Duydum ki Alaca Karanlık Partisi’nin kabinesinde değişiklik yapılmış.
   Yeni ‘Bakan’lar filan.
   Kimileri ‘dağ fare doğurdu’ diyor, kimileri de ‘hökümete taze kan’..
   Ben bunların, topunun birden, kanlarını soruşturacak değilim.
   Ancak karakterlerini sorgularım.
   Bunların içinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti lehine çalışacak bir tek, ama bir tek tanecik, adam var mı, ben ona bakarım.
   O ‘herif’ gitmiş bu ‘karı’ gelmiş..
   Bunlar, topu birden, Türkiye Cumhuriyeti Devlet’ini yıkmak için gelmediler mi?
   Bunların partilerini, o günün Anayasa Mahkemesi kapatma kararı almadı mı?
   Daha doğrusu, bir tek Haşim Kılıç’ın oyuyla, kapatmanın eşiğinden dönmediler mi?
   Bunlar değil miydi Türk Ordusu’nu ‘Dr Recep’in Yeniçeri Ocağı’na çeviren.
   Bu yazıyı yazarken, televizyonda Yaşar (Songüleniyi) Güler’i gördüm.
   ‘Bize madalya verin’ mi ne diyor.
   Sen madalyanı çoktan aldın ‘Paşa’.
   Sen ‘Mustafa Kemalin Askeri’  olamayacağınının madalyasını aldın bir kez.
   Tüm ‘Komuta Kademesi’, tümünüzün Türk halkının ‘ulusal çıkar’larıyla ilginizin olmadığını ne kadar yazsam az.
   Bugün ‘Kıbrıs Barış Hareketi’nin yıldönümü.
   İçinizden biri bir açıklama yapsaydınız ya.
   Sizin Kıbrıs diye sorununuz yok, Ege diye bir sorununuz yok, ABD üsleri diye bir sorunuz yok.
   Gidip Somali’de, Katar’da, Kenya’da ‘kahramanlık’ satın o zaman.
   Sizi gidi ‘III.Abdülhamit’in Yeniçerileri’ sizi..
   İki yüzyıl sonra ‘Yeniçeri Ocağı’nı bu ülkenin başına saranlara lanet olsun.
   En önce de sana...
   Size saygı duymak şöyle dursun, sizlerden utanıyorum, utanıyor.
   Savaşıyormuş.
   Hadi oradan..
   Savaş sadece ‘dış güçlere karşı’ yapılmaz; ondan da önce ‘iç düşman’a karşı yapılır, fındıkkafa.
   Beylik deyimle ‘İç tehdit’ hökümet olmuş, bizimki dış güçlere karşı savaşmakta..
   ‘Emir komuta’ iç tehditin elinde, bizimki ‘destan yazıyor’.
   Hadi oradan hadi.
   Fikri Lamba’nın mı emrindesin, Caniklioğlu’nun mu?
   Sen yarın Çapanoğlu’nun da emrine girersin, Çerkez Ethem’in de..
   Çünkü sende ‘Türk askeri ruhu’ yok.
   Hükûmet diyordum, bu Yaşar çıktı karşıma, ben de konuyu dağıtacak oldum.
   Yine de, bir gün Türk Ordusu’nun kesinlikle ‘kendine geleceğine’ inanmak istiyorum.
   ‘Vesayet’ –mesayet diyen her kimse, ya aptaldır ya da kara cahil.
   ‘Demokrasi’ denilen rejim, sandık-mandıktan öte, ve öncelikle, Ordu gibi, İşçi Sendikaları gibi, Barolar gibi, Tüccar ve Esnaf Odaları gibi, Üniversiteler gibi, Eli kalem tutan aydınlar gibi ‘kurum ve kişiler’in vesayeti demektir.
   Bu sayılanlar ve sayılacak olanların ‘vesayeti’ olmadan ‘demokrasi’ mi olur, fındıkafa?
   Senin ‘Demokrasi’ dediğin, fındıkkafaların başına çöreklendiği ‘siyasal parti’ler ve onların her sabah ne yumurtladıkları mıdır?
   Küçük Fındıkkafa şöyle dedi, büyük Fındıkkafa böyle..
   Devlet çökertildi diyoruz, seninki ‘Yeni Bakan’ın yırtmacına bakıyor.
   Twitt atmışmış mı atmamış mı?
   Peki bu kadının ne özelliği varmış; ne okumuş; Devlet deneyimi var mıymış?
   Yok. Yokoğlu yok.
   Haydi az-buçuk olduğunu varsayalım.
   Bu Meclis’in 340 sözde milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası’nı ‘tebdil, tağyir ve ilgaya teşebbüs’ ettiler mi etmediler mi?
   Biz ‘Anayasa’yı tanımıyoruz dediler mi demediler mi?
   O değişiklik önerisi Türk halkı tarafından, halkoylamasında ‘red’ edildi mi edilmedi mi?
   Edildi. Bal gibi reddedildi..
   Bu Meclis ve bu Hükûmetin ‘yeni anayasa’ya göre yaptığı her işlemin gayrimeşrû olduğunu, Türk halkının bildiği kadar, uluslararası kurumlar da biliyorlar mı bilmiyorlar mı?
   Dünya alem biliyor.
   Eee nasıl oluyor da ‘Yeni Bakan’, ‘Eski Bakan’ diye yorum yapabiliyorsun?
   Eyy fındıkkafa..
   Senin Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye bir sorunun yok, demek ki..
   Sen ‘elle gelen düğün bayram’ diyen zavallı birisin.
   Zavallı..
   Yeri geldiğinde, hatta yerli yersiz ‘mangalda kül bırakmazsın’, değil mi ama?
   Yurtseverliği kimseye bırakmazsın.
   Bayrak-mayrak, şehit-mehit edebiyatında üzerine yok.
   Oysa her türlü alçaklık ve namussuzluğu içine sindirebiliyorsun.
   Bu ‘Hökümet’ de sana kutlu olsun o zaman.
   ‘Her halk layık olduğu rejime göre yönetilir’ diye bir söz vardır.
   Bu da senin layığın.
   Sen daha beterine layık kal e mi?
   Utanılacak haldesin, biliyor musun?
   ‘Hain’ dememek için, kibarca utanılacak diyorum, anlıyor musun?
Ey fındıkkafa..
Cici gibi çatlatacaksın insanı..
   Habip Hamza Erdem
   (*) Bizim orada ‘Ağustos böceği’ne  ‘Cici’ denir. Bir sorunu yinelemekten usanan insanlar, ‘cici gibi çatlayacağım’ derler. Nazım da, bir şiirinde ‘Bağır bağır bağırıyorum’ der ya, işte öyle.. Ben bu hökümetin ‘gayrimeşru olduğu’nu, bu Ordu’nun Türk Ordusu olma niteliğini her geçen biraz daha yitirdiğini, bu ‘Millet’in ayağa kalkmadıkça ‘ulus’ olamayacağını bağır bağır bağıracağım. Gerekirse cici gibi çatlarım.
2
Habip Hamza Erdem / 15 TEMMUZ’UN SİYASÎ AYAĞI
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Temmuz 17, 2017, 03:55:43 ÖS »
15 TEMMUZ’UN SİYASÎ AYAĞI
   Onbeş Temmuz’un siyasî ayağı nedense bir türlü ortaya çıkarılmadı.
   Çıkarılamadı değil, çı-ka-rıl-ma-dı.
   Neden çıkarılmıyor acaba ?
   Fetullah Gülen’in okulları, dershaneleri, paraları, bankaları, pulları biliniyor da; bakanları, milletvekilleri, generalleri, yüksek ve alçak yargıç ve savcıları  nasıl bilinemiyor?
   Efendim biliniyor ve temizleniyor diyorlar.
   Sen onu faize para verip hacca giden çember sakallıma anlat..
   İmam Hatip Mekteplerinde ‘tedrisat’ görüp, gözleri ve beyni bağlanan saf çocuklarıma anlat..
   Sen onu, kentin merkezinde, kendisi kısa don veya eşofmanla gezerken, yanından  Dr Recep’in ‘Türbanlı bacısı’ olan eşini ayırmayan lümpen ‘vatandaş’ıma anlat..
   Sen onu, ‘60 Devrimi’nden kuyruk acısı olan Numan ve benzeri Kurtulmasıolanaksız olanlara anlat.
   Sen onu fındıkkafalı Bahçeli ve benzerlerine anlat.
   Onbeş Temmuz’un siyasî ayağındaki bir numara III.Abdülhamit’tir.
   CİA’ysa da o, Fetö’yse de o, PKK ise de o, Rubin ise de o, CFR ise de o, MI6 ise de o, KGB ise de o..
Omniprezan yani, yani her yerde hazır ve nazır.
Onbeş Temmuz demek III.Abdülhamit demektir, vesselam.
   Nasıl olur; ‘püsküllü darbe’ o’na karşı yapılmadı mıydı demeyin?
   Kuşkusuz ayrıntısını ben de bilemiyorum, onu da o Başçavuş’a soracaksınız.
   O Başçavuş, şu MİT’in başındaki yani, acaba III.Abdülhamit’in adamı mıdır yoksa ‘muhalif’i mi?
   Şu Hulusi, kimilerinin ‘sayın genelkurmay başkanı’, III.Abdülhamit’in adamı mıdır yoksa ‘muhalif’i mi?
   Yaşar (songüleniyi)Güler III.Abdülhamit’in adamı mıdır yoksa ‘muhalif’i mi?
O kadarını bilemiyorum; bilsem de akılyürütmeme katkısı yok zaten.
   Bunların kendi içlerinde bir ‘koalisyon’ oluşturuyor olmaları da akılyürütmemizi sakatlamaz.
   Benim bildiğim, Onbeş Temmuz’un III.Abdülhamit’in 18 Brümeri olduğudur.
   Yazıyor ve iddia ediyorum.
   80 milyonluk bir kalabalık değil 800 milyonluk bir kurukalabalık da ‘aksini iddia etse’ beni inandıramazlar.
   Benim haklı olduğumun ortaya çıkacağı güne gelince, onun da III.Abdülhamit’in yargı önüne çıkacağı gün olduğunu söyleyebilirim.
   Neydi o Yaşar, Dolmabahçe’nin genelkurmay başkanınki gibi ‘mezara kadar’ beklemeye gerek kalmayacak ama.
   O arada, şimdilerde benim de, III.Abdülhamit’in doğal ölümüne karşı olduğumun bilinmesinde yarar var.
   Hastalıktan-mastalıktan selasının verilmesini istemem.
   Meslektaşı Recep Peker’in milleti bayrak direklerine asacağından korktuğum için değil.
   Bu ikilinin ‘Devlet’lerinin yıkılmasından da çekinmem.
   Bu ikilinin ‘Devlet’leri ve ‘ümmet’leriyle, Türk Halkının boğazlaşacak olmasından da korkmuyorum.
   Eninde sonunda olacak olan o zaten..
   Bu ‘sorun’un, bu ‘kördüğüm’ün çözülmesi, bu ‘irticaî’, bu ‘selefî’, bu ‘vahabî’, bu ‘dörtparmaklı şeriat yanlıları’nın baskı ve zulümlerinin ortadan kaldırılması için olacak olan odur.
   Devleti bu vampir, bu mafya-tarikat ahtapotlarından kurtarmak için yapılacak olan da o.
   Türkiye’yi ABD’den de CIA’dan da kurtacak olan da o.
   Fındıkkafalılara göre, Amerika Türkiye’de ‘kaos’ istiyormuş.
   III.Abdülhamit düzeni sürdüğü sürece Türkiye’de kaos bitmez..
   III.Abdülhamit başta olduğu sürece kaos, o indirilecek olursa yine kaos.
   Bu olsa olsa fındıkkafa Bahçeli’nin kafasının ürünü olabilir..
   Kaldı ki Türkiye’yi kaotik ortama sürükleyen hep bu fındıkkafa olmamış mıdır?
   Ben 12 Eylül Üniversitelerinin hocalarıyla, Alaca Karanlık Dönemi ‘aydın’larının ‘demokrasi’, ‘hak’, ‘hukuk’, ‘adalet’, ‘devlet’, ‘millet’ gibi kavramlarıyla ‘vatan-millet-sakarya’ edebiyatlarını paylaşmam.
   Fındıkkafalı ‘politikacı’ların, ‘Seçim-meçim, Meclis, Milletvekili, Bakan-makan’ makamlarına yükledikleri anlamı da paylaşmıyorum.
   Ben o makamlara yerleşen makatlara bakarım.
   Herbiri birer Makak; arkası açık maymun türünden sanki.
   Şu ‘Meclis’te, halkoylamasına sunulacak maddeleri onaylayan 340 ‘Sözde milletvekili’ benim için, o gün bugündür, bitmişlerdir; tükenmiş.
   Bitli birer it kadar değerleri yok yanımda.
   Başlarındaki ve en tepelerindekilere değin böyledir.
   Ha Recep Peker ha Dr Recep Teper..
   Siyasî ayak diyordum; işte siz dört ayak.
   Recep Peker ve Dr Recep’inkilerin toplamı eder dört.
   Çok istenirse, ayrı ayrı da sayabilirsiniz, Mafya, Tarikat, Para ve İrtica.
   Numaralandırmaya gelince, İsmail’den başlanarak ‘sağdan say’ deyin, 340’a değin gider.
   Fındıkkafa içinde...
   Ben bunların bayrak direklerinde sallandırılmalarını değil sarp dağlardan kazma-kürekle yolaçım işlerinde çalıştırılmalarını isterim.
   Aile ve hatta sülalece..
   Çoluk-çocuk ve torunlarıyla birlikte..
   Boğazlarından hiç değilse belli bir süre ‘helâl lokma’ geçsin deyi.
   Habip Hamza Erdem

3
Habip Hamza Erdem / III.ABDÜLHAMİT’İN AJANDASI
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Temmuz 08, 2017, 06:53:43 ÖS »
III.ABDÜLHAMİT’İN AJANDASI
   III.Abdülhamit ve tayfası, Avrupa Parlamentosu’nun Rapor’unu ‘Yok Hükmünde’ saydıklarını söylüyorlarmış: keenlemyekûn..
   ‘Laz kafası’ dedikleri bu olsa gerek; ‘sen beni tanımıyorsan ben seni hiç tanımıyorum’..
   Adamlar seni çok iyi tanıyorlar aslında..
   15 Temmuz’u ‘organize’ ettiğini de biliyorlar.
   Efendim yüzbin Fetöcü yakalanıp hapsedilmiş de, kaçanlar da bir gün yakalanacakmış da, ıvır da zıvır.
   Bu ‘Fetö’ öyle bir şeytanmış da, arkasında ABD varmış da, CIA varmış da..
   Ee bre ‘çokbilmiş’, iki yıl oldu, Fetö ‘Darbe’ yapıyordu da, Cumhurbaşkanı kim olacaktı, Başbakan kim olacaktı, Hükûmet kimlerden oluşacaktı açıklasana.
   Söylemiyorsan, yine sen olacaktın demektir.
   Yine siz olacaktınız..
   Fetö’yle nerede ayrılıyorsunuz ki zaten?
   Sonra sizin, Fetö şöyle dursun, IŞİD’den farkınız mı var?
   ‘Millî Egitim’ programınız, ‘İmam Hatip’leriniz, ‘Üniversiteleriniz’, ‘Askerî Okullarınız’dan ‘Yurttaş’tan vazgeçtik ‘insan’ çıkması ‘olanak ve olasılığı’ mı var?
   Çıksa çıksa ‘Boynukalın’larınız çıkabilir.
   ‘ÖSO’cularınız çıkar, sözde ‘lejyoner’leriniz çıkar.
   Suriyeli kadını kesenleriniz çıkar, yolda kadına kıza saldıranlarınız çıkar.
   Elinde palalılarınız, boş kafasını sağa sola atanlarınız çıkar.
   Fetö’nün ‘in’ine girdiğinizde sadece ve yalnızca kendi yandaşlarınızı bulabilirsiniz siz.
   O nedenle sağda-solda aramak, daha doğrusu arıyormuş gibi yaparak, Devlet Bahçeli ve onun yerine oynayanları kandırabilirsiniz ama AB’nin parlamenterlerini kandıramazsınız.
   Siz Fetö’nün yapmak isteyip de yapamadığı ne varsa yaptınız.
   Bunu Avrupa da biliyor, ABD de biliyor, Rusya da biliyor.
   AB’ye gelince; AB’ye ‘karşı olmak’ ve/ya da ‘eleştirmek’ başka şeydir, AB Parlamentosunun ‘karar’larını ‘yok hükmünde saymak’ başka şey.
   AB, ‘Birleşik’ değil ‘Birleşmiş Devletler’den sonra en büyük ‘Uluslararası Kurum’dur.
   AB, dağılır, yıkılır, parçalanır falan da, savunduğu ‘değeler’ insanlığın ‘bugünkü aşması’nda ulaşılabilmiş en ‘yüce değer’lerdir.
   Beyin kapasiten varsa, gel o değerleri tartış.
   Oysa sen ancak Hz Ömer’in devesinin tüylerini saymakla meşgul olabilirsin.
   Senin Diyanet İşleri Başkanı’n, Görmez mi kör mü her ne ise o, MİT’in başındaki Başçavuşla, 15 Temmuz akşamı ne yiyorlardı örneğin, sen onu öğrenmeye çalış.
   Fetö ‘Darbe’ yapıyor, MİT’in başındaki Başçavuş, Kör Memet’le yemekte...
 Komutalanlar düğünde, Binali tünelde, İsmail Ençokkahraman Meclis’e koşuyor, II.Muhteşem Süleyman TRT’yi baskından kurtarmaya gidiyor, AKP’nin reklam müdürü oğlu Abdullah Tayip’le köprüde ‘niyazi’ oluyor, polis boynukalınlara otomatik silah dağıtıyor, Kazan’lılar da bir an önce ‘kahraman’ olmak için, büyük olasılıkla değil, kesinkes, önceden bilgilendirilerek ‘baskın’a çıkıyorlar..
 CIA’nın önemli adamları Büyükada’da harita üzerinde koordinat verip koordinat alıyorlar; İncirlik’te Fetöcü subaylar ile ABD’liler kolkola; İngilizler Kıbrıs’a çıkarma yapıp Türkiye’ye ‘müdahale’ için hazır bekliyorlar; falan da filan, ıvır da zıvır; öykü mü öykü, senaryo mu senaryo!
Baştan aşağı ve en ince ayrıntısına değin ‘planlı’..
   Peki ben 249 ‘niyazi’yi görmüyor muyum?
   Görüyorum.
   Helikopterden ateş açıldığını da gördüm.
   F16’ların alçaktan uçtuklarını da.
   Ancak ve ne var ki, bu 249 ölünün, çok az bir bölümü ‘şehit’ olabilir diyorum.
   Üstelik, ‘katil’ de Fetö değildir.
   ‘Katil’, onların darbeyi deneyeceklerini bilip, Görmez’den gelen ve el altından destekleyen; o arada, her türlü ama her türlü hazırlığı yapan, sözgelimi sivillere silah dağıtan, belediyelere hazır olmalarını söyleyen, ne olur ne olmaz diyerek kendi adamlarını güvenilir deliklere tıkayan ve kendisi en büyük ‘Kahraman’ olarak ortaya çıkandır.
İddia ediyorum, bu ‘püskürtülmüş darbe’, ‘planlı’ idi, ‘denetimli’ idi ve sonlandırılmış değildir.
   Bu ‘püskürtülmüş darbe’, bir ‘karşı devrim süreci’ olarak sürdürülmektedir.
   Onu ‘Halkoylaması’ da ‘aklayamaz’, 2019 seçimleri de ‘paklayamayacak’tır.
   O ‘darbe’yi planlayan ve uygulamaya koyanlar, öylesine alçak ve namussuzdurlar ki, Fetö yanlarında sütten çıkmış ak kaşık kalır.
   Gerçekten, sözgelimi Özel Kuvvetler’i ele geçirmek için, asker-askerle, polis-polisle, asker polisle karşı karşıya gelmiş olabilir.
   O Tuğgenerali vuran Halisdemir gerçekten halis bir ‘şehit’ olmuştur.
   249 kişi içinden bana bir ikinci halis ‘şehit’ gösterebilir misiniz?
   Haydi birkaç tane daha olsun diyelim.
   Tankın altına yatan ‘niyazi’de ise ben, ‘yuttaşlık bilinci’, ‘cumhuriyet sevinci’, ‘demokrasi sevdası’ ve ‘Devletin bekası’ gibi bir ‘düşünce’den çok, ‘emir-komuta zinciri’ görürüm.
   Örneğin SADAT’ın başındaki asker eskisi o gece nerede idi, bilen var mı?
   Onu bilen var mı, öbürünü gören var mı?
   Yok oğlu yok.
   O nedenle, ‘kanıtlama’ yerine, Karl Popper gibi, ‘yanlışlama’ yöntemine sarılıyorlar doğal olarak.
   ‘Darbe sonrası’na gelince, efendim ‘Darbe’ AB ülkelerine iyi anlatılamamış(mış).
   Kendi miletine anlatamadığın bir şeyi elin oğluna nasıl anlatabilirsinki..
   Hep  lâf, hep palavra, hep dedikodu.
   Bonzai tütsüsü altında koca bir millet ‘dumanaltı’ edilmiş sanki.
   Bir ‘mit’ yaratıldı, bir ‘efsane’.
‘Darbe gerekçesi’yle, Fetö’nün yapmak isteyip de yapamadaığı ne varsa,
Yıldırım hızı ve aracıyla yapıldı ve yapılmakta ama.
   Eee kolay değil, yüzlerce yıllık bir ‘Devlet’i fethediyorsun, ‘yeniden kuruyorsun’..
   Tam da ‘Fetö’nün ağzının suyunu akıtacak ‘güzellik’te bir devlet kuruyorsun.
   Sonra da AB’ye ‘beni tanı’ diyorsun.
   AB’nin Türkiye’den ne istediği sorulacak olursa, bonzai tütsüsü altında değilseniz eğer, söyleyeyim:
   Devlet Bahçeli’yi öne sürüp o yaptığınız halkoylaması var ya, onu kaybettiniz diyor.
   Tam da bu nedenle, ‘Yeni Anayasa’ya göre yapacağınız işlemleri ‘meşru’ saymam diyor.
   Şu andaki konumun ‘Gayrimeşru’dur diyor, vesselam.
   Evet Avrupa’da da seçim hilesi falan olur ama sizinki düpedüz ‘sahtekârlık’.
   Altın yumurtlayan hukukçularınız, kapanması gereken partinizi kapatmadılar, haydi onu geçelim.
   Sonra madem HDP teröristlerle işbirliği içinde, onu niye kapatmıyor; hem vekillerine maaş veriyorsunuz ve hem de hapishanelere tıkıyorsunuz.
   Eğer gerçekten onlar da terörist ise, partiyi kapatın, olsun bitsin.
   Ne maaş verirsiniz ne de partiye hazineden yardım yaparsınız, değil mi ama?
   Siz ne yardan geçiyorsunuz ne de serden..
   Şimdi AB, III.Abdülhamit rejimini ‘gayrimeşru’ ilan etti diye, bizim sözde milliyetçilerimiz hoplamaya başladılar.
   ‘Efendim ben Devleti’me söz söyletmem’.
   Başında paralansın o zaman!
   Millet yollara düşmüş, canını dişine takmışken; sen soğuk ayranını yudumlayıp, bunlar Fetöcü mü PKK’cı mı diye papatya falına bakmaya devam et.
   III.Abdülhamit, ben o raporu tanımam diyor ya, “Ajandama almam” mı ne?
   Ajandasına bu yıl içinde gideceğini aldı mı acaba?
   Bonzai tütsüsüyle dumanaltı olanlar ne derlerse desinler, AB’li parlamenterler, CIA, MOSSAD, SOROS baskı ve yönlendirmesiyle değil, ama Türk ulusu, III.Abdulhamit’in ajandasına ‘işte gidiyorum çeşm-i siyahım’ diye yazdıracaktır.
   Ne Fetö ve ne de PKK ile de değil.
   Bu ulusu bu kadar küçümsemek için ya bonzai çekmek ya da tütsüsü altında kalmış olmak gerekir.
4
NASA dunyaya vurabilecek goktaslarini
ittirerek yorungeden cikarmak icin
yeni bir yapma uydu gelistiriyor

https://www.nasa.gov/feature/nasa-s-first-asteroid-deflection-mission-enters-next-design-phase


June 30, 2017
NASA’S First Asteroid Deflection Mission Enters Next Design Phase

The first-ever mission to demonstrate an asteroid deflection technique for planetary defense -- the Double Asteroid Redirection Test (DART) -- is moving from concept development to preliminary design phase, following NASA’s approval on June 23.

NASA’s Double Asteroid Redirection Test (DART) spacecraft
Artist concept of NASA’s Double Asteroid Redirection Test (DART) spacecraft. DART, which is moving to preliminary design phase, would be NASA’s first mission to demonstrate an asteroid deflection technique for planetary defense.
Credits: NASA/JHUAPL

“DART would be NASA’s first mission to demonstrate what’s known as the kinetic impactor technique -- striking the asteroid to shift its orbit -- to defend against a potential future asteroid impact,” said Lindley Johnson, planetary defense officer at NASA Headquarters in Washington. “This approval step advances the project toward an historic test with a non-threatening small asteroid.”

While current law directs the development of the DART mission, DART is not identified as a specific budget item in the Administration’s Fiscal Year 2018 budget.

The target for DART is an asteroid that will have a distant approach to Earth in October 2022, and then again in 2024. The asteroid is called Didymos -- Greek for “twin” -- because it’s an asteroid binary system that consists of two bodies: Didymos A, about one-half mile (780 meters) in size, and a smaller asteroid orbiting it called Didymos B, about 530 feet (160 meters) in size. DART would impact only the smaller of the two bodies, Didymos B.

The Didymos system has been closely studied since 2003. The primary body is a rocky S-type object, with composition similar to that of many asteroids. The composition of its small companion, Didymos B, is unknown, but the size is typical of asteroids that could potentially create regional effects should they impact Earth.

“A binary asteroid is the perfect natural laboratory for this test,” said Tom Statler, program scientist for DART at NASA Headquarters. “The fact that Didymos B is in orbit around Didymos A makes it easier to see the results of the impact, and ensures that the experiment doesn’t change the orbit of the pair around the sun.”

After launch, DART would fly to Didymos, and use an on-board autonomous targeting system to aim itself at Didymos B. Then the refrigerator-sized spacecraft would strike the smaller body at a speed about nine times faster than a bullet, approximately 3.7 miles per second (6 kilometers per second). Earth-based observatories would be able to see the impact and the resulting change in the orbit of Didymos B around Didymos A, allowing scientists to better determine the capabilities of kinetic impact as an asteroid mitigation strategy. The kinetic impact technique works by changing the speed of a threatening asteroid by a small fraction of its total velocity, but by doing it well before the predicted impact so that this small nudge will add up over time to a big shift of the asteroid’s path away from Earth.

“DART is a critical step in demonstrating we can protect our planet from a future asteroid impact,” said Andy Cheng of The Johns Hopkins Applied Physics Laboratory in Laurel, Maryland, the DART investigation co-lead. “Since we don’t know that much about their internal structure or composition, we need to perform this experiment on a real asteroid. With DART, we can show how to protect Earth from an asteroid strike with a kinetic impactor by knocking the hazardous object into a different flight path that would not threaten the planet.”

This animation shows how NASA’s Double Asteroid Redirection Test (DART) would target and strike the smaller (left) element of the binary asteroid Didymos to demonstrate how a kinetic impact could potentially redirect an asteroid as part of the agency’s planetary defense program.
Credits: NASA/JHUAPL

Small asteroids hit Earth almost daily, breaking up harmlessly in the upper atmosphere. Objects large enough to do damage at the surface are much rarer. Objects larger than 0.6 miles (1 kilometer) in diameter -- large enough to cause global effects -- have been the focus of NASA’s ground-based search for potentially hazardous objects with orbits that bring them near the Earth, and about 93 percent of these sized objects have already been found. DART would test technologies to deflect objects in the intermediate size range—large enough to do regional damage, yet small enough that there are many more that have not been observed and could someday hit Earth. NASA-funded telescopes and other assets continue to search for these objects, track their orbits, and determine if they are a threat.

To assess and formulate capabilities to address these potential threats, NASA established its Planetary Defense Coordination Office (PDCO) in 2016, which is responsible for finding, tracking and characterizing potentially hazardous asteroids and comets coming near Earth, issuing warnings about possible impacts, and assisting plans and coordination of U.S. government response to an actual impact threat.

DART is being designed and would be built and managed by The Johns Hopkins Applied Physics Laboratory (APL) in Laurel, Maryland. The project would be overseen by the Planetary Missions Program Office at Marshall Space Flight Center in Huntsville, Alabama. DART also is supported by teams from the Goddard Space Flight Center, Greenbelt, Maryland; Johnson Space Center, Houston, Texas; and the Jet Propulsion Laboratory, Pasadena, California.

To learn more about NASA planetary defense and DART visit:

 

https://www.nasa.gov/planetarydefense

http://dart.jhuapl.edu
Last Updated: June 30, 2017
Editor: Tricia Talbert
5
Habip Hamza Erdem / HZ ÖMER’İN DEVESİ
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Temmuz 04, 2017, 12:53:44 ÖS »
HZ ÖMER’İN DEVESİ
   ‘Adalet’ denilince çoğumuzun aklına öncelikle ‘Hz. Ömer’in devesi’ gelir.
   Hep ‘Ömer adaleti’nden sözedilir de ‘deve’nin üzerinde durulmaz nedense.
   Gerçi ‘deve’nin hörgücü vardır, üzerinde durmak zordur ama, hiç değilse ‘deve’nin adaletle ilgisi üzerinde durulabilir.
   Sözgelimi, biri çıkıp ‘Biz bu yolları teröristler yürüsün diye yapmadık’ diyorsa, onun ‘Hz Ömer’in devesi’nden farkı var mıdır?
   Ya da başkaları ‘Adalet yollarda aranmaz’ diyorlarsa, onların da Hz Ömer’in ya da herhangi bir ‘Arap Şeyhi’nin devesi’nden farkları yoktur.
   Çünkü bunların kafalarında ‘Adalet’ denilen bir ‘mevhum’, bir ‘kavram’, bir ‘anlayış’ yoktur.
   Deve devedir.
   Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Adalet yürüyüşü’ne gelince, “Ben bu yürüyüşün ‘Özgürlük yürüyüşü’, ‘Eşitlik yürüyüşü’, ‘Onurluluk yürüyüşü’, ‘Yurttaşlık yürüyüşü’, ‘Cumhuriyet yürüyüşü’, ‘Türkiye yürüyüşü’, ‘Türk yürüyüşü’ ‘Devleti’ne sahip çıkma yürüyüşü’, ‘Devletini alçak ve namussuzlardan kurtarma yürüyüşü’ ve ‘Devletini fethetme yürüyüşü’ olmasını isterim” demiştim.
   Bir ‘yürüyüş’te bu kadar şey birarada olur mu demeyin.
   Fransa’da, Emmanuel Macron bir ‘Yürüyüş’ hareketi başlatarak, Cumhurbaşkanı seçilebildiği gibi Meclis’in ezici çoğunluğunu kazandı mı kazanmadı mı?
   Demem o ki, bir ‘yürüyüş’ eylemi başlatılmışsa, onun ‘nihaî hedefi’ baştan belli olmalıdır.
   ‘Adalet’ belki başlangıç için ‘güzel’ bir deyimdir ama hiçbir zaman hiçbir koşulda ‘elde edilemeyecek’ bir ‘mevhum’dur, bir ‘kavram’..
   Çünkü adalet, ‘özgürlük’le başlar ve ‘eşitlik’le tamamlanabilir.
   Yani ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ olmadan ‘Adalet’ olmaz.
   Olamaz.
   Ve ‘Adalet’, içiçe olduğu o iki ‘kavram’dan ayrılamaz.
   Fransız Devrimi’nin ‘Eşitlik, Özgürlük, Adalet’ dövizi, özünde bir ve tek kavramlaştırmanın ürünü olmuştur.
   Türkiye’deki ‘Adalet yürüyüşü’ne gelince, olsa olsa, moda deyimle, bir ‘stratejik nihai amaç’, bir ‘sonul erek’ olarak ‘Adalet yürüyüşü’ olarak adlandırılabilir.
   Hz Ömer’in ‘nihaî amacı’ da denilebilir.
   Ancak ‘Hz Ömer’in devesi’nin amacı değildir.
   Olamaz.
   O, sadece ‘varacağı yere varmak’la yetinebilir.
   Uyan yolcu ‘Haydaşpaşa’ya geldik’ demekle biridir.
Peki ama ‘Maltepe’ye geldik’, bu ‘Adalet yürüyüşü’ için bir ‘amaç’, bir ‘hedef’, bir ‘erek’ olabilir mi?
Olmamalıdır!
Gerçekte, bu ‘yürüş’ün ‘Adalet’ getireceğine Kemal Kılıçdaroğlu bile inanmamaktadır.
‘Eşitlik ve özgürlük’ getireceğine de inanan yok zaten.
Ancak, Türkiye’de gaspedilen ‘iktidar’ın sallanması ve giderek devrilmesi için bir ‘başlangıç’ olabilir.
Gaspedilen ‘Devlet’in, en azından ‘kuruluş amaç’larına geri döndürülmesi için bir ‘adım’ olabilir.
Madem ki, bu iktidar’ın ‘gayrimeşru’ olduğu ilan edilmiştir, onu ‘meşruiyet sınırları’na çekilmesini istemek yetmez.
‘Hak verilmez alınır’ diye bir uzsözümüz var, değil mi?
‘Meşruiyet istenmez kazanılır’ da denilebilir.
‘Hukuk içinde’ kalmak için ise, olsa olsa, Türkiye’de bir Genelkurmay Başkanı kadar ‘saf’ olmak gerekir.
Bugünlere ‘Hukuk içinde’ kalınarak gelindiğini hâlâ anlayamayanlara bir sözüm olmaz.
‘Hukuk politikanın eşeğidir’ diye bir sözümüz vardır.
‘Devesi’de de dense yeridir.
Demek ki, belirleyici olan ‘politika’dır.
Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinde böyle bir ‘politika’yı üretebilecek kadrolar var mı bilemem.
Yoksa da bu ‘yürüyüş eylemi’ doğurabilir.
Doğurmalıdır.
Başta Metin Feyzioğlu olmak üzere, bulundukları her ülkede ‘üstlisans ve doktora’ almış kimi ‘boyalı aydın’larımızdan da böyle bir ‘politika’ üretmelerini beklemem.
Bu ‘eylem’in kendisi o ‘politika’yı doğuracaktır.
Asıl, siz “Maltepe’den sonra”, başta Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin ‘Eylem’in sonladığı’nı ilan etmelerinde korkun.
Eyleme sağdan soldan ve ‘iktidar’ tarafından yapılan ‘saldırılar’a gelince, ‘İt ürür kervan yürür’ diyelim.
Ve yineliyorum; bu kervanın ‘Maltepe durması’nı istemek demek, yürüyenleri Hz Ömer’inki konumuna düşürmek demek olacaktır.
Oysa, ya ‘İnsan’ olup, ‘Yurttaş’ olup bu ‘iktidar’ yollarda yürünerek ezilecektir;
ya da ‘Hz Ömer’inki olmaya devam edilecektir’.
‘Seçim’, ‘Hukuk’, ‘Demokratik’-memokratik demeye devam edenler ise, zaten baştan bu sonuncu olmaya heves edenlerdir.
Onlar, tonlarca diplomaları olsa bile, ‘ilkokul aydınlığı’na ulaşmamış olanlardır.
Aydınlık yollardadır ve bilinç eylemin tam ortasındadır.
‘Haydi Türkiye’ diye haykırmak geliyor içimden.
Sen yaparsın!
7
Bilim adamları 2029 yılında dünya yakınından geçecek olan göktaşının dünyaya çarpmayacağının bilinmediğini söylüyorlar.

Scientists ‘can’t rule out’ collision with asteroid flying by Earth in 2029
Mike Wehner, BGR News 15 hours ago
28 June 2017

 

Asteroids are one of the most serious threats to life as we know it, but scientists and skywatchers have gotten pretty good at predicting exactly when and where the dangerous rocks will appear, and how close they’re going to come to our planet. One massive space rock, called 99942 Apophis, is going to make a very close pass of Earth in 2029, and that flyby could determine the fate of our planet in the not-so-distant future.

“We can rule out a collision at the next closest approach with the Earth,” Astronomer Alberto Cellino told Astrowatch. “But then the orbit will change in a way that is not fully predictable just now, so we cannot predict the behavior on a longer timescale.”

The flyby in 2029 will be extremely close, with the rock expected to pass within 20,000 miles of Earth’s surface. That’s a ridiculously close shave by space standards, and it’s such a tight squeeze that the gravity of Earth is expected to alter the path of Apophis in such a way that its future passes will become much more unpredictable until further forecasting can be accomplished.

The threat from Apophis is particularly dire because of its size. The asteroid has a diameter of over 1,200 feet, and a collision with our planet would be a catastrophic event by any measure. Scientists have forecasted the potential impact, estimating that the rock would strike with an amazing 750 megatons of energy. By comparison, the Tunguska event — which flattened a huge forested area in Russia’s Siberia — is thought to have only been about 10 megatons of force.

8
Habip Hamza Erdem / AB'DE SONA DOGRU
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Haziran 28, 2017, 09:42:54 ÖÖ »
AB’de Sona Doğru…
80’li yılların başı idi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden bir prof (Adı Süleyman’dı) ve bir doçent dr (Adı İbrahim’di), inan olsun, ikisinin de soyadlarını unuttum.

AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) diyen araştırma görevlisini azarlıyorlardı :

AT efendim AT.

Yani (Avrupa Topluluğu).

Aradan bir 17 yıl geçti, Lizbon Sözleşmesiyle AT, « sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve en büyük toplumsal kaynaşmayı, dünyanın en dinamik ve yarışmacı (rekabetçi) ekonomisiyle başarmayı »  stratejik bir hedef olarak belirledi.

Bu stratejistler öyle sıradan ya da ‘değeri kendinden menkul’  Strateji Ensitüsü üyeleri değil, Marcel Gauchet gibi ‘saygın solcu ve Jürgen Habermas gibi ‘saygın sağcı’( !), hatırı sayılır düşünürlerin beğenisini kazanmış ‘Avrupalı Stratejistler’ idiler.

Avrupa başta olmak üzere, dünya genelinde ‘Uluslarüstü demokratik yönetim’ (gouvernance démocratique supranationale)’e geçiliyor ve Devlet Baba (Etat-Providence) ya da kimi zaman denildiği gibi Gönenç Devleti (Welfare State) artık dünya geneli için tasarlanıyordu.

Devlet-Uluslar’a gerek kalmayacaktı.

Hem NATO ‘konsept’ değiştirecek ve hem de bir Avrupa Ordusu kurulacaktı.

Öyle ki, kimilerinin anlamsız bir deyişle ‘Soğuk Savaşın Sonu’ dedikleri, ama özünde Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’nın sonu demek olan, 1990’lardan sonra, yani 1992 yılında, Almanya ve Fransa başta olmak üzere bugün 14 Devlet’in katılımıyla bir ‘Askerî Güç’ yaratılması kararlaştırılıyordu.

Geçerken anımsatmakta yarar olabilir; ‘soğuk savaş’ı önce ‘yumuşama’ ve sonra da ‘yöneşim’ (convergence) dönemleri izlemiştir.

Zaten ‘Sovyetler Birliği’nin yıkılması da  bu ‘yöneşim’ sürecinin sonucunda gelmiştir.

Kapitalizme yönele yönele yeniden kurulma (perestroyka) aşamasına geçilmiştir.

Elliyüzaltmışbin Bir...

Çaresi yok yineleyeceğim.

Avrupa Birliği ya da genel olarak Batı dillerinde, ‘Devlet’ yerine çoğunlukla ‘Ulus’ (nation) terimi  kullanılmakta olup, bu terim Türkçe’ye ya ‘Ülke’ ya da ‘Ulus Devlet’ diye çevrilir.

Oysa, kullanıldığı biçimiyle, bu terimin ‘Ulus’la uzaktan yakından bir ilişiği yoktur.

Tam tersine, sözkonusu ülke halklarının da karşı oldukları, ama yine de ‘seçmek’ zorunda kaldıkları, uluslararası stratejist ya da uluslarüstü bürokratların egemen olduğu bir ‘Devlet’tir sözkonusu edilen.

O nedenle, bu devletlerin yöneticileri, ‘Siyasal Sınıf’ yani ‘Classe Politique’ diye çağrılırlar.

Başında, önünde ya da arkasında ‘sağcı, solcu, merkez’ gibi tamlamalar olsa da, onlar hep birbirlerini tamamlamaktadırlar.

Bir başka abartılı nokta da, onların ‘seçim’lerinin çook ‘demokratik’ olduğu söylentisidir.

Bizim yarı-aydın, boş entetellektüellerimizin ballandıra ballandıra anlattıkları ‘Batı Demokrasisi’ de o’dur.

Oysa, diyelim Türkiye’dekine oranla,  onların çook ‘ileri’ oldukları yönler olduğu gibi, kavram olarak ‘demokrasi’den ‘çook uzak’ olduğu yönleri de vardır.

Konuyu dağıtmadan, ‘nation’ terimine dönülecek olursa, bunun kişinin ‘keyf’ine göre, ‘ülke’, ‘ulus’, ‘ulus devlet’ diye çavrilmesi ‘baştan aşağı’ yanlıştır.

En kapsayıcı terim ‘Devlet’ olup, sözgelimi Avrupa Ordusu’nun çekirdeğini oluşturan ‘devlet’ler de, Almanya, Belçika, İspanya, Fransa ve Luxembourg Devletleridir.

Parantezi kaparken, Luxembourg’un neresi ‘ülke’, neyi ‘ulus’ ve ne kadarı Devlet’tir diye sorup, ilgilileri az da olsa ‘düşünme’ye çağırabiliriz.

Anayasal Yurtseverlik ve Yurttaşlık!

Yukarıda Habermas’ı ‘saygın sağcı’ diye nitelendirirken, onun yine Türkçeye yanlış bir biçimde ‘Anayasal Yurttaşlık’ diye çevrilen ‘Anayasal Yurtseverlik’ (patriotisme constitutionnel) kavramına gönderme yapmak istedik.

Habermas, bu kavramla ‘yurtseverliği’ Devlet-Ulus’tan koparmayı tasarlamaktadır.

Bir Alman’ın ‘Alman olmakla övünebilmesi’ için, nazizmi yerebilmesi ve ‘demokratik kurumları’nı öne çıkarması gerekmektedir.

Nazizm ki, bu bakışa göre, ‘Devlet-Ulus’un yüceltilmesi sonucu doğmuştur.

Nazizm denildiğinde ilk akla gelen de ‘soykırım’ değil midir?

Her ne kadar (Raul Hilberg, Christopher Browning, Hans Mommsen, Martin Broszat, Zygmunt Bauman gibi) ‘işlevselci’ tarihçiler, Yahudi Soykırımı’nın, savaşın zorunluklarından doğduğunu ileri sürüyorlarsa da, (Andreas Hillgruber, Karl Dietrich Bracher, Klaus Hildebrand, Eberhard Jäckel, Richard Breitman, Lucy Dawidowicz gibi) ‘yönelmişlikçi’ (intentionnaliste) tarihçiler de, soykırımın ‘kasıtlı’ olduğunu ileri sürmüşlerdi.

Jürgen Habermas da ‘kasıtçı’ları destekleyenler arasındadır.

İşte, gerek Avrupa ve gerekse Avrupalıyı taklitten öteye gidemeyen Türk entellektüellerinin solculuğu, ve bu bağlamda sahte-solculuğu bu kaynaktan beslenmektedir.

Ulusalcılık da, Devlet-Ulusu yücelttiği oranda ‘gerici, faşist, nazi’ ve dolayısıyla ‘sağcı’ bir düşünce akımı olmaktadır.

Oysa, bize göre sağcılık, din ve imanla ilgili olmaktan ayrı olarak, Habermas türü ‘kültürel azınlıklar’ı yurttaşlığın önüne koymaktan başkası değildir.

Anayasal ya da değil, bir ‘yurt’ belirlenmişse ve daha doğrusu bir coğrafya belli bir halk tarafından yurt olarak ‘bellenmişse’ orada öncelik ‘yurttaşlık’tadır.

Demokrasi ve hele uluslarüstü stratejistlerin biçtiği ‘Avrupa Demokrasisi’ sonradan gelebilir.

Gelmese de olabilir; çünkü ‘Doğrudan demokrasi’ İsviçre’deki gibi değil de ‘pastoral’ olabilir.

Kaldı ki, İsviçre’nin Avrupa Birliği’ne girmeyişinde o ‘doğrudan demokrasi’nin payının gözardı edilmemesi gerekmektedir.

Birliği birlik yapan ekonomi midir?

Yukarıda adı geçen ve geçmeyen ‘İktisat Fakültesi’ öğretim üyeleri, AET’nin ‘ekonomi’sini atıp AT olmasıyla, ‘yurttaşlık’larının gidici olacağına bile seviniyorlardı.

Şimdilerde, AT’tan da geri dönülüyor olmasıyla, AT’tan küçük olan her ne ise, adını siz söyleyin, onların yurttaşlıklarına kavuşacaklarına da biz sevinebiliriz.

Gerçekten de, bu Avrupa Birliği ‘sevdalıları’nın ‘Devlet-Ulus’ları kaldırıp, bir ‘Avrupa Yurttaşlığı’ yaratma stratejisinin uygulanabilmesi için, önce ‘maddi temel’i oluşturmaları gerekiyordu.

Bu da Avrupa Para Birimiyle taçlandırılmış oldu: Euro

Ardından Avrupa Merkez Bankası da kurulacaktı, vb ve vb’ler.

Ancak 2008 Bunalımı, dünya ekonomisini öyle bir vurdu ki, bugün bile Euro Bölgesi ekonomilerinden hiçbiri, Yurtiçi Hasılalarında 2007 düzeylerini tutturamaz oldular.

Geçerken anımsatmakta yarar olabilir: Bunalım ve ‘bilinçli borçlandırma’ sonucu AB üyesi Yunanistan’da Euro’dan ‘çıkma’ niyetleri dillendirilir oldu.

Seçimle gelmiş bir hükûmetin ekonomi bakanı, üstüne üstlük, salt ekonomik alandaki konuları ayrı bir ‘halkoylaması’na sunduğu halde, Fransa’nın seçilmemiş bir bakan eskisi Bernard Kouchner tarafından ve hem de kendi uzmanlık alanı olmadığı halde, “Yunanistan’da Bakan olmakla birşey olmaz, bu herif haddini bilecek” diyebilmiştir.

Sağ ya da sol demeden, her hükûmete ‘Dış İşleri Bakanı’ olabilen, bu bakan eskisinin, Fransa’da kullandığı özel arabasıyla trafik kurallarını çiğnediği gibi, uluslararası ilişkilerde de diplomatik ilişkileri çiğneyerek Türkiye’deki yıkıcı Kürt hareketini desteklediği bilinmektedir.

Salt bu iki somut örnek bile, Avrupa’da bir ‘Politik Sınıf’ın varlığını kanıtlamaya yeter.

Ve ‘Ekonomi’, sözkonusu ‘politik sınıf’ ve çoğu kez onların ‘uluslarüstü’ bürokratik görevler üstlenmesi sonucu, ‘kendi kurallarına’ göre işlemez konuma düşürülmektedir.

Özünde burjuvaların çıkarlarını kollamaya yönelik ‘ilke’ler arayan ‘klasik ekonomi politik’, gelinen aşamada, kraldan çok kralcı denilebilecek, yeni tür ‘uluslarüstü bürokratik stratejistler’ elinde, ne ulus, ne ülke ne devlet tanımaz, ama daha önemlisi ne de ‘ekonomi’nin tanımadığı ‘kararlar’ konumuna getirilmiştir.

Ekonominin zıvanası!

Kimi zaman televizyonlarda izlediğimiz, iktisat profesörlerinin, hâlâ FED faizi yükselttiği için dünya ekonomisinin canlanacağını söylemeleri, AT’tan küçük ne ise onları anımsatmaktadır.

Oysa ekonomi politik, dünya ekonomisinin canlanabilmesi için yenileri yapılsın diye eskilerin yıkılması ve bu yıkımın,  tank ve topla yapılması zorunluluğunu söylemektedir.

AB ya da Euro bölgesinde, tank ve topla yıkım aşamasına gelinceye değin ise buralarda tank ve top (ya da füze-müze her ne ise o) üretimine yönelinmesini gerektirmektedir.

Muğlak bir tanım olan ‘üretim ekonomisi’ ise, neyin ne zaman nerede ne ile ve kim için olmak üzere, gelişigüzel bir adlandırmayla ‘üçnbirzvebirk’ politikalarıyla, ya da kısaca ‘plan’la sürdürülebilecek bir ekonomidir.

Demek ki, hiçbir uluslarüstü ekonomist-stratejistin aklına gelmeyen ve ekonomiyi zıvanasına oturtan ‘ekonomik planlama’dan başkası değildir.

Brüksel’de oturup, Hakkari’deki çobanın ‘akıllı telefon’a gereksinmesi olup olmadığını planlamak da denilebilir.

Ne ki, birincisi ‘ulusal’ ikincisi ‘uluslarüstü’ bir planlama olmaktadır.

Borçlanma mı borçlandırma mı?

ABD’nin ikinci başkanı John Adams, “ Bir ülkeyi fethetmek ya da köleleştirmenin iki yolu var, demektedir, biri silah  diğeri borçlandırma”.

Söylenilen bu sözün ikinci bölümünün birinci bölümüne baskın gelmesi için demek ki tam iki yüzyıl geçmesi gerekiyormuş.

Ve bugün ülkelerin borçlanmasından çok ‘borçlandırılma’ları sözkonusudur.

Tam da bu nedenle, 2000’li yıllarda 10 Milyar dolar için IMF kapılarını aşındıran Türkiye gibi bir ülkede, bu rakam, şimdilerde, sıradan bir ‘net hata ve noksan’ kalemi konumuna düşmüş bulunmaktadır.

AB içinde bu borçlandırma süreci Yunanistan başta olmak üzere, sırasıyla İspanya, Portekiz ve İtalya’da daha büyük olumsuzlukların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Almanya Euro bölgesi ortalamasının iki katı oranında bir gönenç artışı yaşarken, İtalya 1999 yılı düzeyini tutturamamıştır.

Bugün AB ülkelerinde 50 milyona yakın işsiz bulunmakta olup, bu bir yandan toplumsal işbölümündeki ‘usdışılık’a işaret ederken, öte yandan kaynakların verimsiz kullanımına yolaçmaktadır.

Bütün bu gelişmeler karşısında ise, ‘ekonomi politik’in dili tutulmaktadır.

Doğru yanıt ancak soru doğruysa alınabilir...

Şimdi İstanbul Üniversitesi’nin ‘İktisat Fakültesi’ öğretim üyelerine, nasıl olmuş da Euro bölgesi ekonomileri içinde, onca uyum ve onca yeniden yapılandırıcı karar ve kurallar konulduğu halde, Almanya AB ortalamasının iki katı ‘göneç artışı’ yaratabilmiştir sorusu sorulabilir.

Hemen sağda solda esneklik ya da sertlik eğilimlerine bakılmasa da olur.

Yanıtın ‘esneklik ve sertlik’ kısımlarını bu ‘ekonomistler’e bırakarak şu söylenebilir:

Almanya diğer ‘Devlet’lere oranla ‘iki kat fazla ulusal politikalar’ uygulamışdır da ondan...

Eğer bu yanıt doğru ise, AB ülkeleri içinde bu gerçeğin ayırdında olan ülkeler yavaş yavaş ‘ulusal politikalar’a yönelecekler demektir.

Ve bu yönelim AB’yi, gün gelecek ‘zorla’ birarada tutmanın zor olacağı günlere taşıyacaktır.

İşte, ister AB’nin ‘dağılma süreci’ denilsin, ister AT’tan düşmenin ‘ekonomi politik’teki anlamı denilsin, yaşanmakta olan süreç budur.

Çok daha bilimsel olarak şöyle de formüle edilebilir:

 “Kim ki kendi eşeğine binmekten vazgeçip, elin atına binerse, varacağı yere varmadan düşer”

Habip Hamza ERDEM – 03 Ocak 2016

9
Habip Hamza Erdem / DİYALEKTİĞİN D’Sİ
« Son İleti Gönderen: Habip Hamza Erdem Haziran 24, 2017, 04:51:55 ÖS »
DİYALEKTİĞİN D’Sİ
   Yanılmıyorsam George Gurvitch (1885-1972), Paris’teki Ecole des Hautes Etudes des Sciences Sociales’in kapısına, “Buraya diyalektiği bilmeyen giremez” diye yazdırmış.
   Bence her üniversitenin kapısına asılması gereken bir döviz.
   Gerçi bugünkü EHESS Gurvitch’lerin EHESS’i olmaktan çoktan çıkmış bulunuyor.
   Genelde bir ‘bilimsel kısırlık’ sarmış dünyayı.
   Türkiye’deki ‘Adalet’ tarıtışması da benzer bir kısırlık üzerinden yürütülmekte.
   Sanki on gün öncesine kadar hiç kimse düşünmemiş üzerinde.
   Düşünme yetisini yitirmiş bir toplum yaratmak isteyenler ne denli başarılı olmuşlar, değil mi ama?
   Şimdi önce, biraz diyalektikten sözedelim.
   Geçenlerde bir arkadaşım anlattı: iki torunu varmış. Dedeleri olan arkadaş, Fransa’da yaşıyor olmalarından olsa gerek, biraz da Türkçe sıkıntısı çeken torunlarına kapıyı açık ya da kapalı tutmaları gerektiğini anlatırken, ‘kapı açık mı kapalı mı diye’ soruyor.
   Torunlardan biri ‘açık’ diyormuş diğeri ‘kapalı’.
   Ben de, biraz şaka yollu,’senin torunların diyalektiği kavramışlar’ dedim.
   Çünkü kapı hem açıktır hem de kapalı.
   Hem de aynı anda.
   Şimdi Türkiye’nin ‘Altın yumutlayan tavukları’na gelebilriz.
   Cemil Çiçek, Ali Dibo ve Yozgatın Bozyılanı Türkiye’de ‘Adalet Bakanı’ oldular mı olmadılar mı?
   Herbirinin her eylemi ‘adi’ miydi ‘adil’ mi?
   Şimdi yine ablam ağzıma acı biber sürecek.
   Çünkü bizde ‘aile terbiyesi’ vardır ve ben ne zaman kötü bir sözcük yazsam ablam ağzıma acı biber süreceğini söyler.
   Ne ki, be yine de, bir avuç acı biber yutarak, Alaca Karanlık Partisi’nde görev alan ve hele bakanlık ve başkanlık yapanların, ‘birer altın yumutlayan tavuk’ ve hatta çifte atan birer ‘eşşek’ olduklarını yazmak istiyorum.
   Onların ‘eşşek’liklerini görmeyenlere siz ad bulun o zaman.
   İsterseniz, ‘sayın bakan’ da diyebilirsiniz.
   En ‘soysuz’larına ‘Soylu’, en fenalarına ‘Ala’, en tutsak olanlarına ‘Kurtulmuş’ diyebilirsiniz örneğin..
   Ne de olsa dilin kemiği yok.
   Şimdi de bugünkü konumuz olan ‘Adalet’ kavramına gelelim.
   ‘Adalet mülkün temelidir’ diye güzel bir söz var ve herkes ‘duymuş’tur.
   ‘Adalet kavramı’nın, ‘eşitlik, özgürlük ve adalet’ dövizinde ayrı bir kavram olarak değil ama, her üçünün bir ve aynı kavram olduğu üzerinde düşünmüş kaç kişi var Türkiye’de?
   Bir Hikmet Gökalp’ın ‘Devlet-Ulus’ kitapçığında sözedilmiş, bir de bendeniz üzerine az-buçuk düşünmüşümdür.
   Geriye kalan seksen milyonun ‘bilgisi’, sözlük ve ansiklopedi bilgisidir, enternet bilgisidir, yarım bilgidir, eksik bilgidir vesselam.
   Rahat bırakılsam bu yaz tam da bu konuları işleyecektim.
   Ancak bir yandan sekiz-on tavuk ve dört kazım ve öte yandan Türkiye’deki ‘kaz kafalı’larla uğraşmaktan, kendime zaman ayırıp çalışamıyorum.
Şu sıcakta fazla uzatmadan söyleyeyim o zaman: Ben Fetücüler için de PKK’lılar için de ‘adalet’ istiyorum, desem; bizim Hüseyin Çiçek’in torunları gibi, hem hapishane kapılarının  ‘açık’ ve hemde kapalı’ olmasını istiyorum demektir.
Suçları olanların ‘en ağır ceza’lara çarptırılmasını ve suçsuz olanlara da maddî ve manevî tazminat ödenmesini istiyorum demektir.
Ancak bir ‘kaz kafa’, sen Fetöcüler ve PKK’lılardan yana mısın diye soracak kadar ‘kaz kafa’olacaktır.
Senin başına ‘Fetö ve PKK kadar taş düşsün’ demekten başka çare yok.
Bir de ‘emperyalizm emperyalizm’ dedikleri, ve vallahi de billahi de, bu konulardaki bilgileri de sözlük, ansiklopedi ve enternet bilgisini aşmayan sözde ‘çözümlemeler’ var ki, dönüp onu da anlatmak gerekiyor.
‘Adalet Yürüyüşü’ne gelince; bu belki de önce ‘hukuksal adalet’ ya da ‘yargı adaleti’ olarak tasarlanmış olabilir.
Ancak, ben bu yürüyüşün ‘Özgürlük yürüyüşü’n, ‘Eşitlik yürüyüşü’, ‘Bağımsızlık yürüyüşü’, ‘Onurluluk yürüşü’, ‘Yurttaşlık Yürüyüşü’, ‘Cumhuriyet Yürüyüşü’, ‘Türkiye Yürüyüşü’, ‘Türk Yürüyüşü’, ‘Devletine sahip çıkma’, ‘Devletini alçak ve namussuzlardan kurtarma’ ve ‘Devleti fethetme yürüyüşü’ olmasını isterim.
Ve yine ‘kaz kafa’lıların bilmeden kullandıkları “Ulusal Devlet’e geçiş” yürüyüşü olmasını beklerim.
‘Mafya-Tarikat diktatörlüğü’nden ‘Devlet’ini geri alma yürüyüşü de denilebilir.
Son bir tümce de ‘Kürt’ler için olsun: Türkiye’nin Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti içinde hem ‘Kürtlüklerini ve hem de yurttaşlıklarını doyasıya yaşayabilirler, aksi halde sürünen, horlanan ve kıyılan halk olmaktan öteye gidemeyeckelrdir’. Nokta.
‘Adalet’ kavramı için de şöyle diyelim:
Eğer ‘adalet’ sözcüğü ile  salt ‘Yargı adaleti’ anlatılmak isteniyorsa; ‘Hukuk politikanın eşşeğidir’ diye bir sözümüz de var, değil mi?
Politikası ‘eşekçe’ olan bir Devlet’in, ‘hukuk’u şeddeli olur: Eşşekçe..
Tersi de doğrudur; vice versa.
Dolayısıyla ‘hukukta altın çağ’ görmek ile ‘politakada altın bulmak’ bir ve aynı şeyledir.
Fazla söze gerek yok..
Habip Hamza Erdem
10
bir goktasi
gozden kacip dunyaya vuracak


An asteroid is definitely going to hit the Earth, expert warns
Mike Wehner,BGR News Wed, Jun 21 6:47 PM CDT

 
Space is a dangerous place to be, and since the Earth is in space, every living thing on the planet is at risk of eventually feeling its wrath. Asteroids are the most clear and present threat that our Solar System poses to us, and you only need to look at the scars on the Earth, our moon, and other planets in our neighborhood to see exactly how real that danger is. Now, a Queen’s University Belfast researcher is warning that the Earth is definitely going to be hit, it’s just a matter of when.

 
Don't Miss: How to make the Echo and Echo Dot both portable like the Amazon Tap

The expert, Alan Fitzsimmons, points out that an event similar to that of the 1908 meteoroid explosion over the Tunguska region in Russia’s Siberia — which leveled a forest and damaged buildings but didn’t result in any human deaths — could happen again, and if it did happen over a major city, the results would be devastating.

“Astronomers find near-Earth asteroids every day and most are harmless,” Fitzsimmons reportedly said. “But it is still possible the next Tunguska would take us by surprise, and although we are much better at finding larger asteroids, that does us no good if we are not prepared to do something about them.”

It’s a fitting warning as we approach June 30th, which is observed as Astroid Day. On June 30th, researchers and former astronauts will host a live stream to answer questions from the general public which are sourced from social media. You can bet there will be plenty of talk about the potential for collisions with near-Earth objects, so if such a thing interests you, it’s a great time to get the facts straight from the experts.

Related:

Sayfa: [1] 2 3 ... 10

Son İletiler/Konular

HÖKÜMET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 21, 2017, 02:07:12 ÖS]


15 TEMMUZ’UN SİYASÎ AYAĞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 17, 2017, 03:55:43 ÖS]


III.ABDÜLHAMİT’İN AJANDASI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 08, 2017, 06:53:43 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 06, 2017, 07:48:37 ÖS]


HZ ÖMER’İN DEVESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 04, 2017, 12:53:44 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 03, 2017, 05:41:02 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Haziran 29, 2017, 07:05:44 ÖÖ]


AB'DE SONA DOGRU Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 28, 2017, 09:42:54 ÖÖ]


DİYALEKTİĞİN D’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 24, 2017, 04:51:55 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Haziran 23, 2017, 07:03:20 ÖÖ]


DOĞU PERİNÇEK’E Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 19, 2017, 12:53:46 ÖS]


NATO MERMER Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 17, 2017, 02:16:07 ÖÖ]


ERDEMİR Vakfı yöneticilerine dava açıldı. Gönderen: ahmetdursun
[Haziran 16, 2017, 12:46:14 ÖÖ]


MEŞRUİYET’İN M’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 14, 2017, 02:11:14 ÖÖ]


Yargıtay, Erdemir Vakfı’nın üye ve emeklilerinden yapılan kesintilerin hırsızlık Gönderen: ahmetdursun
[Haziran 13, 2017, 01:31:47 ÖS]


Sanki Katar, Türkiye’yi topun ağzına koymak için seçilmiş, elinden geleni... Gönderen: ahmetdursun
[Haziran 07, 2017, 02:09:43 ÖS]


KATAR-MATAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 07, 2017, 12:55:03 ÖS]


III.ABDULHAMİT’İN 18 BRUMERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 29, 2017, 04:40:02 ÖÖ]


Şehit polisin arkadaşının kolunda dikkat çeken ayet. Gönderen: ahmetdursun
[Mayıs 28, 2017, 01:22:49 ÖÖ]


Michael Flynn'ın, lobicilik karşılığında aldığı Yarım Milyon Dolar ... Gönderen: ahmetdursun
[Mayıs 28, 2017, 01:14:25 ÖÖ]


Erdoğangiller’e hediye edilen, 25 milyon dolarlık petrol tankeri, Malta Dosyalar Gönderen: ahmetdursun
[Mayıs 28, 2017, 01:09:04 ÖÖ]


Pazarlama Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 18, 2017, 03:15:10 ÖS]


İT BAYTARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 12, 2017, 06:02:53 ÖÖ]


Paylaşımcılık Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 08, 2017, 02:16:36 ÖS]


AKP’nin yediği haltların sorulularına kim bunların hesabını soracak? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 29, 2017, 02:08:50 ÖS]


MAL MEYDANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 04:11:12 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 26, 2017, 05:16:11 ÖÖ]


ERDOĞAN’I VURACAKLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 24, 2017, 11:38:11 ÖS]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 24, 2017, 06:29:04 ÖÖ]


Ynt: Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 24, 2017, 12:09:35 ÖÖ]


Sait Başer ile Orhun Âbideleri ve Türk Töresi Üzerine Söyleşi Gönderen: PLMPLM
[Nisan 23, 2017, 04:58:35 ÖS]


DUR BAKALIM N’OLCEK ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 20, 2017, 02:12:21 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 18, 2017, 07:13:24 ÖÖ]


HAYIRLI OLSUN ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 17, 2017, 05:36:37 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 14, 2017, 05:04:59 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 12, 2017, 07:25:38 ÖS]


AÇIK MEKTUP Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 10, 2017, 05:16:36 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Nisan 08, 2017, 07:54:54 ÖS]


DEVLET ULUS’A KARŞI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 08, 2017, 03:37:34 ÖÖ]


DEVLET ULUS’A KARŞI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 04, 2017, 02:41:12 ÖÖ]


PARLAMENTARİZMİN P’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 01, 2017, 05:23:41 ÖS]


DEVLET ULUSA KARŞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 30, 2017, 11:15:00 ÖÖ]


URKUN Kirgizistandan bir ses Gönderen: PLMPLM
[Mart 27, 2017, 05:45:34 ÖÖ]


PISIRIKLIK FELSEFESİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 21, 2017, 03:31:55 ÖÖ]


TRUMP ÖĞRETİSİ ve YENİ DÜNYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 19, 2017, 08:44:03 ÖS]


DESTİCİ’NİN TESTİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 16, 2017, 05:07:50 ÖÖ]


Başkaldırma ve Yarışma Gönderen: PLMPLM
[Mart 14, 2017, 11:43:46 ÖS]


SON ABDÜLHAMİT Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 13, 2017, 12:59:22 ÖS]


HOLLANDA-MOLLANDA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 12, 2017, 05:33:20 ÖÖ]


KATİL KUMA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 08, 2017, 07:33:26 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 05, 2017, 07:07:15 ÖS]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 07:40:35 ÖS]


N’OLACAK ŞU IRAK’IN HALİ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 04, 2017, 02:17:40 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 02, 2017, 05:20:46 ÖÖ]


ULUSAL ÖZGÜRLÜK VE ADALET PROGRAMI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 28, 2017, 11:56:51 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 27, 2017, 11:54:46 ÖS]


MODA MİLLİYETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 24, 2017, 01:01:36 ÖÖ]


NEDEN DEĞİL, ‘NASIL’ BİR HAYIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 22, 2017, 01:07:56 ÖÖ]


KRİZİN K’SI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 20, 2017, 12:39:51 ÖÖ]


KRİZİN K’SI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 18, 2017, 03:13:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 11:50:31 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 02:43:04 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 17, 2017, 01:14:00 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 04:59:09 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 16, 2017, 12:42:46 ÖÖ]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 15, 2017, 01:41:35 ÖS]


Ynt: Söz Bakımından, Allah dan daha Doğru Kim Vardır? Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:27:26 ÖS]


Ynt: ABDULHAMİT SEVDASI (III) Gönderen: tolonbey
[Şubat 14, 2017, 08:09:46 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:59:25 ÖS]


Ynt: FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 02:37:37 ÖS]


FRANSA’DA BAŞKANLIK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 14, 2017, 06:49:12 ÖÖ]


BÜYÜTME POLİTİKALARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 09, 2017, 01:51:07 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Şubat 08, 2017, 11:03:36 ÖS]


BOYKOT MU DEDİNİZ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 08, 2017, 04:36:37 ÖS]


ROMANYA’DA NELER OLUYOR ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 07, 2017, 03:07:57 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 06, 2017, 02:43:22 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 04, 2017, 03:37:54 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 09:11:32 ÖS]


SIC SEMPER TYRANNIS Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 02, 2017, 02:16:28 ÖÖ]


TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Şubat 01, 2017, 01:40:59 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 10:00:19 ÖS]


TÜRKİYE’YE BABALIK MI ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 30, 2017, 12:57:01 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 26, 2017, 04:12:44 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 26, 2017, 03:20:16 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 25, 2017, 05:53:17 ÖS]


Ynt: Amerikalik mashhur tarixchi olim Hasan Bulent Paksoy Gönderen: PLMPLM
[Ocak 25, 2017, 02:27:35 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 07:39:39 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 24, 2017, 01:22:30 ÖÖ]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR ? (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 23, 2017, 03:40:40 ÖS]


Ynt: Karlovy Vary sehri 98 yildir reklamini « Mustafa Kemal Ataturk »’le yapiyor. Gönderen: PLMPLM
[Ocak 22, 2017, 08:53:36 ÖS]


FELSEFENİN F’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 22, 2017, 06:42:12 ÖS]


AVRASYACILIK NEDİR NE DEĞİLDİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 21, 2017, 12:12:10 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 20, 2017, 05:36:33 ÖÖ]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: levo57
[Ocak 19, 2017, 05:44:08 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 18, 2017, 10:15:36 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 11:45:56 ÖS]


18 MADDELİK YENİ ANAYASA TASLAĞI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 17, 2017, 04:06:59 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VIII) Kültürel Antroploji ‘Evrimcilik’ düşüncesine karşı çık Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 14, 2017, 12:45:12 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 11:29:35 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 12, 2017, 01:51:44 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 11, 2017, 12:14:25 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ocak 10, 2017, 06:05:33 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 09, 2017, 11:17:27 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 08, 2017, 10:49:34 ÖS]


DİL ÜZERİNE NOTLAR (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 07, 2017, 12:19:03 ÖÖ]


DİL ÜZERİNE NOTLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 06, 2017, 02:40:39 ÖÖ]


MİLLİYETÇİLİK VE MİLLETÇİLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 05, 2017, 12:28:53 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 03, 2017, 01:58:11 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 02, 2017, 01:49:38 ÖS]


"Sokma akıl, dokuz adım gider" Gönderen: PLMPLM
[Ocak 02, 2017, 04:48:06 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ocak 01, 2017, 04:27:12 ÖS]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 31, 2016, 02:41:29 ÖÖ]


BAKIŞ/GÖRÜŞ/GÖRÜNÜŞ (XXIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 30, 2016, 01:24:31 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 09:33:32 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XXI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 28, 2016, 03:00:50 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 27, 2016, 01:35:17 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XIX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 26, 2016, 02:20:36 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 25, 2016, 02:47:09 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 24, 2016, 12:33:18 ÖÖ]


BBBBO (2009) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 21, 2016, 03:26:27 ÖS]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 20, 2016, 06:55:10 ÖÖ]


BAKIŞ-GÖRÜŞ-GÖRÜNÜŞ (XV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2016, 02:01:35 ÖÖ]


Ynt: Humans on Mars (full text attached) Gönderen: PLMPLM
[Aralık 16, 2016, 12:38:33 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2016, 04:18:01 ÖÖ]


BAKIŞ /GÖRÜŞ GÖRÜNÜŞ (XIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2016, 03:03:00 ÖS]